Adana BAM, 4. HD., E. 2018/1536 K. 2019/792 T. 17.6.2019

İlgili madde: TMK Madde 999

T.C.

ADANA
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN

DAVACI : K1- N1

VEKİLLERİ :

Av.
K2
Av.
K3
Av.
K4

DAVALI :

MERSİN
BÜYÜKŞEHİR
BELEDİYE
BAŞKANLIĞI
(KAPANAN
İL
ÖZEL
İDARESİNE
İZAFETEN)
. Tarsus/ MERSİN

VEKİLLERİ :

Av.
K5
Av.
K6
Av.
K7

DAVANIN KONUSU : Elatmanın Önlenmesi (Kamulaştırmasız El Koyma Nedeniyle)

Tarsus 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/162 Esas 2018/175 Karar sayılı dosyasında verilen 07/06/2018 tarihli karara karşı davalı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Tarafların İddia ve Savunmalarının Özeti:

Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle;

Mersin İl Özel İdaresi tarafından mülkiyeti müvekkiline ait olan Mersin İli, Tarsus İlçesi, A7 Köyü, 235 Parsel ve 236 Parsel sayılı taşınmazların içinden yol geçirmek suretiyle gayrimenkullere kamulaştırmasız olarak el atıldığını, İl Özel İdaresinin kapanması nedeni ile Büyükşehir Belediye Başkanlığına husumet yöneltmek sureti ile açılan davayı ikame ettiklerini, kamulaştırma neticesinde müvekkiline ait olan gayrimenkullerin yarısının yolun sağında yarısının yolun solunda kalarak taşınmazların ikiye bölündüğünü, bu durumun müvekkilini mağdur ettiğini, taşınmazları istediği gibi kullanamadığını, müvekkilinin davalı idareye başvuru yaptığını ancak bu başvuruya davalı idarece süresi içerisinde cevap verilmediğini, yapılan araştırmada müvekkiline ait olan taşınmazların davalı idarece kamumaştırmasız olarak elatıldığını tespit ettiklerini, davanın el koyma hükümlerine göre bedel davası olarak nitelendirilip değerlendirilmesi gerektiğini, müvekkiline ait taşınmazlar üzerinde ürün yetiştirilmesinin mümkün olduğunu, taınmazların belediye hizmetlerinden yararlandığı hususunun gözönünde bulundurulmasını talep ettiklerini belirterek dava konusu taşınmazlar için yapılacak bilirkişi incelemesinde bedel belirlendikten sonra ıslah ve ek dava açma hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00-TL kamulaştırma bedelinin fiilen elkonulma tarihinden itibaren kamu alacakları için öngörülen en yüksek oranda faizi ile birlikte, 50,00-TL ecrimisil bedelinin kamu alacakları için öngörülen en yüksek oranda faizi ile birlikte davalı idarelerden tahsilini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılar üzerine bırakılmasını talep ve dava ettiği görülmüştür.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;

Açılan davanın haksız ve mesnetsiz dava olduğunu, davanın reddini talep ettiklerini, dava konusu taşınmaza müvekkili olan idare tarafından elatılması veya yol yapılmasının sözkonusu olmadığını, bu nedenle açılan davayı husumet yokluğu nedeni ile reddini talep ettiklerini, dava konusu taşınmazlara kamulaştırmasız elatılarak yol geçirilmiş ise bu hususun dava sürecinde yapılacak keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde tespit edilebileceğini, davacının ecrimisil talebi yönünden talebinin taşınmaza el atıldığı tarihteki niteliklerinin gözönüne alınarak değerlendirilmesi gerektiğini, ecrimisil talebinin beş yıldan fazla olan talebin zamanaşımı nedeni ile reddedilmesi gerektiğini belirterek haksız açılan davanın reddi ile yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıdan tahsiline karar verilmesini talep ettiği görülmüştür
Davacı vekilinin ıslah dilekçesinde özetle;

Kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat bedelinin 121.373,00 TL’ye, ecrimisil bedelini 9.490,00 TL’ye yükseltilmesine karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır.

İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti
Yapılan yargılama neticeside; Davanın KISMEN KABULÜ ile,

1-Mersin İli, Tarsus İlçesi, A7 Köyü, 235-236 parsel sayılı taşınmazların kamulaştırmasız el atma tazminatının 235 parsel sayılı taşınmaz için 62.550,00 TL, 236 parsel sayılı taşınmaz için 38.309,00 TL olmak üzere toplam 100.859,00 TL olduğunun TESPİTİNE, 100.859,00 TL kamulaştırmasız el atma tazminatının 22.07.2017 dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalı idareden tahsili ile davacıya verilmesine, dava konusu taşınmazın tapu kaydında var ise ipotek, haciz vb. Şerhlerin bedele yansıtılmasına,

2-Mersin İli, Tarsus İlçesi, A7 Köyü, 235-236 parsel sayılı taşınmazların 22.02.2017
/
07.05.2014 tarihleri arası ecri misil bedelinin 235 parsel sayılı taşınmaz için 5.008,00 TL, 236 parsel sayılı taşınmaz için 3.068,00 TL olmak üzere toplam 8.076,00 TL olduğunun TESPİTİNE, 8.076,00 TL ecri misil bedelinin dönem sonlarından itibaren işleyecek yasal faizi ile davalı idareden tahsili ile davacıya verilmesine,

3-Mersin İli, Tarsus İlçesi, A7 Köyü, 235 parsel sayılı taşınmazın fen bilirkişisi K8’ın 08.11.2017 havale tarihli raporunda (B) harfi ile gösterilen 1.623,00 m2’lik kısmın ve Mersin İli, Tarsus İlçesi, A7 Köyü, 236 parsel sayılı taşınmazın fen bilirkişisi K8’ın 08.11.2017 havale tarihli raporunda (E) harfi ile gösterilen 95,00 m2, (F) harfi ile gösterilen 40,00 m2, (G) harfi ile gösterilen 623,00 m2 ve (H) harfi ile gösterilen 236,00 m2’lik kısmın TAPUSUNUN İPTALİ ile TMK’nın 999. Maddesi gereğince davalı Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığı adına yol olarak TERKİNİNE, şeklinde karar verildiği görülmüştür.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;

Dava konusu taşınmazın Tarsus İlçesine bağlı köy olduğundan Büyükşehir Belediye kanunu gereği imar uygulaması yetki ve sorumluluğunun ilçe belediyelerinde bulunması nedeniyle Büyükşehir Belediyesi tarafından uygulama yapılmasının söz konusu olmadığını, 6360 sayılı yasa gereği A7 mahallesi olarak Tarsus ilçesine bağlandığını,15 metre genişliği altındaki yolların sorumluluğunun ilçe belediyelerinde olduğunu, emsal Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk 2017/302 esas 2017/489 sayılı kararında ilçe belediyesinin sorumlu olduğunu belirterek kararın kaldırılmasına karar verildiğini, bilirkişi raporunda yolun 1978 yılında açıldığını, 1956-1883 yılları arasında el atma tarihindeki nitelikleri gözü önüne alınarak değer tespiti yapılmadığını ve yasal düzenlemelere göre maktu harç ve vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yasa yükmüne aykırı şekilde iki ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, taşınmazların değeri tespit edilirken kapitalizasyon faiz oranının %4 olarak alınmış ise de kapitalizasyon faiz oranının daha yüksek olması gerektiğini, bilirkişi raporunda bilirkişiler el atılmayan kısımlar (F) ile işaretli 40m²’lik kısmın ve (H) ile işaretli 236 m²’lik kısımlarda sanki el atılmış gibi toplam değer hesabı ve ecrimisil hesabına dahil edildiğini, yerel mahkemece verilen kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi gerektiğini talep ettiği görülmüştür.

Davacı vekili cevap dilekçesine özetle;

Davalı taraf kanun gereği 15 metrenin altındaki yollar yönünden sorumlu olduğunu iddia etse de gerçeği yansıtmadığını, dava bu yönde sonuçlanmadığını, il özel idareleri 6360 sayılı yasanın 1. Maddesi ile kaldırılmış ve tüzel kişilikleri Büyükşehir özel idaresinin kapanmasının ardından tüzel kişiliğinin Büyükşehir Belediyesine devredildiğini, köy yollarının daha önce köy hizmetlerinin sorumluluğunda olup köy hizmetlerinin kapandığını ve il özel idaresine devredildiğini, il özel idarelerinin de kapatılarak Büyükşehir Belediye Başkanlığına devredildiğini bu nedenle Mersin Büyükşehir Belediyesine yönlendirildiğini, bilirkişi raporunda taşınmazın sulu tarım arazisi olmasına rağmen susuz olarak nitelendirildiğini, davalı belediye tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerektiğini dava ve talep edildiği görülmüş.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:

Dava, kamulaştırmasız el atmaya dayalı tazminat istemine ilişkindir.

Dava konusu taşınmazların tapu kaydı incelendiğinde, Mersin ili, Tarsus ilçesi, A7 köyü 235 parsel, 23750 m² tarla vasfında davacı K1 adına, 236 prasle 4438 m² bağ vasfında davacı K1 adına tapuya kayıtlı olduğu, taşınmazların meskun sahada kalmadıkları, imar uygulaması görmedikleri ve imar planı içerisinde yer almadıkları anlaşılmıştır.

Mahkemece yapılan keşif sonucunda alınan bilirkişi raporu ve ek bilirkişi raporlarına göre, dava konusu taşınmazlar içinde 235 parsel sayılı taşınmazda B ile gösterilen 1623 m² alandan yol geçirildiği, 236 parselde krokide E ve G harfleriyle gösterilen yerlerden de yol geçirildiği, E 95 m² G 623 m² krokide F harfi ile gösterilen 40 m² ve H harfi ile gösterilen 236 m²’lik kısmında kullanılamayacak hale gelmesi sebebiyle el atılan alanlara dahil edildiği, bahse konu yolun 1978 yılında yapılması sebebiyle el atma tarihinin 1978 kabul edildiği, tarım arazisi vasfında kabul edilen taşınmazların sulu tarım arazisi vasfında değerlendirilip el atma tarihinde meyve bahçesi olmadığı kabul edilerek buğday, buğday samanı, marul ve yazlık patlıcan münavebeye alınmak suretiyle el atma tazminat bedeli ve ecrimisil bedelinin tespiti yapıldığı, 235 parsel sayılı taşınmazda el atılan haritada B harfi ile gösterilen 1623 m²’lik yer ve 236 parselde E harfi ile gösterilen 95 m², G harfi ile gösterilen 623 m², F harfi ile gösterilen 40 m² ve H harfi ile gösterilen 236 m²’lik yerin de kullanılamayacak hale gelmesi sebebiyle 100.859,00 TL kamulaştırmasız el atma tazminat bedeli ve 22/02/2017 ile 07/05/2014 tarihleri arasında kullanımdan kaynaklı toplam 8.076,00 TL ecrimisil bedelinin tespit edildiği, mahkemece bu tespitler esas alınmak suretiyle bedel tespiti ve el atılan alanların davalı kurum adına tesciline karar verildiği görülmüştür.

Dairemizce HMK’nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hükümlerle sınırlı olmak üzere yapılan inceleme neticesinde;

Görülen dava kamulaştırmasız el atma davasıdır.

Kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için kişiye ait gayrimenkulün idarece (kamu hizmetinde kullanılmak amacıyla) işgal edilmiş olması (fiili el atılmış olması) ve bu işgalin kanunda öngörülen usul ve esaslara uyularak tesis edilmiş bir kamulaştırma işlemine dayanmadan gerçekleştirmiş olması gerekmektedir. İdarenin taşınmaza müdahalesi hangi sebeple olursa olsun Hukuk dışı haksız bir eylemdir.

İlk derece Mahkemesince, yapılan keşif sonucu alınan bilirkişi heyet raporuna göre, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kamulaştırmasız el atma davaları idarenin 09/10/1956 tarihinden sonra el koyduğu taşınmazlarla ilgili olarak açılabilir. 09/10/1956 – 04/11/1983 tarihi arasındaki el atmalarla 04/11/1983 tarihinden sonraki el atmalara farklı hükümler uygulanır.12/01/1961 tarihinde yürürlüğe giren 221 sayılı kanunun 1. maddesinde, “6830 Sayılı İstimlak Kanununun yürürlüğe girdiği tarihe kadar kamulaştırma işlerine dayanmaksızın kamulaştırma kanunlarının göz önünde tuttuğu maksatlara fiilen tahsis edilmiş olan gayrimenkuller ilgili amme hükmi şahsı veya müessesesi adına tahsis tarihinde kamulaştırılmış sayılır.” Yine aynı kanunun 4. maddesinde “gayrimenkulün bedelinin dava hakkı bu kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 2 sene sonra düşer.” hükümleri getirilmiştir.
221 sayılı kanunun 4. maddesi hükümleri dikkate alındığında 6830 sayılı İstimlak Kanununun yürürlüğe girdiği 09/10/1956 tarihinden önce kamulaştırma işlemi tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiili olarak el koyma sebebiyle mülkiyet hakkından doğan taleplere ilişkin dava hakkının 221 sayılı kanunun yürürlüğe girdiği 12/01/1961 tarihinden 2 sene sonrası olan 12/01/1963 tarihi itibari ile düştüğü, bu tarihten sonra 09/10/1956 tarihinden önce el atılan taşınmazlarla ilgili dava açılamayacağı kabul edilmiştir.

Bu durumda taşınmaza 09/10/1956 gününden önce el atıldığı kabul edildiği takdirde davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir. Taşınmaza 09/10/1956 ile 04/11/1983 tarihleri arasında el konulduğu kabul edildiği takdirde; Kamulaştırma Kanunu’na 5999 sayılı Kanunla eklenen ve 30.06.2010 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Geçici 6. maddesinde “Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 9.10.1956 tarihi ile 4.11.1983 tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle, malik tarafından ilgili idareden tazminat talebinde bulunulması halinde, öncelikle uzlaşma yoluna gidilmesi esastır” hükmü getirilmiş, 25.02.2011 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6111 sayılı Kanunun Geçici 2. maddesiyle de “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş yıl süreyle geçerli olmak üzere; 4.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun geçici 6 ncı maddesi hükmü, 4.11.1983 tarihinden sonraki kamulaştırmasız el koyma işlemlerine de uygulanır” denilmiştir. Anayasa Mahkemesinin 22.02.2013 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 01.11.2012 tarih ve 2010/83 Esas-2012/169 Karar sayılı kararı ile uzlaşma dava şartı sayılmış, 6111 sayılı Yasanın Geçici 2. maddesi ise iptal edilmiş ancak iptal hükmünün, kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasından altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesinin bu kararından sonra kanunlaşan ve 11.06.2013 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6487 sayılı Kanunun 21. maddesi ile Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6. maddesi değiştirilmiştir. Değiştirilen Geçici 6. maddenin 1. fıkrasında “Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 9.10.1956 tarihi ile 4.11.1983 tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle, mülkiyet hakkından doğan talepler, bedel talep edilmesi hâlinde bedel tespiti ve diğer işlemler bu madde hükümlerine göre yapılır. Bu maddeye göre yapılacak işlemlerde öncelikle uzlaşma usulünün uygulanması dava şartıdır.” denilmiş, 10 fıkrasında ise “Vuku bulduğu tarih itibarı ile bu maddenin kapsamında olan kamulaştırmasız el koymadan dolayı bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce tazmin talebiyle dava açmış olanlar; bu madde hükümlerine göre uzlaşma yoluna gitmeyi isteyip istemediklerini bu maddenin yürürlüğe girmesinden itibaren üç ay içinde idareye ve mahkemeye verecekleri dilekçeler ile bildirebilirler. Uzlaşma talebi üzerine, uzlaşma görüşmelerinin neticesine kadar dava bekletilir; uzlaşılamaması hâlinde, uzlaşmazlık tutanağının mahkemeye sunulmasından sonra davaya devam edilir” hükmü getirilmiştir.

Yukarıda açıklanan bu düzenlemeler karşısında 09.10.1956 tarihi ile 04.11.1983 tarihi arasında el atılan taşınmazlar için 6487 sayılı Yasanın yayımlanmasından sonra açılan davalarda uzlaşma dava şartı olarak kabul edilmektedir. Buna göre 6487 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden sonra açılan davalar için uzlaşmaya gidilmesi dava şartıdır. Geçici 6. maddenin 6.bendinde İdare ve malik arasında uzlaşma sağlanamadığı takdirde, uzlaşmazlık tutanağının tanzim edildiği tarihten itibaren üç ay içinde malik veya idare tarafından bedel tespiti davası açılabilir. Hükmü nazara alınarak davanın süresi içerisinde açılıp açılmadığı da değerlendirilmeli ve Taşınmaza 09/10/1956 ile 04/11/1983 tarihleri arasında el konulduğu kabul edildiği takdirde, taşınmazın el koyma tarihindeki nitelikleri (arsa-arazi) belirlenerek buna uygun şekilde Kamulaştırma Kanununun 15.maddesi uyarınca oluşturulacak bilirkişi kurulu tarafından değeri tespit edilmelidir.

Dava konusu taşınmaza 1978 yılında el atıldığı, kurum cevaplarından anlaşılmakta olup sorumluluğun Adana Büyükşehir Belediyesine ait olduğu bildirildiğinden davalının Adana Büyükşehir Belediyesi olduğu anlaşılmıştır.

Her ne kadar davalı vekili sorumluluğun Tarsus Belediyesinde olduğunu bildirmiş ise de, Mersin Büyükşehir Belediyesinin 11/10/2017 tarihli yazı cevabına göre yolun sorumluluğunun Mersin Büyükşehir Belediyesine ait olduğunu bildirdiğinden bu istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.

El atma tarihinin 1978 yılı olması sebebiyle açılacak davanın idareye uzlaşma başvurusu yapıldıktan sonra açılması gerekmekte olup uzlaşma talebinin 01/06/2016 da yapıldığı altı aylık yasal bekleme süresindeki üç aylık süre içerisinde açıldığı, yasal düzenlemeye uyulduğu görülmüştür.

Yukarıda yapılan açıklamalar göz önünde bulundurulduğunda el atma tarihinin 1978 yılı olması sebebiyle hesap edilen ecrimisil ve el atma bedeli yönünden iki ayrı vekalet ücretine karar verilmesi uygun olmayıp, el atma tarihi sebebiyle 04/11/1983 tarihinden önceki el atma davalarında maktu harç ve tek maktu vekalet ücreti alınması gerekmektedir. Davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmüştür.

Dava konusu taşınmaza tarımsal ürünler münavebeye alınmak suretiyle arazi vasfında gelir metoduna göre bedel tespiti yapılması usulüne uygun ise de, dava konusu taşınmazı 1978 yılında sulu arazi olup olmadığının ve arazinin niteliğine göre yetiştirilen ürünlerin İlçe Tarım Müdürlüğünden sorulması gerekmektedir. El atma tarihinde taşınmaz sulu arazi ise sulu münavebe ürünler alınarak, kuru arazi ise kuru münavebe ürünler alınarak bedel tespiti ve arazinin niteliğine göre kapitalizasyon faizinin uygulanması gerekir.

Bilirkişiler tarafından ecrimisil hesabı yapılırken ecrimisil hesabı yapılan her yılla ilgili ürün gelir ve maliyet cetvellerinin ayrı ayrı getirtilerek her ecrimisil dönemi için ayrı bedel belirlenip bu dönem sonlarından başlayacak şekilde faize hükmedilmesi mümkün iken bilirkişilerce ecrimisil bedelinin hesaplanmasına ilişkin yıllara ait gelir ve maliyet cetvellerinin ayrı ayrı tarım müdürlüğünden getirtilerek raporun denetlenmediği görülmüştür. Davalı vekilinin rapordaki hesaplamaları doğru yapılmadığına ilişkin istinaf sebepleri bu sebeplerle yerinde bulunmuştur.

Tüm bu anlatılanlar ışığında mahkemece alınan bilirkişi raporları ile yapılan araştırmalar hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir. Kamulaştırmasız el atma bedelinin tespit ve tescil davasındaki en önemli delilin Kamulaştırma Kanunu’nun 11.ve 12. maddelerindeki kriterlere uygun, hükme elverişli ve denetime açık rapor alınması olduğu, mahkemece alınan bilirkişi raporu ve araştırmanın hüküm kurmaya elverişli ve yeterli olmadığı, bu nedenle HMK’nın 353/1-a-6. bendine göre davanın esasıyla ilgili olarak gereken delilin usulünce toplanmadığı anlaşıldığından, açıklanan nedenlere dayalı davalı tarafın istinaf talebinin kabulüyle kararın kaldırılarak dosyanın mahalline gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere

1-
Davalı vekilinin istinaf taleplerinin
KABULÜ ile,
HMK’nın 353/1-a-6 maddesi gereğince Tarsus 4.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2017/162 esas 2018/175 karar ve 07/06/2018 tarihli kararının
KALDIRILMASINA
,

2-
Dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine,

3-
Davalı tarafından yatırılan 147,00-TL nispi istinaf karar harcının talep halinde yatıran tarafa iadesine,

4-
Taraflarca yapılan yargılama giderinin yeniden yargılama yapacak ilk derece mahkemesince değerlendirilmesine,

5-
İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

6-
HMK nın 359/3. maddesi gereğince tebliğ işlemlerinin yapılması için dosyanın mahkemesine iadesine,
Dair; dosya üzerinden tarafların yokluğunda oy birliğiyle
KESİN olmak üzere karar verildi. 17/06/2019

  • İlk yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!