T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
DAVACI :
K1
VEKİLİ:
Av. K2
DAVALI :
SGK Başkanlığı, A1
VEKİLİ:
Av. K3
D
AVA TÜRÜ
:
Kurum İşleminin İptali İstemli
İlk derece mahkemesince verilen karara karşı istinaf başvurusu üzerine dosya dairemize gönderilmekle incelenmiştir.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
İDDİANIN ÖZETİ :
Davacı vekili; SGK’nin N1 işyeri sicil numarasında kayıtlı olan F1 Ltd Şti unvanlı şirketin 2002/06-2002/12 ve 2003/01-2003-06 dönemlerle ilgili prim ve işsizlik sigortası prim borçları ile ilgili olarak tanzim edilen ilgi sayılı ödeme emirlerinin 15.05.2017 tarihinde kendisine tebliğ edildiğini, Adana Ticaret Sicil Müdürlüğünün N2 Ticaret Sicil numarasında 150.000,00 TL’si sermaye ile tescilli olan ve 12.12.2006 tarihi itibari ile iflasına karar verilen şu an için Ticaret Sicil kaydı Ticaret Sicilden silinmiş bulunan F1 Ltd Şti unvanlı şirketin %95 hissesine sahip ortağı olduğunu, şirket ortaklığı nedeniyle kendisine tebliğ edilen yukarıda tarih ve sayılı ödeme emirlerinin zaman aşımına uğradığını, aynı dosya numaralı ödeme emirlerinin daha önce şirketin %5 hissesine sahip K4 ya da tebliğ edildiğini, ortağı K4 nın Adana 1. İş Mahkemesinin 2016/34 esas sayılı dosyası ile dava açtığını, ödeme emirlerinin iptaline karar verildiğini, ilgi sayılı ödeme emirleri ile tebliğ edilip tarafından ödenmesi istenilen borçların zaman aşımına uğramış olduğunu, ödeme emirlerinin iptali ve borcun kaldırılması yolunda karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMANIN ÖZETİ:
Davalı vekili; müvekkili kurum müdürlüğünün N1 sicil nolu dosyasında işlem gören F1 Ltd Şti unvanlı şirketin borçlarından dolayı 6183 sayılı AATUH kanun hükümleri gereğince şirket ortağı davacı K1 aleyhine 2002/6-2002/12-2003/1-2003/6 esas sayılı icra takip dosyaları ile icra takibine geçilerek ödeme emirleri gönderildiğini ve ödeme emirlerinin tebliğ edildiğini, zaman aşımı bulunmadığını, ödeme emirlerinin tanzim edilerek davacıya hissesi oranında gönderildiğini, zaman aşımı itirazına itiraz ettiklerini, icra emrinin davacıya tebliğ edilmiş olmasına rağmen davanın 6183 sayılı kanunda öngörülen 7 günlük hak düşürücü süre gözetilmeden açıldığını, hak düşürücü süre yönünden red gerektiğini, davacının icra emrine konu damga vergisi borcundan dolayı sorumlu olmadığı iddiasının yasal dayanaktan yoksun olduğunu, 506 ve 5510 sayılı yasa hükümleri gereği şirket ortakları ve üst düzey yöneticilerinin prim ve diğer borçlardan işveren ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını, haksız ve yasal dayanaktan yoksun davanın usulden ve esastan reddine, davacının %10 haksız çıkma tazminatı ödemesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı taraftan alınmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
-Davanın reddine,
2-İtiraz edilen ödeme emirleri olan 2015/030925 ve 2015/030926 esas sayılı ödeme emirlerinin miktarının toplamının %10’u oranındaki haksız çıkma tazminatının davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine,karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; davacı müvekkilinin kendisinde gönderilen ödeme emrinin iptali için zaman aşımı gerekçe göstererek açtığı davayı yerel mahkeme zamanaşımını kabul etmeyerek davanın reddine karar verdiğini, ancak ileri sürülen bu gerekçe dosya kapsamı ile uyumlu olmadığını dava dosyası yeterice inceleme yapılmadan yanlış bir kararla davanın reddine karar verildiğini, müvekkilinin daha önce yerel mahkemeye sunduğu dosyada mevcut 21.05.2017 tarihli dilekçede yetkilisi olduğu F1 Tic. Şti’nin 12.12.2006 tarihinde Adana 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2006/218 E.-2006/359 K. Sayılı kararı ile firmasının iflasına karar verildiğini beyan ettiğini, anılan iflas kararı gereğince Adana 1. İcra Müdürlüğünün 2006/7 iflas sayılı dosyası açılmış, iflas masası kurulduğunu ve firma iflas sebebi ile tasfiye edilerek Ticaret Sicilinden kaydının silindiğini, F1 Tic. Ltd. Şti. Adına hizmet tespiti davası 2008 yılında açılarak 2011 yılında karar verildiğini, F1 Tic. Ltd. Şti.’nin bu tarihlerde fiilen ve hukuken olmadığını, müvekkilinin de şirket üst yönetici sıfatının kalmadığını, Adana 1. İş Mahkemesinde açıldığı söylenen 2008/483 E. Sayılı dosyasından müvekkilinin haberi olmadığını, kendisine herhangi bir tebligat yapılmadığını, tebligat yapılsa dahi iflas sebebi ile şirket adına tebligatı alma yetkisinin olmadığını, anılan hizmet tespiti davasının iflas idaresi hasım gösterilerek açılması gerektiğini, 2002/06 – 2002/12 – 2003/06 dönemleri ile ilgili prim ve işsizlik sigortası prim borçları müvekkilinden istenildiğini, isteme tarihine göre davalarında zamanaşımının mevcut olduğunu, dava konusu alacakla ilgili olarak dava tarihine kadar müvekkiline herhangi bir tebligat yapılmadığını, 10 yıllık zamanaşımını geçtiğini, dolayısıyla zaman aşımını kesecek veya durduracak herhangi bir işlemin müvekkili tarafından yapılmadığını, tüm bu sebeplerle verilen kararın bozulmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dairemizce istinaf incelemesi HMK 355. maddesi gereğince istinaf sebepleri ile bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususları da gözetilerek yapılmıştır.
Dava prim borcuna ilişkin davalı kurum tarafından düzenlenen ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir.
Uyuşmazlığın çözümünde özellikle zamanaşımının başlangıcının ve buna bağlı olarak somut uyuşmazlıkta uygulanacak kanun hükmünün saptanmasında muacceliyet anının belirlenmesi, prim alacağının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı önem taşımaktadır.
Türk Borçlar Kanunu’nun 149’uncu (818 sayılı BK 128’inci) maddesi uyarınca zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Muacceliyet, bir borç ilişkisinde, alacaklının edimi isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme uyarak, edimi ifa etmekle yükümlü olduğu anı belirler. Bir başka deyişle, söz konusu anda borç ifa kabiliyeti kazanır ve alacaklı yine o anda edimi kabul etmekle yükümlü olur. Bir alacağın ya da borcun muaccel olması, ilke olarak edimin ifası için öngörülmüş bulunan vadenin dolmasıyla gerçekleşir.
Zamanaşımının başlangıcının ve buna bağlı olarak somut uyuşmazlıkta uygulanacak kanun hükmünün saptanmasında, muacceliyet anının belirlenmesi önem taşımaktadır.
506 sayılı Kanunun konuya ilişkin 80’inci maddesi uyarınca işveren, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak prim tutarlarını ücretlerinden kesmeye ve kendisine ait prim tutarlarını da bu miktara ekleyerek en geç ertesi ayın sonuna kadar Kuruma ödemeye mecburdur. Bu durumda kurumun prim alacağı anılan tarihte muaccel hâle gelecektir.
Prim alacaklarının muaccel olduğu tarihi 506 sayılı Kanunun 80’inci maddesi uyarınca belirledikten sonra uyuşmazlığın çözümünde uygulanacak kanun hükmünün belirlenebilmesi için kurumun prim alacaklarına ilişkin zamanaşımı hükümlerindeki değişikliklerin ve yürürlük tarihlerinin de açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Bilindiği üzere, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun “Primlerin ödenmesi” başlığını taşıyan 80’inci maddesinin 08.12.1993 gün ve 3917 sayılı Kanun ile değiştirilmesinden önceki dönemde yerleşik uygulama uyarınca prim alacağı ve gecikme zamları yönünden, anılan kanunda zamanaşımı süresine ve başlangıcına ilişkin özel bir düzenleme bulunmadığından, Kurum alacağının zamanaşımı yönünden genel hükümlere tabi olduğu, buna göre, zamanaşımı süresinin 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)’nun 125’inci maddesi uyarınca on yıl olduğu ve zamanaşımının başlangıç tarihi BK’nın 128’inci maddesi hükmüne göre, alacağın muaccel olduğu tarih olarak kabul edilmekteydi.
Belirtilmelidir ki, prim zamanaşımı, Borçlar Kanunu’nun 128’inci maddesine göre, alacağın muaccel olduğu tarihte başlar. 506 sayılı Kanunun 80’inci maddesine göre, her aya ait prim borcunun ertesi ayın sonuna kadar ödenmesi gerektiğinden, zamanaşımının başlangıcı her prim ayı bakımından o aya ilişkin ödeme süresinin sona erdiği tarih olup, ay be ay ödenmesi gereken prim borcu ertesi ayın sonunda muaccel hâle gelmektedir. Bu dönemde zamanaşımının kesilmesi ve durdurulması, bu konuda bir özellik göstermez. Borçlar Kanunu’nun 132’inci ve ardından gelen maddeleri burada da aynen geçerlidir (Mustafa Çenberci, Sosyal Sigortalar Kanunu Şerhi, Olgaç Matbaası, 1977, s. 641).
506 sayılı Kanunun 80’inci maddesinde 01.12.1993 gün ve 3917 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile anılan madde;
“…Kurumun, süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 21.7.1953 tarih ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Kurum, söz konusu Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı, diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır…” şeklinde düzenlenmiştir.
3917 sayılı Kanun’un yürürlük tarihine kadar olan dönemde, Kurumun prim alacakları İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre tahsil edilmekte iken, anılan Kanunla yapılan düzenleme ile 3917 sayılı Kanun ile yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 08.12.1993 tarihinden itibaren, Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanmasına başlanmıştır.
6183 sayılı Kanunun “Tahsil zamanaşımı” başlıklı 102’inci maddesi uyarınca;
“Amme alacağı, vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar.”.
Anılan düzenlemeler karşısında, 08.12.1993 tarihinden itibaren Kurumun prim alacaklarının tahsilinde zamanaşımı yönünden 6183 sayılı Kanun’da düzenlenen beş yıllık zamanaşımı süresi uygulanmaya başlanmış ve sürenin başlangıcı, alacağın vadesinin rastladığı takvim yılını izleyen yıl başı olarak belirlenmiştir.
Açıklanan düzenleme bu kez 30.09.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4958 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu’nun 38’inci maddesiyle yeniden değiştirilerek prim alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Kanun’un 51’inci maddesi hariç, diğer maddelerinin uygulanacağı belirtilmiş, sonrasında bu maddede 06.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 24.06.2004 tarih ve 5198 sayılı Kanunun 11’inci maddesi ile 506 sayılı Kanun’un 80’inci maddesinin beşinci fıkrası;
“…Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 ve 102 nci maddeleri hariç, diğer maddeleri uygulanır. Kurum, söz konusu Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı, diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır…”şeklinde değiştirilmiştir.
Anılan düzenleme uyarınca, 5198 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 06.07.2004 tarihinden itibaren Kurum alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanun’un zamanaşımı düzenleyen 102’inci maddesinin uygulanamayacağı hükme bağlanarak, 3917 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki genel hükümlere ve dolayısıyla on yıllık zamanaşımı dönemine geri dönülmüştür.
Yukarıda açıklanan mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, zamanaşımı süresi bakımından, 08.12.1993 günü öncesine ve 06.07.2004 sonrasına ilişkin prim ve diğer alacaklar yönünden Kurumun alacak hakkı, Borçlar Kanunu’nun 125’inci maddesinde öngörülen (10) yıllık zamanaşımı süresine tabi olup, zamanaşımının başlangıç tarihi, anılan Kanunun 128’inci maddesi gereğince alacağın muaccel olduğu tarihtir ve zamanaşımının kesilmesi ile durmasına ilişkin 132’inci ve ardından gelen maddelerindeki düzenlemeler de uygulama alanı bulmaktadır. 08.12.1993 – 05.07.2004 dönemine ait prim ve diğer alacaklar yönünden ise, 6183 sayılı Kanun’un “Tahsil zamanaşımı” başlığını taşıyan 102’inci ve ardından gelen maddeleri uygulanmakta, anılan madde hükmüne göre (5) yıl olan zamanaşımı süresinin başlangıcı da, alacağın vadesinin rastladığı takvim yılını izleyen yıl başı olarak kabul edilmelidir.
Konu son olarak 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 88’inci ve 93’üncü maddesi ile düzenlenmiştir.
5510 sayılı Kanun’un “Primlerin ödenmesi” başlığını taşıyan 88’inci maddesinin on altıncı fıkrasında, Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Kanun’un 51’inci, 102’inci ve 106’ıncı maddeleri hariç, diğer maddelerinin uygulanacağı bildirildikten sonra, yine 5510 sayılı Kanun’un 17.04.2008 gün ve 5754 sayılı Kanunun 56’ıncı maddesi ile değişik “Devir, temlik, haciz ve Kurum alacaklarında zamanaşımı” başlıklı 93’üncü maddesinin ikinci fıkrası, “…(Değişik ikinci fıkra: 17/4/2008-5754/56 md.) Kurumun prim ve diğer alacakları ödeme süresinin dolduğu tarihi takip eden takvim yılı başından başlayarak on yıllık zamanaşımına tabidir. Kurumun prim ve diğer alacakları; mahkeme kararı sonucunda doğmuş ise mahkeme kararının kesinleşme tarihinden, Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurlarınca yapılan tespitlerden doğmuş ise rapor tarihinden, kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatı gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemelerden doğmuş ise bu soruşturma, denetim ve inceleme sonuçlarının Kuruma intikal ettiği tarihten veya bankalar, döner sermayeli kuruluşlar, kamu idareleri ile kanunla kurulmuş kurum ve kuruluşlardan alınan bilgi ve belgelerden doğmuş ise bilgi ve belgenin Kuruma intikal ettiği tarihten itibaren, zamanaşımı on yıl olarak uygulanır…” şeklinde düzenlenmiştir.
Görüldüğü üzere 5510 sayılı Kanunun 93’üncü maddesi ile zamanaşımı süresi ile ilgili olarak özel bir düzenleme getirilmiş, Kurumun prim ve diğer alacaklarının on yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, sürenin başlangıcının ödeme süresinin dolduğu tarihi takip eden takvim yılı başı olduğu belirtilmiştir.
Öte yandan 5510 sayılı Kanunun 93/2’inci maddesine uyarınca Kurumun prim ve diğer alacakları mahkeme kararı sonucunda doğmuş ise zamanaşımı mahkeme kararının kesinleşme tarihinden itibaren on yıl olarak uygulanacaktır.
Nihayet uyuşmazlığın çözümünde hizmet tespiti davası ile tespitine karar verilen hizmet sürelerine ilişkin Kurumun prim alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı hususunun nasıl belirleneceği üzerinde durmakta da yarar vardır.
Hukuk devletinde, müktesep hakların korunması ile birlikte hukuk güvenliği de temel bir ilkedir. Öğretide de hukuk güvenliği temel bir ilke olarak kabul edilmiştir. Esasen, mevcut yasal düzenlemelere göre hareket eden kişilerin, bu yasal düzenlemeler nedeniyle tabi oldukları hukuki durumlarının yeni yasal düzenlemelerle değiştirilmemesi esastır. Anayasa Mahkemesinin, 30.11.2007, E.2006/61, K.2007/91, RG.23.02.2008, S.26796; ve 17.01.2008, E.2007/21, K.2008/40. sayılı kararlarına göre de, “hukuk güvenliği” hukuk devletinin temel unsurlarından biridir.
5510 sayılı Kanunun 93/2’inci maddesi uyarınca hizmet tespiti davasının 01.10.2008 tarihinden sonra kesinleştiği varsayılırsa, anılan maddenin bu tarihten önce muaccel duruma gelmiş prim alacaklarına uygulanması halinde kazanılmış hak ilkesi ihlal edilecektir. Eski mevzuata göre başlayan ve işleyen zamanaşımı süresi hizmet tespiti davasının sonuçlanması, işverenin yeni mevzuatla getirilen yeni bir zamanaşımı süresine yeniden tabi tutulması “hukuk güvenliği” ilkesini zedeleyecektir.
Aksi bir düşünce bu tür bir alacakla ilgili olduğu dönemdeki hukuk normlarına göre pozisyon alanları olumsuz etkileyebilir. Diğer bir deyişle bireylerin hukuki durumlarında kazandıkları haklarını ellerinden alabilir (Akın Levent, Prim Alacaklarına Uygulanacak Zamanaşımı, Çimento İşvereren Dergisi, Temmuz 2014, S. 4, C. 28, s. 39).
Kaldı ki, önceki mevzuata göre başlayan ve işleyen zamanaşımı süresi, hizmet tespiti davası ile kesilmediğine göre, bu davanın sonuçlanması ile işverenin yeni mevzuatla getirilen yeni bir zamanaşımı süresine yeniden tabi tutulması hak ve nesafet kurallarına da uygun olmayacaktır.
Bu durumda, hizmet tespiti davası sonucunda Kurumca tahakkuk ettirilen prim borçlarının tespitine karar verilen hizmetin geçtiği tarihte doğmuş olması, mahkeme kararının prim borcunun doğumuna değil varlığının tespitine yönelik olması, prim borcunun tespit kararına konu devrelere tahakkuk ettirilmesi ve gecikme zammının tespitine karar verilen tarihler itibariyle başlatılması ile 5510 sayılı Kanun’un 93/2’inci maddesinde yer alan zamanaşımı başlangıcının hizmet tespiti davasının kesinleştiği tarih olduğuna ilişkin özel nitelikli düzenlemenin, anılan Kanunun yürürlük tarihinden öncesine uygulanmasının mümkün olmaması hususları da gözetildiğinde, hizmet tespiti davası ile tespitine karar verilen hizmet sürelerine ilişkin Kurumun prim alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı hususu, alacağın doğduğu, tahakkuk ettirildiği (muaccel olduğu) tarihte yürürlükte bulunan kurallara göre belirlenmelidir.
Diğer bir ifadeyle, işveren tarafından bildirilmemiş sürelere ilişkin olarak açılan hizmet tespiti davası neticesinde, hizmetlerin tespitine karar verildiğinde, tespiti yapılan hizmet süresinin primlerini ödeme yükümlülüğü yönünden yukarıda belirtilen kronolojik dönemlere bağlı olarak işverenden bu primleri talep hakkının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı tespit edilebilecektir (Odaman Serkan, Sigorta Prim Alacaklarında Zamanaşımı, MESS-Sicil Dergisi, Aralık 2010, s. 141 vd).
Sonuç itibariyle, Kurumun süresi içerisinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsil zamanaşımı, diğer bir ifade ile zamanaşımının süresi ve başlangıç tarihi; alacağın doğduğu, tahakkuk ettirildiği (muaccel olduğu) tarihte yürürlükte bulunan kurallara göre belirlenecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.12.2013 gün ve 2013/10-433 E. 2013/1649 K.; 20.09.2006 gün ve 2006/21-546 E. 2006/565 K. ile 20.12.2006 gün ve 2006/21-806 E. 2006/814 K. sayılı kararları) (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2015/21-982 Esas 2018/679 Karar sayılı kararları).
Yukarıdaki açıklamaların ışığında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde; davacıya kurum tarafından 2015/030925, 2015/030926 esas sayılı takip dosyalarından dava dışı F1 Ltd. Şti.’nin ortağı olması nedeniyle prim borçları işsizlik primi gecikme zamlarından dolayı ödeme emri gönderildiği, ödeme emrinin 18.05.2017 tarihinde tebliğ edildiği, davacı tarafından yasal süre içerisinde 22.05.2017 tarihinde dava açıldığı, dava dışı sigortalılardan K5 tarafından açılan Adana 1. İş Mahkemesinin 2008/483 Esas 2011/767 Karar sayılı dosyası üzerinden görülen davada sigortalının F1 Şirketinde 14.09.1999-02.09.2003 tarihleri arasında 10.137,10 TL prime esas kazanç elde edecek şekilde çalıştığınının tepsitine karar verildiği, kararın Yargıtay denetiminden geçerek 01.10.2013 tarihinde kesinleştiği, kurum tarafından bu nedenle davacıya ödeme emrinin düzenlenip gönderildiği, mahkemece tespitine karar verilen ve 01.10.2008 tarihinden önceki dönemlere ait hizmet sürelerine ilişkin prim alacakları yönünden zamanaşımı süresi ve başlangıcının, primlerin ait oldukları (muaccel oldukları) dönemde yürürlükte bulunan mevzuat hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, takibe konu 2015/030925, 2015/030926 sayılı takip dosyalarında talep edilen alacakların 06.07.2004 tarihinden öncesine ait olduğu ve zamanaşımı süresinin dolduğu, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken mahkeme kararının kesinleşme tarihinden itibaren 5 yıllık zamanaşımı süresi dolmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmesinin hatalı olduğu anlaşılmıştır.
Buna göre davacı vekilinin istinaf sebebi kısmen haklı görüldüğünden davalının istinaf başvurusunun HMK’nin 353/1-b.2 maddesi gereğince kabulü ile kararın bu yönden düzeltilmek üzere kaldırılmasınakarar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:
Açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf talebinin KABULÜ ile, HMK’nin 353/1-b.2 maddesi gereğince Adana 2. İş Mahkemesinin 2017/157-2018/130 E.K. sayılı hükmünün ORTADAN KALDIRILMASINA,İlk derece mahkeme hükmü yerine geçmek üzere; a-Davanın KABULÜ ile; b-Davaya konu 2015/030925 ve 2015/030926 sayılı kurum tarafından gönderilen ödeme emirlerinin davacı yönünden iptaline, c-Davalı kurum harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, ç-Davacı tarafından yatırılan 31,40 T harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, d-Davacı tarafından yapılan toplam 97,70 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, e-Davacı kendini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT’ne göre hesaplanan 3.400,00 TL’nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, f-Taraflarca yatırılan bakiye gider avansının HMK’nin 333. Md. uyarınca karar kesinleştiğinde talep halinde taraflara iadesine,
2-Davacı tarafından peşin yatırılan istinaf karar harcının istek halinde davacıya iadesine,
3-Davacı tarafından istinaf başvurusu nedeniyle yapılan 31,00 TL yargılama giderlerinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
5-İstinaf gider avansından arta kalanın karar kesinleştiğinde, talep halinde yatıran tarafa iadesine,
6-Kararın tebliği ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda KESİN OLMAK üzere 06.02.2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe