Yargıtay HGK E.2024/773 K.2025/694

İlgili madde: TMK Madde 715

MAHKEMESİ : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2024/816 E., 2024/972 K.

ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 25.01.2024 tarihli ve 2023/7972 Esas, 2024/991 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atma nedenine dayalı muhdesat bedelinin tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı idare vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; Hazineye ait orman arazisi olan Siirt ili Pervari ilçesi Sarıdam köyü 1 01… parsel No.lu taşınmazda yapılan yol çalışmaları nedeni ile arazide bulunan ve müvekkiline ait olan fıstık ağaçlarının yol yapımı sırasında zarar gördüğünü ve bedelin ödenmediğini ileri sürerek 100,00 TL tazminatın faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, yargılama sırasında dava değerini 511.234,74 TL olarak artırmıştır.

II. CEVAP
Davalı idare vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın mülkiyetinin orman vasfıyla Hazineye ait olması nedeniyle muhdesatların da mülkiyetinin Hazineye ait olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 17.12.2020 tarihli ve 2017/47 Esas, 2020/534 Karar sayılı kararıyla; taşınmazın orman niteliğiyle Hazine adına kayıtlı olduğu, mahalli bilirkişi ve muhtar beyanlarına göre yol çalışması nedeni ile davacıya ait muhdesatın zarar gördüğü, bedeli talep edilen ağaçların insan eliyle dikildiği ya da aşılandığı ve bakımının yapıldığı, el atma tarihine kadar geçen süre içerisinde fıstık ağaçlarının davacı tarafından kullanıldığı, 21.10.2019 tarihli bilirkişi ek raporunda hesaplama yapılarak muhdesat bedelinin belirlenmesinin yöntemine uygun olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 1 01… parsel sayılı taşınmazın fen bilirkişisi raporunda (B) harfi ile gösterilen 12.623, 08… ‘lik alan üzerinde bulunan ve davalı idare tarafından kamulaştırma yapılmaksızın el atılan muhdesatın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine, 511.234,74 TL el atılan muhdesat bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalı idareden tahsiline karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı idare vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 11.05.2023 tarihli ve 2022/708 Esas, 2023/362 Karar sayılı kararıyla; ormanların 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun (2942 sayılı Kanun) 19. maddesine 5177 sayılı Kanun ile eklenen ek fıkrada açıkça ayrık tutulduğu, anılan hükümde sayılan ve farklı bir hukuki statüsü bulunan “sahipsiz yer” kavramının ormanları kapsamadığı, dolayısıyla ormanlar üzerinde, Kanunun tarif ettiği biçimde muhdesat oluşturulması ve bedelinin ödenmesi olanağının bulunmadığı, bu suretle özel mülkiyete konu olamayacak yerdeki muhdesata hukuki değer verilemeyeceği gerekçesiyle davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
”…Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü gerekmektedir.

Dosya kapsamından; davaya konu taşınmazın tesis kadastrosunun 01.10.2009 tarihinde kesinleştiği, 04.07.2019 havale tarihli bilirkişi raporunda ise taşınmaz üzerinde bulunan fıstık ağaçlarının 30/35 yaşında olduğu belirtildiği anlaşılmakla, orman vasfıyla tescil edilen dava konusu taşınmaza tesis kadastrosu öncesi dikilen ağaç bedellerinin davalı idareden tahsiline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi kararın bozulmasını gerektirmiştir
…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; orman niteliğindeki taşınmazın 2942 sayılı Kanun’un 19. maddesinin son fıkrasında belirtilen anlamda başkası adına tapulu taşınmaz niteliğinde olmadığı, ayrıca dava konusu taşınmazın orman vasfı ile tapuya tescilinden önceki niteliğinin yine orman olduğu, bu niteliği nedeniyle orman olarak tescil edildiği, taşınmazın özel mülkiyete konu olacak yerlerden iken vasfı değiştirilerek orman olarak tahsis edilmiş bir yer de olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf mahkemesi kararının Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay 5. Hukuk Dairesi içtihatlarına aykırı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; orman niteliğindeki taşınmaz üzerinde bulunan ve kamulaştırmasız el atılan muhdesat bedelinin tahsili istemine ilişkin eldeki davada, taşınmaz üzerinde meydana getirilen muhdesat bedelinin davacıya ödenip ödenemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 169. maddesi,
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 715. maddesi,
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun (3402 sayılı Kanun) 16. maddesi,
2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun (2942 sayılı Kanun) 19. maddesi,

2. Değerlendirme

1. Konunun açıklığa kavuşturulması için öncelikle ilgili yasal düzenlemelerin incelenmesinde yarar bulunmaktadır.

2. Bilindiği üzere 2942 sayılı Kanun’un “Tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların idare adına tescili ve zilyedin hakları”na ilişkin hükümler içeren 19. maddesi, 24.04.2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanun’un 11. maddesi ile değiştirilmiş; tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların kamulaştırılmalarında, kamu malı olan ve kamulaştırma konusu olamayacak yerlerin kamulaştırılmasının önlenmesi amacıyla, bu tür taşınmaz malların 3402 sayılı Kanun’un 16. maddesinde sayılan yerlerden olup olmadığının ilgili yerlerden sorularak tespit edilmesi külfeti idarelere yükletilmiş; kamu malı olmadıkları belirlendikten sonra, bedel tespiti ve tescil istemiyle mahkemeye başvurulması ve taşınmaz malın idare adına tesciline karar verilebileceği belirtilmiştir.

3. Anılan değişiklikle kamu malları dışında, kamulaştırma konusu olabilecek başkası adına tapulu, sahipsiz ve zilyedi tarafından iktisap edilmemiş yer üzerinde bulunan muhdesat bedelinin zilyedine ödenip ödenmeyeceğine ilişkin bir düzenleme getirilmemiş; uygulamada ortaya çıkan sorunlar da dikkate alınarak 2942 sayılı Kanun’un 4650 sayılı Kanunla değişik 19. maddesine, 26.05.2004 tarihli ve 5177 sayılı Kanunun 35. maddesi ile; “Başkası adına tapulu, sahipsiz ve/veya zilyedi tarafından iktisap edilmemiş yerin kamulaştırmasında binaların asgarî levazım bedeli, ağaçların ise 11 inci madde çerçevesinde takdir olunan bedeli zilyedine ödenir” hükmü eklenmiştir.

4. Açıklanan yasal düzenleme karşısında, zemin malikinden başkası tarafından oluşturulan muhdesatın bedelinin ödenebilmesi için, zeminin başkası adına tapulu, sahipsiz ve/veya zilyedi tarafından iktisap edilmemiş bir yer olması, başka bir anlatımla özel kişilerin mülkiyetine konu olabilecek yerlerden bulunması gerektiği kuşkusuzdur.

5. Bu noktada orman vasfındaki arazinin 2942 sayılı Kanun’un 19. maddesinin ek fıkrasında ayrık tutulup tutulmadığı, anılan fıkrada öngörülen “sahipsiz ve/veya zilyedi tarafından iktisap edilmemiş yer” kavramının ormanları kapsayıp kapsamadığı sorununun çözülmesi gerekmektedir.

6. Devlete ait ormanların, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu ve özel mülkiyete konu olamayacağı Anayasa ve kanunlarda belirtilmiştir.
7. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 169. maddesi, “Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir.

Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.

Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasi propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz.

Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler ile 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında, orman sınırlarında daraltma yapılamaz” hükmüne haizdir.
8. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 715. maddesi, “Sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait mallar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.

Aksi ispatlanmadıkça, yararı kamuya ait sular ile kayalar, tepeler, dağlar, buzullar gibi tarıma elverişli olmayan yerler ve bunlardan çıkan kaynaklar, kimsenin mülkiyetinde değildir ve hiçbir şekilde özel mülkiyete konu olamaz.

Sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait malların kazanılması, bakımı, korunması, işletilmesi ve kullanılması özel kanun hükümlerine tabidir” şeklindedir.
9. 3402 sayılı Kanun’un 16. maddesinde kamu malları; hizmet malları, orta malları, sahipsiz mallar ile genel sular ve ormanlar olmak üzere dört gruba ayrılmıştır. Bu doğrultuda anılan madde; “Kamunun ortak kullanılmasına veya bir kamu hizmetinin görülmesine ayrılan yerlerle Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan sahipsiz yerlerden:

D) Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ormanlar, bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde, özel kanunları hükümlerine tabidir” şeklinde düzenlenmiştir.

10. Yine 3402 sayılı Kanun’un 17. maddesi çerçevesinde koşulların varlığı hâlinde imar ve ihya yolu ile orman sayılmayan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerin, aynı Kanun’un 14. maddesinde yazılı koşulların gerçekleşmesi hâlinde imar ve ihya yoluyla kazanılması mümkün bulunmaktadır. Taşınmaz orman toprağı ise imar ve ihya ile kazanılması mümkün değildir. Zira Anayasa’nın 1 69… . maddeleri gözetilerek ormanların imar ve ihya ile kazanılması yasaklanmıştır.

11. Öte yandan Orman hukuku mevzuatı gereğince orman alanlarına her türlü müdahale yasaklanmıştır. Orman örtüsünün tahrip edilmesi veya herhangi bir orman örtüsü tahrip edilmeksizin dahi olsa orman alanlarının farklı amaçlarla kullanımı işgal ve faydalanma suçunu oluşturur. Böyle bir fiil sonucu ortaya çıkan muhdesat, suça konu şeylerden olup, hiç kuşkusuz suç teşkil eden fiilin hukuken himaye edilmesi düşünülemez.

12. Görüldüğü üzere ormanlar üzerinde, özel hukuk hükümlerine göre hak iktisabına yasal olanak bulunmamaktadır.

13. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu aşılı menengiç ağaçlarının Pervari ilçesi Sarıdam köyü 1 01… parsel sayılı taşınmazda bulunduğu, anılan taşınmazın orman vasıflı olup, orman sınırları içinde kaldığı, kadastro tespitinin 01.10.2009 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.

14. Bu nedenle ormanların 2942 sayılı Kanun’un 19. maddesine 5177 sayılı Kanun ile eklenen ek fıkrada açıkça ayrık tutulduğu, anılan hükümde sayılan ve farklı bir hukuki statüsü bulunan “sahipsiz ve/veya zilyedi tarafından iktisap edilmemiş yer” kavramının ormanları kapsamadığı, dolayısıyla ormanlar üzerinde, Kanunun tarif ettiği biçimde muhdesat oluşturulması ve bedelinin ödenmesi olanağının bulunmadığı anlaşılmaktadır.

15. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; taşınmaz üzerinde bulunan fıstık ağaçlarının bilirkişi kurulu raporuna göre 30-35 yaşlarında olduğu, orman vasfıyla tescil edilen dava konusu taşınmaza kadastro tespiti öncesi dikilen ağaç bedellerinin davalı idareden tahsilinin istenebileceği, bu nedenle direnme kararının bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

16. Öte yandan benzer bir olayda Anayasa Mahkemesi her ne kadar (29.05.2019 tarihli ve 2016/58283 sayılı Mehmet Emin Öztekin Başvurusu), başvurucunun orman niteliğindeki taşınmaz üzerinde 20-30 yaşlarında fıstık ağaçları yetiştirdiği, bu kullanım nedeniyle Hazinenin, başvurucuyu taşınmazdan tahliye ettirmediği ve başvurucunun taşınmazdaki kullanımı nedeniyle ecrimisil bedeli de tahsil etmediği, böyle bir durumda başvurucunun kamu makamlarının uzun bir süre boyunca devam eden edilgen tutumlarının bir anda değişebileceğini öngörmesini beklemenin hakkaniyete aykırı olacağı gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmişse de, Hukuk Genel Kurulunun süregelen içtihatlarında (27.09.2022 tarihli ve 2022/5-3 98… /1154 Karar; 03.05.2006 tarihli ve 2006/5-2 27… /265 Karar) orman ve mera üzerinde, Kanunun tarif ettiği biçimde muhdesat oluşturulması ve bedelinin ödenmesi olanağının bulunmadığına karar verilmiştir.

17. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi ihlal kararlarının objektif etkisi, benzer nitelikteki ihlallerin önlenmesi amacına hizmet etse de, anılan Anayasa Mahkemesi kararı Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmelerde kapsamlı bir biçimde ele alınmış, sayın Çoğunluk tarafından böyle bir fiil sonucu ortaya çıkan muhdesatın suça konu şeylerden olduğu, suç teşkil eden fiilin hukuken himaye edilmesinin düşünülemeyeceği ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun istikrarlı içtihatları karşısında Anayasa Mahkemesinin 29.05.2019 tarihli ve 2016/58283 sayılı bireysel başvuru kararının eldeki dava yönünden objektif etkisi kapsamında karar verilmesi mümkün görülmemiş, belirtilen gerekçelerle yerleşmiş uygulama ve ilkeler nazara alınarak karar verilmiştir.

18. Hâl böyle olunca mahkemece verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığından, usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekir.

VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,
Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın HMK’nın 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
İlk görüşmede yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 12.11.2025 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

  • İlk yayınlanma tarihi: 06 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!