Adana BAM, 3. HD., E. 2019/1432 K. 2020/1135 T. 16.9.2020

İlgili maddeler: TMK Madde 1007, TMK Madde 705

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ :

SAMANDAĞ 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

DAVACI :

K1- A1

VEKİLLERİ:

Av. K2 –
Av. K3 – A2

DAVALI :MALİYEHAZİNESİ

– A3

VEKİLİ:

Av. K4 – A4

DAVA :

TMK 1007’ye dayalı
Tazminat

KARAR TARİHİ :

16/09/2020
GEREKÇELİ KARARIN

YAZILDIĞI TARİH :

17/09/2020
Samandağ 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 10/05/2019 tarih ve 2017/187 Esas, 2017/431 Karar sayılı kararına yönelik olarak istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla Dairemize gönderilen dosyanın yapılan incelemesinde;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının yatırım amaçlı olarak tapu kaydında Yüzölçümü 2697,00 metre kare olarak belirtilmiş olan Hatay ili Samandağ ilçesi A5 mevkiinde bulunan 101 ada 52 parsel sayılı taşınmazı 21/11/2009 tarihinde usulüne uygun olarak düzenlenmiş çaplı tasarruf vesikasına güvenerek2697,00 metre kare olarak satın aldığını, 14/02/2013 tarihinde müvekkilinin tapuya çağrıldığını ve sehven yapılan hata nedeniyle yüzölçümünün 700 m2 03 dm2 olarak düzeltilmesi gerektiğinden bahisle davacıya yeni tapu verildiğini, Bu hususun tapu kaydının incelenmesinde açıkça ortaya çıkacağını, sehven yapılan hata sonrası davacıya ait olan taşınmazın tapu kaydına güven ilkesi gereği yatırım amaçlı aldığı 2697,00 m2 lik gayrımenkulün yüzölçümü 700,03 m2 olarak değiştirildiğini, tapu kaydındaki bu kabul edilemez hata yüzünden 1996,91 m2 için hem fazladan para ödediğini, hemde bu hata yüzünden elinden alındığını, yapılmış olunan bu hata yüzünden davacının n aynı emsal ve değerde başka bir gayrimenkulü yatırım amacıyla almasının da engellendiğini, Keza davacının tapu kaydına güvendiğinden gayrimenkulü 2697,00m2 olarak satın aldığını düşündüğünü, Tapu siciline güvenerek davacının uğradığı zarar dolayısı ile devletin kusursuz sorumluluğu olduğunu, tapu sicilinin önemi ve kişilerin bu sicile olan güven duygularını sağlamak bakımından Medeni Yasa’nın 1007. maddesi ile tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devletin sorumlu olacağı ilkesinin benimsendiğini, 6100 sayılı yasanın 107. maddesi uyarınca toplanacak delillere göre fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davaya konu 1997,03 m2 lik alanın bilirkişilerce belirlenecek değerinin ödenmesi gereken tarihten başlayacak yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesiyle davanın kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:

Mahkemece, davacının davasının kısmen kabulü ile 71.890,92 TL tazminatın talebe bağlılık kuralı gereğince 14/02/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ:

Karara karşı davacı vekili; hüküm kısmında davalı Hazinenin harçtan muaf olmasına rağmen harca hükmedilmesinin bozma sebebi yapılacağından düzeltilmesi gerektiğini, öncelikle alınan bilirkişi raporunda müvekkiline ait taşınmazın arsa vasfını taşıyıp taşımadığının tartışılmadığını, yerel mahkemece haksız ve yersiz olarak davanın arazi metodu ile hesaplanan bilirkişi raporuna riayet edilerek karar verildiğinin ortada olduğundan iş bu kararın kaldırılarak yeniden bir karar verilmesini talep etme gereği doğduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

Karara karşı davalı vekili; dava konusu taşınmazın 3621 sayılı yasa kapsamında kıyı kenar çizgisi içinde kalan yer olduğunu, davacıların kendi mülkiyetlerinde olmayan bir alana yapı yaptıktan sonra bu haksız yapının tazmini için tazminat davası açmalarının genel hukuk kural ve ilkeleriyle örtüşmediğini, bilirkişi raporunda söz konusu taşınmazın kaç yıl süreyle davacıların kullanımında kaldığını ve bu kullanımdan ne kadar gelir elde edilmiş olabileceği hususunda değinilmediğini, haksız yere hükmedilen tazminat miktarından davacıların söz konusu taşınmazı kullanımı neticesinde elde etmiş olabileceği gelirlerin mahsup edilmediğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:

Dava, TMK 1007’ye dayalı tazminat davasıdır.

Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup karar davacı vekili tarafından taşınmazın arsa olduğundan buna göre değer tespitinin yapılması gerektiğini ve harcın yanlış hesaplandığı ileri sürülerek ve davalı vekili tarafından ise taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde olup zaten davalının kullanım hakkı olmayan bir yerde olduğundan davanın reddedilmesi gerektiği ileri sürülerek istinaf edilmiştir.

Davalının istinaf sebepleri yönünden yapılan incelemede;

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere; 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi gereğince, tapu sicilinin yanlış tutulması nedeniyle zarara uğrayan kişinin bütün zararlarından Devlet sorumludur. Tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse, tazminatın miktarı da o kadar olmalıdır. Gerçek zarar; tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı, zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak idiyse, aynı durumun tesis edilebileceği miktarda olmalıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.03.2003 gün ve 2003/19-152 E. – 2003/125 K.; 29.09.2010 gün ve 2010/14-386 E. – 2010/427 K.; 15.12.2010 gün ve 2010/13-618 E. – 2010/668 K. sayılı kararı). Zarara uğrayan kişinin gerçek zararı ise tazminat miktarının belirlenmesinde esas alınacak değerlendirme tarihine göre belirlenecek olup, bu tarih ise zararın meydana geldiği tarihtir.
4721 sayılı TMK’nın 705/2. maddesi uyarınca tapu iptali ve tescil istekli davaların kesinleştiği tarih itibariyle mülkiyet hakkı sona ereceğinden bu tarih itibariyle tapusu iptal edilen gerçek ve tüzel kişilerin zararı oluşacaktır. Dolayısıyla bu tür bir dava taşınmazların mülkiyetinin yitirilmesine ilişkin iptali ve tescil davasının kesinleştiği tarihten sonra açılabileceğinden, mülkiyetin kaybedildiği tarih itibariyle de taşınmazların değerlerinin tespit edilmesi gerekmektedir.

Zararın meydana geldiği tarihe göre de tapusu iptal edilen gayrimenkulün niteliği ve değeri belirlenmelidir. Değerlendirme tarihi itibariyle taşınmazın niteliği arazi ise net gelir metodu yöntemi ile arsa vasfında ise değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması suretiyle gerçek değer belirlenmelidir.

Somut olaya gelince; kıyı kenar çizgisi içinde kalan yerler özel mülkiyete konu olamayacak ise de tapu kütüğünün gerçek kişi dava dışı 3. kişi adına oluşturulduğu, davacının taşınmazları satın alarak davacı adına kayıt oluşturulduğu, bu şekilde tapu sicili hatalı olarak tutulduğundan, TMK’nın 1007. maddesi kapsamında Devletin kusursuz sorumluluğunun bulunduğu ve davacının gerçek zararlarının karşılanması gerektiği kuşkusuzdur. Davacıların zararı, tapu iptali ve tescil kararının kesinleştiği tarihte oluşmuş olup, mahkemece bu tarihin değerlendirme tarihi olarak esas alınması ve bu tarih itibari ile taşınmazın arsa ya da arazi olduğunun belirlenmesi gerekmektedir. Dosya kapsamında hükme esas alınan raporlarda taşınmazın arsa vasfında olduğu ve belirtilen esaslara göre değer hesabı yapılmıştır. Alınan son rapor gerekçeli, denetime elverişli, taşınmazın niteliğine göre emsale göre belirlenmiş ve Yargıtay içtihatlarına uygun düzenlenmiştir. Bu nedenle davalı vekilinin zarardan Hazinenin sorumlu olmadığına ve bedelin hesabına yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.

TMK’nın 1007. maddesine dayalı sorumluluk objektif (kusursuz) sorumluluk olup, 6098 sayılı Borçlar Kanununun 41. ve devamı maddesinde düzenlenen haksız fiil sorumluluğu ile ilgisi bulunmadığından, davacının zararın artışında müterafik kusuru olmadığından tespit edilen zarardan, davacıların taşınmazı kullanımından elde ettiği gelirin düşülerek indirim yapılması talebi yerinde değildir. Bu nedenle davalı vekilinin zarardan indirim yapılmasına yönelik istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle, Mahkemece yapılan tespitler dosya kapsamına, usul ve yasaya uygundur. Bu nedenle davalı vekilinin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.

Davacı vekilinin istinaf sebepleri yönünden yapılan incelemede;

Dava konusu taşınmaz öncesinde 101 ada 14 parsel iken DSİ Genel Müdürlüğünün kamulaştırması sonucu 101 ada 52 ve 101 ada 53 parsel sayılı taşınmazlar oluşturulmuştur.

İş bu arsanın önünden ve davacıya ait kısmından geçen yol için 2013 yılında Samandağ 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 2013/384 Esas 2014/187 Karar sayılı davada arsa olarak değerlendirildiği ve bedel tespiti yapılmış olduğu dosya içerisine sunulmuş olan karar ve bilirkişi raporu mevcuttur. İş bu aynı taşınmaza ilişkin yapılan bedel tespitinin daha önce mahkemeye delil olarak sunulmasına rağmen hesaplama arazi bazında yapıldığı için de davacı hak kaybına uğramıştır. Aynı parsele daha önce arsa olarak değer biçilmiş ve karar Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiğinden taşınmazın arsa olarak değerinin belirlenmesi gerekirken arazi olarak değerinin belirlenmesi hatalı olmuştur. Bu nedenle yeniden rapor alınmıştır.

Bilirkişi heyeti raporunda taşınmazın değeri toplam 158.562,59 TL olarak belirlenmiştir.

Davacı vekilince taşınmazdan DOP düşülmemesi gerektiği belirtilmiş ise de, dava konusu taşınmazın %1000’lik imar uygulaması içinde ve imar parseli olmadığı, emsal parselin ise imar parseli olduğundan DOP düşülmesi gerekmekle bu yöndeki itirazı yerinde görülmemiştir.

Davacı davasını belirsiz alacak davası olarak açmış, 27/06/2018 tarihli dilekçesi ile davacı vekili fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak dava değerini 94.000,00 TL olarak belirlemiştir.

Dairemizce alınan rapordan sonra 02/07/2020 tarihli dilekçesi ile davacı vekili dava değerini 158.562,59 TL olarak belirlediklerini belirtmiştir.

Dava, 4721 sayılı TMK’nın 1007. maddesi uyarınca açılan tazminat davasıdır. Öncelikle; alacak, belirli veya belirlenebilir ise, belirsiz alacak davası açılamaz; ancak şartları varsa kısmî dava açılması mümkündür. Davacı, dava ve bedel arttırım dilekçelerinde davasını belirsiz alacak davası olarak nitelendirmişse de; hukuki nitelendirmeyi mahkeme yapmalı, davanın kısmî dava olduğu düşünülmelidir, bu durumda koşullarının varlığı halinde sonradan ek dava açılabilir. Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin içtihatlarında da belirtildiği üzere, tapu sicilinin yanlış tutulması nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı TMK’nın 1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkin davalar belirsiz alacak davası niteliğinde olmayıp nispi harca tâbi davalardandır. (Yargıtay 20. Hukuk Dairesi’nin 2017/8574 E – 2020/1277 K; 2017/7949 E – 2020/1009 K ; 2017/7571 E – 2020/673 K )

Islah ise, taraflardan birinin usûle ilişkin bir işlemini, bir defaya mahsus olmak üzere kısmen veya tamamen düzeltmesine olanak tanıyan ve karşı tarafın onayını gerektirmeyen bir yoldur. Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 176. ve devam eden maddelerinde ıslah kurumu ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. 176. maddede, davanın her iki tarafının da, yargılama usulüyle ilgili bir işlemini kısmen veya tamamen ıslah edebileceği, ancak aynı dava içerisinde bu yola sadece bir kez başvurulabileceği düzenlenmiştir. Bu itibarla; Dairemizce dava dilekçesindeki talepten sonra yapılan ilk ıslah dilekçesine değer verilerek, bu istekle bağlı kalınarak, Dairemizce alınan rapor sonrası yapılan ıslah işlemi yok sayılarak bu kısım yönünden fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak kararı verilmesi gerekmiştir. İkinci ıslah yok sayıldığından bu miktar yönünden davalı lehine vekalet ücretine de hükmedilmemiştir.

HMK’nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede;

Açıklanan ve benimsenen nedenlerle dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye göre, ilk derece mahkemesince davanın arazi olarak kabul edilerek kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, Dairemizce alınan rapor doğrultusunda taşınmazın arsa olarak kabulü gerektiğinden ilk ıslah dilekçesi dikkate alınarak karar verilmesi gerekmekle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, HMK 353/1-b-2. maddeleri gereği ilk derece mahkemesi kararının yeniden hüküm kurulmak üzere ortadan kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiş olup aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-
Davalı vekilinin yapmış olduğu istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,

2-
Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b/2. maddesi hükmü uyarınca düzelterek yeniden esas hakkında karar verilmek üzere Samandağ 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 10/05/2019 tarihli 2019/100 Esas, 2019/337 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA
,

3-
Davanın KISMEN KABULÜ İLE,
-94.000,00 TL tazminatın taleple bağlılık gereğince 14/02/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına,

4-Davalı kurum harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,

5-Davacı tarafça yatırılan 1.605,00 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,

6-Davacı kendisini vekili ile temsil ettirdiğinden AAÜT’ye göre hesaplanan 12.880,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,

7-Davacı tarafından yapılan davetiye müzekkere gideri 251,23 TL, keşif gideri 1.131,80 TL olmak üzere toplam 1.383,03 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
İstinaf giderleri açısından;

8-Davacı tarafça yatırılan 35,90 TL ile 1.227,71 TL istinaf karar harcı ile 1.105,00 TL tamamlama harçlarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,
9
–
Davacı istinaf aşamasında kendilerini bir vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T’ye göre hesap ve takdir edilen 3.400,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,

10-Davacı tarafından yapılan 1.204,00 TL istinafa dosya gönderme ve bilirkişi ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin yokluğunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361. maddesi gereğince; Dairemizin kararının taraflara tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde kararı veren Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi’ne, yahut temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Hukuk Dairesine veya Dairemize gönderilmek üzere İlk Derece Mahkemesi’ne verilebilecek bir dilekçe ile YARGITAY’A TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere alenen oy birliği ile karar verildi.

  • İlk yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaş — Avukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!