Adana BAM, 7. HD., E. 2018/1872 K. 2018/919 T. 7.6.2018

İlgili TBK madde: TBK Madde 429

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

DAVANIN KONUSU :

Tazminat (İşçi İle İşveren İlişkisinden Kaynaklanan)

İlk derece mahkemesince verilen karara karşı istinaf başvurusu üzerine dosya dairemize gönderilmekle incelendi:

GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :

Davacı vekili; davacının davalı kurumun taşeron şirketlerinde, Islahiye ve Nurdağı ilçelerinde işe başladığını, davacının Nisan/2008-Mayıs/2013 yılları arasında çalıştığını, davacının çalışmasının aralıksız olduğunu, davacının iş akdinin davalı işveren tarafından sözleşmesinin bittiği söylenerek feshedildiğini ancak davacının hak etmiş olduğu işçilik alacaklarının kendisine ödenmediğini, davacının her gün elektrik arıza olması durumunda arıza giderilene kadar sürekli fazla mesai yaparak çalıştığını, davacının tazminatlarının, kullanmadığı izin ücretleri ile diğer alacaklarının ödenmediğini, ücretlerin bankadan ödendiğini, beyanla ödenmeyen işçilik alacakları için fazlaya ilişkin haklarının saklı kalmak kaydıyla; 1.000,00 TL Kıdem Tazminatı, 100,00 TL İhbar Tazminatı, 200,00 TL Yıllık İzin Ücreti, 1.150,00 TL Fazla Mesai Ücreti, 50,00 TL Genel Tatil, Ulusal Bayram Ücreti olmak üzere toplam 2.500,00 TL’nin Kıdem tazminatı için akdin feshinden itibaren, yıllık izin ücreti ve fazla mesai ücreti için dava tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faizi ile, diğer alacaklar için dava tarihinden itibaren yasal faizle davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Davalı vekili; zamanaşımı itirazında bulunduklarını, davacının davalı şirket çalışanı olmayıp dava dilekçesinde taşeron şirketlerde çalıştığını belirttiğini, bu sebeple davanın tüm taşeron şirketlere ihbar edilmesi gerektiğini, dava dilekçesinde ileri sürülen taleplerin belirlenebilir olması sebebiyle belirsiz alacak davası açılmasının usule aykırı olduğunu ve davanın reddedilmesi gerektiğini, davacının asıl çalışmasının davalı şirkette olması sebebiyle husumet yokluğundan reddinin gerektiğini, davacının davalı şirket çalışanı olmamasından ötürü kıdem ve ihbar tazminatına ilişkin taleplerini kabul etmediklerini, davacının yıllık izinlerini kullandığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :

İlk Derece Mahkemesince; ”…Dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davacı işçi davalı şirkete ait işyerinde 26/04/2008-14/05/2013 tarihleri arasında değişen altişverenlerde çalıştığı, 30.09.2013 tarihli davalı F1 Elektrik Dağıtım Aş.’nin %100 oranındaki hissesinin dava dışı F2 Elektrik Dağıtım Aş.’ye devrine ilişkin hisse satış sözleşmesi de dikkate alındığında F1 EDAŞ, F2 Elektrik Dağıtım Aş. tarafından devralındığından ve %100 hisse devri tamamlandığından davalının devreden işveren olarak sorumluluğunun sınırlı olduğu, dava tarihi itibari ile davacının devralan şirkette çalışmasına devam ettiği bu nedenle feshe bağlı haklar olan kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin alacaklarını talep edemeyeceği, devir tarihinden dava tarihine kadar 2 yıldan fazla zaman geçtiğinden fazla çalışma ve ulusal bayram genel tatil ücreti alacaklarından da davalının sorumlu olmadığı anlaşılmış olup davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Davanın REDDİNE…” şeklinde karar vermiştir.

İ
STİNAF YOLUNA BAŞVURAN ve İSTİNAF SEBEPLERİ:

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının 26.04.2008-14.05.2013 tarihleri arasında Tedaş bünyesinde taşeron şirketlerde çalıştığını, iş akdinin haksız feshedildiğini ve davacının haklarının ödenmediğini, F2’nın Tedaş’ı devralmadığını, kiraladığını, Tedaş’ın tüzel kişiliğinin devam ettiğini, SGK kayıtlarına göre davacının işten çıkartıldığını, Türk Borçlar Kanunu’nun 429. maddesi gereği hizmet sözleşmesinin ancak işçinin rızası ile devredilebileceğini, davacıdan böyle bir rıza alınmadığını, ilk derece mahkemesinin dosyayı bilirkişiye tevdi edip sonradan usulden reddetmesinin hakkaniyete uygun olmadığını, fazla çalışma UBGT ve hafta tatilinde zamanaşımının 5 yıl olduğunu, davanın süresinde açıldığını, bu alacak kalemlerine 2 yıl zamanaşımı süresinin uygulanmasının doğru olmadığını, işyeri devri olsayda Tedaş diye bir kurumun olmaması gerektiğini, bu sebeplerle ilk derece mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasını talep etmiştir.

DEĞERLENDİRME ve GEREKÇE:

Dava işçi alacakları ve tazminatları talebine ilişkindir.

Taraflar arasında işyeri devrenin gerçekleşip gerçekleşmediği, husumet, feshin yapılıp yapılmadığı, davacının alacak ve tazminatlara hak kazanıp kazanmadığı ve zamanaşımı hak düşürücü süre ayrımı noktasında çekişme vardır.

Öncelikle belirtmek gerekir ki Tedaş tüm Türkiye çapında elektrik dağıtımından sorumlu şirket olup F1 Elektrik Dağıtım Aş. ise kendi bölgesinde elektrik dağıtımından sorumludur ve ayrı tüzel kişiliği vardır. Bu anlamda davada hasım F1 Elektrik Dağıtım Aş.’dir. F1 Elektrik Dağıtım Aş.’nin %100 hissesi dava dışı F2 Aş.’ye devredilmiş, devir 30.09.2013 tarihinde tamamlanmıştır. Burada yapılan işlem İş Kanunu’nun 6. maddesi anlamında işyeri devridir. Aynı maddenin 5. fıkrası gereği işyeri devri taraflara haklı fesih hakkı vermez ve devir sebebiyle fesih gerçekleşmez, davacı işçinin 01.04.2014 tarihinde iş sözleşmesinin devrine muvafakat ettiğine dair belge dosya içerisindedir. 14.05.2013 tarihinde herhangi bir fesih gerçekleşmemiş, bu tarihte davacı alt işveren değiştirmiş ve nihayet 01.04.2014 tarihinde de dava dışı devralan F2’ya geçmiştir. SGK kayıtlarına göre davacı 26.04.2008 tarihinden beri kesintisiz ve halen devredenin alt işverenlerinde ve devrolanda çalışmaya devam etmektedir. Somut olayda işyeri devri olup fesih gerçekleşmemiştir. Dolayısıyla davacı feshe bağlı haklarını talep edemez. Tedaş’ın tüzel kişiliğini devam ettirmesinin de somut olayla ilgisizdir. Fazla çalışma, hafta tatili ve UBG tatillerde çalışma ücreti yönünden uygulama yeri bulan 5 yıllık zamanaşımı değil İş Kanunu’nun 6/3-son fıkrasındaki hakdüşürücü süredir. Buna göre işyeri devri ve dava tarihi gözetildiğinde bu alacaklarda hakdüşürücü süre sebebiyle talep edilemeyecektir. Mahkemece yargılama taraflarca getirilme ve usul ekonomisi kurallarına uyularak yapılmıştır. HMK 107. ve 109. maddeleri anlamında dava değeri bilirkişi raporuyla ortaya çıkar ve taraflarca tartışılabilir hale gelir. Hukuki değerlendirme ise hakime aittir. Bu noktada bilirkişi raporu alınması hakkaniyete aykırı bir uygulama olmayıp yargılamanın gereğidir. Davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan istinaf talebi yerinde değildir.

Dosya üzerinden, HMK’nin 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve re’sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonunda; ileri sürülen tüm istinaf nedenlerinin ilk derece mahkemesince yargılama sırasında incelenip karar gerekçesinde izah edildiği, hükme esas alınan bilirkişi raporunun dosya kapsamına uygun bulunduğu, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, mantıksal ve hayatın olağan akışına uygun, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılarak, istinaf başvurusunun esas yönünden reddine karar verilerek aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM :

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-Davacının istinaf başvurusunun HMK’nin 353/1-b-1 maddesi gereğince
ESASTAN REDDİNE,

2-Alınmasıgerekli harç peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,

3-İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, kullanılmayan istinaf gider avanslarının talep halinde ilgililere iadesine,

4-HMK’nin 359. maddesinin 3. fıkrası gereği kararın tebliği işlemlerinin
İLK DERECE MAHKEMESİ TARAFINDAN YAPILMASINA,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 07/06/2018 tarihinde İş Mahkemeleri Kanunu’nun 7. ve HMK. 362. maddeleri gereğince miktar itibariyle KESİN olmak üzere oybirliği ile karar verildi.

  • İlk yayınlanma tarihi: 01 Ağustos 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!