T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
DAVANIN KONUSU : Kayyımlık (Kayyım Atanması)
Adana 2.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2019/638 Esas 2019/871 Karar sayılı dosyasında verilen 10/06/2019 tarihli karara karşı davacı kayyım adayı tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Tarafların İddia ve Savunmalarının Özeti:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;
Adana ili Seyhan İlçesi A1 mahallesi 329, 336 ve 725 parsel sayılı taşınmazda malik olan K1 isimli kişinin kim olduğu ve nerede olduğunun bilinmediğinden dolayı 3561 sayılı yasa gereğince Adana defterdarının Kayyım olarak tayinine karar verilmesini talep ve dava ettiği görülmüştür.
İlk Derece Mahkemesi Kararında;
Yapılan yargılama neticesinde;Tapu kaydı ile tapulama evrakları ve diğer eklerinin incelenmesinde;
Davanın KABULÜNE,
Adana ili Seyhan ilçesi A1 mahallesi, mevkiinde bulunan 329, 336,725 parsel sayılı taşınmazda malik olan K1 isimli kişiye Adana Defterdarının TMK’nun 427/1.maddesi gereğince
KAYYIM OLARAK ATANMASINA, karar verildiği görülmüştür.
Kararı davacı kayyım adayı vekili istinaf etmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı (Kayyım Adayı) vekili istinaf dilekçesinde özetle;
Yerel mahkemece Adana Defterdarının Kayyım olarak atanmasına karar verildiğini ancak bu talebi kabul etmediklerini, Kayyımlık yetkisi Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne ait olduğunu, mevcut yazışmalarda Adana Defterdarlığı kendisinin artık Kayyım olmadığını, Kayyım olarak Adana Çevre Şehircilik il Müdürünün Kayyım olarak atanması gerektiğini gerek mahkemelere, gerek bankalara ve vergi dairesine vb. Kurumlara yazarak belirttiğini, usul açısından gerekçeli kararın çelişkiler ve eksiklikler olduğunu, yerel mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini ve Adana Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün kayyım olarak atanmasına karar verilmesi gerektiğini talep ve dava ettiği görülmüştür.
Kayyım vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle;
Adana Valiliğinin 17.08.2018 tarih ve 28827 sayılı yazısı ile Kayyımlık ile ilgili iş ve işlemlerin ivedilikle Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüklerine devredilmesi talimatı verildiğini bu talimat doğrultusunda Adana Defterdarlığının işlem yapmak durumunda kaldığını, kayyımlık görevinin 3561 sayılı yasa ve yönetmelik çerçevesinde ayrı bağımsız bir görev olduğunu ve bu görevin Defterdara verildiğini , davacı tarafın istinaf talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini talep ettiği görülmüştü
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:
Dava, 3561 sayılı Kanuna dayalı olarak açılan kayyım atanması istemine ilişkindir.
Dairemizce HMK’nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hükümlerle sınırlı olmak üzere yapılan inceleme neticesinde;
İlk derece mahkemesince duruşma açılmaksızın davanın kabulüne Adana defterdarının kayyım olarak atanmasına karar verilmiştir.
3561 sayılı Mal Memurlarının Kayyım Tayin Edilmesine Dair Kanun’un amacı, birinci maddesinde, bir kimsenin uzun süreden beridir bulunamaması veya oturduğu yerin bilinememesi nedeniyle mal varlıkları üzerinde Hazine menfaatinin korunmasını sağlamak üzere, mahallin en büyük mal memurunun kayyım olarak atanmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemek olarak tarif edilmiştir. Aynı Kanunun 2/4 maddesinde ise; kayyımlıkla ilgili işlemler, her türlü vergi, resim, harç, katkı payı gibi mali yükümlülüklerden müstesnadır hükmü öngörülmüştür.
3561 sayılı kanunun 24.07.2008 tarih ve 5793 sayılı Kanunla değişiklikten önce bu hüküm “kayyım tayin edilen mal memurunun 492 sayılı Harçlar Kanununun 1 ve 3 sayılı tarifelerine göre bütün işlemleri hakkında aynı kanunun 13.maddesinin (j) bendi hükmü uygulanır ” hükmü düzenlenmiştir. Bu itibarla 5793 sayılı kanunla gerçekleşen 24.07.2008 tarihli değişikliğe kadar buradaki açık kanun hükmü gereğince 3561 sayılı Kanun gereğince kayyım atanması için Hazine tarafından açılan davalarda dava harcı (yargı harcı) alınmıyordu.
Oysa, 5793 sayılı Kanunla değişik 3561 sayılı Kanunun 2. maddesinde yargı harcından muafiyetle ilgili hükme yer verilmemiştir. Yerine kayyımlıkla ilgili işlemler, her türlü vergi, resim, harç, katkı payı gibi mali yükümlülüklerden müstesnadır düzenlemesiyle yetinilmiştir.
23.12.21976 tarih ve 1976/7-6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere harç, adli ve idari hizmetlerde ve bu hizmetlerin gerektirdiği masrafları karşılamak mülahazasıyla gerçek ve tüzel kişilerden Hazinece alınan bir paradır. Buna göre, bir hizmetin harç konusu olabilmesi için kişilerin bir kamu kurumundan yararlanmaları, kişilere kamu eliyle özel bir yarar sağlanması ve kamu idaresinin kişilerin özel bir işiyle uğraşması gerekmektedir.
Bir kamu hizmetinden dolayı harç alınabilmesi, bu hizmetin kanunla belirlenmesine ve bu hususla ilgili harç alınmasına ilişkin düzenlemelerin de kanunda yer almasına bağlıdır.
Nitekim TC Anayasanın 73. maddesinde “vergi, resim, harç vb. mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır” hükmü öngörülmüştür.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.04.2017 2017/1-1201 Esas ve 2017/716 karar sayılı içtihatında açıklandığı üzere; Yargı harcı devletin mahkemeler aracılığıyla yaptığı hizmete ondan yararlananların katkısıdır. Kanunla açıkça yargı harçlarından muaf olduğu ya da işleminin müstesna olduğuna ilişkin düzenleme yapılmamış olan herkes, bu harçları ödemekle yükümlüdür.
3561 sayılı Kanunun 2/4 maddesinde kayyımlıkla ilgili işlemler, her türlü vergi, resim, harç, katkı payı gibi mali yükümlülüklerden müstesnadır hükmüne yer verilmiş ise de burada yargı harçlarından bağışıklığa ilişkin özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Hal böyle olunca Kanunda kayyımlıkla ilgili işlemlerin parasal yükümlülüklerden bağışık olduğu belirtilmiş ise de açıkça yer verilmeyen yargı harcının bu bağışıklık içerisinde olduğunun kabulüne imkan yoktur.
Dosya kapsamından, eldeki dava açılırken davacı Adana Çevre ve Şehircilik İl müdürlüğü ve davaya asli müdahil olan kayyım adayı Adana defterdarlığının başvurma harcı ile peşin maktu harcı yatırmadıkları, mahkemece bu harçların daha sonra ikmal edilmesine ilişkin bir ara kararı da bulunmadığı gibi, tahsile ilişkin bir bilgi ve belgenin olmadığı anlaşılmaktadır.
Az yukarıda açıklanan maddi ve hukuki vakıalar karşısında; 3561 sayılı Kanun uyarınca davacı Adana Çevre ve Şehircilik İl müdürlüğü ile Hazine vekilinin mülkiyeti Hazineye ait olmayan dava konusu taşınmazda, Hazinenin hak ve menfaatlerinin korunması yanında nerede ve kim oldukları tespit edilemeyen gerçek kişi maliklerin hak ve menfaatlerinin de korunması sonucunu doğuracak şekilde yönetim kayyımı atanması için açtıkları davada yargı harçlarını ödeme yükümü altında oldukları anlaşıldığına göre, başvurma harcıyla maktu peşin harç ödenmedikçe, eldeki davaya devam etme imkanı bulunmamaktadır. Mahkemece, bu husus gözetilmeksizin, dava açılırken ve asli müdahale talebi yapılırken usulünce yargı harcı yatırılmadan yargılamaya devamla davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Asli müdahale kurumu 6100 sayılı HMK. nun 65. maddesinde düzenlendiği üzere ” bir yargılamanın konusu olan hak veya şey üzerinde kısmen ya da tamamen hak iddia eden üçüncü kişi, hüküm verilinceye kadar bu durumu ileri sürerek, yargılamanın taraflarına karşı aynı mahkemede dava açabilir.Asli müdahale davası ile asıl yargılama birlikte yürütülür ve karara bağlanır.”
Diğer bir deyişle iki kişi arasında belli bir şey veya hak konu edilerek açılmış ve derdest bir dava mevcut iken, üçüncü bir kişinin, dava konusu üzerinde hak sahibi olduğunu iddia edip aynı mahkemede harç yatırmak suretiyle dava açması halinde ortada asli bir müdahale talebinin (davasının) bulunduğundan söz edilmek gerekir. Böyle bir durumda, asli müdahale davasının ilk davadan bağımsız ve ayrı bir dava olduğu, davalıların ise ilk açılan davanın tarafları, bir başka deyimle davacı ve davalıları olduğu ve asli müdahale davası hakkında ayrıca bir karar verilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Dosya kapsamında Kayyım adayı Adana Defterdarı adına hazine vekili 27.05.2019 tarihli dilekçesi ile asli müdahale talebinde bulunmuştur. Hâl böyle olunca, öncelikle asli müdahile eksik harçları yatırması için süre ve imkan tanınması, asli katılma dilekçesinin eldeki davanın taraflarına tebliğ edilmesi gerekirken eksik harçlar tamamlatılmadan ve asli müdahale dilekçesi karşı tarafa tebliğ edilmeden yargılamaya devamla karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Ayrıca davacı Adana Çevre ve Şehircilik İl müdürlüğünün davası hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmemesi doğru olmamıştır.
Türk Medeni Kanununun 431. maddesinde, “Vasinin atanması usulüne ilişkin kuralların kayyım ve yasal danışman atanmasında da uygulanır.” 430. maddesinde “Temsil kayyımı kendisine kayyım atanacak kimsenin yerleşim yeri vesayet makamı tarafından atanır. Yönetim kayyımı, malvarlığının büyük bölümünün yönetildiği veya temsil edilen kimsenin payına düşen malların bulunduğu yer vesayet makamı tarafından atanır.” hükümleri getirilmiştir.
Vesayete ilişkin hükümler kamu düzenini ilgilendirdiğinden, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 382/2b-19. maddesinde vesayet işlerinin çekişmesiz yargı işi olduğu, 385. maddesinde niteliğine uygun düştüğü ölçüde basit yargılama usulünün uygulanacağı, 317. maddesinde ise, davalıya tebligat yapılması gerektiği düzenlenmiştir. Aynı Kanunun 320-1 maddesinde: “Mahkeme, mümkün olan hallerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir.” hükmü öngörülmüştür. Mahkemece, bu madde hükmü gözetilerek, dosya üzerinden karar verilmiş ise de, varılan sonucun maddenin yanlış yorumlanmasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki; sözü edilen maddeye göre, duruşma yapmadan karar verilebilmesi için, hukuken bunun mümkün olması gerekir. Başka bir anlatımla, ancak hukukun cevaz verdiği hallerde (Örneğin ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları gibi) veya kanunun duruşma açılmadan dosya üzerinden karar verilmesinde hakime takdir hakkı tanıdığı hallerde dosya üzerinden duruşma açmadan karar verilebilir (Örneğin İİK.nun 17-18. maddelerinde öngörülen şikayet davası gibi). Kanunun açıkça duruşma açılarak yargılama yapılmasını emrettiği hallerde dosya üzerinden karar verilemez.
Bilindiği üzere HMK’nun hukuki dinlenme hakkı başlıklı 27. maddesi uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir.
Hukuki dinlenme hakkının gereği olarak, taraflar duruşmaya çağrılmadan hüküm verilememesi, Anayasanın 36. maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılama hakkının da en önemli unsurudur.
Gerçekten savunma hakkını güvence altına alan T.C. Anayasa’sının 36. maddesi ile 6100 sayılı HMK.nun 27. maddesinde açıkça belirtildiği üzere, mahkemece davanın tarafları, dinlenmek, iddia ve savunmaları alınmak üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır.
Bu nedenlerle, duruşma açılmak suretiyle inceleme yapılması ve delillerin değerlendirilerek sonuca göre karar verilmesi gerekirken, dosya üzerinden inceleme yapılarak yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Tüm bu anlatılanlar ışığında mahkemece yukarıda anlatılan şekildi işlem yapılmadan yargılama yapılarak hüküm kurulmuş olması nedeniyle, HMK’nun 353/1-a-4,6 maddeleri gereğince açıklanan nedenlere dayalı davacı Adana Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün istinaf talebinin kabulüyle kararın kaldırılarak dosyanın mahalline gönderilmesine gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM/: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere;
1-Davacı Adana Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün istinaf başvurusunun
KABULÜ ile HMK’nın 353/1-a-4,6 maddesi gereğince Adana 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 10/06/2019 tarih ve 2019/638 esas 2019/871 karar sayılı kararının
KALDIRILMASINA,
2-Dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine,
3-Taraflarca yapılan yargılama giderinin yeniden yargılama yapacak ilk derece mahkemesince değerlendirilmesine,
4-Davacı tarafından yatırılan 44,40 TL istinaf karar harcının talep halinde yatıran tarafa iadesine,
5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-HMK nın 359/3. maddesi gereğince tebliğ işlemlerinin yapılması için dosyanın mahkemesine iadesine,
Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu tarafların yokluğunda oy birliğiyle
KESİN olmak üzere karar verildi.01/10/2019
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe