T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Tarsus 2.Asliye HukukMahkemesinin 2014/350 Esas 2017/258 karar sayılı dosyasında verilen 08.09.2017 tarihli karara karşı taraf vekillerince yapılan istinaf başvurusu üzerine dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Tarafların İddia ve Savunmalarının Özeti:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;
Tarsus İlçesi, A1 Köyü, 159 parsel sayılı taşınmazın, öncelikli olarak kadastro çalışmasındaki usulsüzlük ve benzeri sebeplerle tapu iptal ve tesciline, temliken tescili hukuksal nedenine dayalı olarak tapusunun iptali ile davacılar adına kayıt ve tesciline, bu mümkün olmaz ise dava konusu parsel üzerinde bulunan bağ/bağçe ve dozer çalışmaları ve tesfiye masraflarının, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi talep ve dava etmiştir.
Bir kısım davalılar vekili Av. K1 ecrimisil dava açma hakkını saklı tutarak açılan davanın reddine karar verilmesi savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
İlk derece mahkemesi kararında
; ”
Davacının talebinin dava konusu taşınmazın davalı adına tapu kaydının iptali ile olmadığı taktirde tazminat istemi üzerine olduğu,
4721 sayılı TMK 724. maddesi “Yapının değeri açıkça arazinin değerinden fazlaysa, iyi niyetli taraf uygun bir bedel karşılığında yapının ve arazinin tamamının veya yeterli bir kısmının mülkiyetinin malzeme sahibine verilmesini isteyebilir.” hükmüne amirdir.
Öncelikli koşul, malzeme sahibinin iyiniyetli olmasıdır. Malzeme sahibinin, elattığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşılık bilebilecek durumda olmamasını ya da yapıyı yapmakta haklı bir sebebinin bulunmasını halinde iyiniyetin var olduğu kabul edilir. Ne var ki tüm dosya kapsamı, tanık anlatımları ve tapu kayıtlarına göre davacının davasının dinlenebilmesi için ilk koşul olan iyiniyet söz konusu değildir.
Davacı iyiniyetli olmadığına göre davalı taraftan; T
MK 723/2-3 maddesi gereğince en fazla asgari levazım bedelini talep edebilir.
Davacının kötüniyetli zilyet olması nedeni ile asgari levazım bedeli konusunda hüküm kurumaya elverişli 18/01/2017 havale tarihli bilirkişi raporu kapsamında ve taleple bağlı kalınarak;
Davacının tapu iptal ve tescil istemlerinin
REDDİNE
,
Davacının tazminat isteminin
KABUL İLE;
10.000,00 TL’nin dava tarihi olan 28/05/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizili birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına,” dair hüküm tesis etmiştir.
Kararı taraf vekilleri istinaf etmişlerdir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
1-
Dava konusu taşınmaza ait tapulama tutanağı, tedavül kayıtları ve dayanak belgelerinin getirtilmediğini, bu nedenle eksik inceleme yapılmış olduğunu,
2-Keşifte dinlenen tanıkların iddialarını doğruladığını, zilyetlik ve intikal hususlarını teyit ettiklerini,
3-Dava konusu taşınmazda davalıların hiçbir zaman zilyet olmadıklarını, taşınmazı 1950 yılında davacının babası K11’nin satın aldığını, 1966 yılında babasının ölümü ile davacıya kaldığını, davacının 2014 yılına kadar malik sıfatı ile zilyetlik ettiğini, halende zilyet olduğunu, taşınmazın davalılar adına tapuya kayıtlı olduğunu öğrenir öğrenmez huzurdaki davayı açtığını,
4-Müvekkilinin iyi niyetli zilyet olduğunu, taşınmaz üzerindeki müvekkiline ait bağ değerinin arazinin çıplak değerinden fazla olması nedeniyle temliken tescil talebininde kabul edilmesi gerektiğini,
5-Müvekkilinin 60-65 yıldır zilyet olup, 1970’lere kadar buğday ektiğini, sonra üzüm bağı dikerek taşınmazı imar ihya ettiğinden yüksek miktarda masraf yaptığını,
6-Bilirkişilerin sulu tarım arazisi verimini kullandıklarını, kamulaştırma davalarında izlenen metod ile yapılan değer tespitinin hatalı olduğunu, zabıta marifetiyle gizlice araştırma yaptırarak değer tespit etmesi gerektiğini, tespit edilen değerin rayicin çok üstünde olduğunu,
7-Asgari Levazım değerinin düşük hesaplandığını, kaldı ki davalılara intikal edecek olan muhtesat değeri 104.617,50 TL olarak hesaplandığından taleplerinin bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle
;
1-Davacının tapu iptali ve tescil talebinin reddine yönelik kararın doğru olduğunu,
2-Davacının tapu iptali ve tescil talebi yönünden taşınmazın tespit edilen değeri üzerinden ilave harç alınmadan yargılamaya devam olunmasının usul ve yasaya ve kamu düzenine açıkça aykırılık taşıdığını,
3-Davacının tapu iptali ve tescil talebinin reddine karar verilmesine rağmen yargılama harç ve giderlerinin tamamından davalıların sorumlu tutulması usul ve yasaya ve hakkaniyete aykırı olduğunu,
4-Dava tarihinde taşınmaz davalı K2 ve K10 adına kayıtlı iken diğer davalılar yönünden davanın husumetten reddedilmemesi ve ayrıca tazminat ve yargılama giderlerinden de sorumlu tutulmasının hukuka aykırı olduğunu,
5-Kendileri tarafından davacı aleyhine aynı taşınmaza yönelik Tarsus 4.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/327 esas sayılı dosyasında ” müdahelenin önlenmesi ve kal” davası açmalarına ve talep etmelerine rağmen mahkemece birleştirme veya bekletici sorun yapılmadan karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu,
6-Bilirkişi tarafından tespit olunan Asgari Levazım Bedelinin de fahiş olup davacının yıllardır kötü niyetli olarak taşınmazdan yararlandığını ve gelir elde ettiğini, müvekkilerine hiçbir ödeme de yapmadığından tazminat talebininde reddi gerektiğini belirterek davacının istinaf talebinin reddini, yerel mahkeme kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
:
Dairemizce HMK’nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hükümlerle sınırlı olmak üzere yapılan inceleme neticesinde;
Taraflar arasındaki dava malik sıfatı ile zilyetliğe dayalı Tapu İptali ve Tescil, olmadığı takdirde Temliken Tescil, bu talep de kabul görmez ise taşınmaz üzerindeki muhdesat ve imar ihya giderlerinin tazmini istemine ilişkindir.
Dava konusu taşınmazın Mersin İli, Tarsus İlçesi, A1 Köyünde yer alan 159 nolu parsel olup parselin 9750 m² yüzölçümlü tarla vasfı ile 1/2 eşit hisseli olarak davalılar K2 ve K3 adına tapuya kayıtlı olduğu, davacının, dava konusu taşınmazın babasından kendisine intikal ettiği, muris varis 60 yılı aşkın nizasız fasılasız malik sıfatı ile zilyetliklerinin sürdüğü, davalıların hileli davranışlarla kadastro tespiti sırasında parseli kendilerine yazdırdığı, bu durumu 2014 yılında öğrendiğini belirterek davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile kendisi adına tapuya tescili, bu talebi kabul görmez ise taşınmaz üzerinde kendisine ait olan muhtesat değerinin taşınmazdan daha değerli olması nedeniyle makul bir tazminat karşılığı taşınmazın kendi adına temliken tescilini, bu talebi de kabul görmez ise kendisine ait muhtesatın rayiç değeri ile kendisi tarafından taşınmazda gerçekleştirilen imar ihya çalışma bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınmasını talep ve dava ettiği, bir kısım davalıların vekilleri vasıtasıyla davaya karşı verdikleri cevapta ecrimisil haklarını saklı tutarak haksız ve yersiz davanın reddini talep ettikleri anlaşılmaktadır.
Mahkemece davanın niteliğinin gerektirdiği beyan ve delillerin toplanarak mahallinde keşif icra olunduğu, keşifte dinlenen tanıkların davacı iddialarını doğrular yönde beyanda bulundukları, keşif sonrası düzenlenen bilirkişi heyet raporuna göre, dava konusu taşınmazın kapama bağ olarak kullanılan kuru tarım arazisi niteliğinde olduğu, 2002 yılına ait hava fotoğraflarında taşınmazın ıslah edilmediği ve düzenli bağ görünümünde olmadığı 2002 yılından sonra ıslah edilip düzenli bağ tarımı yapıldığı, taşınmazın m² birim değerinin 13,25 TL’den toplam arazi değerinin 129.187,50 TL olarak hesaplandığı, üzerinde bulunan ve davacıya ait olduğu nizasız olan bağ, sıra beton direkler, tel sistemi ve diğer muhtesatın toplam değerinin 104.617,50 TL olarak, taşınmazın imar ve ihyası için yapılan makineli çalışma maliyetinin 3.650,00 TL olarak hesaplandığı, mahkemenin talebi üzerine alınan ek raporlar incelendiğinde diğer hususlar aynı kalmak üzere muhtesatın enkaz değerinin 20.923,50 TL, Asgari Levazım Bedelinin ise 65.909,03 TL olarak hesaplandığı görülmüştür.
Mahkemece, davacının tapu iptali ve tescile yönelik taleplerinin reddine, tazminat talebinin ise taleple bağlı kalarak dava dilekçesinde belirtilen 10.000,00 TL’lik dava değeri üzerinden kabulüne karar verildiği, kararın her iki tarafça istinafa getirildiği anlaşılmıştır.
Davacı tarafın istinaf sebepleri incelendiğinde;
1-Davacı vekilinin dava konusu taşınmaza ait tapulama tutanağı, dayanağı belgeler ve tedavül kayıtlarının getirilmediği itirazı hususunda; Dava konusu taşınmaza ait tespit tutanağı istenmiş olup birkaç kez bulunamadığına ilişkin tapu müdürlüğü yazı cevabı gelmiştir. Komşu parsel tapulama tutanakları gönderilmiş olup kadastro tespit çalışmalarının itiraz edilmeyen taşınmazlar yönünden 16.09.1971 tarihinde kesinleştiği, komşu 158 nolu parsele ait tapulama tutanağı incelendiğinde aynen 159 parsel gibi mirasçılar adına tespit gördüğü, tutanak içeriğine göre dava konusu 159 parselde dahil olmak üzere birçok parselin davalılar adına tespit ve tescil edildiği anlaşılmakla dava konusu taşınmazın tapulama tutanağının dosyada bulunmaması herhangi bir eksiklik teşkil etmediği gibi neticeye etki eden bir yönüde bulunmamaktadır.
2-Davacı vekilinin uzun süreli zilyetliğe dayalı tapu iptali ve tescil talebine dayalı istinaf sebepleri değerlendirildiğinde; Dava konusu 159 parselin 10.09.1981 tarihinde kesinleşen tapulama çalışmaları ile mirastaki hisselerine göre davalılar K5, K6 ,K7, K8, K9, K2 ve K4 adına tespit ve tescil edildiği, davanın ise 28.05.2014 tarihinde açıldığı, 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 12/3.maddesinde ” bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitleri ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz.” şeklindeki düzenleme karşısında kadastro tespitinin kesinleştiği tarih ile dava tarihi arasında 10 yıllık hak düşürücü sürenin fazlasıyla geçmiş olduğu anlaşılmakla davacının zilyetlik nedenine dayalı tapu iptali ve tescil talebinin reddine karar verilmiş olmasında herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır.Davalılar adına olan tapu kaydı ve 10 yıllık hak düşürücü süre nedeniyle davacının zilyetlik süresi neye ulaşırsa ulaşsın, zilyetlikle iktisap edilmesi mümkün değildir. Aynı nedenle taşınmazda davalıların zilyetlik edip etmemelerinde mülkiyet yönünden hukuki bir neticesi bulunmamaktadır. Kadastro Kanunu özü itibariyle bir tasfiye kanunu olup taşınmaz mülkiyetinin kişiler arasında sonsuza dek nizalı hale gelmemesi amacıyla hak düşürücü süre öngörülmüştür.Davacının iyi niyetli olup olmamasınında mülkiyet hususunda hiçbir hukuki neticesi bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle davacının, taşınmazın babasından kaldığına ve 60-65 yıldır muris-varis zilyetlik ettiğine yönelik iddialarının tanık beyanlarınca doğrulanmasınında taşınmazın mülkiyeti yönünden hukuki değeri bulunmamaktadır.
3-Davacı vekilinin müvekkilinin iyi niyetli olduğu ve kendisine ait muhtesatın değerinin taşınmazın çıplak değerinden fazla olduğuna yönelik itirazı hususunda; başkası adına tapuya kayıtlı bir taşınmazın kullanımında iyi niyetten söz edilemeyeceği açıktır. Yasal düzenleme ve Yargısal uygulamada tamamen aynı yöndedir. TMK 724.maddede belirtilen ” yapının değeri açıkça arazinin değerinden fazlaysa, iyi niyetli taraf uygun bir bedel karşılığında yapının ve arazinin tamamının veya yeterli bir kısmının mülkiyetinin malzeme sahibine verilmesini isteyebilir.” hükmü karşısında davacı taraf iyi niyetli olarak değerlendirilemeyeceği gibi yapılan değer tespitleri sonucu dava konusu parselin çıplak arazi değerinin, üzerindeki davalıya ait toplam muhtesat değerinden fazla olması nedeniyle davacının temliken tescile yönelik terditli talebininde reddedilmiş olmasında herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
4-Davacı vekilinin, bilirkişilerin taşınmaz ve muhtesat değerlerinin tespitinde kullandıkları usule yönelik itirazları hususunda; bilirkişi heyetinin Kamulaştırma Kanunu hükümlerine göre dava konusu taşınmazın ve üzerindeki muhtesatın değerlerini belirlemesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, başka türlü bir değer tespit yönteminin soyut, afaki ve hakkaniyete aykırı olacağı, ayrıca yasal bir dayanağınında olmayacağı, özellikle davacı vekilinin teklif ettiği gibi değer tespitinin zabıta marifetiyle gizlice araştırma yapılarak bulunması hususunun tamamen hukuk dışı bir yöntem olduğu izahtan varestedir. Yine davacı vekilinin tespit edilen taşınmaz değerinin rayicin çok üstünde olduğuna yönelik itirazı yerinde değildir. Dava konusu taşınmazın Akdeniz Bölgesinde yer alan son derece verimli ve sulu tarım arazisi niteliği nazara alındığında yılda iki ürün alınması dahi mümkün olup taşınmazın m² birim değerinin 13,25 TL olarak tespiti rayicin üzerinde bir değer olarak kabul edilemez.
5-Davacı vekilinin asgari levazım değerinin düşük hesaplandığına yönelik itiraz sebebinin de yerinde olmadığı, bilirkişi heyetinin Yapı Yaklaşık Maliyet Değerleri ve Yıpranma Oranları Yönetmeliğine uygun şekilde yargısal uygulamayı da gözeterek asgari levazım değerini hesapladıkları anlaşılmıştır.
Davalılar vekilinin istinaf sebepleri incelendiğinde;
1-Davacının tapu iptali ve tescil talebi yönünden taşınmazın tespit edilen değeri üzerinden ilave harç alınmadan yargılamaya devam olunmasının usul ve yasaya aykırı olduğu itirazının yerinde olmadığı, davacının dava dilekçesinde dava değerini 10.000,00 TL olarak göstererek davasını açtığı, keşiften sonra tespit olunan değerler karşısında davasını ıslah etmediği, kaldı ki davacının talepleri terditli olduğundan tapu iptali ve tescil talebinin reddedilmesi nedeniyle bu talebe ilişkin harcı yatırması gerekmediği, davacının terditli en son talebi olan muhtesat değerine ilişkin tazminat talebinin dava dilekçesinde yer alan miktarla bağlı olarak kabul edildiği görülmekle taşınmazın tespit olunan değeri üzerinden ilave harç yatırması gerekmemektedir.
2-Davacının tapu iptali ve tescil talebinin reddine karar verilmesine rağmen yargılama harç ve giderlerinin tamamından davalıların sorumlu tutulmasının usul ve yasaya ve hakkaniyete aykırı olduğuna yönelik istinaf sebebininde yerinde bulunmadığı, davacı taleplerinin terditli olup taleplerden birinin kabul edilmesinin davanın kabulü anlamına geleceği kuşkusuz olmakla kabul edilmeyen terditli talepler yönünden davacı yargılama giderleri ödemeye mahkum edilemez. Bir başka deyişle davacının davası taleple bağlı kalınarak dava dilekçesindeki miktar üzerinden tamamen kabul edilmiş olduğundan yargılama giderlerinin tamamının davalılara yükletilmesi usul ve yasaya uygundur.
3-Dava tarihinde taşınmaz davalı K2 ve K10 adına kayıtlı iken diğer davalılar yönünden davanın husumetten reddedilmemesi, tazminat ve yargılama giderlerinden de sorumlu tutulmalarının hukuka aykırı olduğu yönündeki istinaf sebebinin de yerinde olmadığı, tapu kaydı incelendiğinde dava konusu 159 parselin tapulama sebebi ile 10.09.1981 tarihinde aynı kök murisin mirasçıları olan K5,K6, K7, K8, K9, K2 ve K4 adlarına hisseleri oranında tapuya kayıtlandığı, daha sonraki intikallerin ölüm ve mirasta taksim sebebine dayandığı, sonuç olarak taşınmazın mirasçılar arasında yapılan ve dosyada belgeleri bulunan miras taksim sözleşmelerine göre, 20.03.2014 tarihinde 1/2 eşit hisse ile K2 ve K3 adına tapuda kayıtlı olduğu, davanın 28.05.2014 tarihinde açıldığı, bu tarihte tapu maliki olarak K2 ve K3’nın göründüğü, davacının bu tarihlerden çok önceye dayanan zilyetliğinin bulunduğu, taşınmaz üzerindeki muhdesatlarıda daha önceki tarihlerde yapmış olduğunun subuta erdiği, tüm davalılar arasında aynı kök muristen gelmeleri nedeniyle “külli halefiyet” bulunması nazara alınarak yargılama giderlerinden hep birlikte sorumlu tutulmalarınında usul ve yasaya uygun olduğu,
4-Davalıların, kendilerininde davacı aleyhine aynı taşınmaza yönelik olarak Tarsus 4.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/327 Esas sayılı dosyasında ” müdahelenin önlenmesi ve kal” davası açtıkları ve talep etmelerine rağmen “birleştirme” veya ” bekletici sorun ” yapılmadan karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu hususundaki itiraz sebebininde yerinde olmadığı, huzurdaki davada mülkiyet ilişkisi çözülmeden müdahelenin önlenmesi ve kal yönündeki taleplerin karara bağlanamayacağı, bir başka deyişle davalılar tarafından açılan davanın huzurdaki dava neticesini beklemesi gerektiği açıktır.
5-Davalıların, bilirkişi tarafından tespit olunan asgari levazım bedelininde fahiş olup davacının yıllardır kötü niyetli olarak taşınmazdan yararlandığı ve gelir elde ettiği, kendilerine hiçbir ödemede yapmadığından tazminat talebininde reddine karar verilmesi gerektiğine yönelik istinaf sebebi de yerinde değildir. Bilirkişi heyetince yapılan asgari levazım bedelinin hesaplama yönteminin usul ve yasaya ve Yüksek Yargı içtihatlarına uygun olduğu, aynı husustaki davacı itirazı hususunda da incelenmiş ve değerlendirilmiştir.
Tüm bu açıklamalar karşısında yerel mahkeme kararının gerekçe ve neticesi itibariyle doğru olduğu, davacının tapu iptali ve tescile yönelik terditli taleplerinin reddine yönelik kararın usul ve yasaya uygun bulunduğu, davacının terditli son talebi olan kendisine ait muhdesat değerinin tazmini talebi hususunda TMK 729.madde yollaması ile TMK 723/son fıkrasında düzenlendiği şekilde ” yapıyı yaptıran malzeme sahibi iyi niyetli değilse, hakimin hükmedeceği miktar bu malzemenin arazi maliki için taşıdığı en az değeri geçmeyebilir” hükmü karşısında davacının asgari levazım değerini talebe hakkı bulunduğu, asgari levazım değerinin 17.01.2017 tarihli bilirkişi 2.ek raporunda 65.909,03 TL olarak tespit edildiği, davacının bu miktar üzerinden davasını ıslah etmemesi nedeniyle mahkemece taleple bağlı kalınarak dava dilekçesinde belirtilen 10.000,00 TL üzerinden tazminatın hüküm altına alındığı, taraf vekillerinin istinaf taleplerinin yerinde olmadığı anlaşılmakla HMK 353/1-b-1 maddesi gereği istinaf taleplerinin esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
H
ÜKÜM:Gerekçesi Açıklandığı Üzere;
1-
Taraf vekillerinin Tarsus 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.09.2017 tarih ve 2014/350 Esas 2017/258 Karar sayılı kararına karşı yaptığı istinaf taleplerinin HMK’nın 353/1-b-1 maddesi gereğince
ESASTAN REDDİNE,
2-
Harçlar tarifesi gereğince alınması gereken 44,40 TL harçtan daha önce peşin yatırılan 35,90 TL nin mahsubu ile bakiye 8,50 TL nin davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına,
3-
Davalı tarafça yatırılması gereken 683,10 TL nispi istinaf karar harcından peşin yatırılan 171,00 TL ‘nin mahsubu ile bakiye 512,10 TL harcın davalılardan alınarak hazineye gelir kaydına,
4
–
İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
5
–
İstinaf yargılama giderlerinin taraflar üzerinde bırakılmasına,
6
-HMK 359/3. Madde gereği kararın birer örneğinin taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 361/1. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay nezdinde gidilebilecek temyiz yasa yolu açıkolmak üzere oybirliği ile karar verildi.
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe