T.C.
ADANA
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN
DOSYANIN
MAHKEMESİ
:
Kırıkhan 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
NUMARASI
:
2016/343 Esas, 2021/646 Karar
DAVACI :
K1
– N1 A1
Av. K2 – A2
DAVALI :
F1
Sigorta A.Ş. – A3
VEKİLİ:
Av. K3
İHBAROLUNAN:
K4
– N2 – A4
DAVA :
Tazminat (Ölüm ve cismani zarar sebebiyle açılan tazminat)
KARAR TARİHİ :
19.10.2023
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH :
19.10.2023
Kırıkhan 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin (Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla) 15.11.2021 tarih ve 2016/343 Esas, 2021/646 Karar sayılı kararı aleyhine, istinaf başvurusunda bulunulmuş ve Mahkemece dosya Dairemize gönderilmiş olmakla HMK 352. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Tarafların iddia ve savunmalarının özeti:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;
04/09/2015 tarihide meydana gelen trafik kazasında, davacının yolcu olarak bulunduğu ve davalının KYZMMSpoliçesi ile sigortacısı olduğu N3 plakalı motosikletin kaza yapması üzerine davacının hayati tehlike geçirecek derecede yaralandığını, kazanın meydana gelmesinde davacının hiçbir kusurunun olmadığını, sağlık kurulu raporuna göre davacının %96 oranında malul kaldığını, davacının ev hanımı olup geçici ve sürekli iş göremezliği bulunduğunu, uzun süren tedavi döneminde yakınlarının refakat ettiğini beyan ederek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere çalışma gücü kaybı için 5.000,00 TL, tedavi giderleri teminatına dahil olan bakıcı giderleri için 5.000,00 TL olmak üzere toplam 10.000,00 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi talep ve dava olunmuştur.
ISLAH :
Davacı vekili 13.05.2019 tarihli dilekçesi ile dava değerini çalışma gücü kaybı yönünden 221.903,54TL’ye ıslah etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; kazaya karıştığı belirtilen N3 plakalı aracın kaza tarihini kapsayan dönemde müvekkili nezdinde KYZMMS poliçesi ile sigortalı olduğunu, trafik sigortacısının, üçüncü kişilerin uğramış olduğu bedeni zararlardan poliçedeki azami limitler ve işletenin veya işletenin eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru oranında maddi tazminattan sorumlu tutulabileceğini, kazanın meydana gelmesinde kusur oranları ile illiyet bağı olup olmadığı ve davacının kaza sebebi ile meydana gelmiş maluliyet oranının ATK tarafından, hesaplamanın ise asgari ücret esas alınarak uzman bilirkişilerce belirlenmesi gerektiğini, sigortalı araç sürücüsüne atfedilen kusuru kabul etmediklerini, davacının kask ve sair koruyucu ekipman kullanıp kullanmadığı ve başkaca müterafik kusurunun bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiğini, davacının hatır için taşındığım ve hatır taşıması indirimi yapılması gerektiğini, SGK tarafından davacıya geçici iş göremezlik ödeneği gibi peşin sermaye değerli gelir bağlanması gibi bir ödeme yapılıp yapılmadığının belirlenmesi gerektiğini, ödeme var ise tazminattan mahsubu gerektiğini, temerrüdün başvuru tarihinden 8 gün sonra gerçekleşebileceğini, ticari faiz talebinin yerinde olmadığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
Mahkemece, davanın kabulü ile, 226.903,54 TL maddi tazminatın 30/05/2016 tarihinden itibaren başlayacak yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verildiği görüldü.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ:
Karara karşı davalı vekili verdiği istinaf dilekçesinde özetle; dosyada temlik mevcut olduğunu ve bu temliknamenin taraflarına da gönderildiğini, mevcut davacı K1’ın alacağını temlik ettiğinden dolayı taraf sıfatının kalmadığını ve bu nedenle davanın reddinin gerektiğini, kusur yönünden çelişkilerin giderilmemiş olduğunu, müterafik kusur indirimi ve hatır taşıması indirimi yapılmasının gerektiğini, bilirkişi raporundaki hesaplama yönteminin hatalı olduğunu ve yanlış yönetmeliğe göre hesap yapılmış olduğunu, hesaba esas alınan maluliyet raporunda kaza ile illiyeti bulunmayan arazların da tespit edilmiş olduğunu, bakıcı giderine ilişkin bir tespit yapılmamasına rağmen hesaplama yapılmasına itiraz ettiklerini, geçici iş göremezlik ve geçici bakıcı giderinin teminat dışı olduğunu, temerrüt tarihine itiraz ettiklerini, hesaplanan vekalet ücreti, harç ve yargılama giderlerinin hatalı olduğunu beyan ederek kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49, 50, 54/1-3 ve 55. maddeleri kapsamında, trafik kazasına dayalı açılan, çalışma gücünün azalmasından veya yitirmesinden doğan (malüliyet) maddi tazminat davasıdır.
İlk derece mahkemesince, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davalı vekili istinaf etmiştir.
Davalı vekilinin, davacın K1’ın alacağı temlik sözleşmesi ile devrettiğine ilişkin istinaf başvurusunun değerlendirilmesinde;
Hukuki bir işlem (tasarrufi işlem) olan alacağın temliki sonrasında alacak üçüncü kişiye intikal etmektedir. Bu andan itibaren üçüncü kişi, borçlu karşısında alacaklı sıfatını kazanmaktadır. Niteliği itibariyle alacağın temliki, alacaklının tasarruf işlemidir. Temlik, alacağın tamamı için yapılabileceği gibi bir kısmı için de yapılabilir. Tam temlikte alacağın aslı ve fer’ileri temlik alana geçmekte olup, alacaklı borç ilişkisinde taraf olmaktan çıkar. Kısmi temlikte ise, temlik edilen asıl alacak ve bu oranda fer’ilerinin temlik alana geçmesi söz konusudur. Temlik edilmeyen kısım itibariyle borçlunun temlik eden alacaklıya karşı sorumluluğu devam eder. Temlik alan, temliki ve alacağın varlığını ispat ederek borçludan talepte bulunur. Temlik ile birlikte temlik alan, alacağın aslı ve fer’ileriyle birlikte, alacağa bağlı rüçhan haklarını da iktisap eder. Dolayısıyla temliğe konu alacak itibariyle dava ve takip hakkı da temlik alana geçer. Alacağın temlikinde esasen borç değişmez, sadece onu talep edecek taraf değişmiş olur.
Genel olarak borç ilişkisi kimler arasında meydana gelmişse, alacaklılık ve borçluluk sıfatları da bu kişilere ait olup, bunun doğal sonucu olarak, borçlu kime karşı ifa yükümü altına girmişse, alacak hakkı da o kişiye aittir.
Bununla beraber alacaklının, alacağını üçüncü bir kişiye devretmesi mümkün olup, “alacağın temliki”, alacağı devreden alacaklı ile devralan kişi (yeni alacaklı) arasında yapılacak yazılı bir sözleşme ile meydana gelir.
Alacağın temlikinde alacaklı, halen sahip olduğu bir hakkını devredebileceği gibi, henüz mevcut olmayan, müstakbel bir alacağını da devredebilir. Temlik edenin, temlik anında sahip olduğu bir hakkını devrettiği durumlarda, yapılan bu tasarruf işlemi ile alacaklı, malvarlığının aktifindeki mevcut haklarda, başkası lehine bir azalmayı kabul etmektedir. Böylece, temlik akdi yapılır yapılmaz alacak, alacağa bağlı olan bütün imtiyazlar ve fer’i haklarla beraber devralana geçmektedir (TBK md. 189). Bu nedenle gerek işleyip de eski alacaklı tarafından tahsil edilmemiş, gerekse işlemekte olan tüm fer’i hak ve alacaklar yeni alacaklıya ait olmaktadır. Nitekim, temlik eden kişinin, temlikle birlikte borçlu ile hukuki ilişkisi kesildiğinden, alacağın tahsilinin dava ve talep hakkının da, onun maliki durumuna geçmiş olan, temellük edene geçmesi, alacağın temlikinin doğal bir sonucudur. Kural olarak alacağın temlikinde borçlunun hukuki durumunda herhangi bir değişiklik olmamakta, sadece muhatap olacağı kişi (alacaklı) değişmektedir.
Alacağın temlik edilebilmesi için muaccel bir alacak olması zorunlu değildir. Temlikin, borç ilişkisine dayanarak doğmuş fakat henüz vadesi gelmemiş bir alacağa ilişkin olabileceği, bunun yanı sıra ileride doğacak alacaklar için de mümkün olduğu doktrinde genel olarak kabul edilmektedir.
Bir dava açıldıktan sonra da sahip olunan tasarruf yetkisi gereği dava konusu olan hak veya malın üçüncü kişilere devri mümkündür. Bu durumda bir dava şartı olan davayı takip yetkisi ortadan kalkmış olduğundan davanın açıldığı haliyle devam etmesi düşünülemez.
6100 sayılı HMK’nın 125/2. maddesine göre ”
Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa devralmış kişi görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden devam eder.
”
Mahkemece, dava konusunun üçüncü kişiye temliki re’sen dikkate alınacaktır. Ancak hakim, dava şartının ortadan kalkması nedeniyle davayı reddetmeyip davayı veya savunmayı değiştirme yasağının bir istisnası olan HMK’nın 125. maddesi uyarınca yargılamayı devam ettirecektir.
Dava konusu uyuşmazlıkta; dosya içerisindeki bulunan İskenderun 1. Noterliğince düzenlenen 16.11.2018 tarih ve 33613 yevmiye numaralı alacağın devri sözleşmesi ile zarar gören davacı K1, iş bu davadan kaynaklı alacağının tamamını 100.000,00 TL bedel ile dava dışı K5 isimli kişiye devretmiştir. İşbu devir sözleşmesi, davalı vekili tarafından 19.01.2019 tarihinde dava dosyasına sunulmuştur.
Davanın açılış tarihi olan 19.07.2016 tarihi ve temliknamenin16.10.2018 tarihi oluşu ve temlikname tarafları dikkate alındığında, Sigortacılık Kanunu’na 22.07.2020 gün ve 7251 sayılı kanunla eklenen ek madde 6. maddeye göre ”(
1) Bu kanun uyarınca sigortacılık yapan kurum veya kuruluşlardan ya da Hesap’tan talep edilecek tazminat alacağı ancak;
…
(2) Tazminat alacağı, sadece hak sahibine veya avukatına ödenir ve birinci fıkrada belirtilen kişiler de dâhil olmak üzere hiç kimseye devredilemez…..” amir hükmü karşısında söz konusu uyuşmazlıkta uygulanma yeri olmadığı ve yine artık zarar gören zarar gören davacı
K1
, tazminat alacağının dava dışı
K5 talep dava takip hakkı bulunduğuve fakat yargılama sırasında davaya dahil edilmeden hüküm kurulduğu anlaşılmakla davalı vekilinin istinaf başvurusu bu yönüyle haklı görülmüştür.
Açıklanan nedenlerle, söz konusu temliknameye bağlı husumet yönünden yanılgı bir değerlendirme yazılı şekilde karar verilmiş olmasının hatalı olduğu kanaatine varılmakla bu hususta öncelikle taraf teşkili sağlandıktan sonra sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma yapıldığı, bu nedenle HMK’ nın 353/1-a-6. bendine göre davanın esasıyla ilgili olarak gereken önemli delillerin toplanmadığı anlaşıldığından açıklanan nedenlere taraf vekillerinin istinaf taleplerinin, HMK’nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca kısmen kabulüyle, sair istinaf sebepleri bu aşamada değerlendirilmeksizin kararın kaldırılarak dosyanın mahalline gönderilmesine karar verilmesigerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK’nın 353/1.a-6. maddesi gereğince
KABULÜ İLE,
Kırıkhan 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin (Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla) 15.11.2021 tarih ve 2016/343 Esas, 2021/646 Karar sayılı kararının
KALDIRILMASINA,
2-Yukarıda belirtilen sebeplerle eksik bilgi ve belgeler tamamlandıktan sonra davanın yeniden görülüp karar verilmesi için d osyanın yerel Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
3-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde iadesine,
4-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesi tarafından kurulacak esasa ilişkin hükümde dikkate alınmasına,
5-İstinaf aşamasında duruşma yapılmadığı için istinaf incelemesi için taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-HMK’nın 359/3. maddesi gereğince harç iade ve karar tebliğ işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
7-Talep halinde inceleme konusu kararın icrasının geri bırakılması için İİK’nın 36/1 maddesi gereğince, varsa, istinaf eden tarafça yatırılan nakit teminatların veya sunulan banka teminat mektuplarının dosya kapsamı ve kararın niteliğine göre İİK’nın 36/5. fıkrası gereğince yatıran/ sunan tarafa iadesine,
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi. 19.10.2023
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe