Adana BAM, 6. HD., E. 2018/218 K. 2018/221 T. 2.7.2018

İlgili HMK madde: HMK Madde 4
İlgili madde: TMK Madde 683

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Erdemli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 20/03/2018 tarih ve 2016/674 Esas – 2018/199 Karar sayılı kararı ile kurulan hüküm nedeniyle davacı, vekilinin istinaf başvurusu ile ilgili yapılan istinaf karar incelemesinde;

DAVACI VEKİLİ DAVA DİLEKÇESİNDE ÖZETLE;

Davacının A1 mahallesinde kain 1171 parselin maliki olduğunu, maliki olduğu taşınmazın hemen bitişiğinde hazineye ait 56 ada 210 parselin 3.613 m2’si üzerinde davacıya ait limon ağaçlarının olduğunu, davalının bu taşınmaz üzerinde müdahalede bulunduğunu, davalının bu taşınmaz üzerindeki meyveleri çalmak suçundan Erdemli 1 ASCM’nin 2016/210 esas sayılı dosya ile yargılmasının devam ettiğini, davacıya ait ecrimisil ihbarnamesininde bulunduğunu bu sebeplerden dolayı davalının ilgili taşınmaz üzerindeki müdahalesinin men’ini talep ve dava etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARI :

Dava, müdahalenin men’i davasıdır.

Yapılan incelemede, tapu kaydında görüleceği üzere dava konusu 56 ada 210 parselin dava dışı hazineye ait tapulu taşınmaz olduğu, davacının fen bilirkişi raporunda görüleceği üzere hemen bitişiğinde bulunan 1171 parselin maliki olduğu, nufüs kayıtlarına göre davacı ve davalının kardeş olduğu, dosyada dinlenen tanık beyanlarına göre dava konusu hazine arazisi içerinde tarafların arasında ayrılmış veya çizilmiş net bir sınırın olmadığı, tanıkların taraflardan kimin nereyi kullandığını net olarak gösteremediği, her iki tarafın bu yerde kullandığı kısım olduğu fakat sınırının tam belli olmadığı, ecrimisil kayıtları incelendiğinde davacının 30/09/2011-29/09/2016 tarihleri arasında 56 ada 210 parselin 3.3613 m2’si için ecrimisil bedeli ödediği, davalının ise 29/09/2016-09/12/2016 tarihleri arasında 56 ada 210 parselin 1.597 m2’si için ecrimisil bedeli ödediğinin ecrimisil kayıtları ile sabit olduğu, davalının ecrimisil ödemesinin davacının ödemesinin hemen sonraki tarihinde başladığı(29/09/2016) ancak ecrimisil kayıtları içeriğinden tarafların aynı kısımı mı yoksa farklı kısımlar için mi ecrimisil ödediklerinin anlaşılamadığı, ziraat bilirkişi raporunda sulama sistemlerinin farklı olduğunu belirttiği, ancak tanıkların açıkça bir sınır gösterememiş olması karşısında bununda bir anlam ifade etmediği, kaldı ki davacı dava dilekçesinde 3.3613 m2 kısım için müdahalenin me’i iddiasında bulunduğu, fen raporunda A+B harfi ile gösterilen kısmın 3.718,83 m2 olduğunun beliritildiği, bunun üzerine davacı tarafa A+B toplamının dava tarihindeki değeri üzerinden harç ikmali için süre verildiği sonrasında sunduğu beyan dilekçesi ile B ile gösterilen kısmın taraflar arasında nizalı olduğunu ve bu miktar üzerinden harç ikmal istediklerini beyan ettikleri, HMK 26 maddesindeki taleple bağlılık ilkesi gereği davacı tarafın bu miktar üzerinden harç ikmal etmesine müsade edildiği, ancak B ile gösterilen kısmın 1.102,01 m2 olduğu, bu durumunda davacının dahi kullandığı yerin sınırlarını tam olarak tespit edemediğini ortaya koyduğu, tarafların kardeş olmaları hasebiyle her iki tarafında bu yer üzerinde hak iddia ettikleri, tanık beyanlarına göre her iki tarafında bu yer üzerinde kullandıkları yerin olduğuna tam olarak kanaat getirildiği, ancak sınırılarının tam olarak belli olmadığı, taşınmaz üzerinde de fiili bir sınırın taraflarça belirlenmediği, taraflar arasında görülen hırsızlık suçundan davalının sanık olarak yargılandığı Erdemli 1 ASCM’nin 2016/210 esas sayılı dosyasında davalının beraat ettiği ancak Mahkememizn HMK gereği verilen bu beraat kararı ile bağlı olmadığı, taşınmazın mülkiyetininde hazineye ait olduğu gözetildiğinde, davacının iddiasını ispatlayamadığı, mahkemece verilecek müdahelenin men’i hükmünün infaz kabiliyetinin olması ve açıklık taşımasının HMK gereği zorunlu olduğu, muğlak, belirsiz infaz kabiliyeti olmayan müdahalenin men’i hükmü verilemeyeceği ayrıca davacının açıkça davalının müdahale ettiği bir kısmı veya yeri sunduğu deliller ışığında ispatlayamadığı kanaati ile davanın reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

Davacı vekilinin 07/05/2018 tarihli istinaf dilekçesinde;

Erdemli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/674 esas ve 2018/199 karar sayılı 20/03/2018 günlü kararı ve usul ve yasaya aykırı olup bozulmasını gerektiğini yerel mahkeme gerekçeli kararında dosya da dinlenen tanık beyanlarına göre dava konusu hazine arazisi içinde tarafların arasında ayrılmış veya çizilmiş net bir sınırın olmadığını, tanıklardan tarafların kimin nereye kullandığını net olarak gösteremediğini her iki tarafın bu yerde kullandığı kısım olduğu fakat sınırının tam belli olmadığını şeklinde hüküm kurulduğunu müvekkilinin tapuda Mersin İli Erdemli ilçesi A1 Mahallesi A2 Mevkii 1171 parsele kayıtlı gayrimenkulün maliki olduğu gayrimenkulün hemen bitişiğinde yer alan Mersin İli Erdemli İlçesi A3 Mahallesi A4 Mevkii 56 ada 210 parsel no lu tamamı hazineye ait olan 5.246.00 m2 yüz ölçümü taşınmazın 3.718,83 m2 üzerinde tarım yapılmak suretiyle yıllardan beri kullandıklarını bu taşınmaz üzerinde müvekkiline ait olan meyve ağaçlarının bulunduğunu, hazineye ait bu taşınmazın yıllardan beri müvekkilinin zilyedi durumunda olduğunu, Erdemli Kaymakamlığı Milli Emlak Müdürlüğü’nün 13/10/2016 tarihli ecri misil ihbarnamesinde açıkça görüldüğünü, söz konusu olun ecri misil ihbarnamesinde işgal ve tasarrufun başladığı tarih olarak 30/09/2011 yılı gösterilmiş ve 29/0/2016 tarihine kadar ki işgal bedeli olarak bedel talep edildiğini, müvekkilinin söz konusu taşınmazda kullanmış olduğu alanı en az son 5 yıldır aralıksız ve çekişmesiz olarak zilyedi konumunda bulunduğunu, davalı tarafından dosyaya sunulan ecri misil ihbarnamesi dava tarihinden önceki döneme ışık tutaca nitelikte olmadığını, davacı müvekkili tarafından sunulan ecri misil ihbarnamesi ise dava tarihinden önce olup 5 yıllık bir süreye karşılık geldiğini, bu belgenin davadan sonra oluşturulması ve sadece 2 aylık bir zaman dilimini kapsamı sebebiyle davalı tarafın kötü niyetli olduğunu ve taşınmazı işgal ettiğini, davacı ve davalı tapuda davacı müvekkil adına kayıtlı olan Mersin Erdemli İlçesi A1 Mahallesi A2 Mevkii 1171 parsele gayri resmi ortak olduklarını, gayri resmi ortaklığı bitiren sözleşmeyi dilekçe ekinde sunduklarını, niza konusu taşınmazda davacı müvekkil ile davalı hiç bir zaman ortak olmamışlar ve beraber kullanma söz konusu olmadığını, davalı tarafın ve davalı tanıklarının tamamı tek düze anlatımla dava konusu taşımazın 1999 yılından beri davalı tarafça kullanıldığını ve bu taşınmazın bahçe konumunda olduğunu iddia ettiklerini, ancak Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün hazırlanmış olan ve dosyaya ibraz edilen farklı tarihlere ait uydu fotoğraflarına bakılıp incelendiğinde taşınmazın davalı ve tanıklarınca iddia edildiği gibi bahçe olmadığını, müvekkili tarafından kullanılan sera olduğunu ve müvekkilce daha sonrasında ağaç dikilerek bugünkü halini aldığını açıkça ispatlandığını, davalı tanıklarının gerçeğe aykırı beyanlarının hükme esas alınmaması gerektiğini, yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın istinaf mahkemesinde yeniden görülmesini, yeniden görülmesi mümkün değilse, hükmün bozularak ve dosyanın yeniden karar verilmek üzere yerel mahkemeye gönderilmesini talep etmiştir.

Sonuç itibariyle;

Yerel mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olarak verildiğinden mahkeme kararının kaldırılmasını ve talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir.

DELİLLER :

İstinaf incelemesine esas;

İstinaf incelemesine esas tüm kayıt ve belgeler dosyada mevcut olduğundan dairemizce her hangi bir delil araştırmasına gidilmemiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
:

Dava zilyetliğin tespiti ve vaki müdahalenin önlenmesi istemine ilişkindir.
6100 sayılı HMK’nın 4. Maddesinde sulh hukuk mahkemelerinin görevi belirlenmiştir. Bu göre “Davanın konusunun değer ve tutarına bakılmaksızın kiralanan taşınmazların ilamsız icra yoluyla ilişkin hükümler ayrık olmak üzere kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dahil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davalar, taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin davalar, taşınır ve taşınmaz mallarda sat zilyetliğin korunmasına yönelik olan davalar ve bu kanun ile diğer kanunların sulh hukuk mahkemesi ve sulh hukuk hakiminin görevlendirildiği davalardır. Yine çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkemenin aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece sulh hukuk mahkemesi olduğu düzenlenmiştir.
6100 sayılı HMK’nın . Maddesinde asliye hukuk mahkemelerinin görevi belirlenmiştir. Buna göre” Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın mala varlığı haklarına ilişkin davalarla şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. Bu kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir” düzenlemesi yer almaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2009/8-518 E.,2009/573 K. Sayılı içtihadına göre”TMK. 981,982 ve 983. Maddeleri mal üzerinde zilyetlikten başka hiç bir hakkı bulunmayan kişilerin zilyetliğinin korunması için konulmuş hükümleri ihtiva etmektedir. TMK’nın 973. Maddesinde zilyetlik ” bir şey üzerinde fiili hakimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir” biçiminde tanımlanmıştır. TMK’nın 982 ve 983. Maddelerinde zilyetlik herhangi bir hakka bağlı olmaksızın dava yoluyla korunmuştur. Hemen belirtmek gerekir ki, zilyetliğin korunması davasıyla zilyet, zilyetliğin hakka dayandığını ispat külfetine katlanmadan sadece zilyetliğini öne sürerek sulh hukuk mahkemelerinde uygulanan basit yargılama usulünün sağladığı kolaylıklardan yararlanır. Zilyet, zilyetliğin arkasında bulunan ayni (nesnel) veya şahsi (kişisel) bir hakka dayandığı takdirde dava bir hak davası niteliğini kazanır” denilmekle salt zilyetliğin korunması davaları ile zilyetliğin tespiti davaları arasındaki fark net bir şekilde açıklanmıştır.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 13/12/2016 tarih ve 2014/26267 E., 2016/16899 K. Sayılı kararına göre;”Bilindiği üzere ve kural olarak, taşınmaza zilyet olanlar tapu kaydına veya bir hakka dayandığı takdirde TMK’nın 683. Maddesindeki mülkiyet hakkının korunmasından yararlanarak istihkak davası veya elatmanın önlenmesi davası açabilcceği gibi, salt zilyetliğe dayanan kişiler ise TMK’nun 981 ve devamı maddeleri uyarınca zilyetliğin korunması hükümlerinden yararlanarak zilyetliğin korunması davası açabilirler. Kişilerin, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerdeki üstün zilyetlik iddiasına veya taraflar dışında başkası adına tapuda kayıtlı biri taşınmazdaki tapu kaydına yada gayri menkul satış vaadi sözleşmesine dayanmayan, kişişel hakka davalı üstün zilyetlik iddiası durumunda, davanın 4721 sayılı TMK’nun 981 ve devamı maddelerine dayalı zilyetliğin korunması davası olacağı kuşkusuzdur. Somut olayda; her ne kadar Mahkemece, davanın taşınmaz mülkiyetine dayalı olarak açılan ve taşınmaza yapılan el atmanın önlenmesi davası olduğu,HMK’nın 2.maddesi gereği el atmanın önlenmesi davalarında Asliye Hukuk Mahkemeleri’nin görevli olduğu gerekçesi ile dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiş ise de, eldeki davada, davacı yada murisi adına kayıtlı bir taşınmaz yoktur. Davacı; dosya arasında bulunan ecrimisil ihbarnamelerinden mülkiyetinin Haziye’ye ait olduğu anlaşılan yerlerdeki zilyetliğine yapılan müdahalenin önlenmesi talebinde bulunmaktadır. Bu durumda; az yukarıda yapılan açıklamalar ışığında ve 6100 sayılı HMK’nun 4/c maddesi uyarınca davaya bakmakla görevli mahkemelerin Sulh Hukuk Mahkemeleri olacağı hususu gözetilmeden, mahkemece davacının davasının görev yönünden reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.”

Yargıtay 8.Hukuk Dairesinin 15/06/2015 tarih ve 2015/1360 E.,2015/13240 K.sayılı kararına göre; Dava, tapuda Hazine adına kayıtlı tarla niteliğindeki 961 parsel sayılı taşınmazdaki zilyetliğin korunmasına yöneliktir. Üzerinde bulunduğu belirtilen naylon seraların, mahkemece emsal olarak kabul edilen ve hükmüne dayanak yapılan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2009/8-518 E.,2009/573 K. Sayılı ilamında kişisel hakka konu olduğu belirtilen “sabit ve hafif nitelikte olmayan yapı” olarak kabulü mümkün değildir. O halde, davacının ne ayni nede kişisel hakkı söz konusu olmadığına göre, uyuşmazlığın zilyetliğin korunmasına yönelik TMK’nun 981 vd.maddeleri hükümleri çerçevesinde çözümlenmesi gerekir. Zilyetliğin korunmasına ilişkin davalarda da görev; sulh hukuk mahkemesine aittir.(HMK.m.4/1-c).

SOMUT OLAYDA;

Davacı vekili 02/11/2016 havale tarihli dava dilekçesi ile; Müvekkilinin maliki olduğu Mersin ili, Erdemli İlçesi, A1 Mahallesi 1171 parsel sayılı taşınmazın bitişiğinde ve Mersin ili, Erdemli ilçesi, A3 mahallesi 56 ada, 220 parsel sayılı taşınmazın hazine adına kayıtlı olduğunu, taşınmazın 3.613 m2’lik kısmı üzerinde tarım yapılmak üzere müvekkilinin zilyetliğinde olduğunu, taşınmazın üzerinde müvekkiline meyve ağaçları olduğunu, davalının taşınmaza müdahalede bulunduğunu, taşınmaz üzerinde bulunan meyveleri çaldığını, hırsızlık suçundan davalı hakkında Erdemli Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/210 E. Sayılı dosyası ile dava açıldığını, davalının gayrimenkul üzerindeki müdahalesinin önlenmesine karar verilmesi talep ettiği,
Davalı 14/11/2016 tarihli cevap dilekçesi ile; adı geçen hazineye ait taşınmazı kardeş olduklarından her ikisi tarafından kullanıldığını, davacının tek başına kullanımının söz konusu olmadığını, limon ağaçlarının kendisine ait olduğunu, taşınmaz üzerindeki muhdesatların kendisine ait olduğunu, ürünlerini kendisinin sattığını, davanın haksız olduğunu davanın reddine karar verilmesini talep ettiği,
Tapu kaydına göre; Mersin ili, Erdemli İlçesi, A3 Mahallesi, 56 ada, 210 parselin 5.246,00 m2 mesahalı, tarla niteliği ile 09/11/1982 tarihinde Tesis Kadastrosu ile Maliye Hazinesi adına kayıtlı olduğu,
Erdemli Kaymakamlığı Milli Emlak Müdürlüğü’nün 13/10/2016 tarihli Ecrimisil ihbarnamesine göre; fuzuli şagilin K1 oğlu K2, işgalin başladığı tarihin 30/09/2011, işgalin sona erdiği tarihin 29/09/2016 olduğu, işgal süresinin 5 yıl olduğu, takdir edilen ecrimisil tutarının 5.712,79 TL olduğu, işgale konu taşınmazın Mersin ili, Erdemli İlçesi, A3 Mahallesi, 56 ada, 210 parselin 3.613,00 m2lik kısmı olduğu,
Erdemli Kaymakamlığı Milli Emlak Müdürlüğü’nün 13/12/2016 tarih ve 8984 sayılı Ecrimisil İhbarnamesine göre;fuzuli şagilin K1 oğlu K3 olduğu, işgal ve tasarrufun başladığı tarihin 29/09/2016 olduğu, işgalin son bulduğu tarihin 09/12/2016 olduğu, işgal süresinin 2 ay 11 gün olduğu, takdir edilen ecrimisil bedelinin 116,56 TL olduğu, işgale konu taşınmazın Mersin İli, Erdemli ilçesi, A3 Mahallesi, 56 ada 210 parsel taşınmazın 1.597,00 M2’si üzerindeki bahçe (limon bahçesi) olduğu,
Davaya konu taşınmazın komşularını gösterir krokisini celp edilerek dosya içerisine alındığı,
Erdemli A1 Sulama Birliği Başkanlığının 03/01/2017 tarihli belgesine göre; arazi miktarının 1.500,00m2, ekili alanın 1.500,00 m2 olduğu, ekilen ürünün narenciye olduğu, ekenin K1 oğlu K3 olduğu, aynı tarihli tahsilat makbuzu ile 1.756,23 TL katılım ücreti tahsil edildiği,
Erdemli 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/210 E., 2016/1124 K. Sayılı ilamının incelenmesinde; Müştekinin K2, sanıkların K4,K5,K3 ve K6 olduğu, suçun hırsızlık olduğu, suç tarihinin 24/01/2016 olduğu, “suça konu limonların üzerinde bulunduğu arazi üzerinde sanıklardan K3’in de hak sahibi olduğunun anlaşıldığı, bu sebeple limonlar üzerinde sanığında hakkı olduğu kanaatine varıldığı, bu nedenle suça konu olayda zi yetin rızası olmaksızın başkasına ait taşınır malı yarar sağlamak maksadıyla alma eyleminin olmadığı ve hırsızlık suçunun yasal unsurları oluşmadığından sanıkların müsnet suçtan beraatlerine karar verildiği,
Mahkemece mahallinde keşif yapılmış, taraf tanıklarının bir kısmı keşif mahallinde dinlenmiş, bilirkişi raporlarının dosyaya ibrazının sağlandığı,
Davacı tanığı K7 keşifteki beyanında; 2000 yılından beri bu yeri davacının kullandığını, öncesinde içerisinde sera olduğunu, daha sonra limon ağacı diktiğini, bildiği kadarıyla taşınmaza ilişkin su elektrik parasının davacı tarafından ödendiğini, taşınmazın 3613 m2 sinin hangi kısma tekabül ettiğini bilmediğini, taşınmazdaki ürünlerin davacı tarafından kullanıldığını, geçen yıl davalının ürünün bir kısmını topladığını, taşınmazın üzerindeki nar ve birkaç zeytin ağacını davalının diktiğini bildiğini belirttiği,
Davacı tanığı K8 keşifteki beyanında; Taşınmazın tarafların babaları tarafından kullanıldığını, taşınmaz üzerindeki limon ağaçlarını davacının diktiğini, tapulu yerin davalı tarafında davacıya satıldığını, tapulu taşınmazın bitişiğindeki yerin 2 yıldır davacı ve davalı tarafından birlikte kullanıldığını, kullanımla ilgili taraflar arasında problem olduğunu, davanın taraflarında hangisinin zeytin, hangisinin limon diktiğini bilmediğini belirttiği,
Davalı tanığı K9 keşifteki beyanında; Tam sınırı bilmediğini, taşınmazın ilaçlama işlemini yaptığını, limon bahçeli kısmı ilaçladığını, parasını davalıdan aldığını, taraflar arasında bu yere ilişkin bölüşüm olup olmadığını bilmediğini, ilaçladığı yerin K3’a ait olduğunu, diğer tarafı davacının kullandığını, ilaçladığı yeri davalı K3’in kendisine gösterdiğini belirttiği,
Davalı tanığı K5 keşifteki beyanında; 1999 yılından beri taşınmaz üzerindeki ağaçların budama işlemini yaptığını, büyük ağaçların ortasından bölüştüklerini, duvarlarının ayrı olduğunu, taşınmazdaki serayı bilmediğini belirttiği,
Davacı tanığı K10 duruşmadaki beyanında; Taraflar arasındaki dava konusu yer ile ilgili paylaşımı ve bölüşümü bilmediğini, ancak 1999 yılından beri davacıyı gördüğünü, davalının kullandığı bir yer olup olmadığını bilmediğini belirttiği,
Fen bilirkişinin 09/11/2017 tarihli raporuna göre; Taşınmazın Mersin ili, Erdemli İlçesi, A3 Mahallesi 56 ada, 210 parsel olduğunu tespit ettiğini, krokide A harfi ile gösterilenve kırmız ile boyalı kısmın 2616.82 m2, B harfi ile gösterilen ve mavi il boyalı kısmın 1102,02 m2 olduğu, davacının kullandığını iddia ettiği alanın krokide A ve B harfleri ile gösterildiğini, yüz ölçümünün A+B= 3718,83 M2 olduğunu, bu kısmın 1991,43 kısmına ağaç dikili olduğunu, davalının kullandığını iddia ettiği kısmın A harfi ile gösterildiğini, yüzölçümünün 1102,01m2 olduğunun belirtildiği,
Ziraat bilirkişisinin 12/11/2017 ve27/12/2017 tarihli raporlarına göre; dava konusu yerin Mersin ili, Erdemli ilçesi, A3 Mahallesi, 56 ada, 210 parselin tamamının Hazineye ait olduğunu, 5.246,00 m2 yüzölçümlü taşınmazın 3.718,83 m2 kısmının kapama limon bahçesi olduğunu, dava tarihi itibariyle A ile gösterilen 2616,82 m2’lik kısmın zemin değerinin 74.841,05 TL, bu alan üzerinde olan ağaçların değerinin 36.635,48 TL, B harfi ile gösterilen1102,01 m2’lik kısmın zemin değerinin 31.517,49 TL, bu alan üzerindeki ağaçların değerinin ise 15.428,14 TL, A+B ile gösterilen kısmın zemin değerinin 106.358,50, ağaçların değerinin 52.063,62 TL olduğunun belirtildiği,
Davacı tarafından nizalı yer olan 1102,01 m2 lik alanın zemin ve ağaç değeri dikkate alınarak tamamlama harcı yatırıldığı,
Davaya konu taşınmazın mülkiyetinin dava dışı hazineye ait olduğu, dava konusu 1102,01 m2’lik yerin mülkiyetinin dava konusu olmadığı, dava konusunun bu yer üzerinde bulunan ağaçlar olduğu, dava değerinin ağaçların değeri olduğu, tamamlama harcının ağaçların toplam değeri olan 15.482,14 TL üzerinde alınması gerektiği halde tamamlama harcının hem zemin+ ağaçların değeri üzerinde alınmasını yerinde olmadığı,
Olayda çözümlenmesi gereken sorun, taraflar arasındaki uyuşmazlığın TMK’nun 683.maddesine dayalı elatmanın önlenmesi davası mı, yoksa TMK’nun 981 ve devamı maddelerine dayalı zilyetliğin korunması davası mı olduğu noktasında toplanmaktadır.

Eldeki davada davacı adına kayıtlı bir taşınmaz bulunmamaktadır. Davaya konu taşınmaz dava dışı Hazine adına tapuya kayıtlıdır. Dosya arasında hem davacı hem davalı adına Erdemli Kaymakamlığı Milli Emlak Müdürlüğü tarafından düzenlenmiş ecrimisil ihbarnameleri bulunmaktadır. Hem davacı hem davalı ecrimisil ihbarnamelerinden mülkiyeti Hazineye ait olduğu anlaşılan yerlerdeki zilyetliğe dayanmaktadır. Davacı mülkiyeti Hazine adına kayıtlı olan yerdeki zilyetliğine yapılan müdahalenin önlenmesi talebinde bulunmaktadır. Davacının ne ayni nede kişisel hakkı söz konusu değildir. Bu nedenle davanın zilyetliğin korunmasına ilişkin olarak nitelendirilmesi gerekir. Zilyetliğin korunmasına ilişkin davalarda görev 6100 sayılı yasanın 4/1-c maddesi gereğince sulh hukuk mahkemesine aittir.

SONUÇ İTİBARİYLE ;

Dava konusu taşınmazın dava dışı Hazine adına kayıtlı olduğu, davacını mülkiyeti Hazine adına kayıtlı olan yerdeki zilyetliğine yapılan müdahalenin önlenmesini talep ettiği, zilyetliğin korunmasına ilişkin davaların 6100 sayılı yasanın 4/1-c maddesi gereğince sulh hukuk mahkemesinin görevinde olduğu, görev hususunun mahkemece yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınması gerektiği, görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yargılamaya devam edilerek esastan inceleme yapılarak karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olmadığı anlaşıldığından, Erdemli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 20/03/2018 tarih ve 2016/674 E., 2018/199 K. sayılı kararının 6100 salyılı HMK’nnun 353/1-a-3 maddesi gereğince esası incelenmeksizin kaldırılmasına, görevsizlik kararı verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesinekarar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-
Davacı vekilinin istinaf başvurusunun
KAMU DÜZENİ NEDENİYLE KABULÜ ile,

2-
Erdemli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 20/03/2018 tarih ve 201674/ E., 2018/199 K. sayılı kararının 6100 sayılı HMK’nın 353/1-a-3 maddesi uyarınca
KALDIRILMASINA,

3-
Davanın yeniden görülmesi için kararı veren mahkemeye
GÖNDERİLMESİNE,

4-
Istinaf talebinde bulunan davacı tarafından yatırılan 35,90 TL istinaf karar harcının istek halinde ilk derece Mahkemesince istinaf talebinde bulanan
DAVACIYA ÖDENMESİNE,
5

İstinaf talep eden davacıdan alınan 98,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye
İRAT KAYDINA,

6-
İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından istinaf yoluna başvuran davacı vekili yararına
VEKALET ÜCRETİ TAKİDİRİNE YER OLMADIĞINA,
7

Kararın 6100 sayılı HMK’nun 353/3 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi tarafından
TARAFLARA TEBLİĞİNE,
Dair dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK’nın 353/1-a maddesi gereğince
KESİN olmak üzere 02/07/2018 tarihinde oy birliği ile karar verildi.02/07/2018

  • İlk yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!