Adana BAM, 1. HD., E. 2021/2552 K. 2023/753 T. 18.7.2023

İlgili madde: TMK Madde 1023

T.C.

ADANA
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ :

HASSA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

TARİHİ :

09/07/2021

NUMARASI :

2018/194 Esas, 2021/323Karar

DAVACI:

K1 – N1

VEKİLİ:

Av. K2 – A1

DAVALILAR:

1 -K3 – N2 – A2

VEKİLİ:

Av. K4 – A3
:

2 -K5 – N3 – A4
:

3 -K6 – N4 – A2

DAVANIN KONUSU :

Tapu İptali Ve Tescil (Satın Almaya Dayalı)

DAVA TARİHİ :

04/09/2018

DAİRE KARAR TARİHİ :

18/07/2023

KARAR YAZIM TARİHİ :

18/07/2023
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davalılar K3 vekili ve K5 tarafından ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle;

Müvekkili K1 ile yeğeni K6 arasında, 09.10.2017 tarihinde 03853 yevmiye numaralı vekaletname düzenlenmiş olduğunu, Vekaletname ile müvekkilinin hissedarı olduğu Hatay İli, Hassa İlçesi, A5 Mevkiinde kain tapuda 357 parsel ve Hassa İlçesi A6 Mevkiinde kain tapuda 178 parsel numaralı taşınmazlardaki hak ve hisselerin satışı için yetki verildiğini, Resmi olarak müvekkilinin yeğenine vermiş olduğu vekâletname ile sayılan işlemler resmi anlamda geçerlilik sağlar gibi görünüyor olsa da hukuki yönden usulen ve esasen aykırılıklar mevcut olup geçerliliği olmadığını, müvekkili 65 yaş üstünde olup vekaletnamenin geçersiz olduğunu, tam olarak okuma yazması bulunmadığını, Noterde doktor raporu alınması gerekirken alınmamış olduğunu, tanık da dinlenmediğini, Vekilin özen borcu bulunduğunu, vekil iradesi ve yararına uygun hareket etmesi gerektiğini,
Müvekkili, tarlasından yol geçeceğine ve yola terkin ve istimlak işlerinin yapılacağını yeğeninden öğrenip yurtdışında yaşadığından dolayı bu işleri takip amaçlı vekaletnameyi verdiğini düşünmüş olduğunu ve yeğenine güvenerek vekâleti verdiğini, vekaletname ile taşınmazların satıldığını öğrenince müvekkili 08.11.2017 tarihinde yeğenine azilname göndermiş olduğunu, vekilin vekillik görevini kötüye kullandığını, Somut olayda; vekil K6, Tapuda 357 Parsel sayılı taşınmazdaki 6.300 metrekarelik hisseyi
Babası
K3’a 4.000,00 TL karşılığında ve tapuda 178 parsel numaralı taşınmazdaki 9.800 metrekarelik hisse yine akrabası
K5
‘a 3.000,00 TL karşılığında satışını 16.10.2017 tarihinde gerçekleştirmiş olduğunu, tapunun devredildiği kişiler müvekkilinin kardeşleri olmakla beraber satış değerinin de düşüklüğünden anlaşılacağı üzere 3. Kişilerin kötü niyetli olduğunu, bu nedenlerle, 3.kişilere satışın engellenmesi için öncelikle ihtiyati tedbir konulmasını, yapılacak yargılama sonunda 16/10/2017 de satışı gerçekleşen davalılar adına tescili yapılan hisselerin tapu kayıtlarının tapusunun iptali ile davacı adına tesciline, Olmadığı takdirde fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla satış vaadine konu taşınmazın rayiç bedelinin tespit edilerek müvekkiline ödenmesine,karar verilmesini talep etmiştir.

Davalılardan K3 ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davacının davalı olan oğluna vekalet verdiğini ve bu vekalete dayanarak dava konusu taşınmazı satın aldığını ve bu durumun davacı tarafından bilindiğini, dava konusu taşınmazda pay sahibi olması nedeniyle ön alım hakkının bulunduğunu, davacının dava konusu taşınmazı davacıya kendisinin davalının hissedar olması nedeniyle davalıya sattığını ve yurt dışında yaşaması nedeniyle davalılara vekalet verdiğini, satış bedelinin ise satıştan sonra davacıya verildiğini, davacının vekalet verilme tarihinde akıl sağlığının yerinde olduğunu, dava konusu taşınmaz bakımından vekalet görevinin kötüye kullanılmasının olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;

Yapılan yargılama sonucunda dava ve cevap dilekçeleri, keşif, bilirkişi, tapu kayıtları, noter evrakları, taraf beyanları ve dosya kapsamında yer alan tüm bilgi ve belgeler dğerlendirildiğinde dava konusu taşınmazların satılması için vekalet verilen K6 ile K3’ın baba oğul ve K5 ile K6’ın akraba olması, dava konusu taşınmazın satış bedelinin keşfen belirlenen bedelin çok altında olması, vekaletname verilmesinden çok kısa bir süre sonra dava konusu taşınmaların yakın akrabalara satılmış olması, dava konusu taşınmazların bedelinin davacıya ödendiğine dair herhangi bir ispatın bulunmaması nedenlerden davalıların çıkar ve işbirliği içerisinde oldukları, bu nedenle TMK’nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması gerektiği kanaatine varılarak davacının davasının K3 ve K5 bakımından kabulüne, Tapu iptal davaları sadece tapu malikine karşı açılabileceğinden ve davalılardan K6 dava konusu taşınmazlar bakımından malik olmadığından pasif husumet yokluğundan davalı K6 bakımından davanın reddine, yönelik olarak karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

A) Davalı K3 vekili istinaf dilekçesinde özetle;
-Açılan işbu dava tamamen kötü niyetli olup müvekkili zarara uğratmak maksatlı olduğunu, usulen ve esasen verilen karar hukuka uygun olmayıp işbu sebeplerle verilen kararın istinaf incelemesi neticesinde bozulmak suretiyle davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, müvekkiline yöneltilen işbu dava Satın Almaya Dayalı Tapu İptali Ve Tescil davası olduğunu, dava dosyası ayrıntılı olarak incelendiğinde görülecektir ki; davacı K1 yeğeni K6’a satış vekaletnamesi vermek suretiyle dava konusu taşınmazlara ilişkin tassaruf hakkı verdiğini, davacının K6’a verdiği vekaletnamede açıkça dava konusu taşınmazlardaki
”hak ve hisselerimin tamamını veya bir kısmını dilediği bedel ve koşullarda toptan ve parça parça hisseli veya hissesi, ipotekli veya ipoteksiz olarak dilediği gerçek veya tüzel kişilere satmaya ve satış bedellerini almaya..” şeklinde düzenlendiğini, zaten satış amaçlı vekaletname verildiğini, davacı iddialarının gerçek dışı olduğunu, tapu iptali ve tesciline ilişkin delil olarak sundukları hiçbir olgu ile davacı haklı olduğunu ispat edememişken mahkemenin davanın kabulüne karar vermesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu, davacının bildirmiş oldukları tanıkların beyanları da davacının haklı olduğunu ispatlayacak mahiyette olmadığını, bilakis davacı tanıkları dahi beyanları ile davalı müvekkilini haklı çıkardığını, davacının davasını ispat edemediğini, davacının okuma yazma bildiğini, davacının davasının reddinin gerektiğini, davacının açıkça haksız kazanç elde etmeyi amaçladığını, taşınmazlarında çok değerli yerler olmadığını,
Davacı ile davalılar akraba olmakla birlikte bu hususa ilişkin tanıkla ispat senetle ispat zorunluluğunun istisnası mahiyetinde olduğunu, bu sebeple davalı vekili olarak itirazlarının değerlendirimesi sonucu işbu davanın reddine karar verilmesi gerektiğini,
Yerel mahkeme karar verirken davalı tanığı K3’ın beyanlarında açıkça taşınmazların bedeli karşılığında verildiğini ve bedelinin de ödendiğine ilişkin beyanını göz ardı ettiğini, davacının davasını ispat edemediğini, ispat edilemeyen davanın reddi gerektiğini, davalı vekili olarak gerek dosya kapsamındaki beyanları gerek mahkeme huzurunda dinlettikleri tanıklar gerekse davacı tarafın tanıkları dahi beyanlarını doğrular vaziyette olduğunu, hal böyle iken davanın kabulüne karar verilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu ve bozmayı gerektirdiğini,
Hassa Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen karar usul ve yasaya aykırı olup istinaf incelemesi neticesinde işbu kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini şayet aksi kanatte ise de dosyanın yeniden görülmek üzere yerel mahkemesine gönderilmesini ve burada yapılacak yargılama neticesinde davanın reddine karar verilmesini, talep etmiştir.

B) Davalı
K5 istinaf dilekçesinde özetle;

Davacının, yeğeni K6’a vekalet vermiş olduğunu, dilediği kişiye, dilediği bedelle satış yetkisi verdiğini, satışın geçerli bir satış olduğunu, davacının sunduğu hiçbir delil haklı olduğunu ispat edemediğini, davacı tanıkları hiçbir bilgilerinin olmadığını beyan ettiğini, davanın reddi gerekmekte olduğunu, yakın akraba olduklarından tanıkla ispat olabileceğini, davalıların satın aldıklarını ispat ettiklerini, Hassa Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen karar usul ve yasaya aykırı olup istinaf incelemesi neticesinde işbu kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:

Taraflar arasındaki dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal tescilistemine ilişkindir.

Somut olayda; davacı vekilinin, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal tescil talebinde bulunduğu, yerel mahkemece yapılan yargılama sonunda davacının davasının K3 ve K5 bakımından kabulüne, davalı K6 bakımından davanın reddine karar verildiği, verilen kararın davalılar K3 ve K5 tarafından istinafa taşındığı görülmüştür.
** Bilindiği gibi, Borçlar Kanununun temsil ve vekalet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 s. Türk Borçlar Kanununda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. (818 s. Borçlar Kanununun 390.) maddesinde aynen; “Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.

Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.

Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK’nin 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK’de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK’de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilinin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.

Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunun (TMK) 2. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.

Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
(Bknz. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2015/14841 Esas, 2017/244 Karar sayılı ilamı)

Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla 4721 s. Türk Medeni Kanununun (TMK) 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989., tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.

Diğer taraftan, bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK’nin 1023. maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1. fıkrasına göre ”

Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tescile dayanamaz
” biçiminde öngörülmüştür.
(Bknz. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin
2017/335
Esas,
2020/2469
Karar sayılı ilamı)
*
* İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verilmiş ise de; Mahkemece yapılan yargılamaya, toplanan delillere, dinlenen tanık beyanlarına ve dosya kapsamına göre davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü yönünde hüküm kurulması isabetli olmamıştır. Dosyada dinlenen davacı tanıkları davacıyı doğrulamadıkları gibi davalı tarafın savunmalarını doğrular niteliktedir. Dosya kapsamı itibariyle davacının iradi olarak satış yaptığı kanaatine varıldığından davanın reddine karar verilmesi gerekir. Bu nedenlerle davalıların istinaf talepleri yerinde görüldüğünden istinaf taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-2 maddesinde; yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzeltilerek yeniden esas hakkında duruşma yapılmadan karar verilebileceği düzenlenmiştir.

Bu nedenlerle istinaf başvurusunun, 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-2 bendi uyarınca, kısmen kabul edilerek kararın kaldırılıp yeniden esas hakkında hüküm kurulması gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M :

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-
Davalıların istinaf başvurusunun, 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca kabulü ile Hassa
Asliye Hukuk
M ahkemesi
‘nin 09/07/2021 tarih ve 2018/194
Esas,
2021/323
Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, yerine aşağıdaki hükmün tesisine; a
)

Davanın
REDDİNE,

b)

Alınması gereken 269,85 TL istinaf başvuru harcının, başlangıçta peşin alınan 119,55 TL ve tamamlama harcı olarak yatırılan 1.726,52 TL’den mahsubu ile bakiye 1.576,22 TL harcın karar kesinleştiğinde talep halinde davacıya iadesine,

c)

Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına

d)

Davalı K3 kendisinivekille temsil ettirdiğinden, davalı K3’e satışı yapılan 357 parseldeki hissenin değeri (62.050,00 TL) üzerinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca davalı lehine 9.928,00 TL vekalet ücreti takdirine, davacıdan alınarak davalı K3’e verilmesine,

e)

Kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilgilisine iadesine,

2-
Davalı K3’inistinaf talebi kabul olunduğundan peşin yatırılan 1.311,00 TL istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde talebi halinde davalı K3’e iadesine,

Davalı K5’inistinaf talebi kabul olunduğundan peşin yatırılan 1.311,00 TL istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde talebi halinde davalı K5’e iadesine,

3-
Davalı K3 tarafından yapılan 162,10 TL istinaf başvuru harcından oluşan yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı K3’e verilmesine,

Davalı K5 tarafından yapılan 162,10 TL istinaf başvuru harcından oluşan yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı K5’e verilmesine,

4-
Kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde HMK’nın 333. maddesi gereğince ilgilisine iadesine,
5

Dairemizce celse açılmadan gerekli inceleme yapıldığından taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,

6-
Kararın yerel mahkemesince taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, HMK’nın 362/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olmak üzere, oybirliği ile karar verildi.18/07/2023

  • İlk yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!