T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :
Adana 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
DAVACILAR:
1- K1 – N1 A1
:
2- K2 – N2 A1
VEKİLİ:
Av. K3 – A2
DAVALI :
F1 Sigorta Anonim Şirketi A3
VEKİLİ:
Av. K4 – A4
DAVA :
Tazminat (Ölüm ve cismani zarar sebebiyle açılan tazminat)
KARAR TARİHİ :
22/12/2020
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH :
23/12/2020
Adana 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 24/10/2019 tarih ve 2018/6 Esas ve 2019/1047 Kararsayılı kararına yönelik olarak davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla Dairemize gönderilen dosyanın yapılan incelemesinde;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin oğlu K5’ın 28/08/2007 tarihinde kendi sevk ve idaresindeki N3 plakalı araç ile tek traflı kaza yapması sonucu vefat ettiğini, bu kaza sonrası müvekkillinin zor durumda kaldığını beyan etmekle, 5.000 TL (K1 için 2.000 TL, K2 için 3.000 TL) destekten yoksun kalma tazminatının faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, ayrıca davacı bedel arttırım dilekçesi ile Davacılardan K1 için 28.209,78 TL, davacılardan K2 için 40.030,22 TL toplam 68.260,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının tahsilini talep etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; olayın tek taraflı trafik kazası olduğunu, davacılar murisinin %100 kusurlu sürücü olduğunu, dava konusu talebin zamanaşımına uğradığını, başvuru üzerine poliçe limitinin davacılara ödendiğini, müvekkilinin ibra edildiğini asıl borç ödenmekle ibra sonrasında faiz alacağı talep edilemeyeceği bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
Destek eşinin %100 oranında asli kusurlu olarak gerçekleşen kazada Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/17-1315 E ve 2017/1239 K sayılı içtihatı doğrultusunda desteğin kusuruna denk gelen kısım yönü ile ve desteğin ölümü nedeni ile destekten yoksun kalma tazimatı talep etme hakkının bulunmadığı, kanaatine varıldığından davacıların ölen evlatları yönünden talep etmiş olduğu destekten yoksun kalma talep ettiği 68.260 TL tazminat talebinin bütün halde reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ: Davacılar vekilinin süresi içerisinde vermiş olduğu istinaf dilekçesi ile; müvekkillerinin ölümünün ihbar tarihi olan 09/11/2007 tarihinden itibaren 8 gün içinde ödeme yapılması gerekirken 28/11/2017 tarihinde poliçe üst limiti olan 80.000,00 TL ödendiğini, ancak 17/11/2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizden davalı şirketin sorumluluğu bulunmasına rağmen ödeme yapılmadığını, dava da ceza zaman aşımı olan 15 yıllık sürenin kaza tarihinden itibaren geçmediğini, davalı sigorta şirketine ihbarda bulunulduğunu, söz konusu tarihten itibaren işleyecek yasal faizlerden davalı sigorta şirketinin sorumlu olacağını, söz konusu davada 15 yıllık zaman aşımı uygulanması gerektiğini ve davanın zaman aşımına uğramadığını, iki yıl içinde davanın açılmış olduğunu ve açıkça ibranın kabul edilmediği durumu karşısında davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesinin yerinde olmadığını belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekilinin süresi içerisinde vermiş olduğu istinaf dilekçesi ile; yapılan ödeme ile müvekkili şirketin ibra edildiğinden ibradan sonra faiz adı altında bir alacak talebiyle bu davanın açılmasında hukuka uygun bir yön bulunmadığını, mahkemece aldırılan bilirkişi raporunda da davacılara yapılan ödemeye ilişkin ibranameler ve ödeme dekontlarını bilirkişi tarafından incelendiğini ve ibranamede faiz konusunda haklarının saklı tutulmadığının tespit edildiğini, kazadan itibaren 10 yıllık zaman aşımı süresinin geçtiğini, davacıların yapılan ödemeye rağmen zaman aşımı geçtikten sonra faiz alacağına ilişkin kanuna aykırı bu davayı ikame etmelerinin iyi niyetli olmadığını belirterek yerel mahkeme kararının dilekçelerinde belirtilen hususlar dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAFA CEVAP: Davacı vekili cevap dilekçesinde;
Borçlar Kanununun 131. maddesi uyarınca ortadan kalktığı faiz haklarının saklı tutulmaması sebebiyle davanın reddinin gerektiği ve zaman aşımına ilişkin savunmalarının kabulünün mümkün olmadığını belirterek davalı vekilinin istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49, 50, 53/1-3 ve 55, maddeleri kapsamında, trafik kazasına dayalı açılan, destekten yoksun kalınmasına ilişkin maddi tazminat ilişkin faiz alacağı davasıdır.
İlk derece mahkemesince, maddi tazminat alacağına bağlı faiz talebi yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacılar vekili ve davalı vekili istinaf etmiştir.
Davacılar vekilinin tüm istinaf sebeblerinin incelenmesinde;
2918 sayılı KTK
“Sorumluluğa İlişkin Anlaşmalar
” anlaşmalar başlıklı 111 md.si ”
Bu kanunla öngörülen hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalar geçersizdir.
Tazminat miktarlarına ilişkin olup da, yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten başlayarak iki yıl içinde iptal edilebilir.”
Yetersiz ödemenin tespiti için; ödeme tarihindeki veriler kullanılarak tazminat hesaplanır ve bu tazminata ödeme tarihine kadar işlemiş faiz eklenmeden, (belirlenen) ödenmesi gereken tazminat miktarından, ödenen miktar düşüldükten sonra aradaki fark yetersiz ise anlaşmanın geçersizliğine karar verililir. Davacıların kaza tarihindeki ZMMS poliçesi limiti sınırında talep edebilecekleri tazminat miktarları tamamı ödendiğinden ödenen tazminat miktarlarına ilişkin yetersiz bir ödeme bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu yönüyle taraflar arasında imzalanan 21.11.2017 tarihli ve taraflar arasında imzalanan
“Sulh ve İbraname” başlıklı protokolü geçersiz olmadığı anlaşılmıştır.
Öte yandan, 6098 sayılı TBK’nın 131.maddesi
“Asıl borç, ifa ya da diğer bir sebep ile sona erdiği takdirde rehin, kefalet,
FAİZ ve ceza koşulu gibi buna bağlı hak ve borçlar da sona ermiş olur.
İşlemiş faizin ve ceza koşulunun ifasını isteme hakkı sözleşme ile veya ifa anına kadar yapılacak bir bildirim ile saklı tutulmuş ise ya da durum ve koşullardan saklı tutulduğu anlaşılmakta ise bu faiz ve ceza koşulu istenebilir
“. Hükmü bulunmaktadır.
Buna göre eldeki dosyaya baktığımızda 21.11.2017 tarihli ve taraflar arasında imzalanan
“Sulh ve İbraname” başlıklı protokolü gereği davacılar vekili davacı K1 için 33.085,00 TL ve davacı K2 için 49.915,00 TL ödemeyi tahsil olunmuştur, söz konusu tahsilatın yapıldığı sırada davacı vekili tarafından faize ilişkin olarak haklarının saklı tutulduğuna dair herhangi bir bildirim yapılmadığı itirazı kayıt konulmadığı, faiz istemine ilişkin eldeki davanın ise tahsilatların yapıldığı 28.11.2017 tarihinden daha sonra 26.12.2017 tarihinde açıldığı, buna göre davacı vekilinin faiz isteme hakkını saklı tutmuş olduğunun da durum ve koşullara göre kabul edilemeyeceği kaldı ki tahsilatın yapıldığı evraklardan ve dosya içeriğinden de bu şekilde bir saklı tutmanın söz konusu olmadığı kanaatine varılmakla davacılar vekilinin davacı K1 için 33.085,00 TL ve davacı K2 için 49.915,00 TL maddi tazminata ilişkin asıl borcun ifa sureti ile ödenmiş olması ve yine davacılar lehine hükmolunan toplamda 80.000,00 TL maddi tazminata ilişkin asıl borcun ifa sureti ile ödenmiş olması ve bu esnada davacı vekili tarafından hakların saklı tutulmamış olması sebebi ile TBK’nın 131.maddesi gereğince asıl borca bağlı olan faiz borcunun da sona ermiş olduğu anlaşıldığından bu tazminatlara ilişkin faiz isteminin reddine karar verilmesi yerinde olduğu anlaşılmıştır.
Davalı vekilinin tüm istinaf sebeblerinin incelenmesinde;
Yukarıda yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken, ilk derece mahkemesince farklı gerekçe ile “destek eşinin %100 oranında asli kusurlu olarak gerçekleşen kazada Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/17-1315 E ve 2017/1239 K sayılı içtihatı doğrultusunda desteğin kusuruna denk gelen kısım yönü ile ve desteğin ölümü nedeni ile destekten yoksun kalma tazimatı talep etme hakkının bulunmadığı” gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır bu yönü ile HMK 353/1-b-2 maddesi gereğince mahkemenin red kararı yerinde olmakla birlikte gerekçesinde hata yapıldığı anlaşıldığından davalı vekilinin istinaf başvurusu haklı bulunmuştur.
Söz konusu uyuşmazlıkta ilk derece mahkemesince gerekçe yönünden yanılgı bir değerlendirme yazılı şekilde karar verilmiş olmasının hatalı olduğu kanaatine varılmakla davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun duruşma yapılmadan bu yönüyle kabulü ile 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesi, tarafların sair istinaf nedenlerinin reddi gerektiği kanaati ile aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun
ESASTAN REDDİNE,
2-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun
KABULÜ ile,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b/2. maddesi hükmü uyarınca düzelterek yeniden esas hakkında karar verilmek üzere
Adana 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 24/10/2019 tarih ve 2018/6 Esas ve 2019/1047 Kararsayılı kararının
KALDIRILMASINA
,
3-Davanın
REDDİNE,
4-Alınması gereken 44,40 red harcından, peşin ve ıslah ile alınan 247,46TL harctan mahsubu ile bakiye 203,06 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacılara iadesine,
5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirmiş olduğundan AAÜT uyarınca hesap olunan -4.080,00 TL vekalet ücretinin davacı K1’tan alınarak davalıya ödenmesine,
-4.080,00 TL vekalet ücretinin davacı K2’tan alınarak davalıya ödenmesine,
6- HMK’nın333. Maddesi uyarınca hükmün kesinleşmesinden sonra taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avanslarının ilgililerine iadesine,
İstinaf giderleri yönünden;
7-İstinaf aşamasında duruşma yapılmadığı için istinaf incelemesi için vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
8
–
Kesin olan işbu kararın taraflara tebliği, avans iade ve harç tahsil işlemlerinin HMK’nın 359/3. maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine,
9- Davalı tarafça yatırılan istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; miktar veya değeri Yetmiş ikibin yetmiş (72.070,00)Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi.
.22/12/2020
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe