MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/602 E., 2023/123 K.
BİRLEŞEN İSTANBUL 16. AHM 2019/88 E. SAYILI DOSYASI
KARAR : Asıl Davanın Reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2014/417 E., 2020/199 K.
İlk derece mahkemesince; arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı asıl ve birleşen alacak davalarında, sözleşmeye göre verilmesi gereken 4. kat 8 numaralı daire yerine, 3. kat 7 numaralı dairenin tahsis edildiği, sözleşmede belirtilen katın bir alt katı olması nedeniyle dairede değer eksikliği yaratacağı, müteahhidin Kültür Tabiat Koruma Kurulu kararı gereği imara yasak olduğu yönündeki mücbir sebebe dayanmasının mümkün olmadığı, oluşan zarardan mesleki bilgi ve tecrübesi nedeniyle müteahhidin sorumlu olduğu gerekçesiyle, asıl ve birleşen davaların kabulüne karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesi kararına karşı asıl ve birleşen davada taraf vekillerinin istinaf yoluna başvurulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi tarafından birleşen davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun, dava konusu taşınmazın teslim edildiği tarihten itibaren 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolmuş olduğu, birleşen davanın bu tarihten sonra açılmış olduğu anlaşılmakla zamanaşımı def’i nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, başvurunun esastan kabulü ile mahkeme kararın kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında karar verilmesine, birleşen davanın reddine karar verilmiş; asıl ve birleşen davada davacılar vekili ve asıl davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun ise mesleki bilgi ve tecrübesi nedeniyle yüklenici tarafın mücbir sebebe ilişkin savunmasının yerinde olmadığı ve zararını tazmin etmesi gerektiği gerekçesiyle, asıl davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, asıl davada dava dilekçesinde mevcut olmayan faiz talebinin dikkate alınamayacağı, birleşen dava dilekçesinde dava tarihinden itibaren yasal faiz talebi mevcut ise de birleşen davanın zamanaşımı def’i nedeniyle tümden reddine karar verilmesi gerektiğinden buna yönelik istinaf itirazının bu sebeple reddi gerektiği gerekçesiyle, asıl ve birleşen davada davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine verilmiştir.
Bu karara karşı süresinde asıl davada davalı vekilince süresinde temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
İlk derece mahkemesince asıl davanın kabulüne ilişkin karara karşı asıl davada davalı vekilince yapılan istinaf başvurusu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesince mesleki bilgi ve tecrübesi nedeniyle yüklenici tarafın mücbir sebebe ilişkin savunmasının yerinde olmadığı ve zararını tazmin etmesi gerektiği, mahkemece verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, ancak yeniden esas hakkında kurulan hükümde ise ilk derece mahkemesi gibi karar verilmiştir.
6098 sayılı TBK’nın 136. maddesindeki düzenlemeye göre; borcun ifası borçlunun sorumlu tutulmayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erecektir. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık nedeniyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan zararın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar bu hükmün dışındadır. Burada tanımlanan, sonradan ortaya çıkan kusursuz imkânsızlık halidir.
TBK 136. maddenin ikinci fıkrasında da ” borçlu ifanın imkânsızlığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür ” denilmek suretiyle, sonradan çıkan kusursuz imkânsızlık halinde borçluya imkânsızlığı gecikmeksizin alacaklıya ihbar yükümlülüğü getirilmiştir.
Sözleşme ilişkisinin mücbir sebeple kusursuz imkânsızlık sonucu sonlandırılmasında müspet zararlar istenemez. Ancak, menfi zarar kapsamındaki alacakların sözleşmeden doğan hakların içinde kalması sebebiyle talep edilmesi mümkündür.
Bunun dışında, sözleşmeden sonra borçlunun kusuru ile ifa imkânsızlığı da söz konusu olabilir. Bu halde ifa mümkün olmakla birlikte borçlunun kusuru ile imkânsız hale geldiğinden TBK’nın 136/1. maddesine göre borç sona ermeyecek, ifası imkânsız hale gelen borcun yerini, tazmin sorumluluğu olacaktır. Bu hal TBK’nın 119/1. maddesinde temerrüde düşen borçlunun beklenmedik hâl sebebiyle doğacak zarardan sorumlu olduğu şeklinde düzenlenmiş, aynı maddenin ikinci fıkrasında borçluya temerrüde düşmede kusuru olmadığını veya borcunu zamanında ifa etmiş olsaydı bile beklenmedik halin, ifa konusu şeye zarar vereceğini ispat ederek bu sorumluluktan kurtulabileceğini belirtmek suretiyle kurtuluş imkânı getirilmiştir. Ancak bunun için borçlunun temerrüde düşmekte kusursuz olması gerekir. Aksi durumda yani sonradan ortaya çıkan ifa imkânsızlığında, borçlu kusursuz olsa dahi, temerrüde düşmede kusurlu ise beklenmedik hal sebebiyle doğacak zarardan sorumlu olacaktır. Burada talep edilebilecek zarar olumlu zarardır.
İfa imkansızlığı kısmen de doğmuş olabilir. Borçlunun kusursuz olduğu kısmi ifa imkânsızlığıyla ilgili olarak; borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle kısmen imkânsızlaşırsa borçlu, borcunun sadece imkânsızlaşan kısmından kurtulur. Ancak, bu kısmi ifa imkânsızlığı önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, borcun tamamı sona erer (TBK md. 137/1). Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, bir tarafın borcu kısmen imkânsızlaşır ve alacaklı kısmi ifaya razı olursa, karşı edim de o oranda ifa edilir. Alacaklının böyle bir ifaya razı olmaması veya karşı edimin bölünemeyen nitelikte olması durumunda, tam imkânsızlık hükümleri uygulanır. (TBK md. 137/2).
Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde kısmi imkânsızlıkla ilgili, eser sözleşmeleri yönünden yüklenicinin kısmi ifa imkânsızlığı bulunması ve iş sahibinin kısmi ifaya razı olması halinde, yapacağı edim ifası ya da ödeyeceği bedel gerçekleştirilen imalâtla sınırlı olarak sözleşmeye göre belirlenecek bedel, yine ifa ile oranlı olarak arsa payı, götürü bedelli işlerde gerçekleştirilen ifaya göre fiziki orana göre saptanacak bedel, yanlar arasındaki sözleşmede bedel kararlaştırılmamış ya da yaklaşık bedel kararlaştırılmış ise, TBK’nın 481. maddesi hükmünce kısmen ifa edilen, eserin yapıldığı tarihteki mahalli piyasa rayiçleri ile yapım bedeli olacaktır.
Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür (TBK 112/1). Borçlu, genel olarak her türlü kusurdan sorumludur. Borçlunun sorumluluğunun kapsamı, işin özel niteliğine göre belirlenir. İş özellikle borçlu için bir yarar sağlamıyorsa, sorumluluk daha hafif olarak değerlendirilir (TBK md. 114/1). Haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler, kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanır. (TBK md. 114/2).
Kanunda yer alan borca (sözleşmeye) aykırılık nedeniyle giderim yükümlülüğünün koşulları, haksız fiil nedeniyle sorumluluk koşullarıyla benzerlik arz etmektedir. Sözleşmeye aykırılık nedeniyle borçlunun giderim yükümlülüğünden söz edebilmek için varlığı gerekli beş koşul, eylem, borca aykırılık, zarar, illiyet bağı ve kusurdur.
Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; asıl dosya davacısı … arsa sahibi, davalı ise yüklenicidir. Taraflar arasında arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi bulunmaktadır. Diğer arsa sahipleri de sözleşmenin tarafıdır. Yüklenici ve arsa sahipleri taşınmaz üzerine iki bodrum, bir zemin, en üst beşincisi dubleks olmak üzere beş normal kat bina yapılması konusunda anlaşmışlar ve 2. normal kat ile dubleks olan 5. normal katın yükleniciye, 4. Normal katın 1/2 şer hisse olarak asıl dosya davacısı … ve birleşen dosyada davacı …’a, kalan bağımsız bölümlerin ise diğer arsa sahiplerine ait olacağını kararlaştırmışlardır. İmar durumu buna uygun olup buna göre işlemlere başlanılmış ise de Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun onay vermemesi üzerine kararlaştırıldığı şekilde 5 normal kat yapılması mümkün olmamış bunun yerine yine en üstteki dubeks olmak üzere dört normal kat yapılabilmiştir.
Binanın bir kat eksik yapılmasının nedeni Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nca 5 normal kat yerine 4 normal kat yapılmasına izin verilmiş olması olup, idarenin bu işlemi nedeniyle kısmi ifa imkansızlığı doğmuştur. İmar mevzuatının sınırlayıcı hükümlerine bağlı olarak idarece 5 normal kat için değil 4 normal kat için izin verilmiş olmasında yükleniciye yüklenebilecek bir kusur bulunmamaktadır. İmar mevzuatına ilişkin kurallar kamu düzenine ilişkin olup imara aykırı biçimde bina yapılması mümkün değildir.
Kısmi ifa imkansızlığı bulunduğu ve bu imkansızlık yüklenicinin kusurundan doğmuş olmadığı için yüklenici ifası imkansız hale gelen eksik kat bakımından bina yapma borcundan arsa sahipleri de eksik yapılan kat için tapu verme borcundan kurtulmuştur. Arsa sahipleri bu eksik kat için tapu verme borcundan kurtulmuş olsa da binanın tamamlanan kısımları itibarıyla tapu verme borcu altındadırlar.
İfa imkansızlığı ile borçtan kurtulma halinde akde aykırılık nedeniyle giderim yükümlülüğü koşullarından olan eylem koşulunun gerçekleşmiş olması mümkün değildir. Bu nedenle davacının akde aykırılık nedeniyle yükleniciden tazminat talep edebilmesi mümkün değildir.
Yüklenicinin; bir kat eksik yapılmak zorunda kalınması nedeniyle kendisine ait olan 2. normal kat daireyi 3. katı alması gereken arsa sahibine, 3. normal kat daireyi 1/2 şer pay olarak 4. katı alması gereken arsa sahiplerine teslim ettiği, 4. normal kat dubleks daireyi de kendisi aldığı, 2 bodrum bir zemin ve birinci normal kat bağımsız bölümleri de diğer arsa sahiplerine teslim ettiği anlaşılmaktadır. Yüklenici kendisine ait olan 2. normal kat daireyi almamayı kabul ederek inşaatı tamamlamış ve teslim etmiş olup, inşaatın tamamlanan kısmı nedeniyle hak ettiği iş bedeli bakımından arsa sahiplerinden ilave bir bedel veya bunun karşılığı arsa payı talep etmemiştir.
Bu durumda; davacı arsa sahibi, ifa imkansızlığı sonucunda katlanması gerekenden daha fazla bir yükümlülük altına girmiş olmayıp daha yüksek oranda arsa payı içeren ve aynı m² daireye de sahip olmuş ve yüklenicinin alamadığı daire için gerek nakdi gerekse arsa payı olarak fazladan bir bedel de ödemiş olmadığı için davacının davalıdan tazminat talep etmesinin hukuki bir dayanağı bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, asıl dosya bakımından yüklenicinin istinaf başvurusu kabul edilerek yeniden esas hakkında kurulan hükümde davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak yeniden esas hakkında verdiği karar usul ve yasaya aykırı görüldüğünden BOZULMASINA, HMK’nun 373/2. maddesi gereğince dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53.Hukuk Dairesine GÖNDERİLMESİNE, peşin alınan harcın istek halinde ilgilisine iadesine, kesin olarak 16.10.2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe