T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: DÜZİÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ
: 04/12/2018
NUMARASI
: 2016/371 2018/509
DAVACI
: K1 -N1 A1
VEKİLİ
: Av. K2 A2
DAVALILAR
: 1 -K3 -N2 A3
: 2 -K4 -N3 A4
: 3 -K5 -N4 A5
: 4 -K6 -N5 A6
: 5 -K7 -N6 A7
: 6 -K8 -N7 A8
:7 -K9 -N8 A9
: 8 -K10 -N9 A10
: 9 -K11 -N10 A11
: 10 -K12 -N11 A12
VEKİLİ
: Av. K13 A13
DAVANIN KONUSU
:Rızai Taksim Sözleşmesinin İptali
İSTİNAF TALEP TARİHİ
:25/04/2019
İSTİNAF KARAR TARİHİ
:29/09/2020
KARAR YAZIM TARİHİ
:29/09/2020
Düziçi Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 04/12/2018 tarih ve 2016/371Esas – 2018/509 Karar sayılı kararı ile kurulan hüküm nedeniyle davacı vekilinin istinaf başvurusu ile ilgili yapılan incelemede;
DAVACI VEKİLİ DAVA DİLEKÇESİNDE ÖZETLE:
Babaları K14’tan miras kalan yerleri kardeşleri ile aralarında yapmış oldukları anlaşma gereği paylaştıklarını, anlaşmada A14 Mah. A15 mevkii 414 parselde kayıtlı 3488 m2 lik yerin tamamının kendisine düşeceğinin belirtildiğini, bu yeri kendisinin kullandığını ancak bir başkasının bu yerde hissesi olduğunu belirterek talepte bulunduğunu, varislerden kardeşi K12’un bölüşüme aykırı davrandığını ve hissesinden fazlasında tasarruf ettiğini, kendisinden pay isteyen kişinin K15 olduğunu, K15’ın eğer hissesi var ise murisin arazilerinin paylaşımı sırasında hakkından fazlasını alan K12’tan alması gerektiğini belirterek; bu nedenlerle rızai taksim sözleşmesinin uygulanıp uygulanamayacağının tespiti ile bölüşümde oluşan haksızlık nedeniyle bölüşümün iptaline ve yeniden bölüşüm yapılmasına veya bu yapılamayacaksa yerlerin tekrar muris K14 adına kaydının yapılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
DAVALI K12 CEVAP DİLEKÇESİNDE ÖZETLE:
Dava konusu A15 mevkii 414 parselde kayıtlı 3488 m2 lik yerdeki ilamların tapuda infaz edilmediğini, davanın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, Yargıtay’ın emsal kararlarına göre intifadan men olgusu oluşmadıkça ecrimisile hükmedilemeyeceğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARI:
Miras paylaşımının geçerliliği, yazılı olmasının yanında tüm mirasçıların ya da yasal temsilcilerinin eksiksiz katılımına bağlıdır. Bütün mirasçıların katılımı ile yapılan paylaşım sözleşmesi yine bütün mirasçıların oybirliği ile ortadan kaldırılmadıkça geçerliliğini devam ettirir. Başka anlatımla, geçerli miras paylaşımı yapıldıktan sonra bir ya da birkaç mirasçının itirazı, paylaşımdan dönme iradelerini açıklamaları paylaşım sözleşmesini sonradan geçersiz hale getirmez. Bu nedenle, resmi paylaşım sözleşmesine katılan mirasçılardan K6, K4, K14, K5, K16 ve K3’un davayı kabul beyanları paylaşımı ortadan kaldırmaz ve adı geçen davalılar yönünden bağlayıcı nitelikte değildir. Nitekim Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 2008/3117 E. 2008/3514 K. Sayılı ilamı da benzer mahiyettedir. Bu açıklamalara göre davanın reddine ,şeklinde karar verildiği anlaşılmıştır.
Mahkeme kararında ayrıca “dosyada mübrez bulunan 10.08.2007 tarihli adi yazılı rızai taksim sözleşmesi ve aynı gün tapu memuru huzurunda düzenlenen resmi senet ile kök murisin tüm mirasçılarının katılımı sonucu muristen kalan resmi senet kapsamında yazılı taşınmazların taksiminin yapıldığı ve iş bu davaya konusu 414 parselin tam hissesinin değil de muristen intikal eden 26/32 hissesinin K1 adına tescil edildiği anlaşılmakla; resmi senedin düzenlendiği tarihte davacının hata ve hileye düşürülüp düşürülmediğinin belirlenmesi gerekir. Davacı K1 mahkememize sunmuş olduğu 30.11.2018 havale tarihli dilekçesinde 5 numaralı bentte açıkça “dava konusu taşınmazlara ilişkin hileli bir durum ve iradenin fesada uğratılması durumu olmadığını” açıkça beyan etmiş olup; biran için davasını hata-hile-ikrah sebebine dayandırmış olması ihtimalinde dahi davacı asil mahkememiz dosyasının 28.06.2018 tarihli 5 celsesinde; “Ben dava konusu yaptığım söz konusu usulsuzlüğü öğreneli 9-10 sene kadar oldu…” şeklinde beyanda bulunmuş olduğundan öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde dava açılmadığı anlaşılmakla davanın hak düşürücü süre sebebiyle dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmaktadır.” ifadesine yer verildiği görülmüştür.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili 25/04/2019tarihli istinaf dilekçesinde;
1-Müvekkili K1 tarafından diğer mirasçılarla aralasında kurulan rızai miras taksim sözleşmesinin hukuken geçersiz olduğunu ve sözleşmenin iptali için Düziçi Asliye Hukuk Mahkemesine açtığı davanın 04/12/2018 tarihinde yerel mahkemece red edildiğini, mahkemenin gerekçeli kararda dayandığı hususların usul ve yasaya aykırı olduğunu,
2-Sözleşmenin kurulduğu sırada müvekkilinin daha önceki dilekçelerinden ve duruşmadaki hal ve tavırlarından söz konusu yerin K15′ a ait olduğunun sonucuna ulaşıldığını, buranın resmi makamlar önünde öğrenildiği ve bu öğrenmeden itibaren 9-10 yıl geçtikten sonra müvekkilinin dava açtığı ve bu sebeple hak düştüğünün izah edilmediğini, paylaşıma konu olan dava konusu yerine K15’a aidiyetinin 9-10 yıl önce öğrenilmesinin, söz konusu hak düşürücü süre yönünden bir öneminin bulunmadığını,
3-Her ne kadar iptali istenen sözleşmenin resmi bir sözleşme olması ve bu süreçte bir delil sunulmasından da bahsedilse de taraf iradeleri, rızai taksim sözleşmesi, tanık beyanı ve miras payına ilişkin yasal düzenlemelerin güçlü bir delil oluşturduğu hususunda şüphe bulunmadığını,
4-Mahkemenin hem usulden hem de esastan davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece somut olayda usulden red kararının tesis edilmesinden sonra esas yönünden inceleme ve gerekçelendirme yapılmasının içtihatlarda çelişki oluşturduğunu,belirterek
Sonuç itibariyle;Yerel mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olarak verildiğinden mahkemenin kararının kaldırılmasını talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekilinin 13/05/2019 tarihli istinafa cevap dilekçesinde;
1-Yerel mahkeme kararının adi yazılı miras taksim sözleşmesinin geçerli olmadığı, resmi taksim sözleşmesinin sahteliğini iddia etmediği, parmak izi inkarında da bulunulmadığı, tüm mirasçıların katılımı ile yeni bir sözleşme de yapılarak ortadan kaldırılmadığı bu nedenlerle miras taksim sözleşmesinin geçerli olduğu ve varlığını koruduğu gerekçesiyle karar verdiğini, bu nedenle istinaf talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini,
2-Mahkemenin davacının hata, hile, ikrah iddiasında bulunmadığını belirttikten sonra kararını davacı böyle bir iddiada bulunmuş gibi vererek açık bir mantık hatasına düştüğünü iddia etmesinin doğru olmadığını,
Sonuç itibariyle;İstinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER :
İstinaf incelemesine esas;
Yerel mahkemenin dosyası içerisinde bulunan belge ve kayıtlar.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;
Dava; Mirasçılar arasında resmi şekilde yapılan rızai taksim sözleşmesinin iptali davasıdır.
Somut Olayda; davacı dava dilekçesinde, diğer mirasçı davalılarla yapmış olduğu taksim sözleşmesine göre Osmaniye İli Düziçi İlçesi A14 Mah. A15 mevki 414 parsel sayılı taşınmazın tamamının kendisine düşeceğinin belirtildiğini, kendisinin burayı kullanırken K15 isimli kişinin bu taşınmazda hissesi olduğu iddia ederek talep de bulunduğunu, bu kişinin payını, paylaşım sırasında hakkından fazla pay alan K12 ‘dan alması gerektiğini, belirterek bölüşümde oluşan haksızlık nedeniyle taksim sözleşmesinin iptali ile yeniden bölüşüm yapılmasına, bu yapılamayacaksa yerlerin tekrar murisleri Yusuf KURT üzerine aktarılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı 28/06/2018 tarihli celsedeki beyanında da; taksim sözleşmesi yapıldığı esnada 414 parselin hisseli olduğunu bilmediğini, rızai taksim sözleşmesi uyarınca tapuda gerekli işlemler yapıldıktan sonra söz konusu durumun öğrendiğini, dava konusu yaptığı usulsüzlüğü öğreneli 9-10 sene kadar olduğunu, dava tarihine kadar da kardeşlerine güvendiği için beklediğini, beyan etmiştir.
Yine davacı mahkemeye verdiği 30/11/2018 tarihli dilekçede; rızai taksim sözleşmesinin ekinde yer alan krokideki anlaşma şekli ve numaralandırma şeklini belirten, tüm mirasçılarla imzaladıkları evrakın 8. Maddesinde kendisine düşen topla tarla miktarının 3510 metre kare olduğunun açıkça belirtildiğini, dosyada bulunan 24/05/2017 tarihli bilirkişi raporuna bakıldığında ise 414 nolu parselde 26/32 hissesinin olduğunu, kendisine 2834 metre karelik alan düştüğünü açıkça yazdığını ve bilirkişi raporuyla da sabit olduğu üzere aralarında yapılan sözleşmede belirtilen miktardan daha az miktardan arazinin kendisine verildiğini belirterek mevcut tapuların iptalini talep etmiştir.
Bilindiği üzere, hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hatada yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 s. Türk Borçlar Kanununun (TBK) 36/1. maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 39/1. maddesi “Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onaylamış sayılır. ” şeklinde düzenlenmiştir.
Davacı gerek dava açarken dava dilekçesinde gerekse yargılama aşamasında duruşmadaki beyanında iradesinin sakatlanması (hata/hile sebebine dayalı ) nedeniyle taksim sözleşmesi yaptığını ve bunu tapuda resmi şekilde sözleşme yapılırken fark ettiğini, söz konusu usulsüzlüğü öğreneli 9-10 sene kadar olduğunu beyan etmiş olup, yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan tarafın, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirmemesi veya verdiği şeyi geri istememesi durumunda sözleşmeyi onamış sayılacağı TBK’nun 39. Maddesinde açıkça düzenlenmiştir.
Bu kapsamda davacı, tapuda taksim sözleşmesi yapıldığı 10/08/2007 tarihinde ve kendi beyanına göre dava tarihinden 9-10 yıl önce hataya düşürüldüğünü öğrendiğini beyan etmiş olup davanın TBK’nun 39/1. Maddesinde belirtilen 1 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açılmış olması nedeniyle hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece işin esasına girilerek esastan red kararı verilmesi yerinde değildir.
Sonuç itibariyle; Netice itibariyle davanın reddine karar verilmiş olmakla istinaf talebinin reddine, hükmün kaldırılarak hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmesi yönünde düzeltilerek HMK’nun 353/1-b-2 maddesi gereğince karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM :
Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere,
1-
Davacının 6100 Sayılı HMK 353/1-b.1 md.si gereğince
ESASTAN REDDİNE,
2-
Düziçi Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 04/12/2018 tarih ve 2016/371Esas – 2018/509 Karar sayılı kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 353/1-b.2 maddesi uyarınca
DÜZELTİLMEK SURETİYLE YENİDEN HÜKÜM KURULMASINA,
Hak düşürücü süre nedeniyle d avanın REDDİNE,
Karar tarihinde alınması gereken 35,90-TL harçtan peşin alınan 170,78-TL harcın mahsubu ile arta kalan 134,88 TL harcın karar kesinleştiğinde ve istek halinde davacı tarafa İADESİNE,
Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
Davalı K12 kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT göre takdiren hesaplanan 2.180,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı K12’a ÖDENMESİNE,
Taraflarça yatırılan gider ve delil avansından artan miktarın HMK’nun 333. Maddesi gereğince taraflara
İADESİNE,
İstinaf incelenmesi yönünden;
1
–
Alınması gereken istinaf karar ve ilam harcı 54,40 TL olmakla, peşin alınan 44,40-TL’nin mahsubu ile bakiye 10,00-TL karar ve ilam harcının ilk derece mahkemesince davacıdan alınarak Hazineye irad
KAYDEDİLMESİNE,
2-
İstinaf talep eden davacıdan peşin alınan 121,30 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye irad
KAYDEDİLMESİNE
,
3-
İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından, davalılar lehine vekalet ücreti takdirine
YER OLMADIĞINA,
4-
İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde
BIRAKILMASINA,
5-
İstinaf aşamasında kullanılmayan gider avansının ilk derece mahkemesince istinaf talebinde bulunan davacıya
İADESİNE
,
6
–
Kararın 6100 Sayılı HMK’nun 359/3 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi tarafından
TARAFLARA TEBLİĞİNE,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK’ nın 353/1-b-2 bendi gereğince
KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.29/09/2020
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe