DAVACI :
K1- A1
DAVALI :
K2-A2
DAVA :
Tazminat (Manevi Tazminat)
Mersin 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 14/05/2019 tarih ve 2018/68 Esas ve 2019/113 Kararsayılı kararına yönelik olarak davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla Dairemize gönderilen dosyanın yapılan incelemesinde;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;
Müvekkilinin halen 23 evler yeşil camiinde imam olarak görev yaptığını, buraya atanmadan evvel de K6 mescidinde çalıştığını, müvekkilinin burada çalıştığı sürede birkaç kez haksız olarak şikayetlere uğradığını ve bu şikayetlerin inceleme merci görevinde bulunan ve objektif davranması gereken Akdeniz İlçe Müftüsü olan davalının görevinin sınırlarını aşarak müvekkilini tahkir ettiğini, ona mobing uyguladığını ve cami cemaatinde K5’in huzurunda müvekkiline ” çık dışarı terbiyesiz, ahlaksız adam” diyerek hakarette bulunduğunu, bu nedenle davalıya karşı bu manevi tazminat davasını açtıklarını, ilk olarak müftülükçe düzenlenen bir seminerde imam ve hatiplere gündemde ve programda olmamasına rağmen K4 isimli Radikal din görüşleri olan birisinin konuşturulduğunu, bu şahsın yaptığı konuşmada imamları tahrik ettiğini ” Eğer bu dediklerimi yapmazsanız Tv lerde oynanan yeşilçam hocaları gibi zavallılardan bir farkınız kalmaz. ” dediğini, bunun üzerine müvekkilinin ve diğer katılımcıların bu durumdan rahatsız olduklarını ve müdahale ettiklerini, konuşmacının salonu terk ettiğini, bu olaydan sonra müftülükçe müvekkili hakkında soruşturma başlatıldığını ve davalının, müvekkilini provakasfasyonla suçlayarak, soruşturmayla hiçbir alakası olmayan ve önceden takipsizlikle sonuçlanmış cami cemaatınden K3 isimli birisinin kapanmış dosyasınıda bahane ederek uyarı ve kınama cezası verdiğini, verilen bu cezaların Mersin Valiliği İl Disiplin Kurulu tarafınca kaldırıldığını, davalının daha sonra yatalak hasta olan ve mescidin yapımını sağlayan K6’e personeli K7’ı göndererek müvekkilinin şikayet edilmesi için dilekçe imzalattığını, davalının bunlarla yetinmeyerek caminin elektriğinin kaçak olduğundan bahisle müvekkil aleyhine ceza davası açılmasına sebebiyet verdiğini, müvekkilinin bu davadan da beraat ettiğini, davalının müvekkiline karşı tutumunun zaman içinde mobing olarak nitelendirilen saldırılara dönüştüğünü, davalı tarafından müvekkilinin sürekli olarak toplantılarda karalandığını, müvekkilinin kendisine mobing uygulandığını davalıya söylemesi üzerine davalının “mobing gavurca ben anlamam terbiyesiz, ahlaksız herif defol git varsa bir diyeceğin dilekçe yaz buraya gelme” dediğini, konuşmanın gerçekleştiği esnada K5’in de orada olduğunu , müvekkilinin 30 yıllık cami imamı ve 4 çocuk babası olduğunu, davalının kişilik haklarının saldırısı sonucu ciddi anlamda elem ve izdırap duyduğunu, cami cemaatinde itibarının kalmadığını ve işini mutsuz bir şekilde yapar hale geldiğini belirterek 20.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının 26/12/2016 tarihinde naklen atama ile Toroslar İlçe Müftülüğünde görev yapmaya başladığını, şuanda kendi personeli olmadığını, yeni görev yapmaya başladığı camiden toplanan yardımlar konusunda tehditle, sahte imza attırarak kızdığı kişileri şikayet ettirmek vb. konularda hakkında açılan soruşturma neticesinde murakıp K8 tarafından davacının il dışına D grubu bir camiye sürgün edilmesini teklif edildiği için kendisi hakkında şahitlik yapan kişileri yıpratmak amacıyla onlar hakkında dava açtığını, dava dilekçesinde ileri sürülen ve makam odasında gerçekleşen konuşmada davacının yanında cami cemaatinden birisiyle odasına geldiğini, çok yüksek bir sesle bende huzur bırakmadın, uğraşma benimle diyerek yakışıksız bir üslüp ile kendisine hakarete yeltendiği, davacıya hitaben kendine gel, akıllı davran, dışarı çık, kendini toparla öyle gel dediğini, müftülük görevini yürüttüğü için sadece davacıya değil, tüm personellerine görevleri konusunda mevzuata uygun davranmaları hususunda uygulamalarının dışında başka hiçbir uygulamasının olmadığını, 15/06/2016 tarihli Kaymakamlık oluru ile konuçmacı olarak K4’un katıldığı bir toplantıda davacının toplantıyı proveke ettiğini, konuşmacının yaptığı konuşmaların içeriğinin Diyanet İşleri Başkanlığının emrine ilişkin olduğunu, kaçak elektrik kullanımına ilişkin yapılan soruşturmada, davacının imam odasında kullanılan elektriğin parasının camiye ödettirmek istediği için soruşturma başlatıldığını, İl Müftüsünün talimatı üzerine ilçe müftülüklerince ezanın güzel okunması için yapılan sınavda K1’ın 60 puan ortalamasıyla başarısız olduğunu, Hizmet için yönetmeliğinin 26. Maddesi gereğince davacının 07/11/2016- 01/12/2016 tarihleri arasında ezanı güzel okuma eğitimine gönderildiğini, ancak davalının eğitim sonrasında da 60 puan alarak yine başarısız olduğunu, iddia edildiği gibi davacının gıyabında konuşmadığını ve davacının bu konuda kendisine iftira attığını belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
Davalı tarafından davacıya yönelik olarak yapıldığı iddia edilen eylemlerin nezakatsizlik ve kaba davranış niteliğinde davranış ve fiil olarak yani anlık öfke ile yapıldığının veya iş düzeni ve disiplinini sağlamaya yönelik kural ve ilkelerine uyma yönünde yapıldığının değerlendirilebileceği kaldı ki bir kısım davacı tanık beyanlarından davalının dava dışı ilişkilerinde de benzer davranışları gösterdiği tanık beyanlarından “geçimsiz biri olarak” tanımlanmış ve tanık beyanlarında belirtilen eylemlerin tümünün birbir sadece davacıyı hedef almadığı beyanlardan anlaşılmıştır. Psikolojik tacizin(mobbingin) süreklilik gösterdiği, sistematik ve kasıtlı olduğu, davalıdan kurtulmak veya ona zarar vermek, onu yıldırmak için yapıldığının kanıtlanamadığı anlaşılmakla sübut bulmayan davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ:
Davacı vekilinin süresi içerisinde vermiş olduğu istinaf dilekçesi ile;
Yerel Mahkemece dinlenen tanık beyanlarını dikkate almadan, Whatsapp kayıtlarını dikkate almadığını, mobing hususunda da süreklilik ve yıldırma unsurlarının oluşmadığın davalarını reddettiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAFA CEVAP:
Cevap dilekçesi sunulmamıştır.
UYUŞMAZLIK KONUSU HUSUSLAR:
Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan hususların davanın reddine ilişkin verilen kararın yerinde olup olmadığı hususlarında olduğu anlaşılmıştır.
DELİLLER:
Ekonomik ve sosyal durum araştırması, tanık beyanları, Mersin 16. Ceza Mahkemesinin 2016/247 Esas sayılı dosyası, vs.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49, 50 ve 58 maddeleri ile TMK 24. md.si kapsamında, hakaret ve mobbing (süregelen psikolojik taciz) şeklinde kişilik haklarına saldırı niteliğindeki eylemine bağlı manevi tazminat davasıdır.
İlk derece mahkemesince, tazminat yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili istinaf etmiştir.
Davacı vekilinin, davalının hakaret ve mobbing (süregelen psikolojik taciz) eylemine bağlı manevi tazminat koşullarının gerçekleştiğine ilişkin yapılan istinaf incelemesinde;
Kelime kökü olarak Latince olan ” mobile vulgus
” tamlamasından türetilmiştir.
Mobile vulgus, kararsız kalabalık, şiddete yönelmiş kalabalık gibi anlamlar taşımaktadır. Mobbing, ilk aşamada kavramsal olarak herhangi bir çeviri olmaksızın dilimize yerleşmiş ve fakat daha sonrasında termilonojide ” psikolojik taciz” olarak nitelendirilmiştir. Nitekim mobbinge ilişkin doğrudan ilk yasal düzenleme olan 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 417. maddesinde de mobbing ifadesine yer verilmeyerek psikolojik taciz ifadesine yer verilmiş ve böylelikle hukuk terminolojisinde mobbing kavramı psikolojik taciz olarak yerleşmiştir. Psikolojik taciz (mobbing); aşağılama, alay, damgalama, dışlama, izolasyon, – belirli bir çalışan hakkında bir söylenti yaymak, -işçinin ofiste tecrit edilmesi, – çalışanın görevlerini yerine getirmesini zorlaştırmak, – çalışanın işten ayrılmasını sağlamaya çalışmak, – konuşurken sözünün kesilmesi, – küskünlükler, -yok sayılma, – lakap takma, – görmezden gelinme, – yapılan işin sabote edilmesi, – sürekli suçlanma ve eleştirilme, -uygunsuz şakalar yapılması, – statünün küçümsenmesi, – cinsel tacize maruz bırakılması, – sözlü ya da yazılı tehdit, – kaba ve kötü sözlerle rencide edilme, – motivasyonun kırılmaya çalışılması, – iş performansının dışında işler verilmesi, – alışılmış iş düzenini bozularak farklı işlere yönlendirilmesi gibi eylemlerle açığa çıkmaktadır. Açığa çıkış şekilleri bakımından çıkış şekli tahdidi (sayılı) değil tadadi (sayılı olmayan-vb. gibi) olark ifade edildiği üzere mobbing çalışma yaşamının gerçeklerine bağlı olarak pek çok farklı şekilde gerçekleştirilebilmektedir.
Bu bağlamda mobbing kavramının sağlıklı bir şekilde irdelenebilmesi ve anlaşılabilmesi için ilk olarak işyerinde meydana gelen ve mobbinge neden olan davranışların tespit edilmesi gerekmektedir. Mobbing teşkil eden davranışların en temel özelliğinin sistematik olmaları, bilinçli/kasıtlı bir şekilde gerçekleştirilmeleri ve uzun bir süre devam etmeleri gerekmektedir. Gerçekten de çalışma yaşamının stresi ile birlikte gün içerisinde sistematik olmayan, kasıt taşımayan ve uzun bir süre devam etmeyen fiiller, nezakatsizlik ve kaba davranış niteliğinde davranış ve fiil olarak değerlendirilmektedir.
Anlık öfke ile süreklilik göstermeyen geçici davranışlar mobbing değildir. Hareketin mobbing sayılabilmesi için sistematik, sürekli ve kasıtlı olması gerekir. Ayrıca hareketin amacı da doğru tespit edilmelidir. Çünkü mobbingde amaç, iş ilişkisi içinde bulunduğu mağdurdan kurtulmak veya ona zarar vermek, onu yıldırmaktır. Kişiyi iş yaşamından dışlamak amacıyla kasıtlı olarak yapılır. Çalışma düzeni ve çalışma disiplini ile ilgili kurumun belirlediği ilke ve kurallar çerçevesindeki fiil ve davranışlar ile yönetim hakkına dayalı olarak gerçekleştirilen fiillerin kötüye kullanılmadığı sürece mobbing olarak teşkil edemeyecektir.
Bu hale göre haksız fiilini bir türü olan mobbing (süregelen psikolojik taciz) nedeniyle açılan davada davacının iddiaları sırasıyla;
İlk olarak müftülükçe düzenlenen bir seminerde K4 isimli birisinin konuşturulduğunu, bu şahsın yaptığı konuşmada “….E ğer bu dediklerimi yapmazsanız TV’lerde oynanan yeşilçam hocaları gibi zavallılardan bir farkınız kalmaz…
” dediğini, bunun üzerine davacının ve diğer katılımcıların bu durumdan rahatsız olduklarını ve müdahale ettiklerini, konuşmacının salonu terk ettiğini, bu olaydan sonra müftülükçe müvekkili hakkında soruşturma başlatıldığını ve davalının, müvekkilini provakasfasyonla suçlandığını iddia etmiş. Davacının K6 mescidinde çalıştığını sürede birkaç kez haksız olarak şikayetlere uğradığını ve bu şikayetlerin inceleme merci görevinde bulunan ve objektif davranması gereken Akdeniz İlçe Müftüsü olan davalının görevinin sınırlarını aşarak müvekkilini tahkir ettiğini belitmiş. Yine önceden takipsizlikle sonuçlanmış cami cemaatınden K3 isimli birisinin kapanmış dosyasınıda bahane ederek uyarı ve kınama cezası verdiğini, verilen bu cezaların Mersin Valiliği İl Disiplin Kurulu tarafınca kaldırıldığını bildirmiş. Davalının caminin elektriğinin kaçak olduğundan bahisle müvekkil aleyhine ceza davası açılmasına sebebiyet verdiğini, müvekkilinin bu davadan da beraat ettiğini açıklamış. Davalının daha sonra yatalak hasta olan ve mescidin yapımını sağlayan K6’e personeli K7’ı göndererek müvekkilinin şikayet edilmesi için dilekçe imzalattığını belitmiştir.
Türk Medeni Kanunun’un 6. maddesine göre ”
Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” 6098 sayılı TBK.nın zararın ve kusurun ispatı başlıklı 50. maddesinde, “
Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler.” düzenlemesi yapılmıştır.
Dinlenen tanık beyanlarından, düzenlenen bir seminerde konuşmacının salonu terk etmesi, bu olaydan sonra müftülükçe davacın hakkında soruşturma başlatıldığını ve davalının, müvekkilini provakasfasyonla suçlandığını iddia edilmiş ise de; idari soruşturma dosyası içinde mevcut tanık beyanlarından davacının seminer günü, soruşturma açılmasına neden olacak, izin almaksızın camileri gelen çocukları kastederek
“…acı biber verelim.
” şeklide sözler söylediğine ilişkin tanık beyanlarının bulunduğu anlışılmıştır. Davacının cami cemaatinden olan dava dışı K3 ile husumetinin bulunduğunun dosya içinde mevcut idari soruşturma dosyasından anlaşılmıştır. Öte yandan yine dosya içinde mevcut Mersin 16. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/247 esas sayılı dosyasında, davacının kaçak elektrik hattı sağlanacak şekilde İmam odasına bağlanan klimaya elektrik sağladığı dosya içinde sabit olduğu anlaşılmıştır. Tüm açıklamalar ışığında davalının davacıya yönelik sistematik, bilinçli/kasıtlı bir şekilde olacak biçimde psikolojik taciz (mobbing); aşağılama, alay, damgalama, dışlama, izolasyon eyleminde bulunduğunun ispatlayamadığından davanın reddine karar verilmesi yerinde görülmüştür.
Öte yandan, davacının, davalının kurum içindeki makam odasında bulunduğu sırada, davacıya hitaben ”… çık dışarı terbiyesiz, ahlaksız adam…
” diyerek hakarette bulunduğunu, bu beyanları odanın kapısında bulunan K5’in tanık olduğu belirtilmiş ise de; olayın gerçekleştiği yerin davalının makam odası olduğu, tanığın ise makam odasının dışında bulunduğu sırada hakaret içerikli beyanları duyduğunu belirttiği, bu durumun hayatın olağan akışı ile bağdaşmadığı, yine tanığın önceden davacı ile tanışık olduğu ve hangi sebeple İlçe Müftülük binasında bulunduğu anlaşılamadığı dikkate alındığında itibar edilmeyen tanık beyanı ile hakaret eyleminin gerçekleştiğine ilişkin ispatın sağlanamadığı anlaşılmakla, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi yerinde görülmüştür.
Açıklanan sebeplerle, dosya içeriği, tarafların dayandığı ve davanın niteliği gereğince toplanan deliller, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçe ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre mahkeme kararında HMK 355. maddesine göre istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan incelemelerde ve HMK 355. maddesi gereği kamu düzenine yönelik olarak yapılan incelemelerde kararda usul ve esas yönünden yasaya herhangi bir aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla HMK 352/1-b-1. maddesi gereğince, davacı vekilinin tüm istinaf sebeplerinin reddi ile istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaati ile aşağıdaki şekilde hüküm oluşturulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-
İlk Derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olduğundan, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince
ESASTAN REDDİNE,
2-
Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 54,40 TL istinaf karar harcından, peşin yatırılan 44,40-TL istinaf karar ve ilam harcından mahsubuyla, bakiye 10,00 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
3-
Davacı tarafından yapılan istinaf giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-
Artan gider avansının bulunması halinde, karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,
5-
İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-
Kesin olan işbu kararın taraflara tebliği, avans iade ve harç tahsil işlemlerinin HMK’nın 359/3. maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine,
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; miktar veya değeri yetmiş iki bin yetmiş (72.070,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi.06/07/2020
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe