Adana BAM, 3. HD., E. 2019/1888 K. 2020/1073 T. 8.9.2020

İlgili madde: TMK Madde 1007

İ S T İ N A F K A R A R I

DAVA :

Tazminat (Tapu Sicillerinin Tutulması Kaynaklı )

Osmaniye1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 18/04/2019 tarih ve 2016/1 Esas ve 2019/227 Kararsayılı kararına yönelik olarak davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla Dairemize gönderilen dosyanın yapılan incelemesinde;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;

;Davacı müvekkilinin Osmaniye ili A1 mah.eski 186, yeni 270 ada 10 nolu parselde bulunan taşınmazın eskiden bu yana maliki olduğunu, müvekkilin satın aldığı tarihten sonra taşınmazda 3402 sayılı yasanın 22/a uygulaması yapıldığını, uygulama öncesi taşınmazın tamamı 18.000,00 m2 iken uygulama sonrasında 15.285,69 m2’ye düştüğünü, bu nedenle müvekkilin payı da 5.964,06 m2’den 5.064,71 m2 ‘ye düştüğünü, davacı müvekkilinin bu yeri aldığında 5.964,06 m2 üzerinden bedel ödediğini, davalı tarafça yapılan uygulama nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını, müvekkilin uğramış olduğu zararın tespit edilip tahsili gerektiğini, açıklanan nedenlerle tapu sicilinin yanlış tutulmasından doğan zararın giderilmesi için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000,00 TL maddi zararın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline,yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP:

Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle;
22/a’ya ilişkin kadastro çalışmalarının Kadastro Müdürlüğünce yapıldığını,sonrasında kesinleşen kadastro tutanaklarının ilgili tapu müdürlüğüne bildirildiğini, müvekkilinin dava konusu olayda herhangi bir taraf sıfatı bulunmadığını, dava konusu tazminat davasının Borçlar Kanununda öngörülen süre içerisinde açılmadığını, zamanaşımı itirazında bulunduklarını, 3402 Sayılı Yasanın 22/a çalışmalarında 15 günlük bilgilendirme ve kesin askı ilan süresi olduğunu, davacının kendi taşınmazının yüzölçümünde haksız bir şekilde azalmanın olduğunu iddia ediyorsa 30 günlük askı ilan süresi içerisinde Kadastro Mahkemesine dava açması gerektiğini, davacının kadastro çalışmasına yönelik itirazlarının başvuru yolunun belli olduğunu, yasanın kendisine tanımış olduğu itiraz yollarını tüketmeden bu şekilde tazminat davası ikame etmesinin hukuk tarafından müdafaa olunmaması gerektiğini, davacının tapu kaydına güvenerek taşınmazı satın alması ve tapu sicilinin tutulmasından doğan zararın giderilmesi istemine 22/a çalışmasını dayanak göstermesinin hiçbir yasal gerekçesi olmadığını, ortada tapu sicilin hukuka aykırı olarak tutulması durumu söz konusu olmadığını, açıklanan nedenlerle açılan davanın reddine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:

Davanın kısmen kabulüne, 33.051,10 TL’nin 5.000 TL sinin dava tarihinden 28.051,10 TL sinin ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ:

Davalı vekilinin süresi içerisinde vermiş olduğu istinaf dilekçesi ile; taşınmaz maliki davacının fiili arazi kullanımında yüz ölçüm değeri olarak herhangi bir değişiklik olmadığını, dolayısıyla dava konusu taşınmazın parsel sınırlarında herhangi bir değişiklik bulunmadığından davacının zararının da söz konusu olmadığını, dosyaya sunulan bilirkişi raporlarında dava konusu parselde meydana gelen azalmanın devletin sorumluğunda bulunan tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan bir hata olmadığı, 5304 sayılı yasanın 6. Maddesi ile değişik 3402 sayılı yasanın 22A maddesin gereği yapılan tapulama, kadastro veya değişiklik işlemlerine ilişkin; sınırlandırma, ölçü, çizim, ve hesaplamalardan kaynaklanan hataları gidermek üzere uygulama niteliğini kaybeden teknik nedenlerle yetersiz kalan eksikliği görülen veya zemindeki sınırları gerçeğe uygun göstermediği tespit edilen kadastro haritalarının tekrar düzenlenmesi ve tapu sicilinde gerekli düzeltmelerin sağlanması amacıyla tapulama ve kadastro görmüş yerlerde teknik bir çalışmanın sonucu olduğu tespit edildiğinin belirtildiğini, görüleceği üzere söz konusu tapu sicilinin tutulmasında herhangi bir hata olmadığı raporlarda da açıkça belirtildiğini, Mahkeme, bilirkişi raporunun tersi yönde hüküm kurarken bunun nedenini de gerekçesinde belirtmemiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Davacı vekilinin süresi içerisinde vermiş olduğu istinaf dilekçesi ile;

Mahkemece yapılan tüm yargılama safhalarında, bilirkişi raporlarında ve diğer hususlarda araştırma ve bilgi toplamalar sağlanmasından sonra, müvekkilinin dava tarihi itibariyle hesaplanan zarar miktarının 69.582,25 TL olarak tespit edildiğini ve taraflarınca bu miktar üzerinden ıslah edildiğini, yerel mahkeme tarafından müvekkilin zararının dava tarihinde oluşmadığı, satın aldığı tarihte meydana geldiği gerekçesiyle, davayı kısmen reddederek müvekkilinin zararının eksik olarak giderilmesine sebebiyet verdiğini, mahkeme kararının gerekçesinde bulunan zararının doğru olarak nitelendirildiği düşünülse dahi, yerel mahkemenin gerekçeli kararına dayanak olarak gösterdiği bilirkişi raporlarında yer alan ” müvekkilinin ilgili taşınmazı satın alma tarihine göre hesaplanan zararının 59.489,40 TL olduğunın anlaşıldığını, yerel mahkemenin gerekçesinin kabulü düşünüldüğünde, karar sonunda müvekkil lehine hükmedilen toplam tazminat tutarının 33.051,10 TL olarak değil 59.489,40 TL olarak hüküm kurulması gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAFA CEVAP: Davalı vekilinin cevap dilekçesi ile; davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davacı vekilinin cevap dilekçesi ile; davalının haksız ve hukuki dayanaktan yoksun istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.

UYUŞMAZLIK KONUSU HUSUSLAR:

Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan hususların bilirkişi raporu ile faiz başlangıç tarihinin hatalı olup olmadığı hususlarında olduğu anlaşılmıştır.

DELİLLER:

Dava konusu taşınmazla ilgili 22/a çalışmalarına ilişkin belgeler, tapu kaydı, çaplı krokisi, bilirkişi raporları, vs.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:

Dava, 4721 sayılı TMK’nın 1007. maddesi gereğince tapu sicilinin hatalı tutulmasından kaynaklı tazminat davalarıdır.

Mahkemece toplanan delillere göre; davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.

Davalı vekilinin sorumluluğa yönelik yapılan istinaf incelemesinde; Davalı vekilince daha önce verilen karardan sonra da husumet sebebiyle karar istinaf edilmiş ise de; 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun “
Sorumluluk
” kenar başlığını taşıyan 1007. maddesi; “
Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder. Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür.
” hükmünü içermektedir.

Burada Devlete yüklenen sorumluluk kusursuz sorumluluktur. Maddede yer alan kusursuz sorumluluk, tapu siciline bağlı çıkarların ve ayni hakların yanlış tescili sonucu değişmesi ya da yitirilmesi ile bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır, çünkü sicillerin doğru tutulmasını üstlenen ve taahhüt eden Devlet, gerçeğe aykırı ve dayanaksız kayıtlardan doğan zararları da ödemekle yükümlüdür. Dayanaksız ya da hukuksal duruma uymayan kayıtlar düzenlemek, taşınmazın niteliğinde yanlışlıklar yapmak da aynı kapsamdadır.

Bundan başka, tapu işlemleri, kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak, birbirini takip eden sıralı işlemler olup, tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, kadastro kayıtlarından kaynaklanan hatalardan da TMK’nın 1007. maddesi anlamında Devlet sorumludur.

Bu nedenle, Mersin İli, Tarsus İlçesi, A1 Mahallesinde kain 270 ada 10 parsel sayılı taşınmazlarda davacılar hisse sahibi olup, 3402 sayılı kadastro kanunun 22/a md. uyarınca yapılan kadastro çalışması sırasında davacının taşınmazdaki hissesine denk gelen azalmanın 899,35 m2 olduğu anlaşılmıştır. Davacının taşınmaz satın aldığı sırada 5.964,08 m2 olduğu zannı ile aldığı ve fakat yapılan kadastro çalışma neticesinde 899,35 m2 azalma olduğunun uyuşmazlık dış olduğu anlaşılmakla, iş bu azalmadan kaynaklanan zararlardan TMK 1007. maddesi gereği Maliye Hazinesi sorumlu olduğundan, davalı vekilinin sorumluluğa yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.

Davacı vekili ve davalı vekilinin hükme esas alınan bilirkişi raporu ve faiz başlangıç tarihine yönelik yapılan istinaf başvurusunun incelenmesinde;
4721 sayılı TMK’nın 1007 md.sine dayalı davaların mülkiyet hakkı sona ereceği tarih itibariyle tapusu iptal edilen gerçek ve tüzel kişilerin zararı oluşacaktır.

Başka bir anlatımla davacının zararı 3402 sayılı kadastro kanunun 22/a md.si gereği çalışmasının kesinleştiği tarih olan 22.01.2015 tarihi itibariyle zararı ortaya çıkmıştır. Bu durumda artık 22.01.2015 tarihi itibariyle arazının değeri belirlenmeli, başka bir anlatımla davacının dava konusu taşınmazda sahip olduğu taşınmazda 3402 sayılı kadastro kanunun 22/a md.si çalışması sonucu azalan hisse miktarı ile buna karşılık gelen m2 miktarı ve değerinin belirlenmesinden sonra hüküm kurulması gerekirken, hükme esas alınan bilirkişi raporları bu hususa açıklık getirilmeden hüküm kurulmuştur. Bu yönüyle davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusu haklı bulunmuştur.

Kabule göre; öte yandan davacı vekili tarafından dava dilekçesinde ve ıslah dilekçesinde açıkça dava tarihinden itibaren faiz istemiştir. Bu durumda artık 22.01.2015 tarihi itibariyle oluşan zarar belirlenmeli ve dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekmektedir.

Tüm bu anlatılanlar ışığında mahkemece öncelikle zarar miktarını usulüne uygun ve doğru biçimde bildiren bilirkişi raporu alınmadan karar verildiğinden, eksik inceleme ve araştırma yapıldığı, bu nedenle HMK’nın 353/1-a-6. bendine göre davanın esasıyla ilgili olarak gereken delillerin toplanmadığı anlaşıldığından açıklanan nedenlere dayalı taraf vekilerinin istinaf taleplerinin, HMK’nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca KABULÜYLE, kararın kaldırılarak dosyanın mahalline gönderilmesine karar verilmesi gerekip aşağıdaki hüküm oluşturulmuştur.

H Ü K Ü M: Yukarıda açıklanan nedenlerle,

1-Taraf vekillerinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK’nın 353/1.a-6. maddesi gereğince
KABULÜ İLE,
Osmaniye1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 18/04/2019 tarih ve 2016/1 Esas ve 2019/227 Kararsayılı kararının
KALDIRILMASINA,

2- Yukarıda belirtilen sebeplerle eksik bilgi ve belgeler tamamlandıktan sonra davanın yeniden görülüp karar verilmesi için d osyanın yerel Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

3-Davacı ve davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde iadesine,

4-Davacı ve davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesi tarafından kurulacak esasa ilişkin hükümde dikkate alınmasına,

5-İstinaf aşamasında duruşma yapılmadığı için istinaf incelemesi için taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

6-HMK’nın 359/3. maddesi gereğince kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi.08/09/2020

  • İlk yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!