MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/183 E., 2025/1031 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Alanya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi (Tük. Mah. Sıf.)
SAYISI : 2022/583 E., 2024/462 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü :
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı tarafından davacıya implant ve kaplama uygulaması kapsamında diş tedavisi uygulanması esnasında, dikkat ve özen yükümlülüğüne, meslek gereklerine aykırı davranılması neticesinde, davacının ciddi ağrıları oluştuğunu ve yüzünün şiştiğini, davalının bu şikayetleri ciddiye almadığını gören davacının, 11.07.2011 tarihinde … Diş Hekimleri Odasına şikayette bulunması üzerine, 05.08.2011 tarihinde düzenlenen bilirkişi raporu ile yapılan işlemin hatalı olduğunun anlaşıldığını, davacının, davalıya toplamda 35.500,00 TL ödeme yaptığını, 2013 yılında çekilen röntgen incelendiğinde, yükleme işleminin geç yapılması ve vidanın yivlerinin uzun süre açıkta kalması neticesinde davacıda kemik kaybı oluştuğunu, yüzünde çökme ve morluklar meydana geldiğini, davacının fizyolojik ve psikolojik olarak ciddi zarara uğradığını belirterek, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevabında, davacının tedavi aldığı polikliniğin …Ağız ve Diş Sağlığı … Ltd. Şirketi tarafından idare edildiğini, davalının ise ilgili şirketin yetkilisi olduğunu, tüzel kişiliğin aşılıp, doğrudan davalının sorumluluğuna gidilmesinin hatalı olduğunu, kaldı ki tedaviyi davalı hekimin yapmadığını, talep edilen alacak kalemleri konusunda hak düşürücü süre ve zaman aşımı itirazlarının bulunduğunu, davacının eksik ve yanlış tedavi olduğu, bu nedenle zarar gördüğü yönündeki iddialarının kabulünün mümkün olmadığını, davacıya tıbbi standartlar ölçüsünde dikkat ve özen yükümlülüğü dahilinde tedavi uygulandığını belirterek, davanın husumet, zamanaşımı ve hak düşürücü süre ile esas yönünden reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi, öncelikle uyuşmazlığın hukuki niteliğine ilişkin olarak inceleme yapmak gerekirse, somut olayda davacının dişlerine implant tedavisi uygulanması konusunda davalı doktor ile anlaşma yaptığı ve davalı doktor tarafından uygulamanın gerçekleştirildiği, böylece, taraflar arasında eser sözleşmesi kurulduğunun anlaşıldığı, taraflar arasındaki akdi ilişki, TBK’nın 470 (BK. m. 355) ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, maddi ve manevi tazminat talep edildiği, davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan 6098 Sayılı TBK’nın 478. maddesi uyarınca yüklenici ayıplı bir eser meydana getirmişse, bu sebeple açılacak davaların, teslim tarihinden başlayarak, taşınmaz yapılar dışındaki eserlerde iki yılın, taşınmaz yapılarda ise beş yılın ve yüklenicinin ağır kusuru varsa, ayıplı eserin niteliğine bakılmaksızın yirmi yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağı, somut olayda, 28.07.2010 tarihinde davacının üst çenesinde implant işleminin başladığı, 13.04.2011 tarihinde protez işleminin gerçekleştirildiği, ilerleyen süreçte davacının ağrıları sebebiyle 11.07.2011 tarihinde Antalya Diş Hekimleri odasından bilirkişi raporu talep ettiği, 05.08.2011 tarihinde alınan raporda, işlemin hatalı olarak gerçekleştirildiği yönünde rapor verildiği, alınan raporda işlemin hatalı olduğu belirtilmişse de, ağır kusurun varlığı anlamında bir tespitin yer almadığı, 05.08.2011 tarihindeki dilekçesinde davacının hekiminden herhangi bir şikayetinin olmadığını belirttiğinin anlaşıldığı, dava konusu işlem 13.04.2011 tarihinde gerçekleşmiş olup, davacının almış olduğu 05.08.2011 tarihli bilirkişi raporunda hatalı işlem olduğu belirtilmişse de, eldeki davanın 27.12.2022 tarihinde ikame edildiği, alınan raporda ağır kusura ilişkin herhangi bir tanı konulmamakla birlikte, aradan geçen 11 yılı aşkın sürede davacının herhangi bir talep veya şikayetinin bulunmadığı, dosya kapsamında alınan 04.01.2024 tarihli bilirkişi raporunda ise, yapılan işlemle ilgili mevcut aşınmanın 12 yıllık süreçte doğal bir durum olduğu vurgulanmakla birlikte, dosya kapsamında ağır kusurun varlığına ilişkin herhangi bir delil veya tespitin bulunmadığının anlaşıldığı, TBK m. 478 uyarınca yüklenici ayıplı bir eser meydana getirmişse, bu sebeple açılacak davaların, teslim tarihinden başlayarak, taşınmaz yapılar dışındaki eserlerde iki yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağı, dosya kapsamında toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporuna göre, ayıplı işin teslimi üzerinden 11 yılı aşkın bir sürenin geçtiği ve davalının zamanaşımı def’ini öne sürdüğünün anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeniyle usulden reddine karar vermiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili, kararın usul ve yasaya aykırı olduğu, davanın hak düşürücü süre veya zamanaşımı doğmadan açıldığı, davalı hekimin ağır ihmali ve kusurunun varlığı söz konusu olduğundan, TBK 478. maddesi uyarınca, 20 yıllık zamanaşımı süresinin dikkate alınması gerektiği, düzenlenen bilirkişi raporlarının da davacının ağır kusurlu olduğunu destekler ve açıklar nitelikte olduğu gibi nedenlerle kararı temyiz etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Taraflar arasındaki hukuki ilişki eser sözleşmesine dayalıdır. Sözleşme tarihi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden öncesine ilişkindir. Eser sözleşmesine ilişkin zamanaşımı kuralları TBK’da ve öncesinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda (BK) kısmen farklı düzenlenmiştir. Bu farklılık nedeniyle zamanaşımı süresi yönünden hangi kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğinin öncelikle belirlenmesi gerekir. Bu konu 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda düzenlenmiş olup, 1. ve 5. madde hükümleri gözetilmelidir.
Bu hükümlere göre:
Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir (md. 1/1).
Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanunu’nda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden başlayarak Türk Borçlar Kanunu’nda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur (md. 5/1).
Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuşsa, hak sahipleri Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak, bu ek süre, Türk Borçlar Kanunu’nda öngörülen süreden daha uzun olamaz (md. 5/2)
Bu hükümlerle birlikte değerlendirdiğimizde 01.07.2012 öncesi tarihli sözleşmeler için başlamış olan zamanaşımı süreleri 818 sayılı BK hükümlerine tabi olmaya devam edecek ise de daha kısa sürede bulunan hallerde 01.07.2012 tarihinden itibaren TBK’daki daha kısa olan süre geçmekle zamanaşımı dolmuş olacaktır.
Kanun’un (BK) 126. maddesinin 1. fıkrasında 4. bent olarak müteahhidin kasıt veya ağır kusuru ile akdi hiç veya gereği gibi yerine getirmemiş ve bilhassa ayıplı malzeme kullanmış veya ayıplı bir iş meydana getirmiş olması sebebiyle açılacak davalar hariç olmak üzere istisna akdinden … bütün davaların 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğu düzenlenmiştir. Hükümde hariç tutulan yüklenicinin kasıt veya ağır kusuru yönünden ise genel zamanaşımı süresi olan TBK 125. maddedeki 10 yıl uygulanacaktır.
Yeni Kanun (TBK) eser sözleşmesi yönünden zamanaşımını 1 47… . maddede düzenlemiştir. Yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi dışında, eser sözleşmesinden … alacaklar 5 yıllık zamanaşımı süresine tabidir (TBK 147/1 bent 6). Yüklenici ayıplı bir eser meydana getirmişse, bu sebeple açılacak davalar, teslim tarihinden başlayarak, taşınmaz yapılar dışındaki eserlerde iki yılın; taşınmaz yapılarda ise beş yılın ve yüklenicinin ağır kusuru varsa, ayıplı eserin niteliğine bakılmaksızın yirmi yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar (TBK 478/1)
Bu durumda BK hükümlerine göre 5 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği, ancak taşınmaz yapılar dışında bir eser söz konusu olduğundan 01.07.2012 tarihinden sonrası için TBK’da daha kısa olarak düzenlenen 2 yıllık süre dolmuş ise zamanaşımının dolmuş sayılacağı, ağır kusur hali için ise yeni Kanundaki 20 yılın değil önceki kanundaki 10 yıllık sürenin uygulanması gerektiği açıktır.
Zamanaşımının başladığı teslim tarihi olarak, üst çene protez yapımının gerçekleştirildiği 13.04.2011 tarihi esas alındığında 5 yıllık süre 13.04.2016 tarihinde dolmaktadır. Ancak 01.07.2012 tarihinden itibaren 2 yıllık süre daha erken olarak 01.07.2014 tarihinde dolmuştur.
Ağır kusur yönünden ise 13.04.2011 tarihinde başlayan 10 yıllık süre 13.04.2021 tarihinde dolmuştur. Dava ise süreler dolduktan sonra 27.12.2022 tarihinde açılmış olduğundan davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerekmektedir.
Mahkemece, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi sonucu itibariyle doğru ise de yukarıdaki gerekçelerle karar verilmesi gerekirken, tümüyle TBK hükümlerine dayanılmak suretiyle yazılı gerekçelerle karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekir ise de, bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK 370/2. madde gereğince gerekçesi yukarıdaki şekilde düzeltilmek suretiyle hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davacı vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE,
2.Yukarıda açıklanan nedenlerle, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
3.Sonucu itibariyle doğru olan İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinin değiştirilerek ve DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
05.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe