Adana BAM, 4. HD., E. 2022/2560 K. 2023/335 T. 11.5.2023

İlgili madde: TMK Madde 734

T.C.

ADANA
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : ANAMUR 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

TARİHİ : 23/02/2022

DAVACI :

1-
K1
– -N1

DAVACI :

2-
K2
– -N2

VEKİLİ :

Av.
K3

DAVACI :

3-
K4
– -N4

DAVALI :

1-
K5
– -N5

DAVALI :

2-
K6
– -N6

DAVACI-KARŞI DAVALI : K7- -N7

VEKİLİ :

Av.
K8

DAVANIN KONUSU : Tapu İptali Ve Tescil (Önalım Hakkından Kaynaklanan)|Tapu İptali Ve Tescil (Geri Alım Hakkından Kaynaklanan)

Anamur 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28/02/2022 tarih ve 2020/263 Esas 2022/51 Karar sayılı dosyasında verilen karara karşı davalılar vekili tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Tarafların İddia ve Savunmalarının Özeti:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;

Müvekkilinin Bozyazı Tekmen A7 141 ada 3 parsel sayılı taşınmazın hissedarı olduğunu, bu taşınmazdaki 1/2 hissesinin maliklerince davalıya satıldığını, satım keyfiyetinin tebliğ ve ihtar edilmediğini, satımdan sonradan haberdar olduklarını, yasal süresi içerisinde şufa davasını açtıklarını, tüm bu nedenlerle Bozyazı Tekmen A7 141 ada 3 parsel sayılı taşınmazda davalı adına oluşan tapunun tapunun önalım talebi nedeni ile iptali ile müvekkili adına tesciline, davalı hissesine ihtiyati tedbir konmasına, uygun görülmediği takdirde davalı şerhi konulmasını, masraf ve ücreti vekaletin davalıya yükletilmesine karar verilmesini arz ve talep etmiştir.

Birleştirilen Anamur 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2021/163 Esas sayılı dosyasında davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili K4’nin Bozyazı da tarım ile uğraştırığını, oğlu K6’nin kredi çekmek, sera yaptırmak adına babası üzerinde bulunan ve babasının 1/2 hissesine sahip olduğu 141 ada 3 parseli babasından devretmesini ve devir işlerini yaptırabilmesi için taşınmazı üzerine alabilmesi adına muvafakatname vermesini istediğini, müvekkilinin oğluna inanarak muvafakatname verdiğini, Anamur Noterliğinde yapılan 17/10/2012 tarih ve 3841 yevmiye numaralı işlem ile muvafakatname verdiğini, fakat söz konusu yerin başkasına devredilmemesi konusunda taraflar arasında sözlü olarak anlaşma sağlandığını, ancak davalı K6’nin diğer mirasçılardan mal kaçırmak amacı ile babasından muvafakatname alarak edinmiş olduğu 141 ada 3 parsel sayılı taşınmazı muvazaalı olarak hiçbir ücret almadan K5’a devrettiğini, bu devir işleminden dolayı davalı K5’ın K6’ye Anamur Merkezde bulunan evini devredeceğinin etrafta duyulduğunu, bu güne kadar davalılar arasında bir devir ve para alış verişinin olmadığını, taşınmazın şu anki değerinin 500-600 bin lira civarında olduğunu, davalı K6’ün babası olan davacının tüm iyi niyetini istismar ettiğini, kendi çıkarları için kullandığını, diğer davalı K5’ın ise söz konusu taşınmazı bedelsiz aldığını kabul ettiğini, taşınmazın devir tarihleri olan 17/10/2012 ve 08/09/2020 tarihlerinin baz alınarak davacı ve davalıların banka hesapları incelendiğinde söz konusu tarihlerde taraflar arasında bir alışverişin olmadığını veya devirden dolayı tarafların hesabında bir para giriş çıkışının olmadığının görüleceğini, davalı K5’ın her ne kadar 08/09/2020 tarihinde taşınmazı satın almış gibi görünse de davalı K5’ın bugüne kadar taşınmazı kullanmadığını, davalı K5’ın taşınmazın nerede olduğunu dahi bilmediğini, huzurdaki davada müvekkilinin, oğlu olan davalı K6’ye güvendiğini ve aralarında yaptıkları inanç sözleşmesi gereği taşınmazı sadece kredi çekebilmesi amacına özgü olarak devrettiğini, kredi ödemesi bitince taşınmazın yine bedelsiz olarak müvekkiline devredileceğini, ancak söz konusu taşınmazın davalı üzerine kaçırıldığını, tüm bu nedenlerle davanın kabulüne karar verilerek, dava konusu taşınmazın üzerine ihtiyati tedbir veya davalıdır şerhi konulmasını, müvekkili tarafından aralarındaki inan sözleşmesine dayalı olarak kredi çekilebilmesini teminen devrettiği Mersin İli Bozyazı İlçesi A7 Mahallesi 141 ada 3 parselde bulunan, tarla vasıflı taşınmazın muvazalı ve işbirliği içerisinde K5’a devredilmesi sebebi ile kötü niyetli davalı K5 üzerinde bulunan tapu kaydının iptali ve müvekkili adına tapuya tesciline, ıslah edilmek üzere şimdilik 1.000,00 TL’nin faizi ile birlikte, inançlı işlem nedeniyle uğranılan zararın müştereken ve müteselsilen davalılardan tazmini ile müvekkiline ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini arz ve talep etmiştir.

Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; dilekçe ekinde sundukları kroki ile taraflar arasında taşınmazın fiili kullanımı konusunda anlaşma yapıldığını, yaklaşık 9 yıldır taraflar arasında taşınmazın kullanım ve sınırları hakkında herhangi bir çekişme konusu olmadığını, müvekkilinin yaklaşık 400 bin TL değeri olan Anamur merkezde bulunan evini K6’ye ait taşınmazı aldığını, söz konusu devir işlemlerinin davanın açılmasıyla durduğunu, davalının babasının ise davacı ile aynı tarih ve devam niteliğindeki sıra numarası olan 3841 yevmiye numaralı muvafakatname ile taşınmazın kendi hissesine düşen kısmını oğlu K6’ye devrettiğini, aynı zamanda söz konusu belge ile oğluna satış yetkisi verdiğini, söz konusu olayın bile davacı ile K6 arasında fiili taksim yapıldığını, fiili taksimin iki taraf arasında da kabul edildiğini, iki taraf içinde fiili taksimin bağlayıcı olduğunu gösterdiğini, tüm bu nedenlerle haksız ve yasal dayanaktan yoksun davanın reddine, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Birleşen Anamur 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2021/163 Esas sayılı dosyasında davalı
K5 tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; davaya konu taşınmazı K6’den aldığını, taşınmazın karşılığı olarak Anamur A8 Mahallesindeki evini vereceğini, K6’nin acelesi olduğunu dava konusu taşınmazı kardeşlerinden ve babasından kaçırmaya çalıştığını, dava konusu taşınmazı almış ise herhangi bir şekilde kullanmadığını, taşınmazın devir işlemlerinden dolayı bir takım sorunlarının bulunduğunu, taşınmazı aldıktan sonra taşınmazın değerlendiğini, K6’nin bir kaç kez taşınmazı başka birine devretmesini, babası ve kardeşler ile arasının açıldığını, dava konusu taşınmazı 3.bir kişiye devretmeyeceğini, sorunlarını kendilerinin halletmesi gerektiğini belirttiğini, bu nedenle davanın açılmasında tarafının bir kusuru olmadığını, tarafına karşı açılan davayı bu haliyle kabul ettiğini beyan etmiştir.

Birleşen
Anamur 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin
2021/163 Esas sayılı dosyasına davalı K6 tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazı babasından kredi çekmek amacı ile aldığını, kredi çektikten sonra iade edeceğini, ancak iade edemediğini, bu süreçte taşınmazın kullanımının babasında olduğunu, gelirinden faydalandığını, dava konusu taşınmazı K5’a devir ettiğini, ancak K5 üzerindeki evi alamadığını, dava konusu taşınmazın satışı karşılığında herhangi bir parada almadığını, taşınmaz üzerinde sorunlar olması sebebi K5’ın sorunları gidermem karşılığında evin devrini vereceğini söylediğini, K5’ın zararı olduğunu, zararı karşılaması halinde taşınmazı iade edeceğini belirttiğini, ancak bu süreçte K5’ın maddi zararının olmadığını, davaya bu şekli ile kabul ettiğini, her ne kadar hakkında dava açılmış ise de taşınmazı üzerinde olmadığı için iade edemediğini, taşınmazı üzerine alması ve K5 ile olan sorunlarını giderdiği takdirde taşınmazı tekrar babası üzerine iade ettireceğini talep etmiştir.

Birleşen
Anamur 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin
2021/163 Esas sayılı dosyasına sunulan asli müdahale dilekçesinde özetle; davalının şufa davasında denediği hileli davranışlarla ulaşamadığı, ancak mahkeme yolunu kullanarak ulaşmak istediğini, bu davanın mahkemede açılan 2020/263 E. Sayılı şufa davasını sonuçsuz bırakmaya yönelik açıldığını, ortada inançlı işlem yapıldığına dair ne bir belge, ne sözleşme ne de bir emare olduğunu, inançlı işlem sözleşmesinin yazılı olması ya da en azından yazılı delil başlangıcına dayanmasının şart olduğunu, sunulan muvafakatın sıradan ve rutin bir devi senedi olduğunu, tüm bu nedenlerle öncelikle noksan harcın tamamlanması ile müdahale davalarının kabulüne, açılı aslı dava olan Anamur 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2020/263 E. Sayılı davayı etkilemeye yönelik ve bu davaya müdahale amacında olduğundan şufa davasına müdahalenin önlenmesi ile davalıların açtığı tapu iptal ve tescil davasının reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:

Yerel Mahkeme yaptığı yargılama neticesinde;

A- Mahkememiz’in 2020/263 Esas sayılı asıl dosyası yönünden;

DAVANIN KABULÜ ile;

1- Mersin İli,Bozyazı Tekmen
A7
141 ada 3 Parsel salıyıtaşınmazda tapuda davalı adına kayıtlı 1/2 oranındaki hissesinin iptali ile davacı
K9 kızı
K2
(TC:

N2 adına tapuya KAYIT ve TESCİLİNE,
“…

B- Birleşen Mahkememizin 2021/163 Esas sayılı dosyası yönünden;

1-Asli müdahilin davasının Kabulüne, davacının Sübut bulmayan davasının REDDİNE,
” dair hüküm tesis etmiştir.

Kararı davalılar vekili istinaf etmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :

Davalılarvekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının dava ve taleplerini genişletmesine muvafakatlerinin olmadığını, davaya konu taşınmazda fiili taksimin mevcut olduğunu, taşınmazın herhangi bir bedel alınmadan K6 tarafından K5’a devredildiğini, 2021/163 Esas sayılı dosyada bedel ödenmesi olmadığının asıl amacın K6 tarafından mal kaçırmak olduğunu, bu durumun K6 ve K5 tarafından kabul edildiğini, davalılar arasında para alış verişinin olmamasının asıl amacın mal kaçırmak olduğunu ve davadaki haklılıklarını kanıtladığını, Asli müdahele talebinde bulunan tarafın vekaletnamesinin incelenmesinde asli müdahele de bulunmaya yönelik bir yetki verilmediğini, asli müdahil şartlarını taşımadığını belirterek yerel mahkeme kararının itirazları doğrultusunda kaldırılmasını ve esas dava yönünden davanın reddine birleşen dava yönünden davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava Tapu İptali Ve Tescil ( Önalım Hakkından Kaynaklanan ) davasıdır.

Dava konusu taşınmazın Anamur Bozyazı Tekmen A7 141 ada 3 parsel sayılı taşınmazda hissedar olduğunu, 1/2 hissenin davacı K2 adına kayıtlı olup diğer 1/2 hissenin K5’a satılması sebebiyle ön alım hakkının kullanmak amacıyla dava açmış bu dosya ile birleşen Anamur 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2021/163 Esas 2021/331 Karar sayılı dosyası ile davacılar K7, K1 ve K4 tarafından davalılar K5 ve K6 hakkında geri alımı sebebiyle tapu iptali tescil davası açmışlar ve K2 asıl dosya davacısı olduğunu belirterek bu davaya müdahil olmuş ve iki dosya birleştirilmiştir.

İlk derece mahkemesince birleşen davanın reddine asıl davanın kabulüne karar verilerek iki dava birlikte karara bağlanmış, verilen karara karşı davalı K5 vekili tarafından istinaf talebinde bulunulmuştur.

Dairemizce HMK’nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hükümlerle sınırlı olmak üzere yapılan inceleme neticesinde;

Dava; önalım hakkının kullanılması nedeniyle davalı adına kayıtlı payın iptali istemine ilişkindir.

Önalım hakkı; paylı mülkiyete tabi taşınmazlarda payın 3. kişiye satılması halinde diğer paydaşlara o payı öncelikle satın alma yetkisi veren bir haktır. Bu hak, paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar ve payın 3. kişiye satılması ile kullanılabilir hale gelir.

Türk Medeni Kanunun 734. maddesi uyarınca önalım hakkı sahibi adına payın tesciline karar verilmeden önce satış bedeli ile alıcıya düşen tapu giderlerini hakim tarafından belirlenen süre içinde hakimin belirleyeceği yere nakden yatırmakla yükümlüdür.

Davalının payın devrine ilişkin resmi senetle yapılan satış akdinin tarafı olduğundan kendi muvazaasına dayanamayacağından gerçek satış bedelinin tapuda gösterilen bedelden daha fazla olduğu yönündeki bedelde muvazaa savunması dinlenemez. Bu nedenle davalının resmi senette ödemiş olduğu gösterilen satış bedeli ile tapu harç ve masraflarından oluşan önalım bedelini ödemek suretiyle davacıya önalım hakkı kullandırılabilir.

Gerçek bir satışın söz konusu olmadığı, satım niteliğinde olmayan temliklerde ise 20/03/1957 tarih 1956/12 Esas 1957/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca miras hukukundan kaynaklanan amaçlarla yapılan bedelsiz satışların gerçekte bağış işlemi olmasına rağmen satış işlemi olarak gösterildiği, “Müşterek mülkün hissedarı hissesini karı, kocaya, evlada veyahut akrabaya temlik etmesi halinde şeklen satış akdi bulunsa bile hakikatte satıştan gayrı miras hukukuna müteferri maksatların veya hibe gibi mülahazaların hakim olduğu ahvalde Medeni Kanunun hakiki satışlarda kabul eylediği şufa hakkının cereyan etmeyeceğine” ilişkin içtihat metni de göz önünde bulundurulduğunda bedel karşılığı olmayan satışların akrabalık münasebeti sebebiyle bağış kabul edilmesi gerektiği, bağış amacıyla yapılan bu satışlarda ise önalım hakkının kullanılamayacağı anlaşılmaktadır.

Önalım davasına konu olan payın ilişkin bulunduğu taşınmaz paydaşlarca özel olarak kendi aralarında taksim edilerek her bir paydaş belirli bir kısmı kullanırken bunlardan biri kendisinin kullandığı yerin ve bu yere tekabül eden payın bir üçüncü şahsa satarsa satıcı zamanında bu yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda yapılan satış nedeniyle önalım hakkını kullanması TMK’nın 2.maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ile bağdaşmaz.Kötü niyet iddiası 14.02.1951 tarih ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca; davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemecede kendiliğinden nazara alınması gerekir. Bu gibi halde savunmanın genişletilmesi söz konusu değildir. Eylemli paylaşmanın varlığı halinde davanın reddi gerekir.

Önalım davalarında fiili taksime değer verilmesi için, taksimin yazılı olarak yapılması ya da taşınmazın çok sayıda paydaşının bulunması halinde tüm paydaşlar tarafından fiilen kullanılan bölümleri olması gerekmez. Davacının kullandığı ve davalıya pay satan kişilerin kullandığı ayrı ayrı bölümler var ise satıcı zamanında kullanıma karşı çıkmayan, o yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda pay satışı nedeniyle önalım hakkını kullanması TMK’nın 2.maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağı kabul edilmektedir.

Somut olayda, davacı K2 tarafından ön alım davası açılmasından sonra ön alıma konu edilen satışın vekalet hükümlerine aykırı olarak tapu iptali sağlandığı gerekçesiyle tapunun geri dönmesi amacı ile tapu iptali ve tescil davası açıldığı her iki davanın birlikte karara bağlandığı görülmüştür.

Ön alım davası da bir tapu iptali tescil davası olmakla birlikte, ön alım davasındaki satışın gerekçe gösterilerek başka bir tapu iptali davası açılması halinde bu dava kesinleşmeden ön alım davasına devam edilerek hüküm kurulması mümkün değildir. Bu sebeple, her iki davanın birlikte görülmeyip ayrı ayrı görülmesi öncelikle tapu iptali davasının karara bağlanması, ön alım davasının ise bu dava sonuçlanıncaya kadar beklenerek bu davanın sonucuna göre karara bağlanması gerekmektedir.

Ön alım davasının karara verilmesi aşamasında ise, davalı tarafın taksim yapıldığı iddiasında bulunduğu göz önünde bulundurulmak suretiyle dava konusu taşınmazın taksim edilerek kullanılıp kullanılmadığı hususunda mahkemece araştırma yapılması, taşınmazın tapu kaydının 6292 sayılı kanun uyarınca 2/b arazilerinin satışı sebebiyle oluştuğu göz önünde bulundurularak 6292 sayılı tapulama tespit tutanağı, 2/b arazisi olarak taraflarca ayrı ayrı kullanılan yerlerin olup olmadığı hususunda araştırma yapılmak suretiyle taraflardan tanık listesi verilmesi halinde tanıklarının getirtilerek, tapulama tespit bilirkişileri, mahalli bilirkişiler ve teknik bilirkişiler hazır edilmek suretiyle taşınmaz başında yeniden keşif yapılarak taksim olgusunun araştırılması gerekmektedir.

Yeniden yapılacak yargılamada;

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 13/09/2022 tarih ve 2021/8412 esas, 2022/5118 karar sayılı emsal kararında da açıkça belirtildiği üzere; ”

Dava konusu paya yönelik önalım davasının açıldığı tarih ile önalım bedelinin depo edildiği tarih arasında uzunca bir zamanın geçtiği; bu süre göz önüne alındığında, önalım bedelini zamanında depo etmeyerek kullanması nedeniyle davacının amacı dışında zenginleştirildiği, nemalandırılmayan satış tarihindeki miktarın depo edilmesi nedeniyle enflasyon oranında veya faiz getirisinden mahrum kalınması oranında davalıların da fakirleştiği, bir tarafın diğer taraf zararına azımsanamayacak derecede oransız bir çıkar sağladığı, bu durumun 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına aykırı olacağı açıktır.

Mahkemelerce; ön inceleme tarihi itibariyle resmi senetteki bedelin, satış masraflarıyla birlikte, vadeli bir mevduat hesabında depo edilmesine karar verilerek yargılama sürecinin uzaması nedeniyle önalım bedelinde meydana gelecek değer kaybının önüne geçilmesi sağlanmış olacaktır.

Bu kapsamda mahkemeler, dava açıldıktan sonraki makul bir süre içinde önalım bedelinin, vadeli bir mevduat hesabına yatırılmasını sağlayarak yargı sürecinin hızlı işlememesinin taraflar üzerinde oluşturduğu olumsuz etkileri asgari seviyeye indirgeyerek mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülüğü gerçekleştirmiş olacaklardır.

Davacı önalım hakkına dayalı tapu iptal ve tescil isteminde bulunmuş, davalı vekili ise; taşınmazın daha yüksek bedel ile satın aldığını beyan etmiştir.

Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olaya gelince; önalım bedelinin davacı tarafından dava açılırken hazır edilmesi ve mahkemece ön inceleme duruşmasında bedelin vadeli hesapta nemalandırılmak üzere depo edilmesi hususunda karar verilmesi gerekirken;…… Bahse konu tarihten çok sonra söz konusu bedel mahkeme veznesine depo edilmiştir. Ancak önalım bedelinin depo edildiği tarih ile dava tarihi arasında olması gereken makul süre geçmiş, önalım bedeli davalıların kusuru olmaksızın değer kaybına uğramış, satış bedelinin değerinde meydana gelen azalmanın önüne geçilememiş ve taraflar arasında gözetilmesi gereken menfaatler dengesi davalılar yönünden zarar görmüştür.

Mahkemece yapılması gereken; konusunda uzman bilirkişiden denetime elverişli şekilde rapor alınarak, resmi senette yazılı satış bedeli ile tapu masrafı toplamının ön inceleme duruşmasında yatırılması gerektiğinden bu tarihten mahkeme veznesine yatırıldığı tarihe kadar nemalandırılması halinde getireceği nemasının da ön alım bedeline ilave edilmesi ve bankada depo edilmiş olan ön alım bedellerinin tamamının nemalandırılmasına karar vermek gerekmektedir.

Şu halde mahkemece yapılması gereken iş, yukarıda belirtilen eksiklikleri gidererek neticesine göre yeniden hüküm kurmaktan ibarettir.

Tüm bu anlatılanlar ışığında mahkemece verilen kararın yukarıdaki açıklamalar ile usul ve yasalara uygun olmadığı görülmüş olup, bahse konu eksikliğin tamamlanması gerektiği anlaşıldığından davacı vekilinin istinaf talebinin HMK’nın 353/1-a-6. maddesine göre davanın esasıyla ilgili olarak gereken delilin yeterince toplanmadığı anlaşıldığından açıklanan nedenlere dayalı davalılar vekilinin istinaf talebinin kabulüyle kararın kaldırılarak dosyanın mahalline gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM/: Gerekçesi Açıklandığı Üzere;

1-
Davalılar vekilinin istinaf başvurusunun
KABULÜ ile HMK’nın 353/1-a-6 maddesi gereğince Anamur 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28/02/2022 tarih ve 2020/263 Esas 2022/51 Karar sayılı kararının
KALDIRILMASINA,

2-
Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine
İADESİNE,

3-
Davalı tarafça yatırılan 5.274,62 TL istinaf karar harcının talebi halinde kendisine iadesine,

4-
Taraflarca yapılan yargılama giderlerinin yeniden yargılama yapacak ilk derece mahkemesince değerlendirilmesine,

5-
İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

6-
HMK nın 359/3. maddesi gereğince tebliğ işlemlerinin yapılması için dosyanın mahkemesine iadesine,
Dair; dosya üzerinden tarafların yokluğunda oy birliğiyle HMK 362/1-a maddesi gereği kesin olmak üzere karar verildi. 11/05/2023

  • İlk yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!