T.C.
ADANA
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: ADANA 6. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ
: 27/02/2020
NUMARASI
: 2015/122 Esas – 2020/73Karar
DAVACI
: F1
Odası
VEKİLLERİ
: Av. K1& Av. K2
DAVALI
:
Adana
Büyükşehir
Belediye
Başkanlığı
VEKİLLERİ
: Av. K3& Av. K4
Av. K5&Av. K6
DAVA KONUSU
:
Taşınmazdan Yararlanma Hakkı Verilmesine İlişkin
Sözleşmeden
Kaynaklanan
Maddi ve Manevi Tazminat
İSTİNAF KARAR TARİHİ
: 05/05/2023
KARARIN YAZIM TARİHİ
: 05/05/2023
Adana 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 27/02/2020 tarih ve 2015/122 Esas – 2020/73 Karar sayılı kararı ile kurulan hüküm nedeniyle davacı vekilinin istinaf başvurusu ile ilgili yapılan incelemede;
DAVACI VEKİLİ DAVA DİLEKÇESİNDE ÖZETLE:
Adana İli, Seyhan İlçesi, A3 mevkiinde bulunan ve bir kısmı 105 ada 11 parsel içerisinde bir kısmı da devletin hüküm ve tasarrufunda bulunan alan içerisinde kalan yer ile ilgili olarak taraflar arasında 12/08/1997 tarihli bir protokol düzenlendiğini ve bu protokol gereğince, sosyal tesis yapılmak üzere yerin davacıya tahsis edildiğini ve davacı tarafından da sosyal tesis yapıldığını, alanda F1 Odası tarafından kurulan tesisin, yine F1 Odası tarafından kurulan F2 Vakfına (F2) tahsis edildiğini, halen tesiste söz konusu vakfın faaliyet gösterdiği ve hizmet verdiğini, taraflar arasındaki anlaşma uyarınca tahsisin 10 yıllık olduğunu ancak 10 ar yıllık periyotlar ile bu sürenin uzatılacağının da kararlaştırılmış olduğunu, en son, sürenin bitimi üzerine süre uzatımı için davalı belediyeye başvuru yapıldığını ancak, 11/05/2010 tarihli karar ile mülkiyet problemi çözülünceye kadar teklifin geri iadesine karar verildiğini ve süre uzatımının yapılmadığını, taraflar arasındaki protokole göre, süre uzatımı yapılmaz ve davacının yararlanma hakkı tek taraflı olarak sona erdirilir ise o tarih itibariyle meri olan Bayındırlık Bakanlığı birim fiyatları üzerinden hesaplanacak bina ve müştemilat maliyetinin iki misli tazminat ödemeyi davalı belediyenin kabul ettiğini, bu hususta tespit yaptırıldığını ve maliyetlerin 3.034.797,00 TL olarak belirlendiğini, tarafların arasındaki protokol gereği bu bedelin iki katı olan 6.069.594,00 TL’nin tazminat olarak ödenmesi gerektiğini, ayrıca bu tahsis ve davacının kullanımı sonrası DSİ ve Milli Emlak Dairesi tarafından davacının kullanımı için ecrimisil tahakkukları yapıldığını, bu tahakkuklardaki ecrimisil miktarlarının fahiş olmasına dayalı olarak idare mahkemelerinde davaların açıldığını, davaların kısmen kabulüne karar verildiğini, davalının bu yeri tahsis etmesi aşamasında bu tahsisisin mevzuata uygun olduğunu ancak süreç içerisinde davalının bu yeri kendi mülkiyetine geçirmekte ihmalkarlık gösterdiğini ve bu nedenle davacının ecrimisil ödemek zorunda kaldığını, ödenen ecrimisilin toplam 1.680.654,85 TL olduğunu, bu bedelin davalıdan tahsilinin gerektiğini, yine davacının kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşu olduğunu, davacının faaliyetlerinin önlenmesinin kamuoyunda davacının itibar ve prestij kaybına yol açtığını bu nedenle de manevi tazminat talep ettiklerini beyan etmiş, 6.069.594,00 TL tazminatın yasal faizi ile birlikte, 1.680.654,85 TL ecrimisil ödemesi nedeniyle doğan tazminatın ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizleriyle birlikte ve 200.000,00 TL menevi tazminatın da yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
DAVALI VEKİLİ CEVAP DİLEKÇESİNDE ÖZETLE:
Davanın zamanaşımı nedeniyle reddinin gerektiğini, husumetin belediyeye değil o dönemki belediye başkanına yöneltilmesi gerektiğini, davacının taleplerinin hakkın kötüye kullanılması olduğunu, ayrıca protokol gereği tazminat istenmesi için protokolde aranan şartlarının oluşmadığını, davacının tahsis yapılırken mülkiyetin belediyeye ait olmadığını bilerek hareket ettiğini, kaldı ki protokolde belirlenen koordinatların da dışına çıkılarak ve imar yönetmeliğinde belirtilen yapılaşma oranının aşılarak yapılaştığını, bu nedenle tazminat istenemeyeceğini, bu yerin bir kısmı ile ilgili olarak hazine tarafından davacıya karşı 10/10/200 tarihinde meni müdahale ve kal talepli dava açıldığını, davacının bu durumu bilerek kullanıma devam ettiğini ve hatta DSİ ve Hazine ile kira sözleşmeleri yaptığını,bu sebeple ödenen ecrimisiller nedeniyle tazminat istenemeyeceğini, ayrıca manevi tazminat şartlarının da oluşmadığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
“Davacı taraf bu kullanımın dayanağı olarak taraflar arasında yapılan 12/08/1997 tarihli protokole dayanmaktadır. Protokol tarihi itibariyle bu yerler tapusuzdur.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, davaya konu yer ve içerisindeki sosyal tesis bir bütün olarak ve tamamen davacıya bağlı F2 tarafından dava tarihinde ve halen dahi davacı tarafından kullanılmaktadır. Davalı belediye tarafından 10 yıllık tahsisin uzatılması talebi olumlu karşılanmamış ise de davacının fiili kullanımına davalı tarafça ya da arsa sahibi olan maliye Hazinesi tarafından son verilmesi söz konusu değildir. Davacının dayanağı olan taraflar arasındaki 12/08/1997 tarihli protokolün 5. Maddesine göre, bina ve müştemilatların maliyetlerinin iki misli tazminat ödenmesi için uzatmanın yapılmaması ve bunun yanında yararlanma hakkının tek taraflı olarak sona erdirilmesi şartlarının oluşması gerekmektedir. Davalı belediye tarafından tahsis süresi uzatılmamış ise de(ki bu zaten yasal olarak mümkün değil) davacının yararlanma hakkı sonlandırılmış değildir. Az önce de belirtildiği üzere davaya konu yer ve içerisindeki sosyal tesis bir bütün olarak ve tamamen davacıya bağlı F2 tarafından dava tarihinde ve halen dahi davacı tarafından kullanılmaktadır. Bu durumda davacının protokolün 5. Maddesi uyarınca tazminat istemesi mümkün değildir. Aksinin kabul edilmesi halinde davacının kullanımı devam edecek ve bunun yanında tüm yapıların ve müştemilatların maliyetlerinin iki misli tutarında da tazminat elde edecektir. Bu durum davacının sebepsiz zenginleşmesine yol açacak olup, kabul edilemez.
Bunun yanında davacının dayanağı olan taraflar arasındaki 12/08/1997 tarihli protokolün 3. Maddesinde davacıya tahsis edilen yerlerin koordinatları açık olarak belirlenmiş ve davacının bu koordinatların dışına çıkmayacağı kararlaştırılmıştır. fen bilirkişisi K7 tarafından tanzim edilen 22/10/2018 tarihli rapor ve eki olan krokilerde net olarak belirlendiği üzere davacının yapılaşmasının bir kısmı, belirlenen koordinatların dışında kalmaktadır. Yani davacı taraf tahsis edilen yerin dışında da yapılaşmıştır. Bu nedenle belirlenen koordinatların dışında kalan yapılara ilişkin tazminat istenmesi zaten mümkün değildir. Bu kısımlardaki yapılara ilişkin projelerin davalı belediye tarafından onaylanmış olması, taraflar arasındaki protokolün davacı lehine tadil edildiği sonucunu doğurmayacaktır. Davacı tarafın buna ilişkin savunmaları bu nedenle yerinde görülmemiştir.
Tüm bunların yanında, davacının tahsis süresinin uzatılması amacıyla yaptığı başvuru tarihi itibariyle, davacının kullandığı yerlerin davalının hüküm ve tasarrufu altında olmadığı, maliye hazinesine ait yerler olduğu ortada olup, zaten davalının tekrardan tahsis yapmak ya da önceki tahsis süresinin uzatmak gibi bir yetkisi bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki protokolün yapıldığı tarih itibariyle davalının hüküm ve tasarrufu mümkün ise de, tesisin bulunduğu yerin vasıf ve niteliği itibariyle (ki bir kısmı kıyı kenar çizgisi içerisinde de kalmaktadır) ilerleyen dönemde belediyeye ait olmayabileceği öngörülebilir bir durumdur. Davacı basiretli bir tacir gibi davranmak ve buna göre hareket edip, öngörülebilir sonuçlara katlanmak zorundadır. Davalının bu yeri kendi mülkiyetine geçirmesi gibi bir yasal zemin bulunmadığı gibi böyle bir taahhüdü de söz konusu değildir. Kaldı ki davacıya yapılan tahsis de bedelsiz olup, gelişen süreçte hüküm ve tasarrufu davalının elinden çıkan yerde tahsis süresinin uzatılmaması nedeniyle tazminat istenmesi de davalının tahsis saiki ve iradesi göz önüne alındığında hakkaniyete uygun düşmeyecektir. Taraflar arasındaki protokolün 5. Maddesinin geçerliliğinin devam ettiğinin kabul edilebilmesi için tahsis edilen bu yerin, davacının süre uzatım talep tarihi itibariyle de hüküm ve tasarrufunun davalıda olması ve davalının buna rağmen tahsis protokolüne aykırı hareket etmesi gerekir. Ancak yukarıdaki tespitlerden de açıkça anlaşılacağı gibi böyle bir durum söz konusu değildir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, davacı taraf süre uzatım talep tarihi olan 2010 yılı itibariyle bu yerin Hazinenin hüküm ve tasarrufunda olduğunu bilmektedir. Zira uzun süreden beri ecrimisil ve kira ödemesi suretiyle kullanımını devam ettirmiştir.
Ödenen ecrimisiller nedeniyle rücuen tazminat talebi yönünden yapılan inceleme,
Yukarıdaki açıklamalar ve tespitler göz önüne alındığında, davacının ecrimisil ödemesini gerektiren sebeplerin doğrudan davalıdan kaynaklandığının kabul edilmesi mümkün değildir. Davacı taraf tahsis edilen yerin vasıf ve niteliklerini bilerek protokol imzalamıştır. Taraflar arasındaki protokolün yapıldığı tarih itibariyle davalının hüküm ve tasarrufu mümkün ise de, tesisin bulunduğu yerin vasıf ve niteliği itibariyle (ki bir kısmı kıyı kenar çizgisi içerisinde de kalmaktadır) ilerleyen dönemde belediyeye ait olmayabileceği öngörülebilir bir durumdur. Davacı basiretli bir tacir gibi davranmak ve buna göre hareket edip, öngörülebilir sonuçlara katlanmak zorundadır. Zaten uzun süreden beri ecrimisil ve kira ödemek suretiyle kullanımı kabul etmiş olan davacının tahsis süresini uzatmak gibi bir yetkisi olmayan (ki bu yetki kaybında davalının bir kusuru söz konusu değildir) davalıdan, üstelik kullanımı halen devam etmesine ve bu kullanımdan gelir de elde etmesine rağmen kendi iradesi ve isteği ve de haklılığı idare mahkemelerince tespit edilmiş bulunan ecrimisil tahakkukları sebebiyle yaptığı ödemeleri davalıdan istemesi mümkün değildir. Davalının, böyle bir sonucun doğmasında iradi bir etkisi bulunmamaktadır. Yine yukarıda da belirtildiği üzere, davacıya yapılan tahsis de bedelsiz olup, gelişen süreçte hüküm ve tasarrufu davalının elinden çıkan yerde tahsis süresinin uzatılmaması nedeniyle tazminat istenmesi de davalının tahsis saiki iradesi göz önüne alındığında hakkaniyete uygun düşmeyecektir.
Manevi tazminat talebi yönünden yapılan inceleme,
Maddi tazminat taleplerinin reddine dair gerekçeler bir kül halinde göz önüne alındığında manevi tazminat şartlarının oluşmadığı sonucuna varılmıştır. Davaya konu yer ve içerisindeki sosyal tesis bir bütün olarak ve tamamen davacıya bağlı F2 tarafından dava tarihinde ve halen dahi davacı tarafından kullanılmaktadır. Davacının kullanımı sona ermiş değildir. Bu nedenle nasıl bir prestij ve itibar kaybı olduğu ispatlanamamıştır. Kaldı ki, yukarıda da ayrıntılı şekilde değinildiği üzere davacıya tahsis edilen yerin süreç içerisinde davalının fiili ve hukuki olarak hüküm ve tasarrufundan çıkmış olmasında davalıya yüklenebilecek bir kusur mevcut değildir. “gerekçesiyle,
“1-
Davanın REDDİNE,
2-Alınması gereken 54,40 TL harcın, peşin alınan 135.781,40 TL harçtan mahsubu ile bakiye 135.727,00 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa iadesine,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı tarafından her hangi bir yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden maddi tazminat talepleri yönünden 166.127,48 TL vekalet ücretinin, manevi tazminat talebi yönünden ise AAÜT’nin 10/3 maddesi gereğince 3.400,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,” şeklinde karar verildiği anlaşılmıştır.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili 14/07/2020 havale tarihli istinaf dilekçesinde özetle:
1-
Cezai şart alacağının istenilmesi koşullarının olayda gerçekleşmiş bulunduğunu, eldeki protokolün 5. Maddesinde belirlenen cezai şartın, TBK 179/2. Maddede yer alan hükme uygun, borcun belirlenen zamanda ifa edilmemesi durumunda istenebilecek “ifaya eklenen cezai şart” olduğunu, zira protokolde, kullanım hakkının 10 yıl olduğu ve Belediyenin bunun 10 yıllık periyotlar halinde uzatması gerektiği, uzatmama halinde kararlaştırılan tazminatın istenebileceği kararlaştırıldığından, davalı Belediye de kullanım hakkını uzatmadığından, müvekkilinin hem ifanın yerine getirilmesini hem de cezai şartın ödenmesini talep edebileceğini, ancak ifanın yerine getirilmesi davalı Belediye’nin kusurundan kaynaklı olarak imkansız hale geldiğinden, ifanın yerine getirilmesinin mümkün olmadığını, Belediye’nin sadece kararlaştırılan cezai şartı ödeme yükümlülüğünün söz konusu olduğunu,
Mahkemece verilen kararda, “protokole konu taşınmazın F1 Odası tarafından kullanılmaya devam ettiği, bu nedenle binaların maliyetlerinin iki katı tutarının istenmesinin sebepsiz zenginleşmeye yol açacağının” belirtilmesi ile, taleplerinin mahkemece, “sözleşmenin yerine getirilmemesinden doğan zarar” olarak nitelendirilmiş ve taşınmazın kullanıyor olması nedeni ile zarar doğmadığı sonucuna ulaşılmış olduğunun görüldüğünü, Mahkemece hukuki değerlendirme hatası yapıldığını, protokolün 5. Maddesi hükmünün “cezai şart” yerine, “sözleşmenin ifa edilmemesi sonucu uğranılan zarar” olarak nitelendirilmiş olup, taleplerinin usul ve yasaya aykırı biçimde reddedildiğini,
Alacaklının zarara uğraması ya da borçlunun kusursuz olması hallerinin, TBK’nın 180. Maddesi kapsamında cezai şartın ödenmesinde etkili olmadığını,
2-
Davalı Belediyenin protokol ile müvekkiline teslim ettiği taşınmazla ilgili aynı zamanda tahsisin devamlılığının sağlanması yönünde sürekli bir edim üstlendiğini, hatta bu konuda müvekkiline karşı yükümlendiği edimin devamlılığındaki sorumluluğunu belirtmek bakımından cezai şart dahi üstlendiğini, davalı idarenin müvekkiline tahsis ettiği yerler bakımından ilgili mevzuatın yetki verdiği dönemde devamlılığını üstlendiği tahsis yükümlülüğünü yerine getirebilmek için söz konusu alanın mülkiyetini Belediye adına geçirmesi ya da tahsis etmesi gerektiğini, hatta bu konuda Belediyenin daha da ileri giderek müvekkili Ticaret Odasına olan yükümlülüğünü yerine getirebilmek için söz konusu yerin kendi adına mülkiyetini ya da tahsisini sözleşmenin devam edebileceği süre boyunca sağlaması gerektiğini, mahkemece bu konuda hiçbir değerlendirmede bulunulmadığın, Gecekondu Kanunu ( mülga 3. Maddesi) ve Belediye Kanununun (79. Maddede ) ilgili hükümlerinin hiç tartışılmamış ve sadece soyut değerlendirmelerle mevzuat değişikliğinden bahisle idareyi kusursuz sayma yoluna gidilmiş olduğunu, eksik değerlendirmeye dayalı verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu,
3-
Mahkemece cezai şartın ödenmesi talebi reddedildiği gibi, ödenseydi bile protokolde belirlenen sınırlar dışındaki imalatlar için tazminat istenemeyeceği şeklinde bir gerekçeye de yer verilmiş olduğunu, buna katılmanın mümkün olmadığını, zira, davalı Belediyenin, protokolle belirlenen koordinatların dışına çıkılarak oluşturulan yapılaşmaya onay vermiş olup, tesisin tamamı yönünden sorumluluğunun söz konusu olduğunu, davalı Belediyenin açık muvafakati ile protokole uygun inşa edilen tesislerin, koordinat içinde ya da dışında olmasının Belediyenin sorumluluğu açısından bir önemi olmadığından, tazminatın belirlenmesinde tesislerin tamamının göz önüne alınması gerektiğini,
4-
Mahkemece, davacı Oda’nın ecrimisil ödemesini gerektiren nedenlerin doğrudan davalı Belediye’den kaynaklanmadığı, davacının yerin vasıf ve niteliklerini bilerek protokol imzaladığı, davacının basiretli tacir gibi davranmadığı, tahsisin bedelsiz olduğu, üstelik kullanımın devam ettiği gerekçeleri ile ecrimisil ödemesine ilişkin talebi reddettiğini, ancak davalı Belediyenin müvekkilinde yarattığı haklı güven ve sözleşmede yan edim yükümü olarak üstlendiği, müvekkiline söz konusu taşınmazın kullanımının devamlılığını sağlamak borcunun gereğini yerine getirmediğini, söz konusu taşınmazın mülkiyetini üzerine alarak müvekkiline tahsis etmesi ya da doğrudan müvekkili adına tahsis yapılmasını sağlaması gerektiğini, davalı Belediyenin oluşturmuş olduğu negatif güven nedeni ile davacı müvekkilinin uğramış olduğu zararın tazmini gerektiğini,
5-
Müvekkili Ticaret Odasının bir kamu kurumu olan davalı Belediyenin tasarrufuna itimat ederek son derece yüksek rakamlara ulaşan yatırım yaptığını, üye sayısı oldukça fazla olan Odanın, çok geniş bir kesime hitap ettiğini, herkes tarafından F2 Tesisleri olarak bilinen taşınmazda müvekkilinin faaliyetinin önlenmesi işlemlerinin, kamuoyunda yüksek itibarı olan Ticaret Odasının prestij kaybına uğramasına, maddi ve manevi zarar görmesine neden olduğunu, müvekkili Odanın, kendisine bedelsiz tahsis edilen ve tahsisin sürdürülmesi vaat edilen alanda, uzun yıllar aleyhine açılmış bulunan meni müdahale davaları ile uğraşmış bulunduğunu, meni müdahale davası sonucunda mahkeme kararı ile bir kısım yerden men edilmiş de bulunduğunu, Adana Valiliği tarafından tahliye amaçlı uyarılar yapıldığını, tahliyenin ancak mahkemenin tedbir kararı ile durdurulabildiğini, bu durumun gerek kamuoyu gerekse üyeler nezdinde müvekkilinin itibarının sarsılmasına neden olduğunu, manevi tazminat isteminin reddinin hatalı olduğunu, belirterek,
Sonuç itibariyle:
Yerel mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olarak verildiğinden mahkemenin kararının kaldırılmasını talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir.
Davacı vekili, istinaf süresi içerisinde vermiş olduğu 28/07/2020 havale tarihli ek istinaf dilekçesinde özetle:
Reddedilen maddi tazminat talepleri yönünden davalı Belediye lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmiş olduğunu, hükmedilen avukatlık ücretinin hatalı hesaplandığını, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 13/4 maddesinde, maddi tazminat istemli davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücretinin, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre belirleneceğinin düzenlendiğini, söz konusu Tarifenin ikinci Kısım ikinci bölümünde, hükmedilecek vekalet ücreti maktu olduğunu, 2020 yılı Avukatlık Ücret Tarifesinin ikinci Kısım ikinci bölümünde yazılı maktu ücretin 3.400,00- TL olduğunu, eldeki davada maddi tazminat taleplerinin tamamının reddedildiğini, hükmedilecek vekalet ücretinin maktu olması gerektiğini, hal böyleyken mahkemece, maddi tazminata yönelik avukatlık ücretinin nispi hesaplanıp, 166.127,48 TL davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmiş olmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek, ilk derece mahkemesi kararının bu yönden de kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesine karşı beyanında:
Cevap dilekçesinde belirttiği hususları tekrarla, davacı vekilinin istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER :
İstinaf incelemesine esas:
Yerel mahkemenin dosyası içerisinde bulunan belge ve kayıtlar.
ESASTAN İNCELEME RAPOR SONUCU:
Dava, taşınmazdan yararlanma hakkı verilmesine ilişkin sözleşmeden kaynaklanan maddi ve manevi tazminatdavasıdır.
Davaya konu 12/08/1997 tarihli protokolün incelenmesi sonucu:
Protokolü imzalayanların, F1 Odası Yönetim Kurulu Başkanı sıfatıyla K8, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı sıfatıyla K9 olduğu, F1 Odası’nın talebi üzerine, Adana Büyükşehir Belediye Meclisi’nin kararı üzerine, Büyükşehir Belediye Encümeninin 07/05/1997 tarih ve 1524 sayılı kararına istinaden protokolün tanzim edildiği, protokol konusunun, A3 mevkiinde bulunan ve koordinatları belirtilen bir kısım arazinin, 3030 sayılı kanunun belediyelere tanıdığı yetki çerçevesinde, üzerine sosyal tesis inşa edilmek üzere F1 Odası’na tahsisi olduğu, arsa üzerine yapılacak olan binalar ve müştemilatının yararlanma hakkının 10 yıllığına F1 Odası’na verildiği, bu sürenin sonunda yararlanma hakkının 10’ar yıllık periyotlarla uzatılacağı, şayet uzatma yapılmaz ve F1 Odası’nın yararlanma hakkı tek taraflı olarak sona erdirilirse, o tarih itibariyle geçerli olan Bayındırlık Bakanlığı birim fiyatları üzerinden hesaplanacak bina ve müştemilatların maliyetinin 2 misli tazminat ödemeyi Adana Büyükşehir Belediyesi’nin kabul ettiği, sosyal tesis projesinin F1 Odası tarafından hazırlanacağı ve Adana Büyükşehir BelediyeBaşkanlığı’nın onayından sonra işleme konacağının kararlaştırıldığı görülmüştür.
Dosyada alınan bilirkişi raporunda, sosyal tesislerin, protokolde belirlenen koordinat sınırlarını taşarak inşa edildiği, sosyal tesislerin bir kısmının kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı, bir kısmının hazineye ve DSİ’ye ait parsel içerisinde kaldığı bildirilmiştir.
Davacı, davalı belediyenin, protokole konu yerin, Gecekondu Kanunu ( mülga 3. Maddesi) ve Belediye Kanununun (79. Maddede )ilgili hükümleri uyarınca kendi adına mülkiyetini ya da tahsisini sözleşmenin devam edebileceği süre boyunca sağlaması gerektiğini iddia etmişse de, protokolde belediyeye bu yönde bir sorumluluk yüklenmemiştir. Taşınmaz o günkü şartlarda 3030 sayılı kanunun belediyeye tanıdığı yetki çerçevesinde davacıya tahsis edilmiştir. Sonradan yapılan yasa değişikliklerinden dolayı davalının sorumluluğuna gidilemez.
Davalı belediye, tahsisin uzatılma talebini reddetmemiş, 11/05/2010 tarih ve 72 sayılı Belediye Meclisi Kararıyla,mülkiyet problemi çözülünceye kadar teklifin geri iadesine karar verilmiştir. Davalı belediye, kendisinin taraf olmadığı, hazine arazisine yapılan sosyal tesisler nedeniyle hazineyle davacı arasında çıkan ecrimisil ve meni müdahale taleplerine ilişkin hukuki uyuşmazlıklar nedeniyle tahsisi uzatma işlemini yapamamış, ancak davacının yararlanma hakkını da tek taraflı olarak feshetmemiştir. Davalı taraf, protokole aykırılık oluşturacak bir iradeyi ortaya koymamıştır. Bu nedenle, davalının protokole aykırı davrandığı iddiasına dayalı olarak açılan iş bu davadaki cezai şart tazminatı, maddi ve manevi tazminat talep etme şartları oluşmamıştır.
İlk derece mahkemesinin davanın reddine ilişkin kararı ve gerekçesi yerindedir.
Davacı vekilinin, davanın reddi kararına karşı istinaf başvurusu yerinde değildir.
Davacı vekilinin, davacı aleyhine hükmedilen vekalet ücretine yönelik istinaf talebi yönünden yapılan istinaf incelemesi sonucunda ise; karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/4. maddesinde, ”
Maddi tazminat istemli davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur.
” hükmüne yer verilmiştir.
İlk derece mahkemesince, maddi tazminat talebinin tamamının reddine karar verilmiş olmakla davalı lehine, karar tarihi itibariyle AAÜT 13/4 maddesi uyarınca tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde belirtilen maktu ücreti geçmeyecek şekilde vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, fazla vekalet ücretine hükmedilmiş olması yerinde değildir.
Davacı vekilinin, vekalet ücretine yönelik istinaf başvurusu yerindedir.
Sonuç olarak:
Davacı vekili istinaf talebinin kısmen kabulü ile yerel mahkeme kararının HMK 353/1-b.2 maddesi gereğince kaldırılarak, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından düzeltilmek suretiyle yeniden hüküm kurulmasına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:
Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
I-
HMK. 352/1-b.2 maddesi uyarınca davacı vekili İstinaf Başvurusunun
Kısmen Kabulü ile ,
Adana 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 27/02/2020 tarih ve 2015/122 Esas – 2020/73 Karar sayılı kararının
KALDIRILARAK yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç bulunmadığından
DÜZELTİLEREK YENİDEN HÜKÜM KURULMASINA,
Davanın REDDİNE,
Alınması gereken 54,40 TL harcın, peşin alınan 135.781,40 TL harçtan mahsubu ile bakiye
135.727,00 TL harc ın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa iadesine,
Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
Davalı tarafından her hangi bir yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden maddi tazminat talepleri yönünden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT’nin 13/4 maddesi gereğince 9.200,00 TL vekalet ücretinin, manevi tazminat talebi yönünden ise AAÜT’nin 10/3 maddesi gereğince 3.400,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
Karar kesinleştiğinde kullanılmayan gider avansının yatırana iadesine,
II-
İstinaf incelemesi yönünden;
1-
İstinaf yoluna başvuran davacıdan alınan 54,40 TL maktu karar harcının, istek halinde, yerel mahkeme tarafından
DAVACIYA İADESİNE
,
2-
İstinaf talep eden davacıdan alınan 148,60 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının
HAZİNEYE İRAT KAYDINA
,
3-
Davacı tarafından yapılan 148,60 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve 83,00 TL istinaf posta masrafı toplamı 191,90 TL’nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4-
İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti
TAKDİRİNE YER OLMADIĞINA,
5-
İstinaf aşamasında kullanılmayan gider avansının ilk derece mahkemesince istinaf talebinde bulunan tarafa
İADESİNE
,
6
-Kararın 6100 sayılı HMK’nun 359/4.maddesi uyarınca
TARAFLARA TEBLİĞİNE,
6100 sayılı HMK’nın 353/1-b.2, 361/1, 362/1-a ve 365/1. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde
Dairemize veya hükmü veren İlk Derece Mahkemesi’ne veya temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesine veya İlk Derece Mahkemesi’ne verilebilecek bir dilekçe ile Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 05/05/2023
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe