Adana BAM, 1. HD., E. 2021/281 K. 2021/1326 T. 18.10.2021

İlgili HMK madde: HMK Madde 56
İlgili madde: TMK Madde 462

T.C.

ADANA
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ :

ANAMUR 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

DAVACI:

K1 – N1

VEKİLİ:

Av. K2 – [N2] UETS

DAVALI:

K3
– N3 – A1

VEKİLİ:

Av. K4 – [N4] UETS

DAVANIN KONUSU :

Tapu İptali Ve Tescil (Satın Almaya Dayalı)

DAVA TARİHİ :

28/02/2020

DAİRE KARAR TARİHİ :

18/10/2021

KARAR YAZIM TARİHİ :

18/10/2021
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle;

K5 müvekkilinin babası olduğunu, K5 01/07/1927 doğumlu olup yaşına bağlı sağlık sorunları yaşadığı gibi uzun zamandır Alzheimer hastası olduğunu, bu rahatsızlıkları nedeniyle Anamur ilçesinde bulunan çeşitli hastanelerde tedavi gördüğünü, kendisine K6 ‘in Anamur Sulh Hukuk Mahkemelerince vasi olarak atandığını, Mersin İli, Anamur İlçesi, A2 alanı 133 ada ve 2 nolu parsel davalı üzerine tescilli olduğunu, bu parsel evveliyatında tarafların babası K5’in zilyetliğinde olup bu taşınmaz için 07/01/1992 tarihinde yapılan 2/B arazilerinin zilyetlerinin tespitine yönelik çalışması kapsamında taşınmazın zilyedi K5 olarak gösterildiğini, davalı ile K5 arasında Anamur Noterliği’nde düzenlenmiş 28/06/2012 tarih ve 07272 sayılı yevmiye ile bu taşınmazın davalıya devrine yönelik sözleşme yapıldığını, bu sözleşmeye istinaden dava konusu taşınmaz davalı adına Anamur Tapu Müdürlüğünce 10/07/2013 tarih ve 6175 nolu yevmiye ile tescil edildiğini, Noter Sözleşmesinin yapıldığı tarihte kısıtlı K5 alzeimer hastalığı nedeniyle hukuki işlem yapma ehliyeti olmadığını, sonuç bağlanamayacağını, karşı tarafın iyi niyetli olduğu düşünülse dahi bu işlemin sakat işlem olduğunu geçerli hale gelmeyeceğini, tescilin de yolsuz tescil olduğunu, kısıtlının menfaatlerinin gözetilmesi, mal varlığındaki eksilmenin eski hale iade edilmesi için vasinin bu davayı açması için sözlü bildirimde bulunulduğunu ancak vasi tarafından kısıtlının menfaatlerini koruyan bu davayı açmak için vesayet makamından husumete izin alınmadığını, bu nedenlerle bu davada K5’i temsil etmek üzere temsil kayyımı olarak atanmaları için yetki verilmesine, davanın kabulü ile 28/06/2012 tarih ve 07272 tarihli zilyetliği devreden noter sözleşmesi sonucunda oluşan Mersin İli, Anamur İlçesi, A2 alanı 133 ada ve 2 nolu parselin tapu kaydının iptali ile K5 adına tesciline, dava sonuçlanıncaya kadar taşınmazın 3. Kişiye devrinin önlenmesi için üzerine tedbir konulmasına ve tapuda davalıdır şerhi işlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; zaman aşımı ve hak düşürücü süre itirazında bulunduklarını, K1’in bu dava için dava ehliyeti bulunmadığını, aktif husumet ehliyeti açısından davanın reddini gerektirdiğini, davacı K1’in dava açıldığı anda hukuki yararından söz edilemediğini, hukuki yarar dava şartı sağlanmadığından davanın usulden reddi icap ettiğini, kötü niyetli davacı K5’e vasi olarak atanan K6’in vasilik süresinin uzatıldığını, vasiliğinin halen devam ettiğini, vasi olarak bu davayı açmadığını ve bu nedenle kısıtlının menfaatini korumadığını beyan ederek bu davayı açtığını, ancak ilk yapılması gereken şeyin vasiliğin iptali için bir dava açmak ya da vesayet makamına bu konuda bir başvuru yapmak olduğunu, ancak kötüniyetli davacı tarafından vesayet makamından vasiliğin iptali ve yeni vasi atanması istenmeden tamamen afaki ve subjektif gerekçelerle tapu iptali ve tescil davası açıldığını, davaya konu olayda davacının bahse konu tapu kaydının oluşmasına neden olan 6292 sayılı kanun çerçevesindeki idari satış işleminin iptali için süresi içerisinde herhangi bir idari iptal davası açmadığı ve doğrudan tapu iptal ve tescil davasını açtığının görüldüğünü, K5 ile K3 arasında Anamur Noterliğince düzenlenen muvafakatname tebliğin 5. Maddesinde belirtildiği gibi 19/04/2012 tarihli ve 6292 sayılı orman köylülerinin kalkınmalarının desteklenmesi ve hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi ile hazineye ait tarım arazilerinin satışı hakkında kanundan sonra 28/06/2012 tarihinde hazırlandığını ve usulüne uygun olduğunu, bu muvafakatnameye istinaden yapılan tespit, idari doğrudan satış ve tescilde geçerli ve hukuka uygun olduğunu, tüm bu nedenlerle davanın reddini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;

Somut olayda; davacının dava konusu yaptığı taşınmaz davacının babasından davalıya satış vaadi sözleşmesi yapılmak suretiyle satıldığını, daha sonra davacının babası K5’in kısıtlanmış ve kendisine vasi atandığını, burada davacı ne taşınmazın eski maliki ne de eski malik K5’in vasisi olduğunu, söz konusu davayı açma ehliyeti bulunmadığını, bu nedenle davanın aktif husumet yokluğundan 6100 Sayılı HMK nun 114/1-d Maddesi uyarınca dava şartı yokluğundan usulden reddine, yönelik karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ:

İstinaf yoluna başvuran davacı vekili dilekçesinde özetle; tarafların babası K5’in çok uzun yıllardır sağlık sorunları yaşadığını, bunun neticesinde kendisine Anamur Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2015/629 esas, 2015/724 karar sayılı kararı ile K6’in vasi olarak atandığını, dava açılmadan önce, dava konusu olayla ilgili olarak defalarca sözlü olarak vasiye kısıtlının menfaatlerinin korunması adına üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi için bildirimde bulunulduğunu, ancak vasi K6 davalı taraf ile olan ilişkilerinin bozulmaması adına ve yaşamış olduğu sair tereddütler nedeniyle davalı aleyhine dava açmaktan kaçındığını, yerel mahkeme tarafından tensip zaptı ile birlikte taraflarına kısıtlı K5’i bu davada temsil etmek üzere kayyım atanması için talep etmiş oldukları yetki ve sürenin verildiğini, ancak daha sonra aynı mahkeme tarafından hiç bir gerekçe göstermeden yani yetki ve süre vermesine rağmen daha ilk celsede bu ara kararından hangi gerekçe ile döndüğünü açıklamadan davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verdiğini, yerel mahkeme yine gerekçeli kararında da müvekkilinin kısıtlının vasisi olmadığını bu nedenle davada kısıtlıyı temsil etme yetkisinin bulunmadığına değinerek, bu nedenle de davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verildiğini açıklamış olduğunu, müvekkilinin kısıtlının vasisi olmadığı taraflarınca da kabul edilen bir gerçek olup zaten hiç bir zaman bu yönde bir iddialarının da olmadığını, Yerel Mahkeme tarafından müvekkilinin bu davada temsil etmek üzere kayyım olarak atanması için sulh hukuk mahkemesinde dava açmak için yerel mahkemeden yetki ve süre istenmiş, verilen bu yetki ve süre üzerine de, ilgili Sulh Hukuk Mahkemesinde dava açıldığını, bu dava halen Anamur Sulh Hukuk Mahkemesinin 2020/238 esas sayılı dosyası ile derdest olduğunu, bu dava sonucunda müvekkili temsil kayyımı olarak atandığında noksan ehliyet şartı gerçekleşmiş olacağını, a nlatılan tüm nedenlerle eksik inceleme, yetersiz gerekçe ile verilen yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:

Taraflar arasındaki dava, ehliyetsizlik hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.

Somut olayda
; davacı K5’in babası olduğunu, K5 01/07/1927 doğumlu olup yaşına bağlı sağlık sorunları yaşadığı gibi uzun zamandır Alzheimer hastası olduğunu, bu rahatsızlıkları nedeniyle Anamur ilçesinde bulunan çeşitli hastanelerde tedavi gördüğünü, kendisine K6 ‘in Anamur Sulh Hukuk Mahkemelerince vasi olarak atandığını, Mersin İli, Anamur İlçesi, A2 alanı 133 ada ve 2 nolu parsel davalı üzerine tescilli olduğunu, bu parsel evveliyatında tarafların babası K5’in zilyetliğinde olup bu taşınmaz için 07/01/1992 tarihinde yapılan 2/B arazilerinin zilyetlerinin tespitine yönelik çalışması kapsamında taşınmazın zilyedi K5 olarak gösterildiğini, davalı ile K5 arasında Anamur Noterliğinde düzenlenmiş 28/06/2012 tarih ve 07272 sayılı yevmiye ile bu taşınmazın davalıya devrine yönelik sözleşme yapıldığını, bu sözleşmeye istinaden dava konusu taşınmaz davalı adına Anamur Tapu Müdürlüğünce 10/07/2013 tarih ve 6175 nolu yevmiye ile tescil edildiğini, Noter Sözleşmesinin yapıldığı tarihte kısıtlı K5 alzeimer hastalığı nedeniyle hukuki işlem yapma ehliyeti olmadığını, tescilin de yolsuz tescil olduğunu, kısıtlının menfaatlerinin gözetilmesi, mal varlığındaki eksilmenin eski hale iade edilmesi için vasinin bu davayı açması için sözlü bildirimde bulunulduğunu ancak vasi tarafından kısıtlının menfaatlerini koruyan bu davayı açmak için vesayet makamından husumete izin alınmadığını, bu nedenlerle bu davada K5’i temsil etmek üzere temsil kayyımı olarak atanmaları için yetki verilmesine, davanın kabulü ile 28/06/2012 tarih ve 07272 tarihli zilyetliği devreden noter sözleşmesi sonucunda oluşan Mersin İli, Anamur İlçesi, A2 alanı 133 ada ve 2 nolu parselin tapu kaydının iptali ile K5 adına tesciline karar verilmesini talep etmiş, davalı, davanın zaman aşımı ve hak düşürücü süre itirazında bulunduklarını, K1’in bu dava için dava ehliyeti bulunmadığını, aktif husumet ehliyeti açısından davanın reddini gerektirdiğini, davacı K1’in dava açıldığı anda hukuki yararından söz edilemediğini, hukuki yarar dava şartı sağlanmadığından davanın usulden reddi icap ettiğini, davaya konu olayda davacının bahse konu tapu kaydının oluşmasına neden olan 6292 sayılı kanun çerçevesindeki idari satış işleminin iptali için süresi içerisinde herhangi bir idari iptal davası açmadığı ve doğrudan tapu iptal ve tescil davasını açtığının görüldüğünü, K5 ile K3 arasında Anamur Noterliği’nce düzenlenen muvafakatname tebliğin 5. maddesinde belirtildiği gibi 19/04/2012 tarihli ve 6292 sayılı orman köylülerinin kalkınmalarının desteklenmesi ve hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi ile Hazine’ye ait tarım arazilerinin satışı hakkında kanundan sonra 28/06/2012 tarihinde hazırlandığını ve usulüne uygun olduğunu, davanın reddini talep etmiş, Mahkeme somut olayda; davacının dava konusu yaptığı taşınmaz davacının babasından davalıya satış vaadi sözleşmesi yapılmak suretiyle satıldığını, daha sonra davacının babası K5’in kısıtlanmış ve kendisine vasi atandığını, burada davacı ne taşınmazın eski maliki ne de eski malik K5’in vasisi olduğunu, söz konusu davayı açma ehliyeti bulunmadığını, bu nedenle davanın aktif husumet yokluğundan 6100 Sayılı HMK.nun 114/1-d Maddesi uyarınca dava şartı yokluğundan usulden reddine, yönelik karar verilmiştir.

Davacı istinaf yoluna başvurmuştur.

Bilindiği üzere davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Türk Medeni Kanunun “fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir” biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlanmış, 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek “ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.” hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü “ eylem ve işlev ehliyeti olarak da tarif edilerek aynı yasanın 13. maddesinde “yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir.

Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.

Hemen belirtmek gerekir ki, Medeni Kanunu’nun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.6.1941 tarih 4/21)

Gerçekten de, sicilin dayanağının geçerli bir hukuki sebebinin bulunmaması onu TMK’nun 1025. maddesinde belirtilen yolsuz tescil durumuna düşürür. Birinci el konumundaki edinenin iyiniyetli olması neticeyi değiştirmez.

Dava davacı K1 tarafından baba K5’in Alzheimer hastası olduğu, bu rahatsızlıkları nedeniyle Anamur ilçesinde bulunan çeşitli hastanelerde tedavi gördüğü, kendisine K6 ‘in Anamur Sulh Hukuk Mahkemelerince vasi olarak atandığını, Mersin İli, Anamur İlçesi, A2 alanı 133 ada ve 2 nolu parselin davalı üzerine tescilli olduğunu, bu parsel evveliyatında tarafların babası K5’in zilyetliğinde olup bu taşınmaz için 07/01/1992 tarihinde yapılan 2/B arazilerinin zilyetlerinin tespitine yönelik çalışması kapsamında taşınmazın zilyedi K5 olarak gösterildiğini, davalı ile K5 arasında Anamur Noterliğinde düzenlenmiş 28/06/2012 tarih ve 07272 sayılı yevmiye ile bu taşınmazın davalıya devrine yönelik sözleşme yapıldığını, bu sözleşmeye istinaden dava konusu taşınmaz davalı adına Anamur Tapu Müdürlüğünce 10/07/2013 tarih ve 6175 nolu yevmiye ile tescil edildiğini, Noter Sözleşmesinin yapıldığı tarihte kısıtlı K5 alzeimer hastalığı nedeniyle hukuki işlem yapma ehliyeti olmadığını, tescilin de yolsuz tescil olduğunu belirterek dava açılmış olmakla, davalı davanın reddini talep etmiş, mahkeme davacının babası K5’in kısıtlanmış ve kendisine vasi atandığını, burada davacı ne taşınmazın eski maliki ne de eski malik K5’in vasisi olduğunu, söz konusu davayı açma ehliyeti bulunmadığını, bu nedenle davanın aktif husumet yokluğundan 6100 Sayılı HMK nun 114/1-d Maddesi uyarınca dava şartı yokluğundan usulden reddine, yönelik karar verilmiş ise de bu husus hatalıdır.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2011/423 Esas, 2011/1710 Karar sayılı ilamında
;

Dava, ehliyetsizlik ve hile hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın aktif husumet yönünden reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden;

K7 tarafından çekişme konusu 1897 parsel sayılı taşınmazın davalıya, 3000 sayılı parselin ise dava dışı 3.kişiye 15.9.2008 tarihinde ve satış suretiyle temlik edildiği;

K7
‘in halen sağ olup, davacı çocukları tarafından
K7
‘in hukuki ehliyetinin bulunmadığı ve diğer çocuklarının hilesiyle temilkin gerçekleştirildiği ileri sürülerek iptal ve K7 adına tescil isteğiyle eldeki davanın açıldığı; yargılama sırasında Kuşadası Sulh Hukuk Mahkemesinin 21.10.2009 tarih ve 606/529 sayılı kararıyla
K7
‘in vesayet altına alınarak kendisine kızı
K8
‘nın vasi olarak atandığı anlaşılmaktadır. Ne varki, Türk Medeni Kanununun 462/8.maddesi gereğince husumete izin kararı alınmadığı gibi, vasi
K8 da davaya katılmayacağını beyan etmiştir. Bilindiği gibi, vasinin mahcuru temsilen beyanda bulunması ve beyanının hüküm ifade edebilmesi husumete izin kararı alınmasını gerektirir. Olayda, bu gereklilik yerine getirilmediğine göre, vasinin sözü edilen beyanına hukuki değer verilemez. Ancak, temliki yapan kayıt malikinin kısıtlı olduğu da bir gerçektir. O halde, konunun kamu düzenini ilgilendirmesi ve keza mahcurun haklarının korunması açısından HUMK.’nun 42.maddesi gözetildiğinde, hakim tarafından kendiliğinden temsil kayyımı atanması yoluna gidilmelidir. Hal böyle olunca; T.M.K.’nun 462/8 ve HUMK.’nun 42.maddeleri gözetilmek suretiyle temsil kayyımı atınmasının sağlanması ve onun katılımıyla yargılamanın sürdürülüp, işin esası incelenerek bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Davacı
K9 vekilinin, temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.’nun 428.maddesi gereğince bozulmasına karar verilmiştir.

Bilindiği üzere; HMK 114 maddesinde dava şartlarının belirtildiği, mahkemece dava şartlarının mevcut olmadığı davanın her aşamasında davanın araştırılması gerektiği, dava şartı noksanlığı tespit edilirse davanın usulden rededileceği noksanlığın giderilmesi mümkün ise verilen kesin süre sonunda giderilmesi davanın reddine karar verileceği davacı tarafından babasına Anamur Sulh Hukuk Mahkemesinin 2020/238 esas sayılı dosyası ilekayyum atanmak üzere dava açtığı yargılamanın derdest olduğu, kısıtlanması istenen babasına daha önceden vasi tayin edildiği anlaşılmakla vasinin davaya katılmadığı, bu hususun araştırılmadığı kaldi ki HMK 52, 54 , 56 Maddelerinde taraflarından birinin vesayet altına alınması kendisine yasal temsilci atanması talebi ile ilgili dava açılmış ise kayyum yada vasi atanıncaya kadar davanın ertelenmesinin gerektiği, davanın sonuçlanmasının beklenmesinin gerektiği, yine HMK 27 Maddesi uyarınca tarafların müdahillerin ve diğer ilgililerin hukuki dinlenilme hakkının bulunduğu, bu hakla ilgili olarak yargılama hakkında bilgi sahibi olunmasının mahkemede açıklama ve ispat hakkını kullanabilmesi ve bu fırsatın verilmesi mahkemenin açıklamaları da dikkate alarak değerlendirilmesi ve kararların da somut ve açık olarak gerçekleştirilmesi gerektiği, yine bu Anayasanın 36 ncı maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Zira, insan onurunun yargılamadaki zorunlu bir sonucu olarak, yargılama süjelerinin, yargılamada şeklen yer almaları dışında, tam olarak bilgi sahibi olmaları, kendilerini ilgilendiren yargılama konusunda açıklama ve ispat haklarını tam ve eşit olarak kullanmaları ve yargı organlarının da bu açıklamaları dikkate alarak gereği gibi değerlendirme yapıp karar vermesi gereklidir. Hukukî dinlenilme hakkı olarak maddede ifade edilen ve uluslararası metinlerde de yer bulan bu hak, çoğunlukla “iddia ve savunma hakkı” olarak bilinmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, iddia ve savunma hakkı kavramına göre daha geniş ve üst bir kavramdır.

Bu nedenle mahkemece yukarıda belirtilen tarafların iddia ve savunmalarına ilişkin inceleme ve araştırma yapılarak tarafların babasının kısıtlanma talebine ilişkin dosyanın celp edilip incelenmesi, vasinin katılıp dinlenmesi, vasinin mahcuru temsilen davaya katılıp katılmayacağının tespiti, olur beyanında bulunması halinde ise husumete izin kararı alınması, alınmaz ise fiil ehliyetinin yokluğu kamu düzenini ilgilendirmesi ve keza mahcurun haklarının korunması açısından, temsil kayyımı atanması için açılan davanın sonucunun beklenmesi ona göre karar verilmesi gerektiği anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-a-4 ve 6. bentleri uyarınca kabul edilip kararın kaldırılması gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M :

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-
Anamur 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 15/10/2020 tarih ve 2020/71 Esas, 2020/154 Karar sayılı kararına karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun
, 6100 Sayılı HMK’nın
353/1-a-4. ve 6. bentleri uyarınca KABULÜNE,

2-
İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının
ORTADAN KALDIRILMASINA,

3-
Davanın yeniden görülmesi için
DOSYANIN MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,

4-
İstinaf eden tarafındanyatırılan istinaf peşin karar harcının talebi halinde iadesine,

5-
İstinaf eden tarafındanyapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda değerlendirilmesine,

6-
Kararın, yerel mahkemece taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, HMK’nın 353/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olmak üzere, oybirliği ile karar verildi.18/10/2021

  • İlk yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!