T.C.
ADANA
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :
MERSİN 7. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ :
04/03/2021
NUMARASI :
2018/554 Esas, 2021/52Karar
DAVACI:
K1
– N1 – [N2] UETS
DAVALILAR:
1 -K2 – N3 – A1
VEKİLİ:
Av. K3
:
2 -MERSİN 3 İCRA MÜDÜRLÜĞÜ – A2
VEKİLİ:
Av. K4 – [N4] UETS
:
3 -F1 OTOMOTİV TEMİZLİK İLETİŞİM KUYUMCULUK İNŞAAT İTHALAT İHRACAT SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ – A3
DAVANIN KONUSU :
Tapu İptali Ve Tescil (Tespitten Önceki Hukuki Sebeplere Dayalı)
DAVA TARİHİ :
01/10/2018
DAİRE KARAR TARİHİ :
09/01/2023
KARAR YAZIM TARİHİ :
09/01/2023
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davacı ile davalı Mersin 3. İcra Dairesi Müdürlüğü vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle;
Kendisinin yakın akrabası olan K5 ve onun yanındaki kişiler tarafından, dolandırıldığını, meskenini tefecilere teminat olarak ipotek ettirildiğini, tarafının ipotek alacaklısı olduğu görülen K2 isimli kişiye hiçbir borcu olmadığı gibi kendisini tanımadığını, hiçbir ticari ilişki bağının bulunmadığı bir kişi olduğunu, kendisinin uzunca yıllar yurt dışında yaşayan biri olduğunu, tarafına ait meskenin sonradan batık müflis müteahhit durumuna düşen ve etrafındaki tüm kişilere maddi manevi zararlar görmesine neden olan dahili davalılardan K5 tarafından yıllar evvel dava dışı bir kişi olan tefecilik yapan K6’a teminat olarak, K6’ın yakın akrabası olduğu öğrenilen, F2 Otomotiv adı altında faaliyette olan K6’ın hem akrabası hem elemanı olan K2 isimli kişiye, K5 ile aralarındaki alışverişlere karşılık olarak teminat olması kasdı ile ipotek ettirtiği tek taşınmaz olduğunu, ipotek tesisi sonrasında kendisi tarafından defalarca kuzeni olan K5’tan mesken üzerine konulan ipotek şerhinin kaldırtmasını istediğini, her aşamada kendisinin borcu olmadığını, konuşurum kaldırırlar diyerek oyalandığını, bilahare 12.10.2017 tarihinde ise mezkur meskenin satışının yapıldığını ve davalı taraf adına kaydettirildiğinden haberdar olduğunu, usulsüz işlemler ile temerrüde düşürülmüş gibi yapılıp, haberi olmayan İcra takip işlemleri ile yapılan icra takibi kapsamında da; tarafına ait taşınmazların cebri icra yoluyla satış işlemlerinin başlattırıldığını, icra takip dosyalarında da usulsüz işlemler yapıldığını, geçersiz ihaleler ile taşınmazların davalı adına tesciline olanak kılınmış olduğunu, gelinen aşamada Mersin 3. İcra Hukuk Mahkemesi nezdinde 2017/860 E sayılı gecikmiş itiraza dayalı kıymet takdirine itiraz davası açtığını, dosyanın halen Bölge Adliye Mahkemesi’nde olduğunu, ayrıca 2017/877 E sayılı ihalenin feshi dair şikayet dosyasının bulunduğunu, halen derdest olduğunu, tarafınca bu süreci içerisinde her ne kadar gerek olay / vakıa / işlemlere muttali olunmasına binaen gecikmiş itiraza paralel Mahkeme yolu seçilmiş ise de; Yetkili ve görevli Mahkemece usul ve yasalara uygun fiili işlemlerin yapılmaması ve yaptırılmaması sebebi ile; Davalı adına tescilin yolsuz tescil niteliğinde bulunması sebebi ile tapu iptali ve tescil talebinin zorunlu hale geldiğini, bir yandan esas İcra Müdürlüğü dosyasından diğer yandan yargılama ve incelemeye yetkili Mersin 3 İcra hukuk Mahkemesi tarafından ifa edilen usul ve yasalara aykırı batıl / eksik / hukuk ile bağdaşmadığını belirttiği İşlemlerde / dosyalarda; Takip Usulü ve hukuk ile, Yargılama Hukukuna aykırı birçok işlemlerin ifa edildiğini, yasal zorunlulukların da yok sayılmak sureti ile kararların derc edildiğini belirterek mağduriyetler yaşadığını, maliki olduğu taşınmazın usule ve yasalara aykırı olarak satıldığını ve paraya çevrilmesine yönelik işlemlerin iddia edildiğini, icra takip dosyası incelendiğinde ve işlemler bir bütün halde değerlendirildiğinde de, takip dosyasının her aşamasında takibe girişildiği ilk günden başlayarak aleyhine işlemler yapıldığı, eksik ve usulsüz yapılan işlemler nedeni ile zarara uğratıldığını, İcra dosyasından tarafına usulüne uygun ödeme emrinin tebliğ edilmediğini, yasal kesinleşme sürelerinin beklenmediğini, kıymet takdiri raporu tanzimi tahtında ise birçok tespit tutanaklarının derc edildiğine, takip dosyasına binaen dosyasında birçok işlemler ifa edildiğine, kıymet takdiri raporu düzenlenerek/düzenletilerek tanzim edilmiş olduğuna, takip dosyasında birçok işlemin ise şeklen ifa edilmiş olduğuna, kıymet takdiri işlemi yapıldığına ve yine aynı şekilde yine usulsüz olarak fiziken tarafına ait olmayan kayden mernis adresi olarak kayıtlı adresine yapıldığını, İcra müdürlüğünce yapılan / yaptırılan kıymet takdiri raporunun hatalı ve eksik olduğunu, taşınmaz değerlendirmesinde birçok hususun yok sayıldığını, yapılan tespit ile taşınmazın gerçek değerinin yarısı ancak 1/2 bir fiyatına tekabül eden değerin tespitinin yapıldığını, usulen de pek çok hataların yapıldığını, bu hataların olduğu bir ihalede yasaya uygun bir tescilin beklenemeyeceğini, ayarlanmış ihale dosyaları üzerinde şeklen ihalelere katılım görüntüsü oluşturmak bağlamında teminat yatır çek işlemi yaptıklarını, kendi yapılanma grupları içinde olan taraflardan birinin üzerine ihale ettirmek sureti ile malları yetkili memurların da iştiraki ile talan ettiklerini düşündüğünü,
Neticeten davalı adına usulsüz ivazlı ve illetli ve muvaazalı yapıldığını belirttiği işlemler paralelinde ifa edilen ihale neticesinde kayıt/tescil ettirilmiş bulunan meskenin tescil işlemlerinin iptaline, davaya konu olan bu taşınmazların tapu kaydının davalı adından iptali ile, satış masrafları da tarafına ait olmak kaydı ile, ayrı ayrı veyahut birlikte kendi adına tapuya yazılmasına tapuda kendi adına hükmen tesciline, karar verilmesini talep ve dava ettiği anlaşılmıştır.
Davalı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle;
Davacı yanın dava dilekçesinde belirttiği tüm hususların, tapu müdürlüğü, resmi bilirkişilik, adliye, icra daireleri gibi devlet erkini oluşturan tüm kurum ve memur sıfatinda ki kişileri töhmet altında bırakan soyut, mesnetsiz ve gerçeklikten uzak iddialardan oluştuğunu, ipoteğin, bir kişisel alacağın teminat altına alınmasını amaçlayan ve rehinli alacaklıya öncelikle alacağını alma hakkı tanıyan, diğer mutlak haklar gibi herkese karşı ileri sürülebilen ayni bir hak olduğunu, yani taşınmaz rehini, en genel tanımıyla sahibine, rehnettiği malı paraya çevirerek alacağını bu paradan tahsil etme yetkisi sağlayan ayni bir hak olduğunu, ipoteğin, rehini verenle alacaklı arasında yapılacak resmi senede dayandığını, rehin hakkı, ayni hak olarak bu senede dayanılarak tapu kütüğüne yapılacak tescille doğduğunu, ipoteğin tesciline iktisap sebebi teşkil eden rehin sözleşmesinin TMK m. 856/f.2 de düzenlendiğini, bu madde hükmüne göre ipoteğin kurulmasına ilişkin sözleşmenin tapuda resmi şekilde yapılacağını, resmi senedin ise Tapu Kanunu m.26 uyarınca tapu memuru tarafından düzenleneceğini, Tapuda resmi şekilde yapılacak işbu sözleşmenin taşınmaz rehini için bir geçerlilik şartı olduğunu, neticeten; taşınmazlar bakımından rehinin ancak tapuya tescille iktisap olunabileceğini, tescilin geçerliliğinin ise taşınmazın malikinin yazılı tescil talebi ile gerçekleşebileceğini, muaccel borun ödenmemesi (ademi ifa) üzerine, rehinin olgunlaşacağını, rehinli alacaklının icra ve iflas Kanunu çerçevesinde cebren icra takibine geçip, taşınmazın cebri artırma yolundan satılıp paraya çevrilmesini isteme hakkı doğabileceğini, bu bağlamda davacı tarafın usulüne ve resmi şekil şartlarına uygun olarak kurduğu ayni hak niteliğindeki ipoteğin geçerli olduğunu, muaccel borcun ödenmemesi neticesinde rehnin olgunlaştığını ve davalı tarafça cebri icra takibine geçildiğini, bu aşamada da davacı tarafça; Mersin 3. İcra Mahkemesi’nin 2017/877 E sayılı dosyası ile ihalenin feshinin istenildiğini ve yine Mersin 3. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2017/860 E sayılı dosyası ile kıymet takdirine itiraz edildiğini, bu davada davacının kıymet takdirine itiraz süresini kaçırdığından herhangi bir usulsüzlük olmadığı halde tebligatın usulsüzlüğü yoluna başvurarak ittila tarihinin değiştirilmesi istemi ile itiraz dilekçesini sunduğunu, daha sonrasında davacı K1’nın Mersin 3. İcra Müdürlüğü’ne gelerek, icra müdürüne kendisi hakkında açılmış olan bu dosyanın ne olduğunu sorduğunu, sonrasında nasıl olur açılamaz vs. gibi sert sözler ile icra dairesini terk ettiğini icra müdürünün beyanları ile ispat edildiğini ve kıymet takdirine yapılan bu itirazın Mersin 3. icra Mahkemesi’nin 29/01/2018 tarihli kararı ile reddedildiğini,
Sonuç olarak Medeni Kanun uyarınca her türlü resmi şekil şartına uygun olarak tapuya davalı adına tescil olunan ipotek hakkına ilişkin herhangi bir usulsüzlük bulunmadığını, davacı tarafın hiç bir şekilde tanımadığı ve hiçbir şekilde öncesinde görmediğini iddia ettiği kişilerle tům resmi şekil şartlarına uygun bir şekilde taşınmazı üzerine ipotek tescil ettirmesi ve bu tescilden yıllar sonra işbu davayı açarak yolsuz tescille ipoteğin kurulduğunu iddia etmesinin hayatın olağan akışına aykırı bir durum olduğunu belirterek neticeten öncelikle davanın sıfat yoksunluğu sebebi ile usulden reddine, haksız ve mesnetsiz davanın reddine, yargılama masrafı ve vekalet ücretinin karşı tarafa bırakılmasını talep etmiştir.
Davalı K2 dosyaya sunduğu yazılı beyanında özetle; davacı tarafından açılan ihalenin feshi davası Mersin 3.İcra Hukuk Mahkemesinin 2017/877 Es. 2019/565 Karar sayılı ilamı ile, kıymet takdirine itiraz davası da Mersin 3.İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/8 Es. 2019/555 Karar sayılı ilamı ile reddedildiğini, iddiaların mesnetsiz ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davacı sırf meskende ikamet süresini uzatmak için bu tür davalar açtığını, davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;
Tüm dosya kapsamı ve deliller bir arada değerlendirilmiş olup; Dosyamız içerisinde mevcut bulunan Davaya konu Mersin ili Mezitli ilçesi 526 ada/parsel B Blk 9.kat bağımsız bölüm no:86’da ki taşınmaza ilişkin tapu kayıtları incelendiğinde, Davacı K1’nın tam hisse olarak malik iken taşınmazın kaydına 14/11/2014 tarihinde 150.000,00 TL bedel ile 18126 yevmiye sayısı ile ipotek tesis edildiği ve İpoteğin ödenmemesi üzerine taşınmazın 26/09/2017 ihale tarihi ile ihale yolu ile satışa çıkartıldığı, satış bedeli olan 151.150,00 TL ile F1 Otomotiv Temizlik Şirketi’nce alındığı, taşınmazın ihale-satış usulü F1 Otomotiv Temizlik İletişim şiketine 09/10/2017 tarihinde satıldığı, dosyamız içerisinde mevcut bulunan Mersin 3. İcra Müdürlüğünün 2017/2416 Esas sayılı dosyasının incelenmesinde, bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, gerekli tebligatların yapıldığı ve ihale yoluna gidildiği, davalı tarafça İcra Müdürlüğü’nün dosyasına karşı Mersin 3.İcra Hukuk Mahkemesinin 2017/860 (2019-8) esas sayılı dosyası ile davacı tarafından Usulsüz Tebligat şikayeti-Kıymet Takdirine İtiraz davası açıldığı, Usulsüz Tebligat şikayetinin reddine karar verildiği, kararın Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 2019/2271 Esas sayılı 2019/1365 karar sayılı kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, kararın kesin olduğu anlaşılmıştır. Yine Mersin 3.İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2017/877 Esas sayılı dosyasından Usulsüz Tebligat Şikayeti-İhalenin Feshine yönelik olarak 19/10/2017 tarihinde dava açıldığı ve reddine karar verildiği, davanın aşamalar neticesinde Yargıtay’a gönderildiği ve Yargıtay 12.Hukuk Dairesi’nin 15/10/2020 Tarih ve 2020/6342 Esas 2020/8713 sayılı ilamı ile Temyiz talebinin reddine karar verildiği ve bu suretle Mersin 3. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2017/877 Esas 2019/565 Karar sayılı kararının 15/10/2020 tarihinde kesinleştiği anlaşılmış olup ayrıca davacı tarafından davalılar aleyhine C.Savcılığına suç duyrusunda bulunulmadığı, tüm bu bilgilerin değerlendirilmesi sonucunda davacının iddiasını ispatlayamadığı ve davacının açmış olduğu davasının hukuki dayanaktan yoksun olduğu anlaşıldığından davanın reddine, yönelik karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
A) Davacı istinaf dilekçesinde özetle;
-Mahkemece usulsüz tebliğ işlemini şikayet konusunda dosyaya toplanmış lehteki tüm dellillerin değerlendirilmesinde hiçbir esasa dair delil incelenmemiş ve takip usulü ve hukuka mütedair olarak hasıl olan işlemlerin nizama uygunluğu hiçbir yönden incelenmeksizin/esasa dair/dava dilekçesi kapsamında dava konusu ettikleri hiçbir hususun da incelenmeksizin yanılgıya düşülerek karar verilmiş olması sebebi ile batıl bir karar olduğunu, bu nedenle karara itiraz etmek zaruretinin doğduğunu,
Yerel mahkemece dosyada sübut bulan lehteki hiçbir kaydı ve belgeyi dikkate almadan ve yanlı inceleme sonucunda karara bağlamış olduğunun anlaşıldığını, kararın kabulünün mümkün olmadığını, Mahal mahkemesi kararının gerekçesiz bir karar olduğunu, keyfi yapılan uzun inceleme sürecinde esasa ve dava konusuna ilişik hiçbir inceleme yapılmaksızın ve gerekçelendirme yapılmaksızın kararın derc edildiğini, müşteki taraflarına yapılan hiçbir tebliğ / tebellüğ işleminin usule uygun olmadığı hukuka uygun olmadığı yönündeki şikayetleri kapsamında değerlendirilmesi gereken unsurların yok sayılması sureti ile haklarının yasa eli ile tağyir edildiği de dosya kapsamındaki belgelerde sabit olduğunu, dosyalar bir bütün halde ele alınarak ve değerlendirilerek esasa dair incelemeler ifa edilmesi gerekirken esasa hiçbir surette girilmeksizin kararın verildiğini,
– Mahal mahkemesince ihdas edilen red kararının hukuki hiçbir dayanağı olmadığını, yasal süresi içerisinde itiraz ettiklerini, zira mahal mahkemesine ikame olunan haklı davanın konusu usulsüz tebliğ işlemleri ve bu işlemler paralelinde ifa edilen batıl işlemlerin iptali ile bu batıl işlemlerin tespitini de havi bir müracaatları olmakla bütünü ile batıl işlemler ile ifa olunan işlemlerin iptali davası olduğunu,
İcra müdürlüğü takip dosyasında mernis adresini herkes gibi resmi kanaldan aldığı kabul edildiğine göre neden tebliğat zarfının üzerine mernis adresini eksik yazmış (hangi site – hangi blok olduğu belirtilmeden) kasten eksik yazmış olduğunun da sabit olduğunu,
– Mahal mahkemesince yapılan incelemelerde ve derc edilen gerekçeli kararda; red kararı verilmiş olmasının usule ve yasalara aykırı olduğunu, kabulünün mümkün olmadığını, Mahal mahkemesince her ne kadar; gerekçeli karar derc edilmiş ise de; kararda da hiçbir gerekçenin mevcut olmadığını,Yerel mahkemeyi kararında samimi kabul etmenin mümkün olmadığını,
Yukarıda kısaca arz ve izah ettikleri üzere ve resen göz önünde bulundurulacak sairi hususlar, usulsüzlükler de dahil olmak üzere red kararının esastan bozularak kaldırılmasına/düzeltilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
B) Davalı
Mersin 3. İcra Dairesi vekili istinafa cevap ve istinaf dilekçesinde özetle; davanın reddine ilişkin mahkeme kararının kaldırılmasına yönelik davacı yanın istinaf başvurusunun somut ve yasal dayanaktan yoksun olduğunu,
Öte yandan yapılan yargılama sırasında müvekkili idarenin pasif husumet ehliyeti bulunup bulunmadığına dair inceleme ve değerlendirme yapılmadığını, husumetin yargılamanın her aşamasında incelenebileceği ve husumet yokluğunun tespiti halinde öncelikle buna göre hüküm kurulması gerektiğinin tartışmasız olduğunu, Mersin 3. İcra Dairesinin işbu davada taraf sıfatı ile bulunma ehliyeti olmadığından davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğinden kararın bu yönden istinaf yolu ile incelenerek düzeltilerek onanmasını talep etmek zorunluluğunun doğduğunu,
Açıklanan ve resen gözetilecek nedenlerle davacı yanın istinaf başvurusunun reddine ve istinaf başvurusunun kabulü ile davanın müvekkili idare yönünden husumet yokluğu nedeniyle reddine hükmedilmek suretiyle düzeltilerek onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Taraflar arasındaki dava, Yolsuz Tescile Dayalı Tapu İptali ve Tescilistemine ilişkindir.
** Türk hukuk sisteminde tapu kayıtlarının oluşumunda “illilik”, diğer bir anlatımla “sebebe bağlılık” prensibi esas alınmıştır. Ayni haklar tescil ile doğmakla beraber (TMK. m.705/1, 1021), tescilin ayni bir hüküm ve sonuç doğurabilmesi için geçerli bir hukuki sebebe dayanması gerekir. Bu bakımdan tescil illi bir hukuki muameledir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 1015. maddesinin birinci fıkrasına göre tapu sicilinde tescil, terkin ve değişiklik gibi tasarruf işlemlerinin yapılabilmesi, istemde bulunanın, tasarruf yetkisini ve hukuki sebebi belgelemiş olmasına bağlıdır.
Tescilin geçerli ve haklı bir sebebe dayanması zorunluluğu, TMK’nın 1024. maddesinin ikinci fıkrasında “Bağlayıcı olmayan bir hukuki işleme dayanan veya hukuki sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur” şeklinde açıklanmıştır. Yasa maddesindeki bu tanımdan anlaşılacağı gibi gerçek hak durumuna uymayan tescil, yolsuz tescildir. Bu yolsuz tescil durumu, tescilin kurucu unsurlarından biri veya birkaçının eksik olması nedeniyle başlangıçtan itibaren söz konusu olabileceği gibi sakat bir terkin veya tadil yüzünden sonradan da oluşabilir. Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş veya bir tescil yolsuz olarak terkin olunmuş ya da değiştirilmiş ise bu yüzden ayni hakkı zedelenen kimse, TMK’nın 1025. maddesine göre tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir.
(Bknz.
Yargıtay
Hukuk
Genel
Kurulu
‘nun
2017/
1-
1208
Esas,
2020/294
Karar sayılı ilamı)
Somut olayda; davacının, kendisinin dolandırıldığını, dava konusu taşınmazın teminat olarak ipotek ettirildiğini, ipotek alacaklısı olduğu görülen K2’e hiçbir borcunun olmadığını belirterek davalı adına usulsüz ivazlı ve illetli ve muvaazalı yapıldığını belirttiği işlemler paralelinde ifa edilen ihale neticesinde kayıt / tescil ettirilmiş bulunan meskenin tescil işlemlerinin iptaline, davaya konu olan bu taşınmazların tapu kaydının davalı adından iptali ile, satış masrafları da tarafına ait olmak kaydı ile, ayrı ayrı veyahut birlikte kendi adına tapuya yazılmasına tapuda kendi adına hükmen tesciline karar verilmesini talep ettiği, yerel mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verildiği, verilen kararın davacı ile davalı Mersin 3. İcra Dairesi Müdürlüğü vekili tarafından ayrı ayrı istinafa taşındığı görülmüştür.
– İDM kararı davacı tarafından istinaf dilekçesinde yazılı gerekçelerle istinafa taşınmış ise de, Mahkemece yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve delillerin değerlendirilmesine göre verilen kararda usul ve yasaya aykırı bir husus bulunmamaktadır. Davacı, kendisine ait taşınmazın haksız olarak kendisinin elinden alındığını ileri sürmüş ise de, İDM’nin gerekçeli kararında da belirtildiği üzere davacı tarafından taşınmazın ipotek olarak verildiği, borcun ödenmemesi üzerine ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla İcra Müdürlüğü tarafından açık artırma ihalesi ile satıldığı anlaşılmaktadır. Davacı ihale ile ilgili olarak ve tebligatların usulsüz olduğu gerekçeleriyle geçikmiş itirazda bulunduğu, ihalenin feshi davası açtığı, ancak açmış olduğu tüm davaların reddedildiği ve kesinleştiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla usulüne uygun olarak yapılmış bir icra takibi ve yapılan ihale sonucu taşınmazın davacının elinden çıkmasında ve ihale alıcısı-davalı adına tescil edilmesinde herhangi bir usulsüzlük bulunmamaktadır.
Bu nedenle davacının istinaf dilekçesinde ileri sürmüş olduğu hususlar yerinde değildir.
– İDM kararı davalı Mersin 3. İcra Müdürlüğü tarafından istinafa taşınmış ise de, İcra Müdürlüğü aleyhine bir durum olmadığı, kararın sonucu itibariyle doğru olduğu ve istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususların sonuçlara bir etkisi olmadığından usul ekonomisi açısından istinaf talebi yerinde görülmemiştir.
Dosya içeriğine, toplanan delillere, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355. maddesi gereği istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve re’sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesine ait kararda usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığından, istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK.nun 353/1-b-1 bendi uyarınca esastan reddi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-
Mersin 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 04/03/2021 tarih ve 2018/554 Esas, 2021/52Karar sayılı kararı, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, istinaf başvurusunun,
6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca, esastan REDDİNE,
2
–
* Davacının istinafı reddolunduğundan Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken
179,90
TL istinaf karar harcından peşin alınan
59,30
TL harcın mahsubu ile bakiye
120,60 T
L harcın istinafa gelen davacıdan alınarak Hazine’ye irat kaydına,
* İstinafa gelen Mersin 3.İcra Müdürlüğü harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına.
3
–
İstinaf eden tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,HMK’nın 333. maddesi uyarınca kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,
4
–
Dairemizce celse açılmadan gerekli inceleme yapıldığından taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
5-
Kararın yerel mahkemesince taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK’nın 362/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olarak oy birliği ile karar verildi.09/01/2023
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe