Adana BAM, 1. HD., E. 2020/684 K. 2020/844 T. 14.9.2020

İlgili maddeler: TMK Madde 705, TMK Madde 1025

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN ARA KARARIN

MAHKEMESİ :

DÖRTYOL 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
ARA KARAR

TARİHİ :

03/04/2020

NUMARASI :

2017/30Esas

DAVACI:

K1 – N1

VEKİLLERİ:

Av. K2- A1
Av. K3- A2

DAVALILAR:

1 -K4 – N2- A3

2 -K5 – N3- A4

3 -K6 – N4- A5

4 -K7 – N5- A6

VEKİLLERİ:

Av. K8- A7
Av. K9- A8
Av. K10- A9
Av. K11- A10
Av. K12- A11
Av. K13- A12

DAVALI:

5 -K14 – A13

VEKİLLERİ:

Av. K15- Av. K17- A14
İHBAR
EDEN
:

MALİYE HAZİNESİ – Dörtyol/ HATAY

VEKİLİ:

Av. K16- A15

DAVANIN KONUSU :

Yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil

DAVA TARİHİ :

08/02/2017

DAİRE KARAR TARİHİ :

14/09/2020

KARAR YAZIM TARİHİ :

14/09/2020
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davalı K18 vekili istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacı vekili ilk derece mahkemesine verdiği dava dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın Hatay İli, Dörtyol İlçesi. Özerli Mah/Köy. A16 Mevkiinde kain 35 Pafta. 174 Ada. 2 Parsel sayılarında kısıtlı davacı müvekkil K1’e ait tarla olduğunu, müvekkili K1’in 76 yaşında olduğunu, yaklaşık 40 sene önce portakal bahçesi iken edindiği dava konusu taşınmaz tarlayı 2013 senesinde 9,000.000 TL bedelle satışa çıkardığını, anılan taşınmazın ilk iki sene İskenderun’da bulunan çeşitli emlakçıların (F1 Emlak. F2 Emlak) portföyünde bulunduğunu, ayrıca Payas civarında da bir emlakçıyla görüştüğünü, sonuç alınamaması üzerine daha kurumsal olduğu düşünülerek F3 İskenderun şubesi olan F3 ADA ile anlaşıldığını, taşınmazın bir seneden fazla süredir ve halihazırda F3 ADAportföyünde bulunduğunu, arsanın 8.900.00 TL olan fiyatının yakın zaman önce 7.000.000 Tl’ye düşürüldüğünü, F-5 Karayolu üzerinde bulunan tarlaya, yoldan geçenlerin görebileceği şekilde “Satılık” ibaresi ve ”Telefon numarası” yazılı büyük bir pano asıldığını, arsa satışa çıktığı 2013’ten itibaren geçen 4 seneye yakın süre içerisinde bazı kişiler talip olmuşsa da ülkedeki ekonomik durgunluğunda etkisiyle herhangi bir anlaşmaya varılamadığını, satılamadığını, müvekkilim K1’in bir dönem arsayla ilgilenen ve komisyonculuk da yapan başka bir emlakçıyı yaklaşık bir hafta önce telefonla aradığını, bahsi geçen emlakçının arsayla ilgilendiği dönemdeki üslubunun çok ötesinde oldukça kaba bir hitap takınarak müvekkili K1’e “Sen sattın o arsayı arama bir daha beni, sesini kaydediyorum bak gibi” anlamsız ve çelişkili ifadeler sarfettiğini, durumdan şüphelenen müvekkil K1’in önce arsasının komşusu olan ve kendisini de tanıyan kişileri arayarak, sonra da tapu müdürlüğünden sordurarak arsasının artık kendisi üzerinde kayıtlı gözükmediğini, arka arkaya yapılan devirlerle el değiştirdiğini öğrenmiş ve dolandırıldığını anlaması neticesinde de taraflarına hukuki destek için başvurduğunu, dava konusu HATAY İli, Dörtyol İlçesi, A17 Mevkii’nde kain 35 Pafta, 174 Ada. 2 Parsel sayılarında kayıtlı taşınmaz hakkında savcılığa intikal etmiş bir dolandırıcılık suçunun da konusunu teşkil etmesinden dolayı ivedilikle Tapu Siciline ihtiyatî tedbir konularak taşınmazın güvence altına alınmasını, mülkiyetin hala müvekkili K1’de bulunuyor olması sebebiyle mahkemece TMK nın 1025 uyarınca tapuda K18 adına yolsuz olarak yapılmış bulunan tescilin iptali ve yeniden taşınmazın müvekkili K1adına tesciline karar verilmesi talep etmiştir.

Davalı K18vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davanın reddine yönelik karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı K4 ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde; kendisinin hiç bir şeyden haberi olmadığını, kimlik bilgilerinin sahtesini çıkarıp adını soyadını kullanarak başkasına ait arsaları sattıklarını, yapılan sahtekarlığın anlaşıldığını, mağduriyetinin giderilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ ARA KARARININ ÖZETİ:

İlk derece mahkemesi tarafından yapılan 03/04/2020 tarihli yargılama sırasında; dava konusu olan taşınmaz hakkında ihtiyati tedbirin genişletilmesinin talep edildiği, yapılan keşif sonucu alınan bilirkişi raporunda dökülen molozların ve alınan malzemenin taşınmaza bir zarar vermediği, molozların taşınma bedelinin 15.000,00 TL olduğunun bildirildiğinin görüldüğünü, dava süresinde taşınmaz üzerinde çalışmaların yapılmasının hak kayıplarına ve yeni hak iddialarına neden olabileceği gibi yeni davaların açımasınada sebeb olabileceğinden ihtiyati tedbirin genişletilmesi talebi kabul edilmekle;

İhtiyati tedbirin kaldırılması talebi davanın tapu iptali ve tescil davası olduğu, taşınmazın aynına yönelik bir dava olduğu, tedbirin genişletilmesinin kaldırılmasının davacı yönünden ileride telafisi güç zararlara yol açma ihtimali bulunduğundan tedbirin genişletilmesi kararının kaldırılması talebinin reddine ilişkin kararının usul ve yasaya uygun olduğu, ihtiyati tedbirin genişletilmesi kararına yapılan itirazların reddine yönelik karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

Davalı
K18 vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin 09.01.2020 tarihli duruşmasında “İhtiyati tedbirin genişletilmesi talebinin kabulü ile dava konusu taşınmaz üzerinden davalı K7 tarafından sınırlı ayni hak ve ayni hak tesisi, bina inşa edilmesi, taşınmaza zarar verecek eylem ve işlemlerde bulunmasında HMK 389 maddesi gereğince geri dönüşü olmayan zararlar doğabileceği anlaşıldığından yasaklanmasına” karar verildiğini, söz konusu kararın yasa ve usule açıkça aykırı olup kaldırılması gerektiğini, mahkemenin yasal dayanağı olan HMK.’nın 389.maddesi; “Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.” şeklinde düzenlendiğini, yerel mahkeme tarafından dava konusu taşınmaz üzerine 08.02.2017 tarihli tensip zaptı ile ihtiyati tedbir şerhi konulduğunu, müvekkilinin taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin sınırlandırıldığını, yapılan yargılama neticesinde toplanan delillere göre davacı tarafından haklılığını ortaya koyacak şekilde yaklaşık ispat kuralının halen gerçekleşmediğini, yargılama aşamasında taşınmazın değer tespitine ilişkin olarak alınan bilirkişi raporları da dahil olmak üzere müvekkilimin kötüniyetli olduğuna dair dosyada somut bir delil bulunmadığını, yerel mahkeme tarafından yasada hiçbir dayanağı olmayan
“ihtiyati tedbirin genişletilmesi” yoluyla henüz yargılama aşamasında olan bir davada müvekkilinin malik olduğu taşınmazı kullanım yetkisinin sınırsız olarak elinden alınması en temel haliyle Anayasa’da düzenlenen mülkiyet hakkının açıkça ihlali olduğunu, dava konusu taşınmaz hakkında tensip zaptıyla teminatsız olarak ihtiyati tedbir kararı zaten verilmiş olmakla davacı tarafın dava sonucunda doğacak herhangi bir zararı mevcut değildir. İhtiyati tedbirin genişletilerek yasada hiçbir karşılığı olmayan”taşınmaza zarar verebilecek eylem ve işlemlerde bulunmaması” gibi bir ihtiyati tedbir kararı verilmesi hukuka olan güveni açıkça zedelediği gibi uygulama alanı da bulunmadığını, 09.01.2020 tarihli duruşmada verilen ihtiyati tedbir kararının genişletilmesi yönündeki
KARARIN KALDIRILMASINA karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:

Dava, TMK. 1025 maddesi uyarınca yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

Davacı vekilinin, dava konusu HATAY İli, Dörtyol İlçesi, A17 Mevkii’nde kain 35 Pafta, 174 Ada. 2 Parsel sayılarında kayıtlı taşınmaz hakkında savcılığa intikal etmiş bir dolandırıcılık suçunun da konusunu teşkil etmesinden dolayı Tapu Siciline ihtiyatî tedbir konularak taşınmazın güvence altına alınmasını, mülkiyetin hala müvekkili K1’de bulunuyor olması sebebiyle mahkemece TMK’nın 1025 uyarınca tapuda K18 adına yolsuz olarak yapılmış bulunan tescilin iptali ve yeniden taşınmazın müvekkili K1 adına tesciline karar verilmesi talep ettiği, yerel mahkemece verilen ara kararda ihtiyati tedbirin kaldırılması talebi davanın tapu iptali ve tescil davası olduğu, taşınmazın aynına yönelik bir dava olduğu, tedbirin genişletilmesinin kaldırılmasının davacı yönünden ileride telafisi güç zararlara yol açma ihtimali bulunduğundan tedbirin genişletilmesi kararının kaldırılması talebinin reddine ilişkin kararının usul ve yasaya uygun olduğu, ihtiyati tedbirin genişletilmesi kararına yapılan itirazların reddine yönelik karar verildiği, kararı davalı K7 vekilinin istinafa taşıdığı görülmektedir.

Bilindiği üzere, hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları,dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle,alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Medeni Kanunun 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023.maddesinin özel hükümleri getirilmiştir. Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarakta tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke M.K.nun 1023. maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddenin 1. fıkrasına göre “Bir ayni hak yolsuz olarak tesçil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde öngörülmüştür.

Ne varki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplam düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı kişilerin devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle “kötü niyet iddiasının def’i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğin den (resen) nazara alınacağı ilkeleri 8.ll.l99l tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.

Ayni hakların doğumu için tescil zorunludur. Yenilik doğurucu bir mahiyeti bulunan tescil yapılmadıkça ayni hak, tasarruf edilebilir nitelik taşımayacağı gibi aleniyet de kazanamaz.

TMK’nın 705/1 maddesi gereğince “Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur.” TMK’nın 705/2 maddesi gereğince de; miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma halleri ile kanunda öngörülen diğer hallerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hallerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.” TMK’nın 1022/2 maddesinde tescilin etkisinin yevmiye defterine kayıt tarihinde başlayacağı açıklanmıştır. Bu şekilde mülkiyet hakkı tescil edilmesi halinde aleniyet kazanarak herkese karşı ileri sürülebilir bir duruma gelir. “…Hemen belirtmek gerekir ki, Türk Hukuku’nda, taşınmaz mülkiyetinin kazanılması için prensip olarak tescil şart kılınmıştır. Nitekim 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 705. maddesine göre, taşınmaz mülkiyetinin kazanılması tescil ile olur.

Öte yandan, Türk Hukukunda tescil ilkesi mutlak değildir. Bazı hukuki sebeplerin varlığı halinde tescil yapılmadan önce de taşınmaz mülkiyeti devredilmiş ve kazanılmış olur. Ancak, tescil prensibinin istisnasından söz edebilmek için bu istisnanın mutlaka kanun tarafından öngörülmüş olması gerekir. Taşınmaz mülkiyetinin tescile dayanmayan kazanımı hallerinin neler olduğu, TMK’nın 705/2 maddesi ile aynı Kanunun 54, 105 ve 599 maddelerinde, kısmen de mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 151. maddesinde gösterilmiştir. TMK’nın 705/2. maddesi gereğince; “Miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma halleri ile kanunda öngörülen diğer hallerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hallerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.” Türk Medeni Kanununun 705/1 maddesi gereğince miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma hallerinde mülkiyet, tescilden önce kazanılır. Bu durumda taşınmaz, tescil ya da şerh edilmiş olan bütün yükleriyle birlikte yeni malike geçer. İyiniyetli olması şartıyla tescilsiz kazanımda bulunan kişiye karşı, kütükten anlaşılmayan bir hak ileri sürülemez, yani TMK m.1023 hükmü bu kişi hakkında da uygulanır. Mülkiyeti tescilsiz olarak kazanan kişi, tescilden önce de bir malikin sahip olduğu bütün hak ve yetkilerden yararlanır fakat bu hak ve yetkiler mülkiyet hakkı tapuya tescil edilmedikçe iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez, çünkü henüz açıklık kazanmış değillerdir. Bu sebepledir ki bu kişinin, tescilsiz kazanmış olduğu mülkiyet hakkını vakit geçirmeden hemen tescil ettirmesinde büyük yarar vardır. Sonradan yapılan tescilin sadece bildirici mahiyeti vardır.

Davacı dava dilekçesinde kendisine ait taşınmazın sahte vekalet ile satılarak davalı adına tapuya tescil edildiğini, tescilin yolsuz olup C. Savcılığına dolandırıldığını belirterek şikayette bulunduğunu tescilin yolsuz olduğunu belirterek tescil ve tedbir istemi ile dava açılmıştır.
6100 Sayılı HMK’nun 389. maddesinde uyuşmazlık konusu hakkında tedbir kararı verilebileceği, devamı maddelere göre ayrıca yaklaşık ispatın aranması, tedbir kararı verilebilmesi için davanın ispatına elverişli delil bulunmasının zorunlu olmaması, istekte haklı olma ihtimalinin mevcut olmasının yeterli oluşu, ihtiyati tedbire karar verilebilmesi için ihtiyati tedbire esas olan bir hakkın bulunması ve ihtiyati tedbirin bir sebebinin mevcut olması gerekliliği, davanın taşınmazın aynına yönelik bir dava olduğu, tedbirin genişletilmesinin kaldırılmasının davacı yönünden ileride telafisi güç zararlara yol açacağı ,yeni uyuşmazlıkların ortaya çıkacağı savcılık soruşturmasının bulunduğu ileride karar verilse bile şartlar değişmiş olacağından kararın infazının mümkün olmayacağı , tedbirin genişletilmesi kararının kaldırılması talebinin reddine ilişkin kararının dosya içeriğine göre taşınmazın mülkiyeti nizalı hale geldiğinden bu durumda verilen tedbirin mülkiyet hakkının ihlali sonucunu doğurmayacağı hal ve şartların değişmesi halinde tedbirin yeniden değerlendirilebileceği bu ndenlerle kararın dosya içeriğine göre usul ve yasaya uygun olduğu, ihtiyati tedbirin genişletilmesi kararına yapılan itirazların reddine yönelik karar verildiği, kararı davalı K7 vekilinin istinafa taşıdığı görülmektedir. Taraflar arasındaki hak ve adalet dengesi birlikte değerlendirildiğinde, HMK’nın 389, 391/son ve 394. maddeleri karşısında tedbir talebinin hukuki ve fiili dayanakları bulunduğundan ve mahkemenin ihtiyati tedbir talebinin kabulüne karar verildiği, dosya içeriğine göre tedbir kararı verilmiş olmakla da dosya içeriğine uygun olmakla davalının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-1 bendi uyarınca reddi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M :

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-
Dörtyol 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 03/04/2020 tarih, 2017/30 Esas sayılı ara kararının, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davacı vekili ile davalılar vekilinin istinaf başvurularının, 6100 Sayılı HMK’nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca,
ESASTAN REDDİNE,

2-
Davalının istinafı reddolunduğundan Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken
54,40 TL istinaf karar harcı peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,

3-
İstinaf eden tarafca yapılan istinaf yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4

Dairemizce celse açılmadan gerekli inceleme yapıldığından taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
5

Kararın, yerel mahkemece taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK’nın 362/1-f maddesi gereğince
KESİN olarak oybirliği ile karar verildi.14/09/2020

  • İlk yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!