T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
DAVACILAR :
1-
K1
2-
K2
3-
K3
VEKİLİ :
Av.
K4
DAVALI :
KARAYOLLARI
GENEL
MÜDÜRLÜĞÜ
VEKİLLERİ :
Av.
K5
Av.
K6
Av.
K7
Av.
K8
DAVANIN KONUSU : Elatmanın Önlenmesi (Kamulaştırmasız El Koyma Nedeniyle)
İskenderun 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/834 Esas 2018/120 Karar sayılı dosyasında verilen 13/03/2018 tarihli karara karşı taraf vekillerince yapılan istinaf başvuruları üzerine dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Tarafların İddia ve Savunmalarının Özeti:
Davacı vekili asıl davada ve birleşen davadaki dava dilekçesinde özetle; müvekkilerinin hissedar oldukları, müvekkilinin Hatay ili, İskenderun İlçesi, A1 Mahallesinde kain 2313 parsel sayılı taşınmaza davalı idare tarafından dava konusu taşınmaza yol geçirmek suretiyle kamulaştırmasız olarak el atıldığını, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 4.000,00 TL kamulaştırmasız el atma tazminatının ve dava tarihinden itibaren geriye yönelik 5 yıllık 1.000,00 TL ecrimisilin tazminatının davalı idareden alınarak tapudaki payları oranında müvekkillerine ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Diğer davacılar K2 ve K1 tarafından İskenderun 1.Asliye Hukuk Mahkemesine 2014/1100 Esas sayılı dosyanın bu dosya ile birleştirilmesine karar verilmiş olup, davacılar aynı parselde hissedar olduklarını kamulaştırmasız el atma tazminat talebinde bulunmuşlardır.
Davalı idare, dava konusu taşınmaza müvekkili kurum tarafından el atılmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:
Yapılan yargılama neticesinde; Kamulaştırmasız el atılarak yol haline dönüştürülen taşınmazın 4721 sayılı TMK’nun 999. maddesi gereğince davacının yol olarak el atılan bölümdeki tapu kaydının terkin edilmesine karar verilerek;
DAVANIN
KABULÜ ile,
1-Davacı idare tarafından yapılan kamulaştırma işlemi nedeni ile Hatay İli, İskenderun İçesi, A1 kain 5616 parsel sayılı taşınmaza davalı idarenin kamulaştırmasız el atması sebebi ile belirlenen
65.627,54 TL(
K1 32.813,77-,K2 8.203,44-TL-, K3 24.610,33-) tazminatın dava tarihi olan 07/12/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
2-Hatay ili, İskenderun İçesi, A1 5616 parsel sayılı taşınmazda04/05/2017 tarihli fen bilirkişisi raporunda pembe renk ile gösterilen ve davalı idare tarafından el atılan
74,83m² lik kısımda davacı adına olan tapu kaydının iptali ile davalı idare adına tesciline, dair karar verildiği görülmüştür.
Kararı taraf vekilleri istinaf etmiştir.
İ
LERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle;
Yerel mahkemece alınan rapor ve ek raporların hiçbiri taleplerini karşılayacak yeterlilikte olmadığını, ilgili raporlara taraflarınca itiraz edildiği, ancak itirazlardan hiçbir sonuç alınamadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporlarının yetersiz olduğunu ve müvekkilinin hak kaybına uğradığını, Müvekkilinin davaya konu taşınmazın çok değerli ve mevki olarak gelişmeye açık bir yerde ve her türlü belediye hizmetlerinden faydalandığını, otoban yol kavşağına yakınlığı sebebi ile ulaşım sıkıntısı bulunmadığını, taşınmazın bulunduğu bölgede gelişime ve taşınmazın değerini arttırmaya elverişli yapılaşmalar mevcut olduğunu, taşınmazın bulunduğu bölge gelişime en açık olan Arsuz bölgesinin otoban girişinde mevcut olduğunu, bilirkişi raporunda taşınmazın m² cinsinden değeri çok düşük tespit edildiğini, davaya konu taşınmaz raporlarda emsal alınan taşınmazlara göre çok daha değerli konumda olup, gelişmeye daha elverişli bölgede olduğunu, yine emsal alınan Hatay ili, İskenderun ilçesi, A1 Mahallesinde kain 1463 nolu parsel, dava konusu taşınmaza çok uzak bir bölgede ve konum itibari ile farklı özellik arz ettiğini, raporda da belirtildiği üzere emsal taşınmaztarla vasfında olduğunu, dava konu taşınmaz turizm açısından gelişime açık bir bölgede ve dava açıldıktan sonra siteler açısından yapılaşmaların yapıldığını, taşınmazın sınırındaki istinat duvarı yıkılarak kamulaştırmasız el koyma işlemi cereyan ettiğini, kurumun zeminin kaymasını önleyici hiçbir işlem yapmadığını, bu sebeple zeminin sürekli kayma sebebi ile davacıların tüm taşınmazlarını etkilediğini, sadece kamulaştırma dosyası üzerinde 1996 yılında el atılan kısmın hesaplanması ile yetinildiğini,taşınmazın tamamının kamulaştırılması açısından, dosyadaki bilirkişi raporunda Karayollarının yapmış olduğu otoyolun altındaki menfezden gelen suyun 2313 nolu parsel üzerinde davacı tarafından yapılmış bulunan bina ve binanın taşıyıcı sistem ile istinat duvarında çatlamalara sebep olduğu, bu durumun tehlike arz edebilir konumda olduğunu, müvekkilinin oturduğu meskenin evi, davalı kurumun otoyol sebebi ile yaptığı kamulaştırma işlemlerinden dolayı zarar gördüğü, otoyolun altındaki menfezden dolayı gelen sular müvekkilinin evine zarar verdiğini, talep halinde( kamulaştırma kanunun 12/5 kıyasen şartlar varsa-süre şartı hariç-) idare kalan bu kısmı da kamulaştırmak zorunda olduğunu, özellikle kamulaştırmalar sebebi ile müvekkilin evinin taşıyıcı sisteminde meydana gelen çatlamaların onarılması ve tekrar güçlendirme bedelinin hesaplanması ve dere yatagının tadil edilmesi ve menfezden gelen su sebebi ile binada meydana gelen zarar bedelinin hesaplanması ya da taşınmazın üzerindeki muhtesat ile birlikte tamamının kamulaştırılmasının gerekip gerekmediğinin ve arta kalan kısmın işe yaramazlığın kullanıma elverişli olup olmadığının tespit edilmesinin rapor edilmesi gerektiğini, dosyaya sunulan 2014 ve 2015 tarihli raporda taşınmazın tamamının kamulaştırılacagına yönelik rapor düzenlendiğini, arta kalan alanda değer düşüklüğü açısından, verilen %30 oranının çok düşük olduğunu, Kamulaştırma işlemi yapılan taşınmaz dere kenarında olup kamulaştırma sebebi ile derede sürekli kaymalar meydana gelmekte olup arta kalan arsada ağır hasarlar ve göçmeler meydana getirdiğini, belirlenen oranın çok düşük olduğunu, yerel mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı Karayolları vekili istinaf dilekçesinde özetle;
El atıldığı iddia edilen dava konusu Hatay ili, İskenderun ilçesi, A1 mıntıkası 5616 parsel sayılı taşınmaz A2 kavşağı arasında kaldığını, dava konusu taşınmaza el atılmadığını, dava konusu taşınmaz 22.11.1993 tarih ve 1993/184 sayılı kamu yararı kararına göre kamulaştırıldığını, tapu maliklerine Mersin 8. Noteri aracılığıyla tebligat yapıldığı ve kamulaştırma işlemleri tamamlandığını, yerel mahkeme gerekçeli kararının gereği düşünüldü kısmının birinci paragrafında; davacının kendi beyanına göre sözlü başvuruda bulunduğunu tespit etmiş olmasına rağmen dava şartının varlığını resen incelemesi gereken yerel mahkeme bu hususta da hatalı değerlendirmelerde bulunduğunu, taşınmazın el atma tarihindeki niteliği göz önünde bulundurulmadığını, dava konusu taşınmaz ilk kamulaştırıldığı tarihteki nitelikleri ile değerlendirilerek, eğer ilk kamulaştırıldığı tarihte tarla vasfındaysa
“ gelir metodu” yöntemiyle, arsa vasfında ise
“ emsal karşılaştırılması” yoluyla tespit edilmesi gerektiğini, dava tarihindeki niteliği göz önünde bulundurulacak ise de söz konusu taşınmazın 1/1000 imar planının olmadığını, ayrıca etrafı meskun olmayıp belediye hizmetlerinden de yararlanmadığını, taşınmazın: imar planı içinde olup olmadığı, imar planı içinde ise ilk olarak imara alınış tarihi, ölçeği ve türü (nazım-uygulama), belediye ve diğer altyapı hizmetlerinden (yol, su, elektrik, çöp toplama, kanalizasyon, aydınlatma gibi) yararlanma durumu, etrafının meskun bulunup bulunmadığı, nazım imar planı içinde ise bu plandaki konumu, hangi amaçla plan kapsamına alındığı, yerleşim merkezine uzaklığı, belediye sınırları içinde bulunup bulunmadığı, beldenin gelişme yönünde olup olmadığı ilgili belediye başkanlığından sorularak taşınmazın niteliği (arsa-arazi) tespit edilerek sonucuna göre bir değerlendirme yapılması gerektiğini, bilirkişi raporunda ve gerekçeli kararda dava konusu taşınmazın vasfının arsa olduğunun tespit edildiğini, Hatay ili, İskenderun ilçesi, A1 mıntıkası 1463 parsel (1 nolu emsal) emsal olarak kabul edildiğini, Hatay ili, İskenderun ilçesi, A1 mıntıkası 1463 parselin tamamı 2.071,00 m2 olup karara esas alınan bilirkişi raporunda 22.09.2011 tarihinde şahıstan şahsa 46.000,00 TL ye satıldığının iddia edildiğini, söz konusuemsalin hisseli bir satış olduğunu, emsal seçilirken son 3-4 yıl içinde yapılmış bir satış olması ve özellikleri itibariyle de dava konusu parselle benzer özellikleri taşıması gerektiğini, Yargıtay kararları incelendiği takdirde; yakın zamanda yapılan satışların emsal olarak alınacağının belirtildiğini, emsal seçilirken son 3-4 yıl içinde yapılmış bir satış olması ve özellikleri itibariyle de dava konusu parselle benzer özellikleri taşıması gerektiğini, Emsal olarak alınan Hatay ili, İskenderun ilçesi, A1 mıntıkası 1463 parsel nolu taşınmazın satış tarihi 2011 olup 7 sene önceki bir satış işleminin günümüzde yapılan bir değerleme işlemi için emsal olması doğru olmadığını, Bilirkişi heyeti emsal olarak aldığı taşınmaz hisseli olarak satış işlemi görmüş bir parsel olup, hisseli olarak yapılan bu satışın hissedarlar arasında yapılıp yapılmadığının net olmadığını, hissedarlar arası yapılan satışların emsal teşkil etmesinin doğru olmadığını, emsal belirlenirken satış tarihinin bildirilmesi yevmiye numarası ve satışın kimler arasında yapıldığına dair bir açıklama yapılmış olması, bu satış yapılmış olsa dahi emsal seçilirken son 3-4 yıl içerisinde yapılmış olan bir satış olması gerektiği, Ancak emsal olarak alınan taşınmaz satış tarihi itibariyle dava tarihinden 7 sene önce yapılmış bir satış olduğunu, dava konusu taşınmaz emsal taşınmazdan % 50 daha değerli bulunduğu, Ancak emsal taşınmaz dava konusu taşınmaza göre yolun ticari ve iş merkezlerinin bulunduğu bölgede olup potansiyeli yüksek olan bir parsel olduğu, Emsal taşınmazın dava konusu taşınmazdan daha değerli olduğu, bu haliyle söz konusu taşınmaz emsal olarak kabul edilemeyeceğini, Bilirkişi heyeti emsal taşınmazı, dava konusu taşınmazdan özelikle konum ve nitelikleri açısından kıyaslamada emsal taşınmaz dava konusu taşınmazdan kat ve kat daha değerli olmasına rağmen %50 daha değerli olacağına kanaat getirmiş olması haksızlık olduğunu, dosyada yapılan ecrimisil hesabının da hukuka aykırı olduğunu, ayrıca 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu uyarınca maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği halde davacı lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olup yerel mahkeme kararının müvekkil idare lehine kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, kamulaştırmasız el atmaya dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Dava konusu taşınmazın Hatay ili, İskenderun İlçesi, A1 mahallesi 2313 parsel sayılı taşınmaz olup, taşınmazın imar planında olması sebebiyle arsa kabul edilerek bedelinin tespiti yapıldığı, emsal A1 1463 parsel sayılı taşınmaz seçilerek bedelinin tespit edildiği 65.627,54 TL kamulaştırmasız el atma tazminat bedelinin davacılara hisseleri oranında ödenmesine karar verildiği, ecrimisil yönünden ise kısa kararda ve gerekçeli kararda unutulması sebebiyle tahsih kararı düzenlendiği, toplam 4.412,32 TL ecrimisil bedelinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine dair hüküm kurulduğu görülmüştür.
Dairemizce HMK’nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hükümlerle sınırlı olmak üzere yapılan inceleme neticesinde;
Kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için kişiye ait gayrimenkulün idarece (kamu hizmetinde kullanılmak amacıyla) işgal edilmiş olması (fiili el atılmış olması) ve bu işgalin kanunda öngörülen usul ve esaslara uyularak tesis edilmiş bir kamulaştırma işlemine dayanmadan gerçekleştirmiş olması gerekmektedir. İdarenin taşınmaza müdahalesi hangi sebeple olursa olsun Hukuk dışı haksız bir eylemdir.
İlk derece Mahkemesince, yapılan keşif sonucu alınan bilirkişi heyet raporuna göre, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kamulaştırmasız el atma davaları idarenin 09/10/1956 tarihinden sonra el koyduğu taşınmazlarla ilgili olarak açılabilir. 09/10/1956 – 04/11/1983 tarihi arasındaki el atmalarla 04/11/1983 tarihinden sonraki el atmalara farklı hükümler uygulanır.12/01/1961 tarihinde yürürlüğe giren 221 sayılı kanunun 1. maddesinde, “6830 Sayılı İstimlak Kanununun yürürlüğe girdiği tarihe kadar kamulaştırma işlerine dayanmaksızın kamulaştırma kanunlarının göz önünde tuttuğu maksatlara fiilen tahsis edilmiş olan gayrimenkuller ilgili amme hükmi şahsı veya müessesesi adına tahsis tarihinde kamulaştırılmış sayılır.” Yine aynı kanunun 4. maddesinde “gayrimenkulün bedelinin dava hakkı bu kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 2 sene sonra düşer.” hükümleri getirilmiştir.
221 sayılı kanunun 4. maddesi hükümleri dikkate alındığında 6830 sayılı İstimlak Kanununun yürürlüğe girdiği 09/10/1956 tarihinden önce kamulaştırma işlemi tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiili olarak el koyma sebebiyle mülkiyet hakkından doğan taleplere ilişkin dava hakkının 221 sayılı kanunun yürürlüğe girdiği 12/01/1961 tarihinden 2 sene sonrası olan 12/01/1963 tarihi itibari ile düştüğü, bu tarihten sonra 09/10/1956 tarihinden önce el atılan taşınmazlarla ilgili dava açılamayacağı kabul edilmiştir.
Bu durumda taşınmaza 09/10/1956 gününden önce el atıldığı kabul edildiği takdirde davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir. Taşınmaza 09/10/1956 ile 04/11/1983 tarihleri arasında el konulduğu kabul edildiği takdirde; Kamulaştırma Kanunu’na 5999 sayılı Kanunla eklenen ve 30.06.2010 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Geçici 6. maddesinde “Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 9.10.1956 tarihi ile 4.11.1983 tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle, malik tarafından ilgili idareden tazminat talebinde bulunulması halinde, öncelikle uzlaşma yoluna gidilmesi esastır” hükmü getirilmiş, 25.02.2011 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6111 sayılı Kanunun Geçici 2. maddesiyle de “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş yıl süreyle geçerli olmak üzere; 4.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun geçici 6 ncı maddesi hükmü, 4.11.1983 tarihinden sonraki kamulaştırmasız el koyma işlemlerine de uygulanır” denilmiştir. Anayasa Mahkemesinin 22.02.2013 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 01.11.2012 tarih ve 2010/83 Esas-2012/169 Karar sayılı kararı ile uzlaşma dava şartı sayılmış, 6111 sayılı Yasanın Geçici 2. maddesi ise iptal edilmiş ancak iptal hükmünün, kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasından altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesinin bu kararından sonra kanunlaşan ve 11.06.2013 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6487 sayılı Kanunun 21. maddesi ile Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6. maddesi değiştirilmiştir. Değiştirilen Geçici 6. maddenin 1. fıkrasında “Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 9.10.1956 tarihi ile 4.11.1983 tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle, mülkiyet hakkından doğan talepler, bedel talep edilmesi hâlinde bedel tespiti ve diğer işlemler bu madde hükümlerine göre yapılır. Bu maddeye göre yapılacak işlemlerde öncelikle uzlaşma usulünün uygulanması dava şartıdır.” denilmiş, 10 fıkrasında ise “Vuku bulduğu tarih itibarı ile bu maddenin kapsamında olan kamulaştırmasız el koymadan dolayı bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce tazmin talebiyle dava açmış olanlar; bu madde hükümlerine göre uzlaşma yoluna gitmeyi isteyip istemediklerini bu maddenin yürürlüğe girmesinden itibaren üç ay içinde idareye ve mahkemeye verecekleri dilekçeler ile bildirebilirler. Uzlaşma talebi üzerine, uzlaşma görüşmelerinin neticesine kadar dava bekletilir; uzlaşılamaması hâlinde, uzlaşmazlık tutanağının mahkemeye sunulmasından sonra davaya devam edilir” hükmü getirilmiştir.
Yukarıda açıklanan bu düzenlemeler karşısında 09.10.1956 tarihi ile 04.11.1983 tarihi arasında el atılan taşınmazlar için 6487 sayılı Yasanın yayımlanmasından sonra açılan davalarda uzlaşma dava şartı olarak kabul edilmektedir. Buna göre 6487 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden sonra açılan davalar için uzlaşmaya gidilmesi dava şartıdır. Geçici 6. maddenin 6.bendinde İdare ve malik arasında uzlaşma sağlanamadığı takdirde, uzlaşmazlık tutanağının tanzim edildiği tarihten itibaren üç ay içinde malik veya idare tarafından bedel tespiti davası açılabilir. Hükmü nazara alınarak davanın süresi içerisinde açılıp açılmadığı da değerlendirilmeli ve Taşınmaza 09/10/1956 ile 04/11/1983 tarihleri arasında el konulduğu kabul edildiği takdirde, taşınmazın el koyma tarihindeki nitelikleri (arsa-arazi) belirlenerek buna uygun şekilde Kamulaştırma Kanununun 15.maddesi uyarınca oluşturulacak bilirkişi kurulu tarafından değeri tespit edilmelidir.
Dava konusu taşınmazın otoban yapımı sebebiyle 1993 yılında alınan kamu yararı kararına göre el atıldığı, kamulaştırma işleminin kesinleşmediği, tapu kayıt malikine çıkarılan tebligatın usulünce tebliğ edilemediği, bu sebeple uzlaşma usulünün uygulanmasının gerekmediği, dava tarihindeki niteliğine göre, bedel tespiti yapılması gerektiği görülmüştür.
Davacılar vekili tarafından kamulaştırma işlemi sebebi ile tüm taşınmazın kamulaştırması talep edilmiş ise de, taşınmazın tamamının kullanılamaz hale geldiği anlaşılamadığından kamulaştırmadan arta kalan kısım yönünden taşınmazda meydana gelen değişiklikler de gözönünde bulundurularak makul düzeyde değer düşüklüğü hesaplanıp, kamulaştırma bedeline eklenmesi uygundur.
Ancak bilirkişiler tarafından yapılan hesaplamada kamulaştırmadan arta kalan kısımda meydana gelen değer kaybı hesaplanırken taşınmaz üzerindeki yapı, ağaç ve diğer tüm muhtesatlar hesaplandıktan sonra, bulunacak toplam bedel üzerinden değer düşüklüğünün hesaplanması gerektiği,
HMK’daki yasal düzenleme göz önünde bulundurulduğunda kısa karar ile birlikte hüküm altına alınan tüm talepler hakkında karar verilmesi gerekmesine rağmen, hükmü genişletecek şekilde tavzih kararı verilmesinin mümkün olmadığı görülmüştür.
Bu nedenle; taraflara dava konusu taşınmaza yakın bölgelerden ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer yüzölçümlü satışları bildirmeleri için imkan tanınması, lüzumu halinde re’sen emsal celbi yoluna gidilmesi, dava konusu taşınmazın, değerlendirme tarihi itibariyle, emsal alınacak taşınmazın ise satış tarihi itibariyle imar ya da kadastro parselleri olup olmadığı ilgili Belediye Başkanlığı ve Tapu Müdürlüğünden sorulması, emsal taşınmazın tapu kaydı, emsal alınan satış akdi temin edildikten sonra; imar planındaki konumu, emsallere olan mesafesini de gösterir krokisi ve dava konusu taşınmaz ile emsal taşınmazların resen belirlenen vergi değerleri ve emsal taşınmazların satış akit tablosu getirtilerek, dava konusu taşınmazın değerlendirmeye esas alınacak emsallere göre ayrı ayrı üstün ve eksik yönleri ve oranları açıklanmak suretiyle yapılacak karşılaştırma sonucu değerinin belirlenmesi bakımından, 24/11/2016 tarihli 29898 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu md. 39 ile değiştirilen 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 15. maddesindeki yeni düzenlemeler de nazara alınarak yasaya uygun şekilde yeniden oluşturulacak bilirkişi kuruluile mahallinde keşif yapılarak alınacak rapor sonucuna göre hüküm kurulması gerektiği halde açıklanan hususlara uygun olmayan bilirkişi raporuna göre hüküm kurulması yasaya uygun görülmemiştir.
Mahkemece taşınmazın bedelinin tespiti için yeni bir bilirkişi heyeti ile keşif yapılarak;
1-)
Kamulaştırmasız el atma bedelinin tespiti için bilirkişi raporunda somut emsal olarak alınan taşınmazın tedavüllü tapu kaydı ile emsal satış olarak kabul edilen satış akdinin bir örneğinin temini ile dosyaya eklenmesi,
2-)
Dava konusu taşınmazın dava tarihi olan itibariyle bilirkişi raporunda somut emsal alınan taşınmazın satış tarihi itibariyle; imar uygulaması sonucu oluşan imar parseli olup olmadığının ve imar uygulaması görmüşse İmar Kanunu md.18 uyarınca (DOP) düzenleme ortaklık payının düşülüp düşülmediğinin düşüldüyse DOP oranına ayrıca İmar Kanunu 15. 16. maddeleri uyarıca rızai terk işlemine tabi tutulup tutulmadığına rızai terk işlemi varsa terk edilen miktara ilişkin bilgi ve belgelerin örneklerinin tapu müdürlüğü ve belediye başkanlığından ayrı ayrı istenmesi,
3-
)Bilirkişi raporunda somut emsal alınan taşınmaz ile dava konusu taşınmazınbulunduğu cadde, sokak itibariyle Belediyenin Arsa Metrekare Rayiç Bedeli Takdir Komisyonu tarafından re’sen belirlenen 2012 yılındaki emlak vergisine esas asgari m² değerlerinin belediye başkanlığından istenmesi,
4-)
Emsal alınan taşınmazın satış tarihi itibariyle, kesinleşmiş 1/1000 ölçekli uygulama imar planı içinde bulunup bulunmadığı, bu tarih itibariyle kesinleşmiş imar planı içinde olmadığının anlaşılması halinde, belediye veya mücavir alan sınırları içinde olmakla beraber, belediye ve altyapı hizmetlerinden (yol, su, elektrik, çöp toplama, kanalizasyon, aydınlatma vd. gibi) yararlanıp yararlanmadığı, özellikle etrafının meskûn olup olmadığı, taşınmaz belediye nazım imar planı içinde ise Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 17.04.1998 gün ve 1996/3-1998/1 sayılı kararı uyarınca bu plan kapsamına alındığı tarih ve plandaki konumu, hangi amaçla plan kapsamına alındığı, yerleşim merkezlerine uzaklığı, altyapı hizmetlerinden yararlanma ve ulaşım olanakları, kullanma biçimi itibariyle iskan amacına yönelik yapılaşma olasılıkları vs. hususlarının belediye başkanlığından istenmesi,
5-)
Emsal taşınmazın satış bedelini güncellemekte kullanılan TÜİK endeksinin temin edilerek dosyaya eklenmesi gerekmektedir.
Tüm bu anlatılanlar ışığında mahkemece alınan bilirkişi raporları ile yapılan araştırmalar hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir. Kamulaştırmasız el atma bedelinin tespit ve tescil davasındaki en önemli delilin Kamulaştırma Kanunu’nun 11.ve 12. maddelerindeki kriterlere uygun, hükme elverişli ve denetime açık rapor alınması olduğu, mahkemece alınan bilirkişi raporu ve araştırmanın hüküm kurmaya elverişli ve yeterli olmadığı, bu nedenle HMK’nın 353/1-a-6. maddesine göre davanın esasıyla ilgili olarak gereken delilin yeterince toplanmadığı anlaşıldığından açıklanan nedenlere dayalı taraf vekillerinin istinaf taleplerinin kabulüyle kararın kaldırılarak dosyanın mahalline gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1
–
Taraf vekillerinin istinaf taleplerinin
KABULÜ ile, HMK’nın 353/1-a-6 maddesi gereğince İskenderun 3.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2012/834 esas 2018/120 karar ve 13/03/2018 tarihli kararının
KALDIRILMASINA
,
2
–
Dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine
İADESİNE,
3
–
Davacılar tarafından yatırılması gereken 54,40 TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 35,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 18,50 TL harcın davacıdan tahsiline,
4
–
Davalı kurum harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,
5
–
Taraflarca yapılan yargılama giderinin yeniden yargılama yapacak ilk derece mahkemesince değerlendirilmesine,
6-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
7
–
HMK nın 359/3. maddesi gereğince tebliğ işlemlerinin yapılması için dosyanın mahkemesine iadesine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu tarafların yokluğunda oy birliğiyle
KESİN olmak üzere karar verildi. 06/10/2020
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe