Adana BAM, 1. HD., E. 2021/1365 K. 2022/858 T. 30.5.2022

İlgili TBK madde: TBK Madde 237
İlgili madde: TMK Madde 571

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ :

HATAY 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

TARİHİ :

14/04/2021

NUMARASI :

2020/315 Esas, 2021/139Karar

DAVACI:

K1 – N1 – A1

VEKİLLERİ:

Av. K2 – A2
Av. K3 – A3

DAVALILAR:

1 -K4 – N2 – A4

2 -K5 – N3 – A5

3 -K6 – N4 – A6

4 -K7 – N5 – A7

DAVALI :

5 -K8 – N6 – A8

VEKİLİ:

Av. K9 – [16000-00286-39803] UETS

DAVANIN KONUSU :

Tapu İptali Ve Tescil (Muris Muvazaası Nedeniyle)

DAVA TARİHİ :

18/07/2017

DAİRE KARAR TARİHİ :

30/05/2022

KARAR YAZIM TARİHİ :

30/05/2022
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davalı K10 vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacı vekili ilk derece mahkemesine verdiği dava dilekçesinde özetle;

Miras bırakan K11’ün müvekkilinin babası olduğunu, babası adına kayıtlı Hatay İli, Antakya İlçesi, A9 Mahallesi, 171, 418, 431 ve 716 nolu taşınmazları diğer çocukları davalılar K10, K4, K6, K3 ve K7’a devrettiğini, müvekkilin miras bırakanın kız çocuğu olduğunu, miras hakkından yoksun bırakma nedeniyle devirlerin yapıldığını, tapu müdürlüğünden yapılan düzenleyici işlem sonrasında parsel numaralarında değişiklik olduğunu, devri yapılan taşınmazları değerinden düşük bedeller gösterilerek devirlerin yapıldığı beyan ile dava konusu davalılar adına kayıtlı olan taşınmazların müvekkilin hissesi oranında iptali davacı müvekkili adına kayıt ve tesciline karar verilmesi talep edilmiştir.

Davalılar vekilinin ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde ve yargılama sırasındaki beyanında özetle; açılan davayı kabul etmediklerini, davacı tarafın dava dilekçesinde ileri sürdüğü hususların gerçeği yansıtmadığını, yapılan işlemin muvazalı olmadığını, mal kaçırmak maksadı ile yapılmış bir devir olmadığını, satış işleminin gerçek satış ve alım satım olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir. Duruşmada ve verdikleri cevap dilekçelerinde özet ile açılan davanın reddini talep etmiştir.

İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;

Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve taraf beyanlarına göre, davanın muris K11’ün davaya konu taşınmazları çocukları oğulları K10, K4, K6, K3 ve K7’a devir yapması nedeniyle diğer mirasçı davacının muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil talebine ilişkin olduğu, miras bırakanın temlik tarihinde mal satmaya ihtiyacının olmadığı gibi, davalıların da satış bedelinin ödendiğine ilişkin bir belge ibraz edilmediği, miras bırakanın temlik tarihinde gelirinde bir artış bulunmadığı, tüm taşınmazlarını sadece erkek çocuklarına devrettiği ve davalılardan K6 dışındakilerinin tapu iptal tescil yönünden kabul beyanlarının bulunmuş olduğu da gözetildiğinde, miras bırakan tarafından davalılara yapılan temliki işlemin mirasçıdan mal kaçırmak amaçlı ve muvazaalı olduğu, aslında bağışlama kastıyla hareket ettiği bu nedenle yargıtay içtihatı birleştirme kararında vurgulandığı üzere satış irade fesatlığından bağış ise şekil şartını uymadığından geçersiz olduğu, murislerden davacılara verilen yer olmadığı, bu haliyle murislerin paylaştırma amacı da gütmedikleri, raporun davacının iddialarını desteklediği anlaşıldığından davalılar aleyhine açılan tapu iptal tescil davasının kabulüne; dava konusu taşınmazların davalılar adına olan tapu kaydının iptaline, davacının veraset ilamındaki hisseleri oranında adlarına tesciline; davacının 418 ve 716 nolu parseller ile ilgili murisin 3.şahıslardan davalılara yaptığı karşılıksız kazandırmalar ile ilgili tenkis talebinin ise hak düşürücü süre bakımından reddine yönelik karar verildiği, verilen kararın davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinafa taşınarak Dairemize gönderildiği anlaşılmıştır.

Dairemizce yapılan inceleme sonucunda;
30
/11/2020 tarih ve 2020/521 Esas 2020/1240 Karar sayılı ilamıyla; ”
………

Mahkemece Hatay ili, Antakya İlçesi, A9 mahallesi 716 (149 ada 12) parsel, Hatay ili, Antakya İlçesi, A9 mahallesi 418 (139 ada 2) parsel, Hatay ili, Antakya İlçesi, A9 mahallesi 431 (139 ada 1) parsel sayılı taşınmazlarda tapu malikleri üzerinde davacı payı çıktıktan sonra tapu maliki üzerinde İPKA olarak bırakılarak, muristen geçen payın davacının miras hissesine karşılık gelen kısmın tesciline, ret edilen 139 ada 2 parsel, 149 ada 12 parsellerde muristen davalı K10’a geçen 1/4 ve 2/3 payın muristen geçtiği anlaşılmakla bu paylar üzerinden hesaplama yapılması, 139 ada 1 parselde K7’a 2001 yılında muris tarafından devir yapıldığı, 179 ada 12 nolu parselde 2001 de muristen 1/3 er hisse geçtiği anlaşılmakla muristen geçen payda verasete göre davanın payına yönelik tescil kararı verilmesi, parselde malik olmayan davalılara tapuda hisse verilmemesi gerekir iken uygulamaya elverişli olmayan ve tapuda tescili infazı mümkün olmayacak, çelişki oluşturacak şekilde tescil kararı hatalı olup, bu husus Anayasanın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlali sonucunu doğurur.

Belirtilen nedenler ile tarafların itirazlarını da karşılar şekilde tapu kayıtlarına, satış ve devirlerdeki hisselere, mirasçılık belgesine göre tapucu bilirkişilerden ek rapor alınmak sureti ile ek rapor alınması gerekir ise kayıtların incelenmesi ile oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiğinden” gerekçesiyle kararın HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca ortadan kaldırılmasına karar verilmiş ve dosya mahkemesine gönderilmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;

Somut olayda; Mahkemece toplanan delillere ve taraf beyanlarına göre, muris K11’ün davaya konu taşınmazları çocukları oğulları K10, K4, K6, K3 ve K7’a devir yapması nedeniyle diğer mirasçı kızı davacının muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil talep ettiği, miras bırakanın temlik tarihinde mal satmaya ihtiyacının olmadığı gibi, davalıların da satış bedelinin ödendiğine ilişkin bir belge ibraz edilmediği, davalıların kısmi kabullerinin olduğu davacıya genel olarak payını vermeyi kabul ettikleri , bu durumda davalıların 4 tanesinin davaya diyeceklerinin olmadığını beyan ettikleri murisin tüm taşınmazlarını sadece erkek çocuklarına kızı K7’a devrettiği davacı kızına geçen mal varlığı olmadığı devrin muvazaalı ve mal kaçırmaya yönelik olduğu sabittir.

Murisin Hatay ili, Antakya İlçesi, A9 mahallesi 171 (179 ada 12) parsel sayılıtaşınmazı 1/3 hisse ile oğulları K4, K6, K3’e 2001 yılında devrettiği, murisin kendisine ait olan Hatay ili, Antakya İlçesi, A9 mahallesi 431 (139 ada 1) parsel sayılı taşınmazı 1963 yılında edindiği, 2001 yılında K7’a devrettiği, murisin Hatay ili, Antakya İlçesi, A9 mahallesi 418 (139 ada 2) parsel sayılı taşınmazı 1960 yılında 1/4 hissesini K10, 2001 yılında ise diğer 3 oğluna devrettiği, murisin Hatay ili, Antakya İlçesi, A9 mahallesi 716 (149 ada 12) parsel sayılı taşınmazda 1960 yılında 1/3 hisseyi K10 ve 2/3 hisseyi kendi adına edindiği, 2/3 hisseyi 2002 yılında K10’a devrettiği tapu kayıtlarından anlaşılmaktadır.

Bozma ilamında belirtilen hususlar ile tarafların itirazlarını da karşılar şekilde tapu kayıtlarına, satış ve devirlerdeki hisselere, mirasçılık belgesine göre tapucu bilirkişilerden ek rapor alınmış ve 22/02/2021 tarihli ek rapordaki paylar doğrultusunda davanın kabulüne, yönelik karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ:

İstinaf yoluna başvuran davalı K10 vekili dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararının usule aykırılık teşkil ettiğini, dava, müşterek muris davalı müvekkilinin babası tarafından daha önceden adına kayıtlı ve hissedar olarak veya tam malik olarak, maliki bulunduğunu Hatay ili Antakya ilçesi A9 mah. 171, 418, 431 ve 716 parsel sayılı taşınmazların bulunduğu, bu taşınmazları miras hakkından yoksun bırakmak şartıyla erkek çocuklarına devrettiğini, bu delillerin gerçek deliller olmayıp değerlerininde düşük gösterilmek suretiyle davalılar adına kayıt ve tescil ettirildiğini, bu nedenle davacının miras hakkının gasp edildiğini, bu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile hissesi oranın davacı müvekkil adına tapuda ve kayıt ve tescilini talep ve dava ettiğini, eksik ve hatalı yapılan yargılama sonucunda, savunmalarının hiçe sayılarak, geçmiş dönem şartları ve müvekkilinin hakları dikkate alınmadığını, taraflarınca açılmış bulunan tenkis davası, zamanaşımına uğramış olduğunu, çünkü 4721 sayılı MK’nın 571. Md. Göre hak düşürücü süre olan 1 yıllık zamanaşımı süresi dolmuştur. Müvekkilin söz konusu yere malik olması 1960 yılında olmuş ve dava 2017 yılında açıldığını, bu nedenle zamanaşımı süresi yönünde davanın reddi verilmesi gerektiğini, müvekkil, babasının zamanında kendi yerlerini ekerek kazandığı paralar ile ve yine Adana iline gidip orada kazandığı paralar ile söz konusu diğer yerleri satın aldığını, bu aldığı yerler daha önceden ortak olarak maliki bulunduğu yerler olduğunu, murisin o zamanlarda ne bir sosyal güvencesi ne de bir gelirinin bulunmadığını, bu hususlarının dikkate alınmadığını, ailenin en büyük çocuğu olarak müvekkili kardeşlerine babalık eşide annelik yaptığını, mahkemenin bu durumu böyle değerlendirmesi gerekirken, değerlendirilmemesi hukukun korumaya çalıştığı iyi niyet ilkesine aykırı olduğunu, burada müvekkilinin maliki bulunduğu 418 ve 716 parsellerle kardeşlerinin herhangi bir ilgisi ve alakası bulunmadığını, müvekkilin kardeşi K4’in düğününde kalan borçların müvekkili tarafından ödenmesi karşılığında müvekkilin ortak olarak malik bulunduğu 716 sayılı parseli gerçek bir satış ve gerçek değeri ile devredilmiştir. Bu yerler mal kaçırmak için değil yukarıda bahsettiğimiz nedenlerle devredildiğini, aksi durumunda müvekkilin anayasal hakları dahi gasp edilmekte olduğunu, müvekkilin babasının maddi durumunun kötü olması nedeniyle bu yerleri satmak zorunda kaldığını, bu nedenle müvekkiline yapılan satış gerçek bir satış olup, bu husus diğer kardeşlerine sorulmadığını, müvekkilinin maddi durumu her zaman iyi olduğunu, tüm araziler müvekkili tarafından para verilerek alındığını, bu husus mahkemece göz ardı edildiğini, bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan yapılan temlikin gerçek bir yönünün, diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkarılmasına bağlı olduğunu, yine davacının babasının amacı mal kaçırmak olsaydı, neden diğer kızına da pay verdiğini ya da tüm malları devretmemiş olduğu hususları bile davanın haksız olduğunun göstergesi olacağını, her ne kadar tapu işlemi sırasında taşınmazların bedelleri düşük gösterilmiş ise de bu hususun yaygın bir uygulama olduğu ve vergi boyutu açısından bu yönde işlem yapıldığı Yargıtay içtihatlarında bile kabul gördüğünü, bu bağlamda olmak üzere asıl bakılması gereken bedel tapuda yazılı bedel olmadığını, kaldı ki murisin mal kaçırmak maksadıyla, söz konusu taşınmazları devrettiği iddiasının kesinlikle doğru olmadığını, murisin böyle bir amacı olsaydı adına kayıtlı tüm taşınmazları devredeceğini, muris vefat ettiğinde, halen adına kayıtlı birden çok taşınmaz olduğunu, bu nedenle, murisin hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde mal kaçırma amacıyla hareket ettiği kanaatine varılamayacağını, hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru olmadığını, Semenin bir başka ifadeyle malın bedelinin ise mutlaka, para olması şart olmayıp belirli bir hizmet ya da emek de olabileceği kabul edileceği ve açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde miras bırakanın gerek irade ve amacının diğer mirasçılardan mal kaçırma olmadığı, akitte gösterilen bedel gerçek; bedel arasında fahiş fark var ise de, bu hususun tek başına muvazaanın kanıtının sayılamayacağını, açıklanan nedenlerle istinaf taleplerinin kabulüne, HMK 355 Hükmü gereğınce re’sen gözetilecek nedenle istinaf incelemesi yapılarak eksik inceleme neticesinde hüküm kurulmuş olan yerel mahkeme kararının kaldırılmasına ve talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:

Dava, Muris Muvazaası Hukuksal Nedenine Dayalı Tapu İptali ve Tescil, olmadığı takdirde bedelin tenkis istemine ilişkindir.

Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01/04/1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu’nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini mümkün değilse tazminat isteyebilirler.

Bilindiği üzere; mirasçılık ve mirasın geçişi mirasbırakanın ölüm tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir (4722 s. Türk Medeni Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun m. 17). Mirasbırakan 1.1.2002 tarihinden önce ölmüşse 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi hükümlerinin, 1.1.2002 tarihinden sonra ölmüşse 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun ilgili hükümlerinin uygulanması gerekir.

Tenkis (indirim) davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmaların (bağış) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu (inşai) davalardandır. Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul; mirasbırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma (temlik) dışı terekenin tümüyle bilinmesiyle mümkündür. Tereke mirasbırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu malvarlığı kıymetleri ile iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur.

Tenkis davası, mirasbırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre çözülür. Çünkü miras, mirasbırakanın ölümüyle açılır.(TMK. m. 575/1, eMK. m. 517/1) Mirasçılık ve mirasın geçişi, mirasbırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir. (4722 s. YürürlükK. m. 17)

Saklı pay sahibi mirasçılar ve saklı pay oranları, mirasbırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre tespit olunur. Davanın zamanaşımına mı, yoksa hak düşürücü süreye mi tabi olduğu, yine bu tarihe göre saptanır. Davanın açıldığı tarihin (usul hükümleri hariç) uygulanacak maddi hukuk kuralları bakımından birönemi yoktur.

Bilindiği üzere; 4721 sayılı TMK.nun 562/1. maddesinde; “Mirasbırakan, tasarruf edebileceği kısmı aştığında, saklı payı zedelenen mirasçı, iflâsı hâlinde iflâs dairesinin veya mirasın geçtiği tarihte kendisine karşı ellerinde ödemeden aciz belgesi bulunan alacaklıların ihtarına rağmen tenkis davası açmazsa, iflâs idaresi veya bu alacaklılar, alacaklarının elde edilmesi için gerekli olan oranda ve mirasçıya tanınan süre içinde tenkis davası açabilirler.” hükmü yer almaktadır.

Görüldüğü gibi, yasada belirtilen ihtar koşuluna uyulmak suretiyle alacaklılar veya iflas halinde iflas idaresi, saklı payına tecavüz edilen mirasçıya tanınan süre içerisinde tenkis davası açabilirler.

Öte yandan TMK.nun 571/1. maddesinde; “Tenkis davası açma hakkı, mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl geçmekle düşer.” hükmü düzenlenmiştir. Bu hükme göre bir yıllık süre, vasiyetname ile yapılan ölüme bağlı tasarruflarda vasiyetnamenin açıldığı tarihten itibaren, sağlararası teberruda ise, mirasçının saklı payının zedelendiğini öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır. Yasada öngörülen bu süre hak düşürücü nitelikte olup, davalı tarafından ileri sürülüp sürülmediğine bakılmaksızın yargılamanın her aşamasında hakim tarafından kendiliğinden dikkate alınır.

Somut olayda
; davacı vekili, müvekkilinin dava konusu 171, 418, 431 ve 716 nolu taşınmazlar yönünden tüm davalılara yönelik muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil, olmazsa tenkisine karar verilmesi talep etmiştir.

Davalılar vekili, açılan davayı kabul etmediklerini, yapılan işlemin muvazaalı olmadığını, mal kaçırmak maksadı ile yapılmış bir devir olmadığını, satış işleminin gerçek satış ve alım satım olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İstinaf üzerine mahkemenin ilk kararı dairenin 2020/521 Esas 2020/1240 Karar sayılı ilamıyla; Mahkemece Hatay ili, Antakya İlçesi, A9 mahallesi 716 (149 ada 12) parsel, Hatay ili, Antakya İlçesi, A9 mahallesi 418 (139 ada 2) parsel, Hatay ili, Antakya İlçesi, A9 mahallesi 431 (139 ada 1) parsel sayılı taşınmazlarda tapu malikleri üzerinde davacı payı çıktıktan sonra tapu maliki üzerinde ipka olarak bırakılarak, muristen geçen payın davacının miras hissesine karşılık gelen kısmın tesciline, ret edilen 139 ada 2 parsel, 149 ada 12 parsellerde muristen davalı K10’a geçen 1/4 ve 2/3 payın muristen geçtiği anlaşılmakla bu paylar üzerinden hesaplama yapılması, 139 ada 1 parselde K7’a 2001 yılında muris tarafından devir yapıldığı, 179 ada 12 nolu parselde 2001 de muristen 1/3’er hisse geçtiği anlaşılmakla muristen geçen payda verasete göre davanın payına yönelik tescil kararı verilmesi, parselde malik olmayan davalılara tapuda hisse verilmemesi gerekir iken uygulamaya elverişli olmayan ve tapuda tescili infazı mümkün olmayacak, çelişki oluşturacak şekilde tescil kararı hatalı olduğundan kararın kaldırılmasına karar verildiği, mahkemece belirtilen eksiklikler giderilmiş olmakla ,dosya içeriğine göre davacıya muristen geçen herhangi bir taşınmaz olmadığı, murisin 4 oğlu ve diğer kızına 1960, 2001 ve 2002 tarihlerinde devirler yaptığı, mahkemenin kabulünde olduğu gibi muris K11’ün davaya konu taşınmazları çocukları oğulları K10, K4, K6, K3 ve K7’a devir yapması nedeniyle diğer mirasçı kızı davacının muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil talep ettiği, miras bırakanın temlik tarihinde mal satmaya ihtiyacının olmadığı gibi, davalıların da satış bedelinin ödendiğine ilişkin bir belge ibraz edilmediği, davalıların kısmi kabullerinin olduğu davacıya genel olarak payını vermeyi kabul ettikleri, bu durumda davalıların 4 tanesinin davaya diyeceklerinin olmadığını beyan ettikleri murisin tüm taşınmazlarını sadece erkek çocuklarına kızı K7’a devrettiği davacı kızına geçen mal varlığı olmadığı devrin muvazaalı ve mal kaçırmaya yönelik olduğu sabit, olmakla davalı kardeş K10’a 1960 ve 2001 yıllarında yapılan devirlerin bedelsiz olup mal kaçırmaya yönelik olduğu mahkemenin gerekçesinin dosya içeriğine uygun olmakla istinafta ileri sürülen itirazlar yerinde değildir.

Mahkemece yazılı şekilde verilen kabul kararı tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları delillere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, mantıksal ve hayatın olağan akışına uygun, dosyadaki delillerle çelişmeyen tespit ve değerlendirmesine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve re’sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığından istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-1 bendi uyarınca esastan reddine karar vermek gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M :

Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1
-Hatay 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 13/04/2021 tarih ve 2020/315 Esas, 2021/139 Karar sayılı kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı K10 vekilinin istinaf başvurusunun,
6100 Sayılı HMK’nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca,
ESASTAN REDDİNE,

2-
Davalı K10 vekilinin istinafı reddolunduğundan Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken
13.662,00 TL istinaf karar harcından peşin alınan
3.415,50 TL harcın mahsubu ile bakiye
10.246,50 TL harcın istinafa gelen davalı K10’den alınarak Hazine’ye irat kaydına,

3-
İstinaf eden tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,HMK’nın 333. maddesi uyarınca kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,

4-
Dairemizce celse açılmadan gerekli inceleme yapıldığından taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,

5-
Kararın, taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, 6100 Sayılı HMK’nın 361/1 maddesi uyarınca, tebliğden itibaren iki hafta içerisinde,
Yargıtay’da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.30/05/2022

  • İlk yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!