Adana BAM, 8. HD., E. 2019/326 K. 2020/674 T. 2.6.2020

İlgili TBK madde: TBK Madde 417

DAVACI:

K1 – N1 T.C Nolu A1

DAVALI:

F1 Plastik Sanayi A.Ş. – A2

DAVANIN KONUSU :

Tazminat
İlk derece mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ile kısmen reddine dair karara karşı davalı vekilince istinaf yoluna başvurulmuş olmakla, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 355. maddesi gereğince kamu düzeni ve istinaf edenin taraf sıfatına göre istinaf sebepleri ile bağlı kalınarak dosya ve inceleme raporu okundu. Gereği düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

DAVA: Davacı vekili, işçi olarak çalışan davacının, 10/02/2014 tarihinde mesai saatleri içerisinde işyerinde, ayağında plastik tabanlı düz bir ayakkabı bulunduğu halde kayarak düşmesi sonucunda iş kazası meydana geldiğini, bu iş kazasını önemsemeyip çalışmaya devam ettiğini, ağrılarının atrması sonucunda işyeri hekimi davacıyla ilgilendiğini, hastaneye göndermek yerine şirket şoförüyle evine gönderdiğini, evde ağrılarının devam etmesi üzerine X1 Hastanesine gittiğini, hastanede Koksiks kırığı ve düşme anında ki basınçtan kaynaklı omurilikteki sıkışma teşhisi konulduğunu, davalı şirket güvenlik tedbirleri almaması sonucunda bu iş kazası meydana geldiğini, davacının kalıcı sakatlığına neden olduğunu, hiçbir tedavi giderinin karşılanmadığını, kendisiyle ilgilenmediğini iddia etmiş, tedavi, hastane masrafı, maddi ve manevi tazminatın hüküm altına alınmasına karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP: Davalı vekili, dava konusu kazanın tamamen davacının kusurundan kaynaklandığını, sigara içilmesi için ayrılan bölümde değil de kapının yanında bulunan kaygan alanda ayağındaki topuklu ayakkabılarla sigara içen davacının bu davranışları neticesi düşerek yaralandığını, işyeri doktoruna zamanında başvurmadığını, hastaneye gitmek yerine evine gittiğini, raporlarının hiç birisinde bir kırık teşhisi konulmadığını, birer aylık raporlarla 4 ay süre ile rapor aldığını, bu raporların tek hekim tarafından düzenlenmiş olduğunu, yeniden rapor alamaması üzerine işbaşı yaptığını, işbaşı yaptıktan 4 ay sonra da bel fıtığı şikayetiyle raporlar aldığını, işveren tarafından iş kazası bildiriminin yapılmış olduğunu, davacının her hangi bir maluliyetinin söz konusu olmadığını, olayda işverenin kusurunun bulunmadığını, olayın meydana geldiği zeminde kayganlığın giderilmesi için bantların ve çalışanların geçişini engellemek için çiçek saksılarının bulunduğunu savunmuş davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :

Mahkemece
“…Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacının
A3 adresine PVC malzeme üretimi yapan
F1 P lastik San. AŞ isimli işletmenin çalışanlarından davacı
K1
‘in 10/02/2014 tarihinde kayarak düşmesi sonucunda yaralandığı olayda, davacı maddi tazminat, hastane gideri ve manevi tazminat talebinde bulunmuş olup, davalı işveren, sigortalının kastı ve kusuru ile meydana getirdiği zararlandırıcı olayın iş kazası sayılmadığını, sonuçlarından sorumlu tutulamayacağını, davacının yüksek topuklu ayakkabıları ile sigara molası vermek için yan girişe çıktığını ve kapının hemen yanında sigara içmenin yasak olduğu bölgede ayakkabısı kaymak sureti ile düştüğünü beyan ederek haksız davanın reddini talep etmiş, tarafların toplanmasını istedikleri deliller toplanmış, taraf tanıkları dinlenmiş olup, SGK Rehberlik ve Teftiş Kurulu Başkanlığının 30/12/2016 gün, 408414/31/İR/26 tarih ve sayılı inceleme raporunda, davacının davalı iş yerinde çalıştığı, meydana gelen olayın iş kazası olduğu, işverene %60, davacıya %40 oranında kusur izafe edildiği anlaşılmış olup, kusur oranının tespiti yönünden dosya mahkememizce bilirkişi heyetine tevdi edilmiş, bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 25/09/2017 tarihli raporda, meydana gelen kazanın 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 13.maddesi gereğince iş kazası olduğu, dava konusu olayın meydana gelmesinde düşme riski yüksek olan kaygan ve ıslak zeminli bir yerden çalışanların giriş çıkış yaptığı yerde tedbir alınmaması ve gerekli kişisel koruyucu eşyaların verilmemesi veya çalışanların bunları (kaymaz ayakkabı) kullanmaması, işçinin Sağlık ve Güvenliğini korumak, tehlikesiz bir çalışma ortamını sağlamak, işçilerin iş sağlığına uyup uymadığını denetlemek ve uygunsuz davranış ve şartları ortadan kaldırmak gibi görevlerin işverenin asli görevi olduğu halde yükümlülükleri yerine getirmemesi nedeni ile meydana gelen olayda %60 oranında kusurlu olduğu tespit edilmiş, dosyadaki kusur oranları doğrultusunda hesap bilirkişisi raporu alınmış meydana gelen olayda davacının %14 oranında işgöremezlik raporunun bulunduğu da dikkate alınarak hesaplama yapan 23/05/2018 havale tarihli bilirkişi raporu dikkate alınarak davacının maluliyet ve kusur oranında gerekli indirimler yapılarak düzenlenen hesaplama raporu gereğince davacının karşılanmamış zarar miktarının 60.825,80 TL olduğu, davacının taleplerini ıslah ile arttırdığı hususu da dikkate alınarak davacının talebi gibi maddi tazminat, hastane ve tedavi giderlerine ilişkin davasının kabulüne karar vermek gerekmiş ayrıca davacının duyduğu üzüntü ve elem, davacının mali ve ictimai durumuda dikkate alınarak sebepsiz zenginleşmeye yol açmayacak şekilde maruz kaldığı olay nedeni ile duyduğu üzüntü ve elem nedeni ile takdir edilen 10.000,00 TL manevi tazminat talebinin de kabulü ile davacının davasının kısmen kabulü, kısmen reddi cihetine gidilerek aşağıdaki şekildehüküm kurulmuştur.

Davacının ıslah talebi de dikkate alınarak davasının KISMEN KABUL KISMEN REDDİ ile davalının kusur oranında dikkate alınarak hesap edilen ve talep gibi 59.862,60 TL maddi tazminatın ve takdir edilen 10.000 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 10/02/2014 tarihinden itibaren, 963,19 TL tedavi ve hastane masraflarının sarf tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
…” karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

Davalı vekili, davaya cevaplarını tekrarlamış, davaya konu kazanın meydana geldiği yerin incelenmesi açısından keşif deliline dayanmış olmalarına rağmen, keşif yapılmaksızın kusur durumunun belirlenmesinin yerinde olmadığını, davalı için belirlenen kusur oranının fazla olduğunu, işverenin iş güvenliği konusunda kanunlarda öngörülen tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini, kazayla davalı işyeri arasında illiyet bağı bulunmadığını, hükümde tedavi giderine uygulanacak faiz başlangıcının gösterilmemesinin yerinde olmadığını, hükmedilen manevi tazminat tutarının fahiş olduğunu savunmuş Mahkeme hükmünün kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLER:

Taraflara ait SGK kayıtları, davacının iş yeri sicil dosyası, davaya konu olayla ilgili SGK tarafından yürütülen tahkikata dair evrak ve rapor dosyadadır. Tarafların tanıkları dinlenilmişlerdir.

Davaya konu iş kazasıyla ilgili, tarafların kusur durumlarının belirlenmesine yönelik rapor, davacının maluliyet oranının tespiti açısından SGK Kocatepe Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezi tarafından düzenlenmiş rapor ve davacının zararının tespiti açısından aldırılan raporlar dosya arasındadır.

Kusur raporunda davalıya %60 oranında kusur atfedildiği, hesap raporunda PMF yaşam tablosunun esas alındığı görülmüştür.

DEĞERLENDİRME VE KABUL:

“”…Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir.

İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür.

Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makinalaşmanın artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır.

İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır.

Anayasanın 17. maddesinde “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.” hükmü getirilerek yaşama hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 332. maddesinde “İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icabeden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur.

İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur.” hükmü düzenlenmiştir.

Yasa koyucu 818 sayılı Borçlar Kanununun 332. maddesinin karşılığını 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 417. maddesinin 2. fıkrasında düzenlemiştir.

Anılan fıkrada “İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli olan her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.” hükmü yer almaktadır.

Bu fıkraya göre, işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen; deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve iş yerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür.”

Aynı maddelere paralel olarak, 4857 sayılı İş Kanununun “İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri” kenar başlıklı 77. maddesinin 1. fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre “İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler.”

Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer.

Nitekim, günümüzde gelişen sanayi ve teknoloji karşısında yukarıda açıklanan hükümler yeterli görülmemiş, insan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin, iş yerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanununun 77. maddesinin açık buyruğu iken, İş Kanununun 77. ve devamı bir kısım maddeler 30/06/2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 37. maddesiyle yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümlülüğünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun “İşverenin Genel Yükümlülüğü” kenar başlıklı 4. maddesine göre;
(1) İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup, bu çerçevede;

a) Mesleki risklerin önlenmesi eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.

b) İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.

c) Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.

ç) Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğu göz önüne alır.

d) Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışındaki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır.
(2) İşyeri dışındaki uzman kişi ve kuruluşlardan hizmet alınması, işverenin sorumluluklarını ortadan kaldırmaz.
(3) Çalışanların iş sağlığı ve güvenliği alanındaki yükümlülükleri, işverenin sorumluluklarını etkilemez.
(4) İşveren , iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin maliyetini çalışanlara yansıtamaz.

Aynı kanunun ” Risklerden Korunma İlkeleri ” kenar başlıklı 5.maddesine göre
(1) İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler gözönünde bulundurulur.

a)Risklerden kaçınmak.

b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek.

c) Risklerde kaynağında mücadele etmek.

ç) İşin kişilere uygun hale getirilmesi için işyerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı çalışma şekli ve üretim metodlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek.

d) Teknik gelişmelere uyum sağlamak.

e) Tehlikeli olanı tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek.

f) Teknoloji, iş organizasyonu, çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek.

g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine göre öncelik vermek.

ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek.

Yine 6331 sayılı Kanun ” Risk Değerlendirmesi; Kontrol, Ölçüm ve Araştırma” karar başlıklı 10. maddesinde şu hüküm düzenlenmiştir.
(1) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden risk değerlendirmesi yapmak veya yaptırmakla yükümlüdür. Risk değerlendirmesi yapılırken aşağıdaki hususlar dikkate alınır.

a) Belirli risklerden etkilenecek çalışanların durumu,

b) Kullanılacak iş ekipmanı ile kimyasal madde ve müstahzarların seçimi,

c) İşyerinin tertip ve düzeni,

ç) Genç, yaşlı, engelli, gebe veya emziren çalışanlar gibi özel politika gerektiren gruplar ile kadın çalışanların durumu,

2) İşveren, yapılacak risk değerlendirmesi sonucu alınacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri ile kullanılması gereken koruyucu donanım veya ekipmanı belirler.
(3) İşyerinde uygulanacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri, çalışma şekilleri ve üretim yöntemleri, çalışanların sağlık ve güvenlik yönünden korunma düzeyini yükseltecek ve işyerinin idari yapılanmasının her kademesinde uygulanabilir nitelikte olmalıdır.
(4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden çalışma ortamına ve çalışanların bu ortamda maruz kaldığı risklerin belirlenmesine yönelik gerekli kontrol, ölçüm, inceleme ve araştırmaların yapılmasını sağlar.

Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümlülüğünün çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, ” Çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı bir takım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5.maddede işverenin anılan yükümlülüklerle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir. (HGK . 09/10/2013 tarih, 2013/21-102 Esas, 2013/1456 Karar )
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu işverenlerin yükümlülüklerini belirlerken aynı zamanda çalışanların da yükümlülüklerini belirlemiştir.

Kanunun 19. Maddesine göre;
(1) Çalışanlar, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili aldıkları eğitim ve işverenin bu konudaki talimatları doğrultusunda, kendilerinin ve hareketlerinden veya yaptıkları işten etkilenen diğer çalışanların sağlık ve güvenliklerini tehlikeye düşünmemekle yükümlüdür.
(2) Çalışanların, işveren tarafından verilen eğitim talimatları doğrultusunda yükümlülükleri şunlardır.

a) İşyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tehlikeli madde, taşıma ekipmanı ve diğer üretim araçlarını kurallara uygun şekilde kullanmak, bunların güvenlik donanımlarını doğru olarak kullanmak, keyfi olarak çıkarmamak ve değiştirmemek.

b) Kendilerine sağlanan kişisel koruyucu donanımı doğru kullanmak ve korumak.

c) İşyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tesis ve binalarda sağlık ve güvenlik yönünden ciddi ve yakın bir tehlike ile karşılaştıklarında ve koruma tedbirlerinde bir eksiklik gördüklerinde, işverene veya çalışan temsilcisine derhal haber vermek,

ç) Teftişe yetkili makam tarafından işyerinde tespit edilen noksanlık ve mevzuata aykırılıkların giderilmesi konusunda, işveren ve çalışan temsilcisi ile işbirliği yapmak.

d) Kendi görev alanında iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için işveren ve çalışan temsilcisi ile işbirliği yapmak.

İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 37. maddesiyle 4857 sayılı Kaunnun 2. maddesinin dördüncü fıkrası, 63. maddesinin dördüncü fıkrası, 69, maddesinin dördüncü, beşinci ve altınca fıkraları, 77,78,79,80,81,83,84,85,86,87,88,89,95,105 ve geçici 2. maddeleri yürürlükten kaldırılmış, 4857 sayılı Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan ” İş Sağlığı ve güvenliği hükümleri saklı kalmak üzere” ifadesi ile 98. maddesinin birinci fıkrasında yer alan ” 85. madde kapsamındaki işyerlerinde ise çalıştırılan her işçi için bin Yeni Türk Lirası” ifadesi metinden çıkartılmıştır.

Yine 6331 sayılı Kanunun “Atıflar ” kenar başlığını taşıyan geçici 1. maddesinde “(1) Diğer mevzuatta iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili olarak 4857 sayılı Kanuna yapılan atıflar bu kanuna yapılmış sayılır” hükmü düzenlenmiştir.

Yukarıda yapılan bu açıklamalardan sonra 818 sayılı Borçlar Kanununun 332. maddesinin karşılığı olarak çağdaş yaklaşımla düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 417. maddesinin 2. fıkrasında; “İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü” olacağı belirtilerek, İş Kanununun 77/1. maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi 3. fıkrasında; “İşverenin yukarıdaki hükümler dahil kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi” olduğu hükme bağlanmak suretiyle, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmininde sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.
4857 sayılı İş Kanununun 77. ve devamı maddelerini yürürlükten kaldıran 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 4. ve 5. maddelerde işverenin yükümlülüklerini, 19. maddede de çalışanların yükümlülüklerinin çağdaş anlayış daha ayrıntılı ve somut olarak ortaya koymuş ve kusur sorumluluğunun sınırlarını kusursuz sorumluluğun sınırlarına yaklaştırmıştır.
6331 sayılı Kanunun 4. ve 5. maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği yönetmelikleri hükümleri işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan tenik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.

Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Ancak Türk Borçlar Kanununun 417/2. maddesi, Anayasa ve 6331 sayılı Kanun hükümleri objektifleştirilmiş kusur sorumluluğu ilkesi gereğince işverenin sorumluluğunu oldukça genişletmiştir.

Öte yandan işvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar)…””
(Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 12.11.2019 Tarih 2019/2155 Esas, 2019/6809 Karar Sayılı İlamı)
10.02.2014 tarihinde meydana gelen davaya konu iş kazasıyla ilgili olarak, 30.06.2012 Tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu hükümlerinin uygulanacağında duraksama bulunmamaktadır.

Somut olayda, davacının iş yerinin girişindeki, yağmur nedeniyle kayganlaşan zeminde düşerek yaralandığı ve iş gücü kaybına uğradığı sabittir. Üç kişilik bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen raporda, bu olay dolayısıyla davacı işçiye de %40 oranında kusur izafe edildiği görülmektedir.

İşveren en basit bir dikkatle tespit edilebilecek riski görüp gerekli tedbirleri almamıştır. Olayın meydana geldiği yer, davalının kabulüne göre, işyerinin yan giriş kapısının yan tarafında bulunan, sigara içilmeye izin verilmemiş, işçiler tarafından kullanılmayan, geçilmemesi için çiçek saksılarının konulduğu, kaydırmaz şeritlerin bulunduğu bir alandır. Bu savunmanın tatmamı dosya kapsamına göre sabit olmamış ise de, somut olayda davalı bu alana girebilmiş, bu alanda yürüdüğü sırada kayarak düşüp yaralanmıştır. Bu haliyle işverenin, meydana gelen olaydaki kaza riskini görüp, gerekli tedbirleri etkin bir biçimde aldığından söz etmek mümkün değildir.

Bu alanın işçilerin kullanmadığı bir alan olması vs. savunmalar varılan bu sonucu değiştirmeyecektir.

Davacının beyaz yaka işçisi olduğu da davalının kabulündedir. Bu haliyle giydiği ayakkabının kaydırmaz tabanlı düz bir ayakkabı olması zorunluluğunun bulunduğundan söz etmek mümkün değildir. Kaldı ki davacıya da olay nedeniyle %40 oranında kusur izafe edilmiştir.

Kusura ilişkin bilirkişi raporu kanuna ve olaya uygundur. Bu kabule göre, yapılacak keşifte elde edilecek bulgularında bu sonucu değiştirmeyeceği kanaatine varılmıştır.
“…Gerek mülga BK’nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı TBK’nun 56. maddesinde Hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi zarar adı ile ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin manevi zarar adı ile zarar görene verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin
Duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir.

Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370)…”
( Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 19.09.2019 Gün, 2019/582 Esas, 2019/5263 Karar Sayılı İlamı.)

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, büro işçisi olan davacı işçi, işyerinde düşerek yaralanmış, neticesinde iş gücünün %14 ünü kaybetmiştir. Olayda işveren %60 oranında kusurludur, tarafların sosyal ekonomik durumları da göz önüne alındığında hüküm altına alınan manevi tazminat tutarının kanuna ve olaya uygun olduğu kanaatine varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle aşağıdaki bentler dışında kalan istinaf talepleri yerinde olmayıp reddine karar vermek gerekmiştir.

Hastane masraflarına ilişkin hükümde, faiz başlangıç tarihlerinin açıkça belirtilmemesi yerinde değildir. Bu yönden hüküm düzeltilmelidir. Hastane masrafları için faiz başlangıç tarihi dava tarihi olarak belirlenmelidir.

Bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, HMK 353/1-b2. Maddesi gereğince mahkeme hükmünün kaldırılarak anılan gerekçelerle yeniden hüküm vermek gerekmiştir.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-
Taraf vekillerinin aşağıdaki bentler dışındaki istinaf taleplerininesastan reddine.

2-
HMK 353/1-b.2 ve 355. Maddeleri gereğince İlk Derece Mahkemesi hükmünün aşağıdaki şekilde düzeltilmek üzere
ORTADAN KALDIRILMASINA.

3-
Davanın Kısmen Kabul, Kısmen Reddine; a-
Davacının ıslah talebi de dikkate alınarak davasının KISMEN KABUL KISMEN REDDİ ile davalının kusur oranında dikkate alınarak hesap edilen ve talep gibi 59.862,60 TL maddi tazminatın ve takdir edilen 10.000 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 10/02/2014 tarihinden itibaren, 963,19 TL tedavi ve hastane masraflarının dava itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, b
– Alınması gerekli 4.838,11 TL harçtan davacının peşin olarak yatırdığı (ıslah dahil) 299,79 TL nin düşülmesi sonucu kalan 4.558,32 TL harcın davalıdan tahsiline, ile hazineye gelir kaydına, c-
Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesine göre maddi tazminat ve hastane gideri yönünden hüküm altına alınan miktar yönünden hesaplanan 7.040,84 TL ve manevi tazminat yönünden hesaplanan 2.180,00 TL toplamı olan 9.220,84 TL ücreti vekaletin, davalıdan alınarak davacıya verilmesine, d-
Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesine göre hesaplanan maddi tazminat yönünden 1.750,01 TL, manevi tazminat yönünden 2.180,00 TL olmak üzere toplam 3.627,71 TL ücreti vekaletin, davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

4-
Alınması gerekli 4.838,11TL istinaf karar ve ilam harcından harçtan peşin alınan 1.210,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 2.945,29 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,

5-
Davacı tarafından yapılan toplam 1.585,85 TL yargılama giderinin kabul ve talep oranına göre 1.284,54 TL nin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, bakiyesinin davacı üzerinde bırakılmasına,

6-
Davacı tarafından yatırılan 299,79 TL peşin harcın (ıslah dahil) yargılama gideri olarak davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,

7-
Davalı tarafından yapılan toplam 61,00 TL yargılama giderinin kabul ve talep oranına göre 11,59 TL nin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine, bakiyesinin davalı üzerinde bırakılmasına,

8-
HMK’nun 333. maddesi gereğince kullanılmayan gider avansı bulunması durumunda yatırana iadesine,

9-
Kararın taraflara tebliği ile harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda miktar itibari ile KESİN olmak üzere 02/06/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

  • İlk yayınlanma tarihi: 30 Temmuz 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!