T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
DAVACI:
K1
VEKİLLERİ:
Av. K2
DAVALI:
F1 ANONİM ŞİRKETİ – A1
VEKİLİ:
Av. K3
DAVANIN KONUSU :
Alacak (İşçi İle İşveren İlişkisinden Kaynaklanan)
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle
; Müvekkilinin davalı şirkette vardiya işçisi olarak 01/03/2014-15/02/2015 ve 01/12/2015-13/05/2017 tarihleri arasında çalıştığını, müvekkilinin maaşlarını geç ve düzensiz alması nedeniyle haklı nedenle iş akdini feshettiğini, bu nedenle müvekkilinin kıdem tazminatına hak kazandığını beyan ederek, 100,00 TL kıdem tazminatı alacağının fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydıyla mevduata uygulanan en yüksek faizi ile tahsiline, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle
: Öncelikle davacının talep ettiği işçilik alacaklarına ilişkin olarak zamanaşımı def’inde bulunduğunu, davacının kendi el yazısı ve imzasını ihtiva eden istifa dilekçesi ile istifa ettiğini, davacının iş akdini haklı nedenle feshetmediğini, davacının kıdem tazminatına hak kazanamayacağını, davacının çalıştığı süre içerisinde maaşlarını tam ve düzenli almış olduğunu, davacının davalı şirkette hiç bir hak alacağının olmadığını beyan ederek, açılan davanın reddini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesi hususunda karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :”
Davacının davasının
KABULÜNE
,
-4.800,07 TL Net kıdem tazminatı alacağının fesih tarihi olan 13.05.2017 tarihinden itibaren işleyecek bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faiz ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
” şeklindedir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
:Davalı vekili istinaf dilekçesinde;” Davacı K1 tarafından tarafımız aleyhine Ceyhan 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (İş Mahkemesi Sıfatıyla) açılmış olan davanın sayın mahkeme tarafından hukuka ve hakkaniyete aykırı olarak 30.05 .2019 tarihinde kabulüne karar verilmiştir. Aleyhimize olarak kabul edilen haksız davanın istinaf incelemesinden geçerek kararın kaldırılarak haksız davanın reddi talebimizi arz ve talep ederiz.Belirtmemiz gerekir ki;Davacı işçi dava dilekçesinde maaşlarını geç ve düzensiz aldığını iddia etmiş ve bu nedenle iş akdini haklı sebeple fesih ettiğini beyan ederek kıdem tazminatı talebinde bulunmuştur. Yerel mahkeme tarafından 30/05/2019 tarihinde verilen kararda ise , bahis olan dava konusu hakkında yeterince araştırma yapılıp sunulan deliller objektif olarak değerlendirilememiş olup işçi lehine işçilik sözleşmesinin kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde feshedildiği kabul edilerek kıdem tazminatına hükmedilmiştir. Sayın mahkemeniz tarafından verilmiş olan kararı kabul etmemiz mümkün değildir zira; Davacı işçiye ait banka ekstreleri incelendiğinde gerekçeli kararda da belirtilmiş olan 2017 yılına dair maaşlarının sürekli olarak geç ve düzensiz yatırıldığının kabulü mümkün olmayıp aksi düşünce hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil etmektedir. Çünkü İş Kanunu ve Borçlar Kanunu’nun ilgili hükümlerinde ücretin ne zaman ve ne kadar geç ödeneceği açık bir şekilde belirtilmiştir. Ücret 4857 sayılı İş Kanunun 32.maddesinde “bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutardır” şeklinde tanımlanmıştır. Aynı maddenin 5.fıkrasında ücretin ödeme zamanı ile ilgili “Ücret en geç ayda bir ödenir. İş sözleşmeleri veya toplu iş sözleşmeleri ile ödeme süresi bir haftaya kadar indirilebilir.” hükmü ile ödeme zamanı konusuna açıklık getirilmiş ancak İş kanunumuzda ücretin ödenme zamanı ile ilgili bir düzenlemeye gidilmemiş,yalnızca işçiye ödenecek ücretlerin ödeme zamanının bir aylık zaman diliminin geçemeyeceği belirtilmiştir. diğer yandan ücretlerin ne zaman ödeneceği 6098 sayılı Borçlar kanunun 406 /2 ‘de ”Aksine adet olmadıkça ,işçiye ücreti her ayın sonunda ödenir.Ancak,hizmet sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesiyle daha kısa ödeme süreleri belirlenebilir.” şeklinde hüküm altın alınmıştır. Bu durumda işçi ücretlerinin çalışılan ayın son günü ya da en geç takip eden ayın ilk günü ödenmesi gerekmektedir. Ancak ödeme zamanının belli olmadığı haller İş Kanunu’nda açıkça belirtilmediği için ,bu durumda ücret ödeme zamanının daha genel bir kanun olan Borçlar Kanununda yer alan hükümler çerçevesinde hüküm kurulmalıdır. Ücret ödeme zamanının sözleşme ile belirlendiği durumlarda ,sözleşmedeki tarihte ücret ödemesinin yapılması gerekmektedir .Davacı işçi K1’A ait banka ekstreleri incelendiğinde gerekçeli kararda belirtiliği gibi 2017 yılına ait maaş ödemelerinin geç ödenmediği ,yapılan ödemelere bakıldığında 24.02 2017 maaş ödemesi-23.03.2017 diğer maaş ödemesi-21.04.2017 VD. şeklinde maaş ödemesinin yapıldığı yani ödemeleri ayın son günü dahi gelmeden yapıldığı görülecektir. Mücbir sebeple yapılmış olan gecikmeler hem 4857 sayılı İş Kanunu’nun 34. maddesinde belirtilen hem de taraflar arasında akdolunan iş sözleşmesinde “Ücret Ödeme Zamanı” başlıklı 12.paragrafında belirlenen 20 günlük süreyi hiçbir zaman geçmemiştir. 4857 sayılı İş Kanununun “İşçinin haklı nedenle derhal fesih hakkı” başlığını taşıyan 24.Maddesi “ II/e-) e) İşveren tarafından işçinin ücreti kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesap edilmez veya ödenmezse” hükmünü ihtiva etmektedir. Müvekkil şirketçe ücret sözleşme şartlarına uygun olarak yatırılmıştır.Davacı işçi maaşlarını tam ve zamanında almıştır. Hayatın olağan akışı çerçevesinde müvekkil şirkette maaş ödemelerinde 1-2 günlük gecikme olmaktadır. Ancak bu gecikme hiçbir zaman İş Kanununda belirtilen 20 günlük süreyi aşmamaktadır. Davacının iş akdini feshetmesi haksız ve kötüniyetlidir.İşçinin haklı bir nedene dayanmadan ve bildirim öneli olmaksızın iş sözleşmesini feshi, istifadır. Diğer taraftan gerekçeli kararda belirtilen “Dosyanın incelenmesinde davalı tarafça (banka kanalıyla ödendiği tespit edilemeyen) bir kısım makbuzlar ibraz edildiği, mezkur belgeler dışında herhangi bir belge ibraz edilmediği anlaşılmakla, TBK 420. Maddede belirtilen şartları taşımayan ibraname ve ekindeki alelade düzenlenmiş makbuz fotokopilerine itibar edilmeyerek..” hususu ile ilgili olarak ; belirtmeliyiz ki ibraname adı altında düzenlenen yazılı beyan tarafların asıl iradesi çerçevesinde bir ikale anlaşması olup nasıl adlandırılmış olduğu bir önem taşımamaktadır. Zira aslolan nitelendirme olmayıp beyanların içeriğidir. İşçinin el yazısı ve imzasını taşıyan bu beyanda açık bir şekilde iş akdinin karşılıklı olarak anlaşmak suretiyle sona ermiş olduğu belirtilmiştir. Kaldı ki davacının böyle bir beyanı mevcut iken yapılan ödemelerin iş akdinin haklı nedenle feshedildiğinin zımnen kabulü olarak değerlendirilmesi usul ve yasaya aykırı olup yapılan ödemeler ikale anlaşması çerçevesinde yapılan ödemelerdir.Yargıtay 9. HD E.2007/30801 K.2008/9236 sayılı kararında ikale sözleşmesinden şu şekilde bahsedilmektedir:“Taraflardan birinin karşı tarafa ilettiği iş sözleşmesinin karşılıklı feshine dair sözleşme yapılmasını içeren bir açıklamanın (icap) ardından diğer tarafın da bunu kabulü ile bozma sözleşmesi (ikale) kurulmuş olur… İşçi ve işveren iradeleri fesih konusunda birleşmesi, bir taraf feshi niteliğinde değildir. Bu sebeple, ikale sözleşmesi akdetmeye yönelik icap, fesih olarak değerlendirilip, feshe tahvil edilemez. İkale sözleşmesinin geçerliliği değerlendirilirken, Yargıtay tarafından getirilmiş en önemli ölçüt ise makul yarar ölçütüdür. Makul yarar ölçütü, ikale sözleşmesi yapma konusunda icabın işçi veya işverenden hangisinden geldiği ile somut olayın özellikleri dikkate alınarak incelenmelidir. Makul yarar ölçütünde, işçinin ikale sözleşmesi nedeniyle işverenin bazı yasal yükümlülüklerinden doğan ödemelerden mahrum kalıp kalmadığına bakılır. Ayrıca ikale icabı, işverenden gelmişse kanuni tazminatlara ilaveten işçiye ek bir menfaatin sağlanmış olması, makul yararın bulunduğuna delil teşkil etmesi açısından önem taşır. (Yargıtay 22. H.D.E.2014/402 K.201471341).Şu halde işçinin kıdem tazminatına dair haklarını alarak iş sözleşmesinin sonlandırılmasına dair müvekkil şirket tarafından yöneltilen icabı kabul etmesi ek bir menfaat sağlanarak makul yarar bulunması şartını sağlamaktadır.Kıdem tazminatının ve diğer hakların fazlasıyla ödenmesine dair makbuzlar işyeri özlük dosyasında mevcuttur. Yukarıda da bahsettiğimiz üzere davacı tüm haklarını usulüne uygun bir şekilde almış olmasına rağmen diğer iş arkadaşlarının olumlu sonuçlanan davalarından etkilenerek bilahare işbu haksız ve kötü niyetli talepleri vekil eden şirkete yöneltmiştir. Tediye makbuzları incelendiğinde görülecektir ki müvekkil şirket ikale anlaşması çerçevesinde bir ödeme ayrıca makul yarar şartını sağlayan ek ödemeler yapmıştır.Yine gerekçeli kararda belirtilen “banka kanalı ile ödeme yapılmamasından bahisle tediye makbuzlarının dikkate alınmaması” ile ilgili olarak; 4857 sayılı İş Kanunu “Ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkak kural olarak, Türk parası ile işyerinde veya özel olarak açılan bir banka hesabına ödenir.” İhtiva etmektedir. Ancak, tazminatlar ise, ücret sayılmazlar ve ücret niteliğindeki istihkak kapsamında değerlendirilemezler. Dolayısıyla, iş kanunu gereği işçilere ödenecek tazminatların banka aracılığıyla ödenmesi zorunluluğu bulunmamakta olup, elden ödenmesi mümkündür. Davacı işçinin imzasını taşıyan ve el yazısını ihtiva eden resmi belge niteliği taşıyan ödeme makbuzlarının değerlendirilmeye tabi tutulmadan yok sayılması eksik incelemeye sebebiyet vermektedir.Yukarıda açıkladığımız nedenler hasebiyle davanın kabul edilerek kıdem tazminatına ilişkin hüküm kurulmasının ve tediye makbuzlarında tutarların dahi tazminattan düşülmemesinin hukuka uyarlığı bulunmamaktadır. İş bu kararın istinaf edilerek bozulması elzem teşkil etmektedir.Yukarıda açıklamış olduğumuz sebepler ve Sayın Yüksek Mahkemenizce resen gözetilecek nedenler doğrultusunda Ceyhan 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2019/149E. , 2019/391 K. Sayılı ve 30/05 /2019 tarihli usul ve yasaya aykırı ilamın istinaf incelemesinden geçerek kaldırılması ve tehir-i icra talebimizin kabulü istemimizden ibarettir.”ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılması gerektiği yönünde istinaf sebeplerine dayanmıştır.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:
Dairemizce istinaf incelemesi HMK.nun 355. maddesi gereğince istinaf sebepleri ile bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususları da gözetilerek yapılmıştır.
Dava kıdem tazminatı istemine ilişkindir.
Dava tarihinde meri olan kanun hükümlerine göre, kıdem ve ihbar tazminatına ilişkin talepler, hakkın doğum tarihinden itibaren 10 yılda zaman aşımına uğrayacaktır. Gerek 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 146. Maddesi gerekse 818 Sayılı Borçlar Kanununun 125. Maddesi düzenlemeleri aynı yönde olup, 4857 Sayılı İş Kanununda aksi yönde bir düzenleme yer almamaktadır.
Türk Hukukunda ibra sözleşmesi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, kabul edilen Yasanın 132 inci maddesinde “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” şeklinde kurala yer verilmiştir.
İş ilişkisinde borcun ibra yoluyla sona ermesi ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde öngörülmüştür. Sözü edilen hükme göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması gerekir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren bir ay içinde yapılan ibra sözleşmelerine geçerlilik tanınmayacağı bildirilmiştir. Aynı maddede, alacağın bir kısmının ödenmesi şartına bağlı ibra sözleşmelerinin (ivazlı ibra), ancak ödemenin banka kanalıyla yapılmış olması halinde geçerli olacağı öngörülmüştür.
İşverence yapılacak olan ödemelerin banka yoluyla yapılması zorunluluğunun getirilmesi, ibranamenin geçerliliği noktasında sonuca etkilidir. Ancak banka dışı yollarla yapılan ödemelerde de borç ibra yerine tamamen veya kısmen ifa yoluyla sona ermiş olur.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri için yasal koşulların varlığı aranmalıdır.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında davacı tarafın iddia ve savunmaları, SSK sicil dosyası bilirkişi raporu ve tüm dosya münderecatında mahkemece davacının davalı iş yerinde 01.03.2014-15.02.2015 ve 01.12.2015-13.05.2017 tarihleri arasında toplam 2 yıl 4 ay 26 gün işçi olarak çalıştığı, davacı iş akdinin ücretlerin düzenli olarak ödenmemesi nedeni ile feshettiğini iddia etmiş olup, davalı taraf ise davacının iş akdinin istifa nedeni ile son bulduğunu kıdem tazminatı talep edemeyeceğini iddia etmiş, dosya içerisinde ” 13.05.2017 tarihinde kendi isteğimle karşılıklı anlaşmak sureti ile istifa ediyorum” şeklinde davacının imzasının bulunduğu istifa dilekçesinin bulunduğu ve yine bila tarihli davacı tarafından kaleme alınmış ve imzalanmış ibraname başlığı altında bir dilekçenin bulunduğu ve dilekçe ekinde de davacı tarafından imzalanmış 13.05.2017 ve 16.06.2017 tarihlerine ati iki adet toplamda 9.000 TL içerir makbuz sunulduğu görülmüş olup, ödeme makbuzlarının 13.05.2017 ve 16.06.2017 tarihli olup Yeni Borçlar Kanunu döneminde imzalandığı ve dosya kapsamında banka ödemesine dair belge bulunmadığı bu nedenle, dosyada bulunan banka kayıtları ve dinlenen tanık beyanları ile iş akdinin geçerli nedenle feshedildiği, davacının hizmet süresi göz önünde bulundurularak davacı lehine bilirkişi raporu ile tespit edilen kıdem tazminatının davacıya ödenmesi gerektiğine ilişkin mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalının istinaf başvurusunun HMK’nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esas yönünden reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM/
Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-
Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b.1 maddesi gereğince
ESASTAN REDDİNE,
2-
Alınması gereken 327,89 TL istinaf karar harcından, peşin olarak alınan 82,00 TL nin mahsubu ile bakiye 245,89 TL nin davalıdan alınarak hazineye irad kaydına,
3-
İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
4-
Davalı tarafça yapılan istinaf giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Artan istinaf gider avansının ilgilisine iadesine,
5-
Karar kesin olarak verildiğinden tebliğ ve harç tahsil işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda miktar itibari ile KESİN olmak üzere 09/01/2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe