Yargıtay HGK E.2024/327 K.2025/611

İlgili madde: TMK Madde 1000

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2023/1140 E., 2023/1424 K.

ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 28.03.2023 tarihli ve 2022/4201 Esas, 2023/1815 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki mükerrer kadastronun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine ve davalı lehine maktu vekâlet ücreti takdirine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı Hazine vekili dava dilekçesinde; 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 22/a. maddesi kapsamında yapılan çalışma sonucunda mülkiyeti Hazineye ait Çankırı ili, Kızılırmak ilçesi, … Köyünde bulunan 918 parsel sayılı taşınmazın Çorum ili Sungurlu ilçesi … Köyü 678 parsel sayılı taşınmaz ile mükerrerlik oluşturduğu ve dava açılmadığı taktirde 918 sayılı parselin iptal edileceğinin Kızılırmak Tapu Müdürlüğünün 07.12.2015 tarihli yazısı ile bildirildiğini, taşınmazın hükmen tescil yoluyla oluştuğunu, kadastro tespitinin de daha önce yapıldığını ileri sürerek Kızılırmak Tapu Müdürlüğünün işleminin iptali ile 918 parsel numaralı Hazine taşınmazının aynen kalarak Çankırı Tapulama Mahkemesinin 1975/411 Esas ve 1982/460 Karar sayılı ilâmındaki gibi devamına karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; müvekkillerine ait dava konusu 678 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin davacı Hazine adına kayıtlı 918 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinden önce yapıldığını ve kesinleştiğini, Hazine adına kayıtlı taşınmazın Tapulama Mahkemesi kararı ile tescili yapılmış olsa dahi kadastro tespitinden bu yana 40 yıllık bir sürenin geçmesi nedeniyle zamanaşımı definde bulunduklarını, müvekkillerine ait 678 parsel sayılı taşınmazın kadastrosunun daha önce yapılması nedeniyle müvekkillerinin haklarının korunması gerektiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Çankırı 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 11.02.2021 tarihli ve 2016/187 Esas, 2021/77 Karar sayılı kararı ile; dava konusu taşınmazlardan Çorum ili, Sungurlu ilçesi, … köyünde kain 678 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin davacı Hazineye ait Çankırı ili, Kızılırmak ilçesi, … Köyünde kain 918 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinden önce yapılması nedeniyle davacı Hazine adına kayıtlı 918 parsel sayılı taşınmaz yönünden yapılan kadastronun mükerrer olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 17.02.2022 tarihli ve 2021/714 Esas, 2022/260 Karar sayılı kararı ile; davalı tarafa ait … köyünde kain 678 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespit tarihinin 08.05.1970, tescil tarihinin ise 12.03.1975 olduğu, davacı Hazine adına kayıtlı … köyünde kain (589 parselden ifrazen oluşan) eski 918 (yeni 1 18… ) parsel sayılı taşınmazın kadastro tespit tarihinin 09.09.1970, tescil tarihinin 14.10.1983 olması nedeniyle daha sonra tespiti yapılmış olan eski 918 parsel sayılı taşınmazla ilgili yapılan kadastronun ikinci kadastro niteliğinde olduğu, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 22/1. maddesi gereğince tüm sonuçları ile geçersiz olduğu ve açıklanan bu gerekçe ile davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı ancak davanın reddine karar verildiği ve davanın niteliğine göre davalı yararına karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre maktu vekâlet ücreti takdir edilmesi gerektiği hâlde hatalı değerlendirme ile nispi vekâlet ücretine hükmedilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle Hazine vekilinin bu yöne ilişkin istinaf başvurusunun kabulüne, HMK’nın 353/1-b/2. maddesi uyarınca davanın reddi ile davalı lehine maktu vekâlet ücreti takdirine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.

2. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 28.03.2023 tarihli ve 2022/4201 Esas, 2023/1815 Karar sayılı kararı ile;
“… Eldeki davada, davalılara ait 678 sayılı taşınmazın kadastrosu daha önce (08.05.1070) yapılarak, kadastro tutanağı 12.03.1975 tarihinde kesinleştiğine, davacı Hazineye ait 918 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespiti ise daha sonra (09.09.1970) yapılıp, 14.10.1983 tarihinde kesinleşmek suretiyle tapuya tescil edildiğine göre, nizalı taşınmaza ilişkin ikinci kadastro işleminin, ilk yapılan kadastro çalışmasının tespit tarihi itibariyle, 3402 sayılı Kanun’un 12/3 üncü maddesinde düzenlenen 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde yapıldığı açıktır. Her ne kadar; kadastro tespiti öncesi nedene dayalı davaların, kadastro tutanağının kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılması gerekmekte ise de; davacı Hazinenin, aleni olan tapu siciline güvenmesi doğal olup, sicile göre de kayıt maliki olduğundan, belirtilen hukuki sebeple açılacak davada hak düşürücü sürenin işletilmesi hayatın olağan akışına aykırı olup sözü edilen sürenin geçtiğinden söz edilemez. Aksi hâlde, yani kadastrosu daha sonra yapılan her bölüm yönünden terkine karar verilecek olması halinde, 3402 sayılı Kanun’un 22/1 inci maddesinde ve 4721 sayılı Kanun’un 1026/2 nci maddesinde, tapu kütüğünden terkine karşı dava açma hakkının düzenlenmiş olmasının bir anlamı olmayacağı ve düzenlemenin işlevsiz kalacağı açıktır. Kadastro çalışmalarındaki amaç, tapu sicillerinin gerçek durumu yansıtması olduğuna göre, sicildeki hakkın kime ait olduğunun doğru olarak belirlenmesi gerekir. Bu duruma göre, mükerrerliğin giderilmesi amacıyla açılan eldeki dava, artık çifte tapuyu önleme maksadına yöneliktir. Dolayısıyla, yukarıdaki açıklamalar, birinci kadastronun kesinleşmesinden sonra işlemeye başlayan hak düşürücü sürenin dolmasından önce ikinci kadastronun yapılıp kesinleşmesi haline ilişkin olup, hak düşürücü süre dolduktan sonra ikinci kez kadastro yapılması halinde ise, hak düşürücü süre dolacağı için dava açma olanağı bulunmayacağı kuşkusuzdur. Yukarıdaki açıklamalar ışığında, davacı Hazine hakkında hak düşürücü süre hükümlerinin uygulanması mümkün bulunmamaktadır. Bu durumda Mahkemece, hukuki durumun (mülkiyet hakkının taraflardan hangisine ait olduğunun) ilk kadastro çalışmasına ait tespit günü esas alınarak belirlenmesi gerekir.

Hal böyle olunca; Mahkemece, davanın esasına girilerek, tarafların iddia ve savunmalarına ilişkin tüm deliller toplanıp değerlendirilmek suretiyle, mükerrer kadastro gören nizalı 918 parsel sayılı taşınmazın, ilk önce kadastrosu yapılan 678 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin yapıldığı 08.05.1970 tarihi itibariyle kime ait olduğu belirlenmelidir.

Bölge Adliye Mahkemesince bu hususlar göz ardı edilerek ve hatalı değerlendirme yapılmak suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup, temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Kadastro Kanununun 22. maddesinde her iki kadastrodan hangisinin isabetli olduğunun araştırılması ya da gerçek hak sahibinin araştırılması gibi bir yol öngörülmediği ve davacıya kadastrodan önceki mülkiyetin ispatı gerektiği yönünde bir yükümlülük yüklenmediği, bu madde hükmünün uygulanabilmesi için bir yerde iki kadastronun yapılmış olmasının yeterli görüldüğü, ikinci kadastronun da kesinleşmiş olması nedeniyle ikinci kadastrodan itibaren on yıl geçtikten sonra buna itiraz edilemeyeceği yönünde bir düzenlemeye yer verilmediği, kadastro tespitine itiraz davalarında söz konusu olan on yıllık hak düşürücü sürenin burada uygulanamayacağı, davalılara ait taşınmazın tespit tarihinin 08.05.1970, davacı Hazine taşınmazının tespit tarihinin ise 09.09.1970 olduğu, aradan uzun zaman geçtiği, böylece mülkiyetin ispatının zor hâle geldiği gibi devlet eliyle yürütülen kadastro çalışmalarında meydana gelen aksaklıktan ilk kadastro sonucu oluşan tapu malikleri aleyhine bir durum oluşmasının mülkiyet hakkını ihlâl edeceği, usule uygun yapılıp itiraz olmaksızın kesinleşen kadastro tespitinin yok sayılarak bütün tespit işlemlerinin yeni baştan yapılmasının yasalar ve hakkaniyete uygun bulunmadığı, kaldı ki 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesi gereğince her iki kadastronun kesinleştiği tarihten itibaren dava tarihine kadar on yılı aşkın süre geçmiş olması nedeniyle artık mülkiyet ihtilafının çözümüne gidilemeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; … Köyü 678 sayılı parselin kadastro tutanağının 12.03.1975 tarihinde kesinleştiğini, bu tarihte tapulama mahkemesinde Hazine taşınmazı hakkında görülmekte olan 1975/411 Esas sayılı davanın devam ettiğini, dolayısıyla söz konusu kadastro işleminin kesinleştirilmesinin hukuken ve usulen hatalı olduğunu ileri sürerek, direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesinde düzenlenen on yıllık hak düşürücü süre hükümlerinin davacı Hazine hakkında uygulanıp uygulanmayacağı, buradan varılacak sonuca göre mükerrer kadastro gören nizalı 918 parsel sayılı taşınmazın, ilk önce kadastrosu yapılan 678 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin yapıldığı 08.05.1970 tarihi itibariyle kime ait olduğunun araştırılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk
3402 sayılı Kanun’un 12., 22/1. maddeleri,
4721 sayılı Kanun’un 1000, 1026/2 . maddeleri.
2.Değerlendirme

1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili yasal düzenleme ve kavramların kısaca açıklanması gerekmektedir.
2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1000. maddesinin 1. fıkrasına göre, her taşınmaza kütükte bir sayfa ayrılır. Bu hüküm uyarınca her taşınmazın tapu sicilinde yalnız bir sayfasının olması kuraldır. Tapu sicilinin güvenilirliğini sağlayabilmek için bir taşınmazın birden fazla sayfaya sahip olmaması gerekir. Bahsi geçen bu düzenleme ile tapu sicilinin oluşturulmasında “ayni sistem” adı verilen sistem kabul edilmiş olup, bu sistemin kadastrosu yapılmamış yerlerde uygulama imkânı bulunmadığından ülke topraklarının kadastrosunun yapılması, tapuda kayıtlı olmayan taşınmazların çap kaydının oluşturularak tapulanması çok önemlidir. Bu sistem nedeniyle tapuda kayıtlı bulunan bir taşınmazın tescil yoluyla yeniden tapuya bağlanması hukuken mümkün değildir.

3. Buna karşın aynı taşınmaz için iki ayrı sayfa açılıp, ayrı kişiler adına kaydedilmesi durumunda mükerrer (çifte) tapunun varlığı ortaya çıkar. Mükerrer (çifte) tapu, bir taşınmaz hakkında kütükte çift sayfanın açılmış olması hâlidir. Bu durumda, birbirine aykırı iki ayrı bilgi içeren tapu kütüğü kendi içinde çelişkiye düşeceğinden, mükerrer olan kayıt yolsuzdur ve yolsuz kaydın düzeltilmesi gerekir. Aksi hâlde, mükerrer kayıt olgusunun devam ettirilmesi devletin doğru sicil oluşturma ilkesine aykırı düşecektir.

4. Mükerrer kayıtla ilgili olarak, Tapu Kayıtlarından Hukuki Kıymetlerini Kaybetmiş Olanların Tasfiyesine Dair 1515 sayılı Kanun’un 2. maddesinde, tapu memurunun bir gayrimenkul için iki veya daha fazla kimseler adına tapuda kayıt yapılmış olduğunu gördüğü, yani çifte tapunun varlığını öğrendiği anda, her iki kayda maliklerin tasarruf yetkisini sınırlamak için geçici tescil şerhi verip, maliklere iki ay içinde durumu aydınlatmak üzere mahkemeye başvurmalarını bildireceği, onların bu süre içerisinde mahkemeye başvurmaması hâlinde ise bizzat tapu memurunun mahkemeden bu çift kayıtlardan hangisinin geçerli olacağı hakkında bir karar vermesini isteyeceği düzenlenmiştir.

5. Ayrıca 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 22. maddesinde de, evvelce tespit, tescil veya sınırlandırma suretiyle kadastro veya tapulaması yapılmış olan yerlerin yeniden kadastrosunun yapılamayacağı, bu gibi yerler ikinci defa kadastroya tâbi tutulmuşsa ikinci kadastronun bütün sonuçlarıyla hükümsüz sayılacağı ve Türk Medeni Kanunu’nun 1026. maddesine göre işlem yapılacağı, süresinde dava açılmadığı takdirde ise ikinci defa yapılan kadastronun tapu sicil müdürlüğünce resen iptal edileceği hüküm altına alınmıştır. Yine, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1026. maddesinde de, bir aynî hakkın sona ermesiyle tescil her türlü hukuki değerini kaybettiği takdirde, yüklü taşınmaz malikinin terkini isteyebileceği, tapu memurunun bu istemi yerine getirmesi hâlinde her ilgilinin, bu işlemin kendisine tebliği tarihinden başlayarak otuz gün içinde terkine karşı dava açabileceği hususu düzenlenmiştir. Kanun koyucu tüm bu yasal düzenlemeler ile aynı taşınmaz hakkında iki ayrı tapu kaydı oluşturulmasını önlemek istemiştir.

6. Mükerrerlik (çifte tapu) durumu, tapulama yani kadastro işleminden kaynaklanabileceği gibi değişiklik işlemleri, idari yoldan tescil, hükmen tescil ya da imar uygulaması gibi işlemlerden kaynaklanabilir.

7. Somut olayda Kızılırmak Tapu Müdürlüğünün 07.12.2015 tarihli yazısı ile … Köyünde 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 22/a maddesi kapsamında yapılan çalışma sonucunda, bu köyde kain 918 parselin komşu … köyünde bulunan 678 parsel ile ikinci kez kadastroya tabi tutulması nedeniyle mükerrerlik oluşturduğu hususu davacı Hazineye tebligat çıkarılarak bildirilmiş, yazıda öncelikle yasal yollara başvurulması, aksi takdirde 678 parselin tespit tarihinin daha önce olması nedeniyle sonradan tespiti yapılan 918 parselin tapudan terkin edileceğinin belirtilmesi üzerine eldeki dava Hazine tarafından 678 parsel maliklerine husumet yöneltilmek suretiyle açılmıştır.

8. Yukarıda içeriği açıklanan Kızılırmak Tapu Müdürlüğünün 07.12.2015 tarihli yazısı, tarafların iddia ve savunmaları ile dosya kapsamı bir bütün olarak dikkate alındığında mükerrer tapu durumunun, diğer bir anlatımla parsellerin geometrisinde ortaya çıkan çakışmalı durumun mükerrer kadastro işleminden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Kadastrodan kaynaklı mükerrerlikler, tapulama ya da kadastro çalışmaları sonucunda veya kadastro mahkemesi kararıyla tespiti kesinleşen taşınmazların geometrilerinde oluşan binmeli durumu ifade etmektedir. Bu çakışmalı durum parselin tamamını kapsayabileceği gibi kısmen de olabilir.

9. Eldeki davada mükerrerlik iddiasına konu Çorum ili, Sungurlu ilçesi, … Köyü çalışma alanında bulunan ve davalılar adına kayıtlı olan 678 parsele ait tespitin 08.05.1970 tarihinde yapıldığı ve 12.03.1975 tarihinde tapuya tescil edildiği, Çankırı ili, Merkez … Köyü çalışma alanında bulunan ve davacı Hazine adına kayıtlı olan 918 parselin ise 589 parselden ifrazen geldiği, kadastro tespit tutanağının 09.09.1970 tarihinde düzenlendiği ve 14.10.1983 tarihinde hükmen tapuya tescil edildiği anlaşılmaktadır.
10. 3402 sayılı Kanun’un 12/3. maddesinde “kadastro tutanaklarında belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz olunamayacağı ve dava açılamayacağı” düzenlenmiş ise de eldeki davada, davalılara ait 678 sayılı taşınmazın kadastrosu 08.05.1970 tarihinde yapılarak, kadastro tutanağı 12.03.1975 tarihinde kesinleşmiştir. Davacı Hazineye ait 918 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespiti ise 09.09.1970 tarihinde yapılarak, 14.10.1983 tarihinde kesinleşmek suretiyle tapuya tescil edilmiştir. Bu durumda ikinci kadastro yoluyla tapu kaydının oluştuğu tarihte, ilk kadastronun kesinleşmesinden itibaren on yıllık hak düşürücü sürenin dolmadığı açıktır. Davacı Hazinenin, aleni olan tapu siciline güvenmesi doğal olup, sicile göre de hak sahibi olduğundan, belirtilen hukuki sebeple açılacak davada hak düşürücü sürenin işletilmesi hayatın olağan akışına aykırı olup sözü edilen sürenin geçtiğinden söz edilemez. Aksi hâlde, yani her hâlde kadastrosu daha sonra yapılan bölüm yönünden terkine karar verilecek olması hâlinde, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 22/1. maddesinde ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1026/2. maddesinde, tapu kütüğünden terkine karşı dava açma hakkının düzenlenmiş olmasının bir anlamı olmayacağı ve düzenlemenin işlevsiz olacağı açıktır. Kadastro çalışmalarındaki amaç, tapu sicillerinin gerçek durumu yansıtması olduğuna göre, sicildeki hakkın kime ait olduğunun doğru olarak belirlenmesi gerekir. Mükerrerliğin giderilmesi amacıyla açılan eldeki dava, artık çifte tapuyu önleme maksadına yöneliktir.

11. Tüm bu açıklamalar karşısında, Mahkemece, davanın esasına girilerek, tarafların iddia ve savunmalarına ilişkin tüm deliller toplanıp değerlendirilmek suretiyle, mükerrer kadastro gören nizalı 918 parsel sayılı taşınmazın, ilk önce kadastrosu yapılan 678 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin yapıldığı 08.05.1970 tarihi itibariyle kime ait olduğu belirlenerek sonucuna göre karar verilmelidir.

12. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 22. maddesi uyarınca evvelce tespit, tescil veya sınırlandırma suretiyle kadastro veya tapulaması yapılmış olan yerler ikinci defa kadastroya tâbi tutulmuşsa ikinci kadastronun bütün sonuçlarıyla hükümsüz sayılacağı, bu hüküm uyarınca kesinleşmiş olması kaydıyla ilk tespit esas alınarak verilen direnme kararının usul ve yasa hükümlerine uygun olduğu ve onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

13. Hâl böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, verilen kararın Özel Daire bozma kararında açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir.

VII. KARAR
Açıklanan sebeple;

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
08.10.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

  • İlk yayınlanma tarihi: 07 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!