MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/874 E., 2024/2277 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 21. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/293 E., 2023/399 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkili ile davalının 22.01.2014 tarihinde “Yatırım ve Kâr Payı Sözleşmesi” adı altında bir sözleşme imzaladığını, bu sözleşme hükümlerine göre müvekkilinin yatırımcı sıfatıyla davalının kurucusu ve işleticisi olduğunu beyan ettiği “… Merkezi”ne 250.000,00 TL tutarında yatırım yapmayı kabul ettiğini, müvekkilinin bu sözleşme uyarınca 100.000,00TL’lik ilk ödemesinin 85.000,00 TL’sini 03.02.2014 tarihinde davalıya nakden ödediğini ve karşılığında da davalının aslını daha sonra göndermek üzere kendi imzasını taşıyan “…” kaşeli, vergi numarası taşıyan makbuz fotokopisini verdiğini, müvekkilinin yurt dışına dönmesini takiben muhatabın Finansbank … Şubesindeki hesabına 15.000,00 TL karşılığı 4.600,00 Euro daha göndererek 100.000,00 TL’lik ilk ödemesini tamamladığını, ayrıca yurt dışına dönmeden önce davalının dava dışı muhasebe işlerini yürüten …’e, davalı ile birlikte kurulacağı söylenen şirketin kuruluş ve mali işlemlerini yürütmesi için 21.01.2014 tarihli vekaletnameyi verdiğini, müvekkilinin taleplerine rağmen 85.000,00TL’lik makbuz aslının verilmemesi üzerine yapılan araştırmada, “… Merkezi” adlı bir firmanın bulunmadığını, Ticaret Odasında kaydının olmadığı, davalının Ticaret Odasında “Ayakkabı ve Ayakkabı Yan Sanayi” meslek grubunda kayıtlı olduğu ve iş konusunun spor merkezi işletmeciliği olarak tescil edildiğini tespit ettiğini, yatırım yapıldığı düşünülen firma yerine davalının başka bir firma adıyla 85.000,00 TL ödemeyi aldığından kurulmamış olan bir işletme adına yapılan sözleşme nedeniyle ve davalının gerçeğe aykırı beyanları ve kötüniyetli davranışları karşısında bu sözleşmenin baştan itibaren geçersiz olduğunun anlaşıldığını, bunun üzerine müvekkilinin 07.03.2014 tarihli azilnamesi ile dava dışı …’e verdiği vekaleti hükümsüz kıldığını, davalının paranın müvekkile geri ödenmesi veya birlikte bir şirket kurularak bu bedelin müvekkilin sermaye payı olarak bu şirkete aktarılması konusundaki ısrarlı talepleri kabul etmemesi üzerine davalıya ve muhasebeci dava dışı …’e sözleşmenin geçersizliğini belirten ve bu nedenle ödenen 100.000,00 TL’nin geri ödenmesi talebini içeren 23.06.2014 tarihli ihtarnamenin gönderildiğini, davalı vekilinin buna karşılık gönderdiği 07.07.2014 tarihli cevabi ihtarında bir taraftan taleplerin gerçek ve hukuki olmadığını savunup diğer taraftan dava dışı … adlı kişinin davalının muhasebecisi olduğunu kabul ederek bu ilişkinin varlığını dolaylı şekilde ikrar ettiğini ileri sürerek; 22.01.2014 tarihli “Yatırım ve Kâr Paylaşımı Sözleşmesi” nin hükümsüz olması nedeniyle, aksi kanaat oluşursa sebepsiz zenginleşmeden doğan alacak hakkı olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, müvekkilinden alınıp davalı uhdesinde bulunan 100.000,00 TL’nin temerrüt tarihi olan 23.06.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; davanın zamanaşımına uğradığını, bahse konu ödemeye ait makbuz aslının davacı tarafından dosyaya sunulması gerektiğini, müvekkilinin haksız kazanç sağladığı ve zenginleşme şartlarının gerçekleştiğini ispat yükünün davacıda olduğunu, bu nedenlerle ödemeye ait makbuzun aslının dosyaya sunulması için davacıya kesin süre verilmesi gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasında 22.01.2014 tarihli “Yatırım ve Kar Payı Paylaşımı Sözleşmesi”ne istinaden adi ortaklık ilişkisi kurulduğu, davacı tarafından ödenmesi kararlaştırılan 250.000,00 TL’nin 85.000,00 TL’sinin davalıya elden verilerek … kaşeli makbuz verildiği, 15.000,00 TL’nin Euro olarak banka aracılığı ile gönderildiği, davalı 85.000,00 TL ödemeye ilişkin makbuzu kabul etmemişse de … unvanı altında … olarak gönderdiği e-postada davacının 100.000,00 TL’nin verildiğini, belirtilen paranın nerelere harcandığına dair açıklamaları olduğundan e-postalar ve dosya kapsamına göre davacının adi ortaklık payı olarak 100.000,00 TL’yi ödediğinin kabulü gerektiği, adi ortaklığın sona erdiği ve davalı tarafından ortaklık payının iadesi talep edildiği halde ödenmediğinden davanın 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, paranın iadesine ilişkin ihtarname tebliğ tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile 100.000,00 TL’nin 02.07.2014 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiş; karara karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; sözleşme zamanaşımının 10 yıl olduğu gözetilerek davalının zamanaşımı def’inin yerinde olmadığı, ayrıca taraflar arasındaki e-posta yazışmalarının bilirkişi raporunda irdelenerek dökümlerinin yapıldığı, buna göre e-posta yazışmalarında taraflar arasındaki adi ortaklık ilişkisinin bulunduğu, ödeme makbuzlarının doğrulandığının tespit edildiği, İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle, davalının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş; karara karşı, davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; taraflar arasında adi ortaklık bulunmamasına ve taraflardan herhangi birinin adi ortaklık iddiası veya savunması da bulunmamasına rağmen talebin aşılması suretiyle adi ortaklık varlığı iddiası ile verilen kararın hatalı olduğunu, taraflar arasında ön sözleşme olarak tanımlanabilecek bir mutabakat kurulmakla birlikte davacının üzerine düşen ödemeyi yapmamakla beraber ayrıca müvekkiline hitaben düzenlenen 23.06.2014 tarihli ihtarname ile bu ön sözleşmeden tek taraflı beyanı ile döndüğünün açık olduğunu, bu nedenle taraflar arasında kurulmayan bir adi ortaklığın Mahkemenin gerekçesindeki biçimi ile adi ortaklık ilişkisi olarak kabul edilemeyeceğini, Mahkemenin davacının iddia ettiği alacağın adi ortaklıktan kaynaklandığı yorumunda önce adi ortaklığı tasfiye etmesi ve tasfiye sonrasında kalan bedeli taraflar arasında paylaştırması gerektiğini, davacının talebinden fazlasına hükmedildiğini, davacının adi ortaklık iddiası olmadığı gibi alacağın adi ortaklıktan kaynaklandığına dair beyanı da bulunmadığını, aksine davacının 23.06.2014 tarihli ihtarı ile taraflar arasında sözleşmenin hiç kurulmadığını beyan ettiğini, davanın zamanaşımına uğradığını, yapılan yargılamada zamanaşımı süresinin hatalı biçimde on yıl olarak değerlendirildiğini, oysa, taraflar arasındaki hukuki uyuşmazlığın davacı tarafından müvekkile yapıldığı iddia edilen ödemelerin sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iadesinden ibaret olduğunu, bu halde zamanaşımı süresinin davacının fesih ihtarından iki yıl sonra yani 23.06.2016 tarihinde dolduğunu, davacının ödeme belgesi sunmadığını ve müvekkilince fotokopi belge üzerindeki imzanın kabul edilmediğini, fotokopi ödeme belgesi içeriğini ve imzasının tümden inkar edilmesine rağmen belge aslının müvekkilinde olduğu yönündeki ve e-mail ile yapıldığı iddia olunan mutabakata yönelik tespitin hatalı olduğunu, zira elden yapıldığı iddia edilen ödemenin müvekkiline ödeme yapılırken makbuz karşılığında yapılması gerektiğini, davacı tarafından sunulan ve Mahkemece delil olarak kabul edilen e-postaların delil olarak kabul edilemeyeceğini, içeriklerinden de müvekkilinin parayı tahsil ettiğine dair yorum yapılmasının mümkün olmadığını, yazılı delil ile ispat sınırının üzerindeki davanın davacının davasını ispat edemediğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki kurulduğu iddia edilen adi ortaklık gereğince davalıya ödenen sermaye payının iadesi istemine ilişkindir.
6098 sayılı Kanun’un 620. maddesinin birinci fıkrasına göre; adi ortaklık, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. Diğer bir anlatımla, adi ortaklık; birbirini tanıyan, diğerinin kabiliyet ve şahsına güvenen, eşit ve aynı durumda olan gerçek veya tüzel kişilerin, ortak amacın gerçekleşmesini sağlayarak katılım paylarını ortaklığa getirme konusunda karşılıklı ve uygun irade beyanlarının birbirine ulaşmasıyla teşkil eden bir kişi topluluğudur.
Ortaklığın varlık sebebi olan amaç birlikteliğinin bir sonucu olarak, ortaklar arası ilişki karşılıklı güven ve iyi niyet temeline dayanmaktadır. Hukuk Genel Kurulunun 10.04.1991 tarihli ve 1991/13-76 E., 1991/199 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere ortaklar öteki sözleşmelerden tamamen farklı şekilde, emeklerini ve katılım paylarını ortak bir amaç için birleştirdiklerinden, aralarında sıkı bir işbirliği kurulur ve güvene dayanan bu işbirliği ilişkisi nedeniyle ortaklar birbirlerinin vekili gibi, ortaklık işlerinden dolayı özenle hareket etmek, ortakları zarara uğratmamak durumdadırlar.
Buna bağlı olarak, adi ortaklığa esas doğruluk ve güven ilkesi, kanunda açıkça belirtilmemiş olmasına rağmen, ortakların sadakat ve eşit işlem borcunu da beraberinde getirir. Sadakat borcu gereği ortaklar müşterek amacı engelleyen her türlü davranıştan kaçınmalı, sadece kendi menfaatlerini değil ortaklığın amacını koruyabilmek için diğer ortakların menfaatlerini de gözetmelidir. Eşit işlem borcu da, ortaklara ortaklıkla ilişkilerinde iradi olarak eşit olmayan bir şekilde davranılmaması anlamına gelir ve tıpkı sadakat borcu gibi doğruluk ve güven ilkesinin adi ortaklığa özgü tezahür şeklidir.
Bir ortak tarafından adi ortaklığa ilişkin olan sermaye payının, ortaklığın faaliyetlerinden dolayı uğranılan zararın veya kar payının talep edilmesi; aynı zamanda ortaklığın fesih ve tasfiyesini de kapsar. Uyuşmazlık, bu bağlamda değerlendirilip, çözüme kavuşturulmalıdır.
6098 sayılı Kanunun 147/4 maddesi gereğince, bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasında açılmış bulunan davalar hakkında beş yıllık zamanaşımı uygulanır. (BK. m. 126/4)
Sözleşmeden doğan alacaklarda zamanaşımı alacağın muaccel olduğu tarihten başlar. (6098 sayılı Kanunun 149. maddesi). Alacağın muaccel olmasının bir bildirime bağlı olduğu hâllerde, zamanaşımı bu bildirimin yapılabileceği günden işlemeye başlar (6098 sayılı Kanunun 149/2 maddesi).
Adi ortaklıkta; ortağın alacağını isteme hakkı, ortaklığın son bulduğu tarihte doğar ve borç muaccel hale gelir. Zamanaşımı süresi de bu tarihten itibaren işlemeye başlar.
Yukarıdaki açıklamalara göre somut olayda; taraflar arasında 22.01.2014 tarihli “Yatırım ve Kâr Payı Paylaşımı Sözleşmesi”ne istinaden adi ortaklık ilişkisi kurulduğu, davacı tarafından ödenmesi kararlaştırılan 250.000,00 TL’nin 85.000,00 TL’sinin davalı tarafa elden verilerek … kaşeli makbuz verildiği, 15.000,00 TL’nin Euro olarak banka aracılığı ile gönderildiği, davalı 85.000,00 TL ödemeye ilişkin makbuzu kabul etmemişse de … unvanı altında … olarak gönderdiği e-postada davacının 100.000,00 TL’nin verildiğini, belirtilen paranın nerelere harcandığına dair açıklamaları olduğundan e-postalar ve dosya kapsamına göre davacının adi ortaklık sermaye payı olarak 100.000,00 TL’yi davalıya ödediği, ortaklığın faaliyete geçmemesi nedeniyle ödediği sermaye payının iadesini istediği görülmekle, davacının bu talebinin adi ortaklığın fesih ve tasfiyesi talebi olarak değerlendirilmesi gerektiği ve henüz taraflar arasındaki ortaklık ilişkisi fesih edilmediğinden, davalı vekininin zamanaşımı itirazlarının da yerinde olmadığı kuşkusuzdur.
Adi ortaklığın sona ermesi ile birlikte ortaklık tasfiye aşamasına girer. Ortaklar arasındaki hukuki bağ, tasfiye tamamlanmadan ortadan kalkmış kabul edilemez. Tasfiye, ortaklar arasındaki ortaklık ilişkisinin tamamen sona erdirilmesine yönelik kanuni bir usuldür. Tasfiye ile artık ortaklık mal varlığı para haline dönüştürülecek, borçlar ödenecek, katılım payları ortaklara iade edilecek ve geri kalan meblağ ortaklar arasında kar ve zararın paylaşılması esasına göre dağıtılacaktır.
Adi ortaklığın tasfiyesi ya tarafların anlaşması suretiyle ya da bizzat mahkemece yapılır. Taraflar tasfiye konusunda anlaşmadığı takdirde ortaklığın tasfiyesinin mahkemece 6098 sayılı Kanun’un 642 vd. madde hükümlerine uygun olarak yapılması gerekir.
Tasfiye, ortaklığın bütün malvarlığının belirlenip, ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sonlandırılması, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Diğer bir anlatımla tasfiye memuru tarafından yapılacak bir arıtma işlemi olup; hesap ve işlemlerin incelenip, bir bilanço düzenlenerek, ortaklığın aktif ve pasifi arasındaki farkı ortaya koymaktır.
Adi ortaklığın tasfiyesindeki aşamalar şu şekilde gerçekleşecektir:
Birinci aşamada; (taraflarca veya anlaşamamaları hâlinde Mahkemece atanacak) tasfiye memuru tarafından sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın aktif ve pasifi ile birlikte tüm mal varlığı belirlenerek hazırlanan mal varlığı bilançosu taraflara tebliğ edilmeli, bu husustaki itirazlar toplanacak delillere göre hakim tarafından değerlendirilmeli.
İkinci aşamada; tasfiye memuru tarafından ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakde çevirme işlemi gerçekleştirilmeli, şayet bu mallar mevcut değilse değerleri tasfiye memuru marifetiyle saptanmalı,
Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, tasfiye memuru, tarafından öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli ve ortaklardan her birinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilanço düzenlenmelidir.
Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hâkim, tarafların hak ve yükümlülüklerini belirleyip, tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır.
Hal böyle olunca İlk Derece Mahkemesince; taraflar arasında düzenlenen ortaklık sözleşmesi ile geçerli bir adi ortaklık ilişkisinin kurulduğunun kabulü ile davacı ortak tarafından koyulan sermaye payının talep edilmesinin aynı zamanda ortaklığın fesih ve tasfiyesini de kapsayacağı gözetilerek, uyuşmazlığın yukarıda açıklanan sıra ve yöntem izlenerek çözümlenmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun’un 371. maddesi uyarınca davalı yararına BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
28.05.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe