DAVACI:
K1 – N1 – A1
DAVALI:
K2 – N2 – A2
DAVA :
Elatmanın Önlenmesi, Kal ve Ecrimisil
D
AVACI :
K2 – N2 – A2
DAVALI :
K1 – N1 – A1
D
AVANIN KONUSU :
Temliken Tescil (Tapu İptali ve Tescil)
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, taraf vekilleri ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nun 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Asıl davada davacı
K1 vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin A3 Mahallesi, A4 mevkiinde bulunan 143 ada, l62 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, davalının ise müvekkilinin taşınmazının yan tarafında bulunan 143 ada, 935 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, davalının 1999 yılında maliki olduğu taşınmazının bulunduğu alana konut yaptırdığını, yapılan bu konutun 296,43 metrekarelik kısmının müvekkilinin taşınmazı içerisine girdiğini, yine davalının aynı yıllarda müvekkilinin maliki olduğu taşınmazın içerisine ceviz ve kiraz ağaçları diktiğini, odunluk kulübesi yaptığını ve tel örgüyle çevrelediğini ileri sürerek, davalı tarafından yapılan el atmanın önlenmesine ve taşınmazın eski hale getirilmesine, söz konusu taşınmazın davalı tarafça haksız olarak kullanılması sebebiyle taşınmazın tarla bedeli üzerinden hesaplama yapılarak toplam 5.000,00 TL ecrimisilin davalıdan alınarak müvekkiline verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Asıl davada davalı
K2 vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; zaman aşımı itirazında bulunduklarını, müvekkilinin A3 Mahallesi, 143 ada, 935 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, taşınmazına komşu olan satıcı K3’dan doğusu; yol, batısı; K4 arazisi, kuzeyi K5, Güneyi: K6 taşınmazları ile çevrili yerden 350 m² yeri 17.09.1999 Tarihli adi satış sözleşmesi ile şahit ve köy muhtarı huzurunda satın aldığını, müvekkilinin taşınmazında zilyetliğini de teslim aldığını, daha sonra bu sözleşmeye dayanarak K3 aleyhinde tapu iptali ve tescil davası açtığını, 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2002/286 esas, 2003/60 karar ve 04.03.2003 tarihli kararında A3 köyü, 143 Ada, 163 parsel sayılı taşınmazda fen memurunun 27.02.2003 tarihli ek krokisindeki B harfi ile işaretlenen 350 m² yerin davalı K3 adına olan kaydının iptali ile müvekkili K2 adına tapuya kayıt ve tesciline karar verildiğini, müvekkilinin 1999 tarihinde yine taşınmazına komşu parsel maliki K4’ndan taşınmazından 300 m² yeri 17.09.1999 tarihinde düzenlenen adi satış sözleşmesi ile köy muhtarı ve şahitler huzurunda düzenlenen adi satış sözleşmesi ile satın aldığını, satış bedelini ödeyip taşınmazın zilyetliğini teslim aldığını, müvekkilinin satın almış olduğu taşınmaz üzerine ev yaptırdığını, ağaçlar dikip yetiştirdiğini, müvekkilinin iyiniyetli olduğunu ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Birleşen davada davacı
K2 vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; müvekkili K2’nun A3 köyü, 143 Ada, 935 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, müvekkilinin taşınmazına komşu parsel maliki K3’dan A3 köyü, A4 mevkinde bulunan 143 Ada, 163 parsel sayılı taşınmazının 350m²lik kısmını kadastro tespitinden önce muhtar tasdikli adi senet ile satın aldığını, ancak kadastro tespiti sırasında kendisinin köyde bulunmadığından taşınmazın tamamının K3 adına tescil edildiğini, müvekkili K3 aleyhine Kozan 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde Tapu İptali ve Tescil davası açıldığını ve mahkemenin 2002/286 Esas 2003/60 Karar sayılı kararı ile 350m²lik kısmın tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tapuya kayıt ve tesciline ilişkin karar verildiğini, müvekkilinin 1999 tarihinde yine taşınmazına komşu parsel maliki K4’ndan taşınmazının 300m² miktarındaki kısmını 17.09.1999 tarihinde düzenlenen adi satış sözleşmesi ile köy muhtarı ve şahitler huzurunda düzenlenen adi satış sözleşmesi ile satın aldığını, satış bedelini ödediğini ve taşınmazın zilyetliğini teslim aldığını, müvekkilinin satın aldığı taşınmaz üzerine binalar yaptırdığını, ağaçlar diktiğini ve yetiştirdiğini, müvekkilinin iyiniyetli malik olduğunu, müvekkiline ait inşaat ve ağaçların değerinin arazinin değerinden çok yüksek olduğunu, arazinin değerinin düşük olduğunu ileri sürerek davacıya ait dava konusu taşınmazın 300 m²’sininuygun bir bedel karşılığında tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tapuya kayıt ve tesciline, müvekkili adına temliken tesciline, taşınmazın tapu kaydı üzerine 3. şahıslara devir ve temlikinin ölenmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesini, yargılama gideri ve ücreti vekaletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
Birleşen davada davalı
K1vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davacı vekilinin 1999 tarihinde K4’ndan müvekkiline ait 143 Ada, 162 parselin 300 m²lik kısmını K2’nun aldığını iddia etse de söz konusu haricen satış sözleşmesinin mevcut 934 ve 935 parsellere ilişkin olduğunu, 17.09.1999 tarihli satıcısının K4 olduğu sözleşmenin 934 ve 935 parselleri kapsayan 1.090 m²’lik yer olduğunu, müvekkilinin parseline ilişkin herhangi bir satış sözleşmesinin mevcut olmadığını ileri sürerek davanın 6100 sayılı Kanunun 114. maddesinin “h” bendinde düzenlenen hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini beyan etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; asıl davanın, müdahalenin men’i, kal ve ecrimisil talebine ilişkin olduğunu, A3 Mahallesi, 143 ada, 935 parsel sayılı taşınmazın maliki davalının, Kozan İlçesi, 143 ada, 162 parsel sayılı davacıya ait taşınmazın fen bilirkişi raporunda (b) harfi ile belirtilen 162,00 m² kısmına meyve ağaçları dikmek suretiyle müdahale ettiğinin anlaşıldığını, bu müdahalenin men’ine, bu alandaki meyve ağaçlarının kal’ine, kal nedeniyle yapılacak olan giderlerin davalı tarafından karşılanmasına karar vermek gerektiğini, davacı tarafından müdahale edilen ve fen bilirkişi raporunda (a) harfi ile gösterilen kısım yönünden birleşen davada davalı lehine tapuya kayıt ve tescili yönünde karar verildiğinden, davacının müdahale edildiğini iddia ettiği 89,43 m²lik kısım yönünden ise müdahale olmadığından davanın reddine karar vermek gerektiğini, davalının davacının 162,00 m²’lik taşınmazına meyve ağaçları dikmek suretiyle müdahale ettiği anlaşıldığından, 529,73 TL ecrimisil bedelinin davalıdan alınarak davacıya vermek gerektiğini, birleşen davanın ise; TMK’nin 724. maddesine dayalı tapu iptali ve tescil (temliken tescil) talebine ilişkin olduğunu, mahkemece mahallinde yapılan keşif sonucunda alınan 04.12.2017 tarihli bilirkişi raporuna göre, davacıya ait evin krokide (a) harfi ile gösterilen 45,00 m²’lik kısmının davacıya ait taşınmaz içerisinde kaldığını, davalının dava konusu evi kadastro çalışmalarından önce iyi niyetli olarak yaptırdığını, yapının davalının taşınmazına taşan kısmının kıymetinin taşınmazın kıymetinden fazla olduğunu ve taşan kısmın yıkılması halinde evin tamamının yıkılacağını, mahkemece temliken tescil arazi bedeli ve davalının taşınmazında meydana gelen değer kaybının davacı tarafından dosya adına hesap açılarak yatırıldığını, gelen yazı cevaplarından taşınmazın ifrazında da yasal bir engel bulunmadığının anlaşıldığını, TMK’nın 724. maddesinde sayılan koşullar oluştuğundan birleşen davanın ev yönünden (krokide A harfi ile gösterilen kısım) kabulüne, meyve ağaçları (krokide B harfi ile gösterilen kısım) yönünden; arazinin bedelinin, meyve ağaçlarının bedelinden çok yüksek olması nedeniyle TMK’nın 724. maddesinde sayılan koşullar oluşmadığından temliken tescil talebinin reddine, davacının talep ettiği geri kalan 93,00 m²’lik kısım yönünden ise davacı tarafından kullanılan alan tespit edilemediğinden reddine karar karar vermek gerektiğini gerekçe olarak belirtip asıl dava ve birleştirilen dava yönünden davaların kısmen kabul, kısmen reddine yönelik karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
Asıl dosya davacısı-birleşen dosya davalısı
K1 vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin A3 Mahallesi, A4 mevkinde bulunan 143 ada, 162 parsel sayılı tapulu taşınmazı 18.08.2010 tarihinde K4’ndan satın aldığını, davalı K2’nin müvekkiline ait taşınmazın yan tarafında bulunan 143 ada, 935 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, davalı tarafın 1999 yılında maliki olduğu taşınmazının bulunduğu alanda konut yapımına başladığını, aynı yıl inşaatı bitirdiğini, ancak davalı tarafından yapımı tamamlanan konutun 296,43 metrekarelik kısmının müvekkilinin maliki olduğu 143 ada, 162 parsel sayılı taşınmazın bulunduğu alan içerisinde kaldığını, taşınmaza tel çekmek, ağaçlar dikmek ve odunluk yapmak suretiyle eylemli olarak müdahalede bulunulduğunu, müvekkiline ait 143 ada, 162 parsel sayılı taşınmazın 18.08.2010 tarihinde satış işleminin ardından tescil gördüğünü, davalının bu taşınmazda kayıttan ve mülkiyetten kaynaklanan bir hakkı olmadığını, müvekkilinin taşınmazına taşkın olacak şekilde davalının eklenti yapmak suretiyle tecavüzü olduğunun görüldüğünü, bilindiği üzere; başkasının taşınmazına, temelli ve kalıcı nitelikte yapı yapılması durumunda, Medeni Kanunun 684 ve 718. maddelerinin hükümleri gereğince yapı üzerinde veya altında bulunduğu taşınmazın tamamlayıcı parçası (mütemmim cüzü) haline geleceğinden ana taşınmazın mülkiyetine tabi olduğunu, yasa koyucunun bu konumdaki taşınmaz maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişkiyi genel hükümlere bırakmadığını, davalı yapı malikinin iyiniyetli olmadığını, karşı tarafça alındığı iddia edilen yer ile müvekkiline ait 143 ada, 162 parselin ilgisi olmadığını ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile tesciline dair verilen kararın kaldırılarak davalı-birleşen dosya davacısının davasının reddine, buna binaen de dava konusu yerdeki taşkın yapının yıkılarak müvekkilinin yaşadığı hak kaybının ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Asıl dosya davalısı-birleşen dosya davacısı K2 vekili istinaf dilekçesinde özetle; asıl dava yönünden zamanaşımı itirazlarının dikkate alınmadığını, karşı tarafın davasını süresi içinde açmadığını, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkili davalı-karşı davacı K2’nun A3 köyü, 143 Ada, 935 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, müvekkilinin taşınmazına komşu parsel maliki K3’dan A3 köyü, A4 mevkinde bulunan 143 Ada, 163 parsel sayılı taşınmazının 350m²lik kısmını kadastro tespitinden önce muhtar tasdikli adi senet ile satın aldığını, ancak kadastro tespiti sırasında kendisinin köyde bulunmadığından taşınmazın tamamının K3 adına tescil edildiğini, müvekkili K3 aleyhine Kozan 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde Tapu İptali ve Tescil davası açıldığını ve mahkemenin 2002/286 Esas 2003/60 Karar sayılı kararı ile 350 m²lik kısmın tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tapuya kayıt ve tesciline ilişkin karar verildiğini, müvekkilinin 1999 tarihinde yine taşınmazına komşu parsel maliki K4’ndan taşınmazının 300 m² miktarındaki kısmını 17.09.1999 tarihinde düzenlenen adi satış sözleşmesi ile köy muhtarı ve şahitler huzurunda düzenlenen adi satış sözleşmesi ile satın aldığını, satış bedelini ödediğini ve taşınmazın zilyetliğini teslim aldığını, müvekkilinin satın aldığı taşınmaz üzerine binalar yaptırdığını, ağaçlar diktiğini ve yetiştirdiğini, o tarihten bu yana taşınmaz nizasız ve fasılasız müvekkilinin zilyet ve tasarrufu altında olduğunu, müvekkilinin iyiniyetli olduğunu, karşı tarafça açılan asıl davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkili tarafından açılan birleşen dosyada ise davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği kanısını taşıdıklarını, müvekkilinin yaptırdığı bina ve dikip yetiştirdiği ağaçların değerinin arazinin değerinden çok yüksek olduğunu, bu nedenle arazinin mülkiyetinin tapu kaydının iptali ve müvekkili adına temliken tesciline karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduklarını, karşı tarafın Ecrimisil talebinin de hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, müvekkilinin ağaçların meyvasını 3. kişilere satarak bir geçim sağlamadığını, kaldı ki bu konuda hangi tarihler için ne kadar talepte bulunulduğunun da açık olmadığını, mahkemece bu hususların karşı tarafa açıklattırılmadığını, ilk derece mahkemesi kararını asıl davanın kabulü ve birleşen davanın kısmen reddine dair kısımlar yönünden istinaf ettiklerini ileri sürerek kararın ortadan kaldırılmasına, karşı tarafça açılan asıl davanın reddine, birleşen davada müvekkilinin açtığı davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Taraflar arasındaki dava, asıl dava yönünden Elatmanın Önlenmesi, Yıkım ve Ecrimisilistemlerine, birleştirilen dava yönünden ise Temliken Tescil istemine ilişkindir.
Yargıtay kararlarında da belirtildiği şekilde; elatmanın önlenmesi davası, mülkiyet hakkına dayanan ve kaynağını TMK’nın 683. maddesinden alan bir dava türüdür. Müdahalenin men’i davasında amaç, mülkiyet hakkına olan saldırının veya müdahalenin ortadan kaldırılmasıdır. Böylelikle malına haksız olarak müdahalede bulunulan malik, içinde bulunduğu durumdan kurtulmuş olur. Bahsi geçen müdahale maddi olabileceği gibi farklı şekillerde de ortaya çıkabilmektedir.
El atmanın önlenmesi davası açabilmek için dikkat edilmesi gereken bazı hususlar vardır. Bu dava bir eda davası olup taşınmaza haklı bir sebep olmadan kişi el atmış ya da tecavüz etmiş olmalıdır. Davacı olan mutlaka malın maliki ya da zilyeti konumunda olmalıdır.
Müdahalenin men’i davası hukukumuzda geniş bir yere sahiptir. Haksız el atmanın önüne geçebilmek için değişik sebeplerle el atmanın önlenmesi davası açmak mümkündür. Bunlardan bazılarını; malikin, malik olduğu taşınmaza karşı yapılan el atmanın önlenmesi için açılan dava, malikin sahip olduğu malı haksız olarak elinde bulunduran ya da ona saldıran kişiye karşı açılan el atmanın önlenmesi davası, malikin maliki olduğu şeyin doğal ürünlerine karşı yapılmış olan el atmanın önlenmesine karşı açılan dava, malikin karşılaşabileceği sınır tecavüzlerine karşı açabileceği el atmanın önlenmesi davası, malikin arazi kayması nedeniyle vaki el atmalara karşı açabileceği dava, malikin zilyetliğe saldırı olması nedeniyle açabileceği dava ve malikin geçit hakkı sebebiyle el atmalara karşı açabileceği dava, şekilde sıralayabiliriz. Davaların isimleri farklı olsa da hepsinin açılmasının ortak nedeni haksız el atmanın ve tecavüzün ortadan kaldırılmasıdır ve böylece malikin mülkiyet hakkının muhafaza edilmesidir.
Gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup
, 08/03/1950 tarih 22/4 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir. (YHGK’nun 25/02/2004 gün ve 2004/1-120-96 sayılı kararı)
25/05/1938 tarih ve 29/10 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay’ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar.
Hemen belirtilmelidir ki, ecrimisil hesabı uzmanlık gerektiren bir husus olup, taşınmazın niteliğine uygun bilirkişi marifetiyle keşif ve inceleme yapılarak ve taleple bağlı kalınarak haksız işgal tazminatı miktarı belirlenmelidir. Alınan bilirkişi raporu, somut bilgi ve belgeye dayanmalı, tarafların ve hakimin denetimine açık, değerlendirmenin gerekçelerinin bilimsel verilere ve HMK’nun 266 vd. maddelerine uygun olmalıdır.
Bu nedenle, özellikle tarım arazilerinin haksız kullanımı nedeniyle ürün esasına göre talep varsa, bu konudaki resmi veriler, taşınmazın bulunduğu bölgede ekilen tarım ürünlerinin neler olduğu tarım il veya ilçe müdürlüğünden sorulmalı, ekildiği bildirilen ürünlerin ecrimisil talep edilen yıllara göre birim fiyatları ve dekara verim değerleri, hal müdürlüğünden ilgili dönem için getirtilmeli, bölgede münavebeli ekim yapılıp yapılmadığı, taşınmazın nadasa bırakılıp bırakılmadığı tespit edilmelidir.
Eğer, özellikle arsa ve binalarda kira esasına göre talep varsa, taraflardan emsal kira sözleşmeleri istenmeli, gerekirse benzer nitelikli yerlerin işgal tarihindeki kira bedelleri araştırılıp, varsa emsal kira sözleşmeleri de getirtilmeli, dava konusu taşınmaz ile emsalin somut karşılaştırması yapılmalı, üstün veya eksik tarafları belirlenmelidir.
İlke olarak, kira geliri üzerinden ecrimisil belirlenmesinde, taşınmazın dava konusu ilk dönemde mevcut haliyle serbest şartlarda getirebileceği kira parası, emsal kira sözleşmeleri ile karşılaştırılarak, taşınmazın büyüklüğü, niteliği ve çevre özellikleri de nazara alınarak yöredeki rayiçe göre belirlenir. Sonraki dönemler için ecrimisil değeri ise ilk dönem için belirlenen miktara ÜFE artış oranının tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktardan az olmamak üzere takdir edilir.
(Bknz. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2016/18332 Esas, 2017/7471 Karar sayılı ilamı)
Yasal ayrıcalıklar dışında, TMK’nin 684/1 ve 718/2 maddeleri hükümlerine göre, arazinin mülkiyeti ve buna bağlı olan tasarruf hakkı o arazide kalıcı olmak koşuluyla yapılan şeyleri de kapsar. TMK’nin 725. maddesinde bu kuralın istisnalarından birisi düzenlenmiş, böylece muhdesatla arasındaki bağlantı kesilmiş bina sahibine bazı koşulların oluşması halinde ayrılmaz parça niteliğindeki taşkın yapı için üzerinde bulunduğu taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmıştır.
Bunun için, tapuya kayıtlı özel mülkiyete konu bir taşınmaz üzerinde, temelli kalması amacıyla yapılan binanın ayrılmaz parçası yine tapuda kayıtlı üçüncü kişiye ait taşınmaza taşkın yapılmış olmalıdır.
Taşkın inşaat, taşkın yapı ile iki komşu taşınmazı fiilen birleştirmekte, ekonomik bir bütünlük oluşturmaktadır. Bu özelliğinden dolayı taşkın yapıya dayanan temliken tescil isteği taşınmaza bağlı kişisel hak niteliğindedir. Taşılan arazi malikinin devir borcu eşyaya bağlı bir borç olduğundan inşaat maliki hakkını taşılan arazinin her malikine karşı kullanabilir. Yeni malikler de Türk Medeni Kanunu’nun 725. maddesinde belirtilen haklardan yararlanabilecekleri gibi borçlardan da sorumlu olur.
Bu tür davalarda taşkın yapıyı yapan kişinin taşınmazı lehine, taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkı yoksa durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde taşkın yapıyı yapan kimse, taşan kısım için uygun bir bedel karşılığında irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devredilmesini isteyebilir.
TMK’nin 725. maddesine dayanılarak tescil talebinde bulunulabilmesi bazı koşulların varlığına bağlıdır:
a) Birinci koşul, malzeme sahibinin iyiniyetli olmasıdır.
TMK’nin 725. maddesi hükmünden açıkça anlaşılacağı üzere, taşkın yapının bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin yapı sahibine verilebilmesi için öncelikli koşul iyiniyettir. Öngörülen iyiniyetin TMK’nin 3. maddesinde hükme bağlanan sübjektif iyiniyet olduğunda da kuşku yoktur.
Bu kural, taşkın inşaatı yapan kimsenin, elattığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşılık bilebilecek durumda olmamasını ya da taşkın inşaat yapmakta haklı bir sebebinin bulunmasını ifade eder.
İyiniyetin varlığı iddia ve savunmaya bakılmaksızın mahkemece re’sen araştırılmalıdır. Ne var ki, 14.02.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi olay ve karinelerden, durumun özelliklerine göre kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş olduğu açık bulunan taşkın inşaat sahibinin temliken tescil talebinde bulunması mümkün değildir. Çünkü bu gibi durumlarda kötüniyet karşı tarafın ispatı gerekmeden belirlenmiş olur. Ayrıca iyiniyet inşaatın başladığı andan tamamlandığı ana kadar devam etmelidir.
İyiniyet koşulunun gerçekleşmediği durumlarda diğer koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılmasına gerek bulunmamaktadır. (Sübjektif koşul)
b) İkinci koşul, yapı kıymetinin taşılan arazi parçasının değerinden açıkça fazla olmasıdır. (Objektif koşul)
c) Üçüncü koşul ise taşkın inşaat yapanın, taşınmaz malikine bu bedeli ödemesidir.
d) Bu üç koşulun yanısıra, mahkemece iptal ve tescile karar verilebilmesi için taşkın yapının zeminindeki arazi parçasının ana taşınmazdan ifrazının da mümkün olması gereklidir.
(Bknz. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 2016/5954 Esas, 2018/6343 Karar sayılı ilamı)
Kal isteği malzeme sahibi kötüniyetli olsa dahi taşınmaz malikinin mülkiyetindeki arsa üzerine yapılan binanın malik için arzettiği “subjektif değer” belirlenerek bu bedelin davalıya ödenmesi halinde hüküm altına alınmalı aksi taktirde istemin reddine karar verilmelidir. O halde öncelikle binanın yıkımının fahiş zarar doğurup doğurmayacağı yönünde bilirkişiden ek rapor alınmalı, kal’e konu binanın yıkımının fahiş zarar doğuracağının kabulü halinde az yukarıda açıklandığı üzere uygulama yapılmalıdır.
(Bknz. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin
2015/9244
Esas,
2018/1295
Karar sayılı ilamı)
Fahiş zarar kavramı yasalarda tanımlanmamış olmakla birlikte bu kavramın belirlenmesinde yıkımı istenen muhdesatın milli ekonomi için ifade ettiği değer ve inşaatın özellikleri itibarıyla korunması gerekip gerekmediği önem taşır.
Salt binanın rayiç değerinin zeminin değerinden yüksek olması yıkımın aşırı zarar doğuracağını göstermez.
(Bknz. Yargıtay
8.
Hukuk
Dairesi
‘nin
2016/7932
Esas,
2019/11593
Karar sayılı ilamı)
Somut olayda
; asıl davada davacı K1 vekilinin müvekkilinin maliki olduğu taşınmaza, komşu parsel maliki davalının kendi parseline ev yaparken yapının taşırılması sonucu ve müvekkilinin taşınmazı içerisine ceviz ve kiraz ağaçları dikmek, odunluk kulübesi yapıp tel örgüyle çevrelemek suretiyle müdahalede bulunduğunu ileri sürerek davalı tarafından yapılan el atmanın önlenmesine ve taşınmazın eski hale getirilmesine ve ecrimisile yönelik karar verilmesini talep ettiği, birleşen davada ise davacı K2 vekilinin taşkın yapı ve ağaçlar yönünden temliken tescil talebinde bulunduğu, mahkemece her iki dava yönünden kısmen kabul, kısmen reddine yönelik kararın verildiği, taraf vekillerince kararın istinafa taşındığı görülmektedir.
Bilirkişi raporlarında ve belediyeden gelen müzekkere cevabında, birleşen dava dosyası davacısının maliki olduğu taşınmazın, taşan kısmıyla ilgili olarak bu alanın davacıya ait taşınmazdan ifrazının mümkün olmadığının belirtildiği, buna karşın mahkemece ifrazın mümkün olduğu düşüncesiyle taşan kısım yönünden kabul kararının verildiği anlaşılmaktadır.
Türk Medeni Kanununun 725. maddesine dayanarak tescil talebinde bulunulabilmesi için, malzeme sahibinin iyiniyetli olması, yapı kıymetinin taşınmazın değerinden açıkça fazla olması, yapıyı yapanın (malzeme sahibinin), taşınmaz malikine uygun bir bedel ödemesi gerekir. Sayılan bu üç koşulun yanı sıra, yapının bulunduğu arazi parçası davalıya ait taşınmazın bir kısmını kapsıyor ise, iptal ve tescile karar verebilmek için ayrıca bu kısmın ana taşınmazdan ifrazının da mümkün olması gerekir.
Somut olayda ifraza yönelik bu şartın gerçekleşmemesine rağmen kabul kararı verilmesi isabetli değildir.
Yapının, bulunduğu arazi parçasının bir kısmını kapsaması ve bu kısmın ifrazının mümkün olmaması halinde davanın niteliği gereği yapı sahibi arazinin tamamında paydaş da kılınamaz. Davanın, yapının bulunduğu arazi parçasının ifrazının mümkün olmaması nedeniyle reddine karar vermek gerekir.
(Bknz. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin
2009/8286
Esas,
2009/9637
Karar sayılı ilamı)
Birleşen dava yönünden
; ifrazın mümkün olmadığının gözden kaçırılması yasaya uygun değildir.
Asıl dava yönünden
; mahkemece taşkın kısmın kal’inin fahiş zarar doğurup doğurmadığı yönünden inceleme yapılmamıştır.Mahkemece taşkın yapının kal’inin fahiş zarar doğurup doğurmadığı hususunda bilirkişiden ayrıntılı raporun alınmadığı, bilirkişi raporunda bu hususa değinilmediği eksik inceleme ile kararın verildiği anlaşılmaktadır.
Ecrimisilin, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olması nedeniyle iyi niyetli kabul edilen asıl dosya davalısı-birleşen dosya davacısı aleyhine ecrimisile hükmedilmesi de çelişkilidir.
O halde mahkemece asıl dava yönünden yapılması gereken iş, taşkın yapı nedeniyle kal’in fahiş zarar doğurup doğurmadığı hususunun bilirkişiden alınacak ek raporla tespit edilmesi, kal’in fahiş zarar doğurması halinde tazminata yönelik beyanların alınması, ecrimisile yönelik talep yönünden iyiniyetin değerlendirilmesi, birleştirilen dava yönünden ise ifrazın mümkün olmaması nedeniyle temliken tescil talebinin reddine karar verilip verilmeyeceğinin değerlendirip esasa yönelik karar verilmesinden ibarettir.
Bu nedenlerle taraf vekillerinin istinaf başvurularının, 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-a-6 bendi uyarınca, kısmen kabul edilip kararın kaldırılması gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-
Kozan 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 18/07/2019 tarih ve 2016/1633 Esas, 2019/576 Karar sayılı kararına karşı taraf vekillerinin istinaf başvurularının, 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-a-6 bendi uyarınca kısmen KABULÜNE,
2-
İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının
ORTADAN KALDIRILMASINA,
3-
Davanın yeniden görülmesi için
DOSYANIN MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,
4-
Taraflarca yatırılan istinaf peşin karar harcının talepleri halinde kendilerine iadesine,
5-
Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda değerlendirilmesine,
6-
Kararın, yerel mahkemesince taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.27/04/2020
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe