DAVACI:
K1 – N1T.C Nolu A1
DAVALI:
F1 Tütün Mamulleri Sanayi ve Ticaret A.Ş.- A2
DAVANIN KONUSU :
Tazminat
İlk derece mahkemesince verilen davanın reddine dair karara karşı davacı vekilince istinaf yoluna başvurulmuş olmakla, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 355. maddesi gereğince kamu düzeni ve istinaf edenin taraf sıfatına göre istinaf sebepleri ile bağlı kalınarak dosya ve inceleme raporu okundu. Gereği düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
DAVA: Davacı vekili, davacı K1’nin eşi, diğer davalının babası olan, davalının çalışanı K2’ın, 29.01.2014 tarihinde, işyerine ait sevk ve idaresindeki araçla işi gereği seyir halindeyken geçirdiği trafik kazası neticesi hayatını kaybettiğini, ölenin davacıların desteği olduğunu, olay nedeniyle davacıların manevi olarak zarara uğradıklarını iddia etmiş, davacı lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili, kazanın oluşumundan davalı şirketin hiçbir kusurunun bulunmadığını, kusurun tamamıyla, seyahat etmemesi gereken saatte, uygunsu hava koşullarında, bu koşullara uygun olmayacak şekilde araç kullanan ölene ve kazaya karışan diğer araç sürücülerine ait olduğunu, ölen hakkında, kazadan bir gün öncesine ait hız limitlerini aştığı gerekçesiyle 2 ayrı trafik ceza tutanağı düzenlenmiş olduğunu, kaza gününde de aynı sebepten düzenlenmiş bir ceza tutanağı bulunduğunu, davalı şirketin iş güvenliği ile ilgili gereken tüm tedbirleri aldığını, ölenin kullandığı aracın bakımlarının düzenli olarak yaptırıldığını, kaza günü havanın yağışlı olduğunu, yönetici konumundaki ölenin istediği yerde konaklayabilecek olduğunu, tüm giderlerinin işveren tarafından karşılandığını, buna rağmen olumsuz hava koşullarında yorgun olarak trafiğe çıktığını iddia etmiş, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
Mahkemece
“…Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Davacının davalıya ait işyerinde 24/03/2008 tarihide davalı şirketin Adana Bölgeler Müdürü olarak çalışmaya başladığı, şirket tarafından kendisine tahsis edilen N4 plakalı araçla 29/01/2014 tarihinde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetmesi nedeni ile, davacı
K1 ve davacı
K1 için maddi ve manevi tazminat talep ettiği,
K2
‘ın davalı işyerine ait araçla 29/01/2014 tarihinde trafik kazası geçirerek vefat ettiği, davalı şirketin alınan bilirkişi raporlarında kusurunun bulunmadığının sabit olduğu,davacıların murisinin vefatında davalının kusurunun bulunmadığı anlaşıldığından davacıların maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilerek aşağıda yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
–
Davacıların davalarının Reddine,
…” karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili, dava dilekçesini tekrarlamış, yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm verildiğini, hesap raporunun da hatalı olduğunu, kusur raporunda tanık beyanlarının değerlendirilmediğini, ölenin aşırı iş yükü altında çalıştırılıp çalıştırılmadığının değerlendirilmediğini, bilirkişi raporunda kusursuz sorumluluk ilkeleri dikkate alınmadığını, ihbar olunanların hesaplamaya katılmadan tekrar hesaplama yapıldığını, bu nedenle bilirkişi raporunun hatalı olduğunu iddia etmiş, Mahkeme hükmünün kaldırılarak bozulmasını karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER:
Taraflara ait SGK kayıtları, davacının iş yeri sicil dosyası, iki ayrı, üçer kişilik bilirkişi heyetinden aldırılan kusur raporları, aktüerya hesabına dair rapor, davaya konu olayla ilgili tutanaklar dosyadadır. Tarafların tanıkları dinlenilmişlerdir.
Dosya kapsamında davalının kusuru ile ilgili aldırılan her iki bilirkişi heyeti raporunda da davalıya kusur izafe edilmediği, ilk raporu düzenleyen bilirkişi heyetinde, iş sağlığı ve güvenliği uzmanın bulunmadığı, heyetin inşaat ve makine mühendisi bir de trafik bilirkişisinden oluştuğu, ikinci raporu düzenleyen heyetin iki makine bir inşaat mühendisinden oluştuğu, iki bilirkişinin iş güvenliği uzmanı oldukları görülmektedir.
Her iki raporda da değerlendirmelerin 2918 Sayılı Kara Yolları Trafik Kanunu hükümlerinden bahisle yapıldığı, raporlarda 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu yönünden her hangi bir değerlendirme yapılmadığı görülmektedir.
DEĞERLENDİRME VE KABUL:
İstinaf talebine konu uyuşmazlık, davaya konu trafik iş kazasında, davalı işverene kusur izafe edilip edilemeyeceği konusundadır. Kaza tarihi itibariyle işverenin kusur durumunun tespiti açısından öncelikle göz önünde bulundurulması gereken kanun 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu hükümleridir.
“”…Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir.
İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür.
Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makinalaşmanın artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır.
İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır.
Anayasanın 17. maddesinde “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.” hükmü getirilerek yaşama hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 332. maddesinde “İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icabeden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur.
İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur.” hükmü düzenlenmiştir.
Yasa koyucu 818 sayılı Borçlar Kanununun 332. maddesinin karşılığını 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 417. maddesinin 2. fıkrasında düzenlemiştir.
Anılan fıkrada “İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli olan her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.” hükmü yer almaktadır.
Bu fıkraya göre, işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen; deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve iş yerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür.”
Aynı maddelere paralel olarak, 4857 sayılı İş Kanununun “İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri” kenar başlıklı 77. maddesinin 1. fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre “İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler.”
Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer.
Bu önlemler konusunda işveren iş yerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer iş yerlerinde bu iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten, çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. Işverenlerce, iş güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir.
Nitekim, günümüzde gelişen sanayi ve teknoloji karşısında yukarıda açıklanan hükümler yeterli görülmemiş, insan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin, iş yerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanununun 77. maddesinin açık buyruğu iken, İş Kanununun 77. ve devamı bir kısım maddeler 30/06/2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 37. maddesiyle yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümlülüğünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun “İşverenin Genel Yükümlülüğü” kenar başlıklı 4. maddesine göre;
(1) İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup, bu çerçevede;
a) Mesleki risklerin önlenmesi eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.
b) İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.
c) Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.
ç) Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğu göz önüne alır.
d) Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışındaki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır.
(2) İşyeri dışındaki uzman kişi ve kuruluşlardan hizmet alınması, işverenin sorumluluklarını ortadan kaldırmaz.
(3) Çalışanların iş sağlığı ve güvenliği alanındaki yükümlülükleri, işverenin sorumluluklarını etkilemez.
(4) İşveren , iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin maliyetini çalışanlara yansıtamaz.
Aynı kanunun ” Risklerden Korunma İlkeleri ” kenar başlıklı 5.maddesine göre
(1) İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler gözönünde bulundurulur.
a)Risklerden kaçınmak.
b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek.
c) Risklerde kaynağında mücadele etmek.
ç) İşin kişilere uygun hale getirilmesi için işyerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı çalışma şekli ve üretim metodlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek.
d) Teknik gelişmelere uyum sağlamak.
e) Tehlikeli olanı tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek.
f) Teknoloji, iş organizasyonu, çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek.
g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine göre öncelik vermek.
ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek.
Yine 6331 sayılı Kanun ” Risk Değerlendirmesi; Kontrol, Ölçüm ve Araştırma” karar başlıklı 10. maddesinde şu hüküm düzenlenmiştir.
(1) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden risk değerlendirmesi yapmak veya yaptırmakla yükümlüdür. Risk değerlendirmesi yapılırken aşağıdaki hususlar dikkate alınır.
a) Belirli risklerden etkilenecek çalışanların durumu,
b) Kullanılacak iş ekipmanı ile kimyasal madde ve müstahzarların seçimi,
c) İşyerinin tertip ve düzeni,
ç) Genç, yaşlı, engelli, gebe veya emziren çalışanlar gibi özel politika gerektiren gruplar ile kadın çalışanların durumu,
2) İşveren, yapılacak risk değerlendirmesi sonucu alınacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri ile kullanılması gereken koruyucu donanım veya ekipmanı belirler.
(3) İşyerinde uygulanacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri, çalışma şekilleri ve üretim yöntemleri, çalışanların sağlık ve güvenlik yönünden korunma düzeyini yükseltecek ve işyerinin idari yapılanmasının her kademesinde uygulanabilir nitelikte olmalıdır.
(4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden çalışma ortamına ve çalışanların bu ortamda maruz kaldığı risklerin belirlenmesine yönelik gerekli kontrol, ölçüm, inceleme ve araştırmaların yapılmasını sağlar.
Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümlülüğünün çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, ” Çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı bir takım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5.maddede işverenin anılan yükümlülüklerle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir. (HGK . 09/10/2013 tarih, 2013/21-102 Esas, 2013/1456 Karar )
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu işverenlerin yükümlülüklerini belirlerken aynı zamanda çalışanların da yükümlülüklerini belirlemiştir.
Kanunun 19. Maddesine göre;
(1) Çalışanlar, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili aldıkları eğitim ve işverenin bu konudaki talimatları doğrultusunda, kendilerinin ve hareketlerinden veya yaptıkları işten etkilenen diğer çalışanların sağlık ve güvenliklerini tehlikeye düşünmemekle yükümlüdür.
(2) Çalışanların, işveren tarafından verilen eğitim talimatları doğrultusunda yükümlülükleri şunlardır.
a) İşyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tehlikeli madde, taşıma ekipmanı ve diğer üretim araçlarını kurallara uygun şekilde kullanmak, bunların güvenlik donanımlarını doğru olarak kullanmak, keyfi olarak çıkarmamak ve değiştirmemek.
b) Kendilerine sağlanan kişisel koruyucu donanımı doğru kullanmak ve korumak.
c) İşyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tesis ve binalarda sağlık ve güvenlik yönünden ciddi ve yakın bir tehlike ile karşılaştıklarında ve koruma tedbirlerinde bir eksiklik gördüklerinde, işverene veya çalışan temsilcisine derhal haber vermek,
ç) Teftişe yetkili makam tarafından işyerinde tespit edilen noksanlık ve mevzuata aykırılıkların giderilmesi konusunda, işveren ve çalışan temsilcisi ile işbirliği yapmak.
d) Kendi görev alanında iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için işveren ve çalışan temsilcisi ile işbirliği yapmak.
İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 37. maddesiyle 4857 sayılı Kaunnun 2. maddesinin dördüncü fıkrası, 63. maddesinin dördüncü fıkrası, 69, maddesinin dördüncü, beşinci ve altınca fıkraları, 77,78,79,80,81,83,84,85,86,87,88,89,95,105 ve geçici 2. maddeleri yürürlükten kaldırılmış, 4857 sayılı Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan ” İş Sağlığı ve güvenliği hükümleri saklı kalmak üzere” ifadesi ile 98. maddesinin birinci fıkrasında yer alan ” 85. madde kapsamındaki işyerlerinde ise çalıştırılan her işçi için bin Yeni Türk Lirası” ifadesi metinden çıkartılmıştır.
Yine 6331 sayılı Kanunun “Atıflar ” kenar başlığını taşıyan geçici 1. maddesinde “(1) Diğer mevzuatta iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili olarak 4857 sayılı Kanuna yapılan atıflar bu kanuna yapılmış sayılır” hükmü düzenlenmiştir.
Yukarıda yapılan bu açıklamalardan sonra 818 sayılı Borçlar Kanununun 332. maddesinin karşılığı olarak çağdaş yaklaşımla düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 417. maddesinin 2. fıkrasında; “İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü” olacağı belirtilerek, İş Kanununun 77/1. maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi 3. fıkrasında; “İşverenin yukarıdaki hükümler dahil kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi” olduğu hükme bağlanmak suretiyle, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmininde sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.
4857 sayılı İş Kanununun 77. ve devamı maddelerini yürürlükten kaldıran 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 4. ve 5. maddelerde işverenin yükümlülüklerini, 19. maddede de çalışanların yükümlülüklerinin çağdaş anlaşıyla daha ayrıntılı ve somut olarak ortaya koymuş ve kusur sorumluluğunun sınırlarını kusursuz sorumluluğun sınırlarına yaklaştırmıştır.
6331 sayılı Kanunun 4. ve 5. maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği yönetmelikleri hükümleri işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan tenik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.
Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Ancak Türk Borçlar Kanununun 417/2. maddesi, Anayasa ve 6331 sayılı Kanun hükümleri objektifleştirilmiş kusur sorumluluğu ilkesi gereğince işverenin sorumluluğunu oldukça genişletmiştir.
Öte yandan işvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar)…””
(Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 12.11.2019 Tarih 2019/2155 Esas, 2019/6809 Karar Sayılı İlamı)
Yargıtay Karında yer alan açıklamalar ve kanuni düzenlemeler dikkate alındığında, davaya konu olayı sadece 2918 Sayılı Kara Yolları Trafik Kanunu açısından değerlendiren, 6331 Sayılı Kanun Hükümleri, 4857 Sayılı İş Kanunu, 6100 Sayılı Borçlar Kanunu ve Anayasamızın, ilgili hükümleriyle ilgili her hangi bir değerlendirme içermeyen, dosya kapsamındaki her iki bilirkişi kurulu raporunun da hüküm vermeye elverişli olmadığı görülmektedir.
Mahkemece yapılacak iş, dosyanın trafik iş güvenliği konusunda uzman bilirkişilerden oluşacak bilirkişi heyetine tevdi ile, özellikle 6331 Sayılı Kanunun 4, 5, 10 ve 19. Maddeleri ve yukarıda anılan sair kanuni düzenlemeler kapsamında, davaya konu olayı değerlendirmelerinin istenilmesi, bu kapsamda, somut olayın özelliklerine, işyerinde yürütülen faaliyete, davacının yaptığı işe göre ( gerekirse yürütülen işle ilgili bir bilirkişinin de heyete dahil edilmesi suretiyle) işyerinde alınması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri alındığı, hangi önlemlerin almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı, bu hususun işveren tarafından denetlenip denetlenilmediği, işyerinde aşırı çalıştırmanın söz konusu olup olmadığı, gerekli risk analizlerinin yapılıp yapılmadığı, işçiye gerekli eğitimlerin verilip verilmediği, ölenin kullandığı aracın bakımlarının yaptırılıp yaptırılmadığı, vs. hususlarda, dosya kapsamında davalı tarafından sunulan işyeri dosyasında bulunan belgeler, dinlenilen tanık beyanları da göz önüne alınarak rapor düzenlettirilerek kusur durumu belirlemek, davalıya atfedilebilecek bir kusur belirlenir ise yeniden aktüerya hesabı yaptırarak davacıların hak edecekleri maddi tazminat tutarını ve manevi tazminat tutarını belirlemek, davacıya atfedilebilecek kusurun bulunmadığı kanaatine varılır ise, şimdiki olduğu gibi davanın reddine karar vermekten ibarettir.
Anılan bu hususlardan sarfı nazarla eksik incelemeye ve yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak karar verilmesi kanuna ve olaya uygun değildir.
Tüm bu nedenlerle HMK 353/1-a-6. maddesi kapsamında taraflarca sunulan delillerin gereği gibi toplanmadan ve hiç değerlendirilmeden karar verildiği kanaatine varılmış hükmün kaldırılarak dosyanın Mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:
Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-
Davacının istinaf başvurusunun
KABULÜNE,
2-
HMK’nun 353-1-a-6. Maddesi gereğince kararının KALDIRILMASINA,
3-
Davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine
İADESİNE,
4-
Davacı tarafça yatırılan istinaf harcının, kararının kesinleşmesini müteakip, talebi halinde ilgilisine iadesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda miktar itibari ile KESİN olmak üzere 02/06/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Davacıların murisi K2, davalı tarafın Adana Bölge Müdürü olarak 24/03/2008 tarihinde N4 plakalı araç ile trafik kazası geçirerek vefat etmiştir.
Bilirkişiler makine mühendisi K11 (Karayolları Genel Müdürlüğü Eski Trafik Şube Müdür Yardımcısı) Doktor K9 İnşaat Yüksek Mühendisi (Karayolları Genel Müdürlüğü Şube müdürü) ve K10 (Trafik Kusur Uzmanı) ca düzenlenen 12/12/2016 günlü raporda “kazanın A3 mah. 052/13 kontrol kesim numaralı otoyolun Km:1+150 deki kesimde vuku bulmuş olduğu, bu kesimde yolun orta refüj ile bölünmüş, 10.5 m genişliğinde, 3 şeritli olup, asfalt kaplamalı ıslak-nemli satıhlı bulunduğu, olay sırasında havanın yağmurlu, vaktin gece olduğu, yörenin yerleşim yeri dışında bulunduğu, yolda şerit çizgilerinin, gece aydınlatmasına ve yolun sağında 3 m genişliğinde emniyet şeridinin menvcut olduğu, yolun sağında beton bariyerlerin, solunda ise çelik oto korkulukların mevcut bulunduğu olay mahallindeki azami hız limitinin 120 km Saat olduğu, trafik işaret levhasının, yaya kaldırımının, ışıklı ve sesli işaretlerin bulunmadığı, yolun yatay güzergahta hafif virajlı düşej güzergahta eğimli olduğu; olayın oluşumunun, sürücü K7 idaresindeki N2 çekiciye takılı K8 plakalı yarı römorku ile 0152.13 kontrol kesim numaralı oto yolun üzerinde Osmaniye yönünde seyir etmekte iken KM 1+150 deki olay mahalli kesimine yaklaştığında aracın hakimiyetini kaybederek önce yolun sağındaki beton bariyerlere çarptığı, sonra çekicinin ön kesimi ile orta refüj bariyerlerini çarparak yolda dikey olarak duruşa geçtiği, yol ve trafik güvenliği için herhangi bir tedbir alınmadığı, işaretleme yapılmadığı, bir süre sonra aynı yönde seyir halinde bulunan sürücü K2 idaresindeki N4 plakalı otomobil ile gelerek sol ön kesimi ile yarı römorkunun, sol yan arka köşe kesimine çarpması ve akabinde de arkadan aynı yönden gelen sürücü K6 idaresindeki N3 plakalı otobüsün ön kesimi ile önünde kazaya karışan N4 plakalı otomobilin arka kesmine çarpması devamında bu otobüsün savrularak yola dikey olarak durmuş olan çekiciye bağlı yarı römorkunun sol yan kasa kesimine de çarpmak sureti ile çekici ve bağlı römorkorün kendi ekseni etrafında dönerek ileri savrulması, çekici ön kesiminin yolun orta şeridini kapatarak yarı römork arka kesminin ise yolun sol şeridini kapatarak ve orta refüj bariyerlerine de hasar vererek durmuş olduğu, olaya karışan N3 plakalı otobüsün olaydan sonra olay mahallinin ilerisinde yolun sağındaki emniyet şeridi içerisinde durmuş olduğu, bu otobüsün 10 m kadar gerisinde ve yolun sağındaki emniyet şeridi içinde N4 plakalı otomobilin her tarafından hasarlı vaziyette durmuş olduğu, otomobilin bulunduğu yerin 51 m gerisine kadar ve yolun sağındaki beton bariyerlerin hasarlı vaziyette olduğu… Sonraki tespitten sonra N2 plakalı çekici sürücüsü K7’ın %60 davacıların murisi N4 plakalı otomobil sürücüsü K2’ın %15 oranında ve N3 plakalı otomobil sürücüsü K6’in %25 oranında kusurlu bulundukları belirlenmiştir.
Yine a sınıfı iş güvenliği uzmanı K3, a sınıfı iş güvenliği uzmanı makine mühendisi K4 ve a sınıfı iş güvenliği uzmanı K5 tarafından verilen 15/09/2017 günlü raporda da aynı sonuca ulaşılmıştır.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun 1. ve 2. Maddesi kanunun amacını ve kapsamını Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda gerekli önlemlerin alınması olarak tespit etmiştir. Alınan uzman bilirkişi kurulu raporları olayı yeterince açıklamış bulunmaktadır. Üstelik 2. Kurul raporunda iş güvenliği uzmanları da yer almıştır. Bu durumda davalı işverenin trafik kazasının oluşumunu engelleyebilecek alması gereken bir iş güvenliği tedbiri bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu sebeplerle ilk derece mahkeme kararının yerinde bulunduğu kanaatinde olduğumdan çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe