MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/2352 E., 2022/2324 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Sorgun 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2018/277 E., 2021/417 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin dava dışı şirketin işlettiği hastaneyi satın aldığını, dava dışı şirket tarafından kullanılan krediye de davalıların müşterek borçlu müteselsil kefil olduklarını, kredinin zamanında ödenilmemesi nedeniyle alacaklı banka tarafından icra takibine başlanıldığını, hastanenin haciz tehdidi altında bulunması nedeniyle alacaklı banka ile yapılan görüşmeler neticesinde borcun yapılandırılarak müvekkil tarafından 600.000,00 TL olarak ödendiğini, davalıların borcuna mahsuben ödeme yapılmış olmasına rağmen müvekkiline herhangi bir ödemede bulunulmadığını, müvekkili tarafından alacaklıya ödenen 600.000 00 TL’nin yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsili amacıyla Sorgun İcra Müdürlüğünün 2018/888 E. sayılı dosyası ile takibe başlanıldığını ileri sürerek; davalılar tarafından yapılan itirazın iptali ile takibin devamını ve icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalılar …, … ve … vekili; davacı şirket ile müvekkilleri arasında herhangi bir ticari ilişki olmadığını, davacının satın aldığı şirketin borçlarından dolayı alacak talebini dava dışı şirkete yöneltilmesi gerektiğini, müvekkillerinin dava dışı şirket ortaklığından yaklaşık 10 yıl önce ayrıldıklarını, Sorgun İcra Müdürlüğünün 2015/1907 E. sayılı dosyasında davalılar … ve …’ın 15.06.2017 tarihinde şahsi ödeme taahhüdünde bulunduklarını ve haciz tehdidinin ortadan kalktığını, davacı şirketin borçlarını ve işyerini devraldığı şirketin kendi borçlarından dolayı şirket ortaklarına dava açma hakkının bulunmadığını, davaya konu borcun zamanaşımına uğradığını, müvekkillerinin kefil olarak yer aldığı asıl borçlunun kullanmış olduğu kredinin ipotek teminatı altında olduğunu, Ankara 5. İcra Müdürlüğünün 2015/9261 E. sayılı dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibinin derdest olduğunu, müvekkillerinin imzaladıkları kredi sözleşmesinden çok sonra aynı ipotek teminatı kapsamında iki kredi sözleşmesi daha imzalandığını, ilk kredi hesabı kapatılmadan aynı şirkete yeniden kredi verilmesi mümkün olmadığından müvekkillerinin kefil olarak ilk krediden sorumluluklarının ortadan kalktığını, davalılar … ve …’ın muvaazalı olarak davacı şirketi kurduklarını, davacının takip başlatmakta kötü niyetli olduğunu savunarak; davanın reddini, davacı hakkında kötü niyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
2. Davalı … vekili; alacak talebinin muhattabının dava dışı şirket olduğunu, Sorgun İcra Müdürlüğünün 2015/1907 E. sayılı dosyada davalılar … ve …’ın 15.06.2017 tarihinde şahsi ödeme taahhüdünde bulunduklarını ve haciz tehdidinin ortadan kalktığını, davacı şirketin borçlarını ve işyerini devraldığı şirketin kendi borçlarından dolayı şirket ortaklarına dava açma hakkının bulunmadığını, davaya konu borcun zamanaşımına uğradığını, müvekkillerinin kefil olarak yer aldığı asıl borçlunun kullanmış olduğu kredinin ipotek teminatı altında olduğunu, Ankara 5. İcra Müdürlüğünün 2015/9261 E. sayılı dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibinin derdest olduğunu, müvekkillerinin noter ihtarnamesi ile kefillikten feragat ettiklerini ve kefilliğinin sona erdirilmesini ilgili bankaya bildirdiklerini, davalı …’nin hem ipotek veren hem de müşterek müteselsil kefil konumunda olduğunu, İcra İflas Kanunu’nun 45.maddesine göre müvekkilinin sorumluluğunun bulunmadığını, ipotek paraya çevrilmeden davacı tarafından ödeme yapılmasının muvazaalı olduğunu, davacı şirketin dava dışı asıl boçlu olan şirketi satın alma işleminin muvazaalı olduğuna dair Sorgun 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/206 E. sayılı dosyasında tasarrufun iptali davası açıldığını, davacının takip başlatmakta kötü niyetli olduğunu savunarak; davanın reddini, davacı hakkında kötü niyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
3. Davalı … vekili; davaya bakmakla görevli Mahkemenin Ticaret Mahkemeleri olduğunu, müvekkilinin davacı şirket ile ticari bir ilişkisi olmadığını, davacının iddia ettiği alacağın zaman aşımına uğradığını, müvekkilinin borçlu şirket ortaklığından yaklaşık 10 yıl önce ayrıldığını, alacaklı bankaya ihtarname göndererek kefaletten feragat ettiğini bildirdiğini, alacaklı bankanın aynı alacak için rehnin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi başlattığını ve takibin derdest olduğunu savunarak; davanın reddi ile davacının kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini talep etmiştir.
4. Davalı … vekili; davacı şirketin devraldığı şirketin borçları nedeniyle şirket ortaklarına karşı dava açma hakkı bulunmadığını, davalılar … ve …’ın 15.06.2017 tarihinde şahsi ödeme taahhüdünde bulunduklarını ve haciz tehdidinin ortadan kalktığını, davacının iddia ettiği alacağın zaman aşımına uğradığını, müvekkilinin borçlu şirket ortaklığından yaklaşık 10 yıl önce ayrıldığını, alacaklı alacaklı bankanın aynı alacak için rehnin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi başlattığını ve takibin derdest olduğunu savunarak; davanın reddi ile davacının kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini talep etmiştir.
5. Davalılar … ve …, davaya cevap vermemişlerdir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı şirketin, kredi asıl borçlusu olan dava dışı … Sağlık Hiz. Med. Eğ. İn. Gıda San. Tic. Ltd. Şti.’nin borcuna ilişkin ödemede bulunduğu, davacı şirketin mülkiyetinde bulunan bir şeyi rehinden kurtarmak için ifada bulunmadığı gibi, asıl borçlu dava dışı şirket tarafından alacaklı konumunda olan … Bankasına, davacı şirketin ifa yaparak halef olacağı konusunda bir bildirimin de yapılmadığı, bu haliyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 127. maddesindeki halefiyet şartlarının gerçekleşmediği, dava konusu olaya ilişkin halafıyetle ilgili özel bir hükmün de bulunmadığı, bu nedenle davacının asıl borcu teminat altına alan kefillere başvurmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Mahkemece verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; davalıların dava dışı şirket ile alacaklı banka arasında yapılan 03.03.2009 tarihli kredi sözleşmesine müteselsil kefil olarak değil, müşterek borçlu müteselsil kefil olarak imza attıklarını, bu durumda alacaklının borcunu tahsil için asıl borçluya gidebileceği gibi direkt olarak kefile de gidebileceğini, başkasının borcu için alacaklıya ödeme yapan müvekkilinin de hastane işletme ruhsatı ayni hakkına istinaden TBK’nun 127/1 maddesi gereğince asıl alacaklı bankanın haklarına halef olarak davalılara karşı takip başlattığını, müvekkili şirketin yapmış olduğu ödemenin ayni hak olan hastane işletme ruhsatına zarar gelmemesi sebebiyle yapıldığını, şekil şartına bağlı olmayan bildirimin yapılan yapılandırma, protokoller ve ödemeler sureti ile gerçekleştiğini, bu sebeplerle halefiyet koşullarının oluştuğunu, müvekkilinin yaptığı ifa kadar alacaklının sahip olduğu asli ve fer’i haklara sahip olduğunu, Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesini gerekirken reddine karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, dava dışı kredi borçlusunun borcunu ödeyen davacının kefillere rücu istemine ilişkindir.
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında belirtilen gerekçeye, özellikle dava dışı asıl borçlu şirketten işletme ruhsatını devralan davacı şirketin, mülkiyetinde bulunan bir şeyi rehinden kurtarmak için ifada bulunduğunun ve dava dışı şirket tarafından alacaklı Bankaya davacı şirketin ifa yaparak halef olacağı konusunda bir bildirim yapıldığının davacı tarafından ispatlanamadığının, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 127. maddesindeki halefiyet şartlarının gerçekeleşmediğinin anlaşılmasına göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
24.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe