T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :
MERSİN 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVACI:
K1 – N1-A1
VEKİLİ:
Av. K2
DAVALI
:
MERSİN MAL MÜDÜRLÜĞÜ(MALİYE HAZİNESİNE İZAFETEN)
VEKİLLERİ:
Av. K3- Av. K4
ASLİMÜDAHİL:
MERSİN BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ BAŞKANLIĞI -A2
VEKİLLERİ:
Av. K5- A3
Av. K6-A4
DAVANIN KONUSU :
Başkasının Taşınmazına Bina Yapımı NedeniyleTazminat
DAVA TARİHİ :
10/10/2017
DAİRE KARAR TARİHİ :
29/12/2020
KARAR YAZIM TARİHİ :
29/12/2020
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili ilk derece mahkemesine verdiği dava dilekçesinde özetle;
Maliye Hazinesi adına tapuda tescilli taşınmaza hazinenin zımni rızası ile iyi niyetli olarak ve ileride mülkiyetinin kendisine verileceğine inanıp yapı yaptığını ileri sürerek yapının bulunduğu kısmın tapu kaydının iptali ile ayrı bir parsel numarası verilerek davacı adına tapuya tesciline, olmadığı takdirde tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili tescil talebinden yargılama aşamasında feragat etmiştir.
Davalı vekili ilk derece mahkemesine verdiği cevap dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; davacı tarafın tapu iptali ve tescil yönünden talebinden feragat ettiğini, tazminat talebi yönünden davasına devam ettiğini, 3194 Sayılı İmar Kanunu’nun 21. maddesi gereğince, aynı Kanun’un 26. maddesinde gösterilen istisnalar dışında kalan tüm yapıların, belediyeler veya ilgili idarelerden alınacak ruhsata tabi olduğunu, ruhsatsız yapılan yapılar ile ruhsatına tamamen aykırı yapılan yapıların “kaçak yapı”, ruhsatına kısmen aykırı olarak yapılan yapının ise “kısmi kaçak” yapı sayıldığını, Mersin ili, Akdeniz ilçesi, A5 Mahallesi, 9378 ada, 8 nolu parsel (eski 9378 ada, 5 nolu parsel) üzerinde davacı tarafça yapılan yapının yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesine aykırı olduğunu, 52 m² olması gereken yapının 767²’lik alana sahip olduğunu ve idarece yapılan inceleme sonucunda 22/12/2015 tarihli rapor ile ruhsat ve eki projeye uygunluğunun tadilat ile sağlanamayacağı belirlenerek yapı ruhsatı ve yapı kullanma izninin iptal edilerek yıkım kararı verildiğini, idari yargı yollarının tüketildiğini ve dava devam ederken yıkım kararının gerçekleştiğini, bu haliyle davacının tazminat talebinde bulunduğu binanın kaçak bina niteliğinde olduğunu ve kaçak yapılan yapıların yasal hale getirilmiş olmadıkça ekonomik değer ifade etmeyeceğinden yapıyı yapanın bu nitelikteki yapılar için yaptığı iş bedelini talep edemeyeceğini, dava konusu yapının ruhsat ve eki projeye uygunluğunun tadilat ile sağlanamayacağı belirlenerek yapı ruhsatı ve yapı kullanma izni iptal edilerek yıkım kararı verildiğini ve idare mahkemesince de yapılan itirazın reddedildiği göz önüne alındığında kaçak yapının yasal hale gelmesinin mümkün olmadığını gerekçe olarak belirtip davanın reddine yönelik karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
İstinaf yoluna başvuran davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacıya ait F1 isimli kafe Mersin ili, Akdeniz ilçesi, A5 mh. 9378 ada 8 parselde yer aldığını, burasının Maliye Hazinesi adına tapuda tescilli olduğunu, Maliye hazinesinin davacıya ait yerin yıkılmasını istediğini, davacıya ait F1 isimli işyerinin hazinenin zımni rızası ile ve iyiniyetle yapıldığını, yapının iyi niyetle yapıldığından bahisle Maliye Hazinesine tazminat taleplerini içeren bu davanın yerel mahkeme tarafından reddedildiğini, yerel mahkemenin davacıya ait yapı kaçak olduğu için ekonomik değer ifade etmemesi nedeniyle tazminat istenemeyeceği gerekçesiyle davayı reddettiğini, Maliye hazinesinin davacıya ait taşınmazın yapılmasına ve büyütülmesine zımni rıza gösterdiğini, dava konusu yerle ilgili 2011 yılında çay bahçesi ve kafe olarak 240 metrekere ecrimisil bedeli aldığını, Hazinenin 2011 yılında davacının kendi arazisi üzerinde 240 metre çaybahçesi ve kafe yaptığını gördüğü halde itiraz etmediğini, Hazinenin aynı yerden 2013 yılında çay bahçesi olarak 1017 metrekare ecrimisil bedeli aldığını, davacıya ait taşınmazın 2013 yılında 1017 metreye olduğunu gördüğü halde de bu duruma itiraz etmediğini, 2015 yılında ise Hazinenin aynı yerle ilgili çaybahçesi kafe ve restoran olarak 1057 metrekare ecrimisil bedelleri aldığını, bu duruma da itiraz etmediğini, bu tutanaklara göre davacıya ait taşınmazın yapıldığı tarihte görüldüğünü ve sonraki zamanlarda büyütülmesine zımni rıza gösterildiğinin anlaşıldığını, M.K. 722’ye göre, bir kimse kendi arazisindeki yapıda başkasının malzemesini ya da başkasının arazisindeki yapıda kendisinin veya bir başkasının malzemesini kullanırsa, bu malzeme arazinin bütünleyici parçası olacağını, başkasının arazisindeki yapıda kendisinin veya bir başkasının malzemesini kullanırsa, bu malzemenin arazinin bütünleyici parçası olacağını, Maliye hazinesinin 2011 yılından bu yana arazisi üzerindeki inşaattan bilgi sahibi olduğunu, inşaatın büyütülmesine ses çıkarmadığını, bu nedenle yapının yıkılmasını talep edemeyeceklerini, dava devam ederken yapının Maliye Hazinesinin talebi üzerine asli müdahil davalı Mersin B. Şehir belediyesi tarafından yıktırıldığını, ancak kaçak yapının yapılmasına zımni olarak rıza gösteren Maliye Hazinesi olduğunu, arazinin mülkiyetinin de Maliye Hazinesine ait olduğunu, yerel mahkemenin Maliye Hazinesinin kaçak yapıdan haberdar olduğunu ve bu nedenle zımni rızası olduğuna dair dosyaya sundukları ecrimisil tutanaklarını incelemediğini, yapının Maliye Hazinesinin ve Mersin B. Şehir belediyesinin zımni rızasıyla yapıldığını belirten tanıkların beyanlarını da değerlendirmediğini, ecrimisil tutanaklarına göre davacıya ait taşınmaz yapıldığı ve büyütüldüğü zamanlarda Maliye Hazinesinin gördüğünü, sonraki zamanlarda da büyütülmesine Hazine ve B.şehir belediyesi tarafından zınmi olarak rıza gösterildiğini, ecrimisil tutanaklarının dosyada mevcut olduğunu ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılıp davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Taraflar arasındaki dava, Başkasının Taşınmazına Bina Yapımı Nedeniyle Tazminatistemine ilişkindir.
Başkasının taşınmazına, temelli ve kalıcı nitelikte yapı yapılması durumunda, Medeni Kanunun 684 ve 718. maddelerinin hükümleri gereğince yapı üzerinde veya altında bulunduğu taşınmazın tamamlayıcı parçası (mütemmim cüz’ü) haline geleceğinden ana taşınmazın mülkiyetine tabi olur. Ancak, yasa koyucu somut olaydaki taşınmazların durumunu genel hükümlere bırakmamış, bu konumdaki taşınmazların maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişkiyi TMK’nın 722, 723. ve 724. maddelerinde özel olarak düzenlemiştir. Uyuşmazlığın bu kapsamda değerlendirilmesi gerekecektir.
Bir kimsenin kendi malzemesi ile başkasının tapulu taşınmazına sürekli, esaslı ve mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) niteliğinde yapı yapması halinde diğer koşullar da mevcutsa malzeme sahibi yapının bulunduğu alan ile yapının kullanılması için zorunlu arazi parçasının tescilini mülkiyet hakkı sahibinden isteyebilir.
TMK’nın 724. maddesinde yapı sahibine tanınan bu hak, kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da onun külli haleflerine karşı ileri sürülebilir. Hemen belirtmek gerekir ki, taşınmaza sonradan malik olan kişiye karşı da bu kişisel hak ancak yapı sahibini bu haktan mahrum bırakmak amacıyla arsa sahibi ile el ve işbirliği içinde olduğu iddiası ileri sürülebilir.
Malzeme sahibinin TMK’nın 724. maddesine dayanarak tescil talebinde bulunabilmesi bazı koşulların varlığına bağlıdır;
a) Birinci koşul, malzeme sahibinin iyiniyetli olmasıdır;
TMK’nın 724. maddesi hükmünden açıkça anlaşıldığı üzere, taşınmaz mülkiyetinin yapı sahibine verilebilmesi için öncelikli koşul iyiniyettir. Öngörülen iyiniyetin TMK’nın 3. maddesinde hükme bağlanan sübjektif iyiniyet olduğunda da kuşku yoktur. Bu kural, malzeme sahibinin, elattığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşılık bilebilecek durumda olmamasını ya da yapıyı yapmakta haklı bir sebebinin bulunmasını ifade eder.
Malzeme sahibinin tescil istemi ile açtığı davada iyiniyetin varlığı iddia ve savunmaya bakılmaksızın mahkemece re’sen araştırılmalıdır. Ne var ki, 14/02/1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi olay ve karinelerden, durumun özelliklerine göre kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş olduğu açık bulunan malzeme sahibinin temliken tescil talebinde bulunması mümkün değildir. Çünkü bu gibi durumlarda kötüniyet karşı tarafın ispatı gerekmeden belirlenmiş olur. Ayrıca iyiniyet inşaatın başladığı andan tamamlandığı ana kadar devam etmelidir. (Sübjektif koşul)
b) İkinci koşul ise yapı kıymetinin taşınmazın değerinden açıkça fazla olmasıdır. (Objektif koşul) Bu koşul, dava gününe ve objektif esaslara göre saptanmalı fazlalık ilk bakışta kolayca anlaşılmalıdır.
c) Üçüncü koşul, yapıyı yapanın (malzeme sahibinin), taşınmaz malikine uygun bir bedel ödemesidir. Uygun bedel genellikle yapı için lazım olan arsa miktarının dava tarihindeki gerçek değeri olarak kabul edilmekte ise de büyük bir taşınmazın bir kısmının devri gerektiğinde geri kalan kısmın bedelinde meydana gelecek noksanlıklar, varsa taşınmaza bağlı öteki zararlar gözönünde bulundurularak bu bedelin aşılması hak ve nesafet kuralı gereğidir.
d) Yukarıda değinilen üç koşulun yanı sıra, yapının bulunduğu arazi parçası davalıya ait taşınmazın bir kısmını kapsıyor ise tescile konu olacak yer, inşaat alanı ile zorunlu kullanım alanını kapsayacağından mahkemece iptal ve tescile karar verebilmek için bu kısmın ana taşınmazdan ifrazının da mümkün olması gereklidir.
Öte yandan, Medeni Kanunun 722. maddesi taşınmaz malikine rızası olmaksızın yapılmış ve yıkımı aşırı zarar doğurmayan yapının yıkımını isteme hakkı tanımış, yıkım masrafının yapı malikine ait olacağını hükme bağlamıştır. Ne var ki, yasada aşırı zarar kavramı tanımlanmadığından yasa koyucunun bu yöndeki asıl amacının gözönünde tutulmasında yarar vardır. Değinilen maddenin düzenlemesine yol açan asıl neden, meydana getirilen yapının korunmasındaki mevcut olan genel iktisadi yarardır.
Aşırı zarar doğması sebebiyle yapı yıkılamadığı takdirde taşınmaz malikinin mamelekinde sebepsiz bir zenginleşme meydana geleceğinden, taşınmaz malikinin malzeme malikine (muhik) bir tazminat vermesi gerektiği, malzeme maliki iyi niyetli değilse tazminat miktarının, levazımın en az kıymetini geçemeyeceği, aynı yasanın 723. maddesinde belirtilmiştir
. Bu durumda, 4.3.1953 tarih 10/3 sayılı içtihatları Birleştirme Kararının gerekçesinde benimsenen ve uygulamada kararlılık kazanmış ilke uyarınca aşırı zarar nedeniyle yapı yıkılamıyorsa, iyi veya kötü niyete göre, haklı muhik tazminat veya en az levazım bedelini ödeyip ödemeyeceği, arsa maliklerinden sorulmalı, kabul ettiği takdirde bu bedel karşılığı yapının taşınmaz malikine aidiyetine karar verilmelidir. Maddedeki muhik tazminat sözcüğünden salt inşaat bedeli değil olayın özelliğine göre, Medeni Kanunun 4. maddesinden aldığı yetkiye dayanarak hakimin takdir edeceği en uygun bedel, asgari levazım bedeli ise, taşınmaz maliki yönünden yapının sübjektif öznel olarak taşıdığı değer anlaşılmalıdır.
(Bknz. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 2015/12040 Esas, 2016/1656 Karar nolu ilamı,
Yargıtay
3.
Hukuk
Dairesi
‘nin
2017/11410
Esas,
2019/3207
Karar sayılı ilamı)
Somut olayda
; davacı tarafça davalı Hazineye ait taşınmaza yapılan yapı nedeniyle temliken tescil, olmazsa tazminat talebinde bulunulduğu, yargılama aşamasında taşınmaz üzerindeki yapının ortadan kaldırılması nedeniyle davacının temliken tescil talebinden feragat ederek tazminat talebinde bulunduğu, mahkemece davanın reddine yönelik kararın verilmesi üzerine davacı vekili tarafından kararın istinafa taşındığı görülmektedir.
Yukarıdaki Yargıtay kararı içeriği ve dosyaya yansıyan bilgi ve belgeler dikkate alındığında, davacı, taşınmaz üzerine yapı yaparken iyi niyetli değildir. Bu tür durumlarda aşırı zarar doğması sebebiyle yapı yıkılamadığı takdirde
, taşınmaz malikinin mamelekinde sebepsiz bir zenginleşme meydana geleceğinden taşınmaz malikinin malzeme malikine muhik bir tazminat vermesi gerekir. Malzeme sahibi iyi niyetli değilse tazminat miktarı levazımın en az kıymetini geçemez. Bu husus TMK.nun 723. maddesinde belirtilmiştir. Somut olayda, davacı tarafından davalıya ait taşınmaza yapılan yapı, kaçak yapı olması nedeniyle Belediye tarafından yıkılarak ortadan kaldırıldığından davalı Hazinenin mamelikinde sebepsiz bir zenginleşme meydana geldiğinden bahsedilemez
. Bu sebeple davacı lehine levazımın en az kıymeti oranında tazminat da verilmesi mümkün olmadığından davalı vekilinin istinaf dilekçesinde ileri sürmüş olduğu hususlar yerinde değildir.
Dosya içeriğine, toplanan delillere, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355. maddesi gereği istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve re’sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesine ait kararda usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığından, istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK.nın 353/1-b-1 bendi uyarınca esastan reddi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-
Mersin 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 02/10/2019 tarih ve 2017/695 Esas, 2019/352 Karar sayılı kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davacı vekilinin istinaf başvurusunun, 6100 Sayılı HMK’nın
353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-
Harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
3-
İstinaf eden tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, HMK.nın 333. maddesi uyarınca kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,
4-
Dairemizce celse açılmadan gerekli inceleme yapıldığından taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
5
–
Kararın taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 Sayılı HMK’nın 361/1. maddesi uyarınca tebliğden itibaren 2 hafta içerisinde,
Yargıtay’da temyiz kanun yolu açık olmak üzere
, oy birliğiyle karar verildi.29/12/2020
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe