Adana BAM, 3. HD., E. 2019/1307 K. 2020/485 T. 16.3.2020

İlgili TBK madde: TBK Madde 53

İ S T İ N A F K A R A R I

DAVA :

Tazminat
Adana 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 26/02/2019 tarih ve 2018/65 Esas ve 2019/203 Karar sayılı kararına yönelik olarak davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla Dairemize gönderilen dosyanın yapılan incelemesinde;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;

09/04/2017 tarihinde müvekkillerinin desteğinin yolcu olarak bulunduğu sürücü K1 sevk ve idaresindeki N1 plaka sayılı aracıyla seyir halinde iken direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu müvekkilleri murisi yolcu K2’in vefat ettiğini belirterek 400,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP:

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; meydana gelen kazada müvekkili şirketin herhangi bir kusurunun bulunmadığını ayrıca müvekkili şirketin sorumluluğunun poliçe limiti ile sınırlı olabileceğini, müterafik kusur indirimi talebinde bulunduklarını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:

Davanın kabulüne, davacılardan K3 için 24.924,38 TL ve K4 için 63.170,46 TL maddi tazminatın 12/12/2017 tarihinden itibaren değişen oranlarda işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak adı geçen davacılara ayrı ayrı verilmesine karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ:

Davalı vekilinin süresi içerisinde vermiş olduğu istinaf dilekçesi ile; davacı yanın 2330 sayılı kanun kapsamında nakdi tazminat alıp almadığı araştırılmadan eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, müteveffanın olay esnasında askerde olduğunu, 2330 sayılı nakdi tazminat bağlanması hakkında kanunun çerçevesinde rücuya tabi ödeme alma imkanı mevcut davacıların henüz bu ödemeyi almamış olması halinde ödemeye yönelik başvuruda bulunması için davacı yana süre verilmesini talep ettiğini, ödeme yapılıp yapılmadığının Genelkurmay Başkanlığı ve Milli Savunma Bakanlığından sorulması gerektiğini, destek paylarının hatalı ayrıldığını, annenin tek olduğu dönemde annenin payının % 20 olmasının hatalı olduğunu, çocukların ve anneye 1, eş ve müteveffaya 2 pay ayrılması gerektiğini, bu halde 1/7 pay ayrılması gerekirken % 20 payın fazla olduğunu, hesaplanan tazminat tutarının olması gerekenin çok üzerinde olduğunu, raporda fahiş hatalın mevcut olduğunu, müvekkili şirket tarafından ödeme yapılan 2017 yılı itibariyle yapılan 56.871,27 TL’lik ödemenin yeterli olup davanın reddinin gerektiğini, emniyet kemerini takmayan müteveffanın müterafik kusurunun mevcut olduğunu, davanın konusunun davacı yanın gelecekte uğrayacağı müstakbel desteklik zararı olduğunu, gelecekteki bir zarar için bugün faize hükmedilmesinin hatalı olduğunu, faize hükmedilmesinin de hatalı olduğunu, dava konusu olayın haksız fiil kaynaklı olduğunu ve haksız fiilin ticari işe konu olamayacağını belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAFA CEVAP:

Cevap dilekçesi sunulmamıştır.

UYUŞMAZLIK KONUSU HUSUSLAR:

Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan hususların destek payının hatalı hesaplanıp hesaplanmadığı, 2330 sayılı kanun kapsamında ödeme yapılıp yapılamadığı, davacıların zararın davadan önce karşılanıp karşılanmadığı hususlarında toplandığı anlaşılmıştır.

DELİLLER:

Trafik kaydı, hasar dosyası, ekonomik ve sosyal durum araştırması, CBS’nin 2017/610 esas sayılı dosyasının onaylı sureti, kusur raporu, hesap raporu, vs.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:

Dava, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49, 50, 53/1-3 54/1-3 ve 55 maddeleri kapsamında, trafik kazasına dayalı açılan, destekten yoksun kalınmasına ilişkin maddi tazminat tazminat davasıdır.

İlk derece mahkemesince, tazminat yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hükmü, davalı vekili istinaf etmiştir.

Davalı vekilinin hesap bilirkişi raporuna yönelik yapılan istinaf incelemesinde;

Dairemiz uygulamalarına göre; desteğin evleninceye kadar gelirinin yarısını kendi ihtiyaçları yarısını da anne ve babası için ayıracağı varsayılarak bu dönemde desteğe iki anne ve babaya birer pay vermek suretiyle desteğin tüm gelirine oranlandığında evlenmeden önceki dönem içinde anne ve babanın her birine %25 pay verilmesi gerektiği, desteğin ileride evlenmesi ile birlikte desteğe iki, eşe iki, anne ve babaya birer pay verilerek, yine desteğin tüm gelirinin oranlanarak anne ve babaya %16’şar pay ayrılması, desteğin bir çocuğunun olması durumunda iki pay desteğe, iki pay eşe, bir pay çocuğa ve birer pay anne ve babaya ayrılmak suretiyle desteğin tüm gelirine oranlandığında anne ve baba için %14’er pay verilmesi daha sonra ikinci çocuğun doğacağı varsayılarak bu kez desteğe iki, eşe iki, çocukların her birine birer ve anne ve babaya birer pay verilerek desteğin tüm gelirine oranlanarak anne ve babaya 12,5’er pay verilmesi, ana babadan birinin destekten çıkması halinde, çıkanın payının diğer ebeveynin alacağı paya ekleneceği kabul edilmektedir.

Dairemizin yerleşik uygulaması gereğidir.

Bu haliyle bilirkişi raporunda; desteğin babasının vefatından sonra destekten çıkması ile payının annesine eklenerek annesinin desteklik payının %25 olarak hesaplanması gerekirken, hükme esas alının 06.02.2019 tarihli hesap bilirkişi raporunda bu oranın %20 olarak esas alınan destek payının dairemiz uygulamalarına göre az olmakla beraber istinaf eden davalının lehine olduğu anlaşılmakla, aleyhe hüküm kurma yasağı gereği davalının istinaf başvuru reddedilmiştir. (Yargıtay 17. Hd. 2018/3451 esas ve 2018/9841 karar sayılı ilamı)

Davalı vekilinin davacıların zararın davadan önce karşılandığına yönelik yapılan istinaf incelemesinde;davalının 12.12.2017 tarihinde yapmış olduğu, davacı K3 için 17.973,00 TL, davacı K4 için 39.459,77 TL ödeme yapıldığı, davacı K3’un ödeme tarihi itibariyle zararının 30.428,67 TL, davacı K4 ödeme tarihi itibariyle zararın 73.283,18 TL olduğu dikkate alındığında, davacıların ödeme anında zararlarının karşılamadığı gibi yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olduğundan, bu yöndeki istinaf sebebi de haklı bulunmamıştır.

Davalı vekilinin müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğine yönelik itirazları yönünden yapılan incelemede;

Zararın meydana gelmesinde veya artmasında zarar görenin de kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur 6098 sayılı TBK’nın md. 52. maddesinde (Borçlar Kanunu’nun 44.) düzenlenmiştir. Zarar görenin kusurunun, zararın meydana gelmesinde başlıca etken olması halinde zarar verenin sorumluluğunun kalkması söz konusu olabileceği gibi belirlenen kusura göre zarar ve ziyandan indirim yapılmasını da gerektirebilir.

Dava konusu olayda davalı vekili davacıların desteğinin vefat etmesinde emniyet kemerinin takılı olmamasının etken olduğunu, bu nedenle müterafik kusur olması sebebiyle indirim yapılmamasının hatalı olduğunu iddia ettiği ve fakat dosya kapsamından davacıların desteğinin kaza anında emniyet kemerinin takılı olmadığına ilişkin bir delil bulunmadığı gibi bu hususun davalı tarafça da usulünce kanıtlanmadığından bu nedenle hükmedilen tazminattan indirim yapılmasını gerektirir her hangi bir olgu bulunmamaktadır. Bu nedenle davalı vekilinin bu istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.

Davalı vekilinin davacıların zararına yönelik 2330 sayılı kanun kapsamında ödemi yapılıp yapılamadığına ilişkin istinaf incelemesinde;

Yapılan istinaf incelemesinde Milli Savunma Bakanlığına yazılan müzekkereye verilen 06.03.2020 tarihli cevapta; gerçekleşen kazada oluşan zararın 2330 sayılı kanun kapsamında olmadığından, davacılara nakdi tazminat ödemesi yapılamadığının belirtildiği anlaşılmıştır. Bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir.

Davalı vekilinin u ygulanacak faizin türüne yönelik yapılan istinaf incelemesinde;

Dava konusu kaza trafik kazası olup tazminat haksız fiilden kaynaklandığı, buna bağlı olarak haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren zararın oluştuğu kabulü ile bu tarihten itibaren faiz işletilmesi yerinde görülmüş, öte yandan davacının içinde bulunduğu aracın ruhsat kaydında dava dışı F1… Ltd. Şti’ne ait olduğu ve ruhsat kaydında yolcu taşıma işinde faaliyet gösteren ticari nitelikte işle iştigal ettiği, tüzel kişi tacirlerin adi nitelikte işi olamayacağı, buna bağlı olarak sigorta poliçesi kapsamında sorumlu olarak sigorta şirketinin de aynı koşullarla oluşan zarardan sorumlu olduğu anlaşılmakla, oluşan zarardan ticari faizden sorumlu tutulacak şekilde karar verilmesi haklı bulunmuştur. Bu nedenle davalı vekilinin istinaf sebebi yerinde görülmüştür. (Aynı yönde Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2015/8590 E – 2017/4022 K; 2014/8598 E – 2015/4389 K; 2013/2573 E – 2013/20536 K;2012/12739 E, 2013/11607 K sayılı kararı ve daha bir çok kararı)

HMK’nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede;

İlk Derece Mahkemesince açıklanan ve benimsenen nedenlerle dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve delillerin taktirinde ve değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, ilk derece mahkemesince yazılı şekilde karar verilmiş olmasında, usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmadığı anlaşılmakla davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiş olup aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-
İlk Derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olduğundan, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince
ESASTAN REDDİNE,

2-
Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 6.017,75 TL istinaf karar harcından, peşin yatırılan 1.504,44-TL istinaf karar ve ilam harcından mahsubuyla, bakiye 4.513,31 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,

3-
Davalı tarafından yapılan istinaf giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4-
Artan gider avansının bulunması halinde, karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,

5-
İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

6-
Kesin olan işbu kararın taraflara tebliği, avans iade ve harç tahsil işlemlerinin HMK’nın 359/3. maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine,
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; miktar veya değeri yetmiş iki bin yetmiş (72.070,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi.16/03/2020

  • İlk yayınlanma tarihi: 29 Temmuz 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!