T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :
YAYLADAĞI ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVACI:
TC VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ -A1
VEKİLLERİ:
Av. K1- A2
Av. K2- A3
DAVALI:
YAYLADAĞI TAPU MÜDÜRLÜĞÜ-A4
DAVANIN KONUSU :
Vakıf Taşınmazı İddiasına Dayalı Tapu İptali ve Tescil
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle;
Hatay ili, Yayladağı ilçesi, A5 mevki, 247 parselde kain F1 Camii Vakfına ait olan 20.000 m² sahalı tarla cinsindeki taşınmazın uzun yıllardır Vakıflar Hatay Bölge Müdürlüğü tarafından kiraya verilmek suretiyle değerlendirildiğini, taşınmazın TAKBİS kayıtları araştırıldığında vakıf adına kayıt edilmediğini, yapılan araştıralar neticesinde davaya konu taşınmazın tapusunun malik bölümünde K3 oğlu K4, beyanlar kısmında ise K4 ölüdür yazdığını, tapulama tutanaklarında ve tapu kütüğü beyanlar hanesinde taşınmazın F1 Cami’ne vakfedilmiş olduğunun görüldüğünü, bu taşınmazın F1 Camii Vakfı adına tescil edilmesi ve tapusunun gönderilmesi için Yayladağı Tapu Müdürlüğüne talepde bulunulduğunu ancak Yayladağı Tapu Müdürlüğü’nden resen tescilinin mümkün olmadığı ve mahkeme kararına gerek olduğu hususunda cevap verildiğini ileri sürerek, davaya konu taşınmazın K3 oğlu ölü K4 adına bulunan tapu kaydının iptal edilerek mülkiyetinin F1 Cami Vakfı adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; müdürlüğün sadece isim tashihi davalarına katıldığını, mülkiyetin iptali davalarına katılamayacağını, eğer mülkiyetin iptaline ilgili bir davanın açılması halinde kendilerinin değil direk olarak sağ ise K4’e, ölü ise mirasçılarına dava açması gerektiğini belirtmiştir.
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda 21/02/2019 tarihinde verilen kararda özetle; tapu kayıtlarının düzeltilmesi taleplerinde, talep eden tarafın tapu kayıtlarındaki bilgilerin gerçeğe uygun hale getirilmesini istediğini, bu tür işlerde hasım gösterilen Tapu Müdürlüğü ile aralarında bir uyuşmazlık olmadığını, Tapu Müdürlüğü’nün davada sadece yasal hasım olarak yer aldığını, gerçekte yargılamada taraf olmadığını, sadece ilgili olduğunu, ilgililerin uzlaşması halinde çekişmenin ortadan kalktığından söz edilemeyeceğini veya bu işin ilgili tarafının davayı kabulünün sonuç doğurmayacağını, taraflar arasında bu anlamda gerçek bir çekişmenin varlığının söz konusu olmadığını, K4 tarafından taşınmaz vakfedildiği tarihte aynı zamanda tapunun malik kısmında değişiklik yapılması gerekirken sehven yapılmadığını, bu durumun tapu kaydındaki beyanlar ve açıklama kısmında açıkça görülmesine rağmen işbu davada hasım gösterilen Tapu Müdürlüğü ile aralarında bir uyuşmazlığın olmadığını gerekçe olarak belirtip pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine yönelik karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesinin 21/02/2019 tarihli kararına karşı istinaf yoluna başvurandavacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın vakfedildiği tarihten bugüne kadar F1 ve F2 Vakfı tarafından kuruma geçtiği tarihten itibaren de mazbut vakıf taşınmazı olarak Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından kullanılıp kiraya verildiğini, davanın muhatabının kadastro tespiti ve tapulama tutanağında yazılan hukuki gerekçelere aykırı tespit ve kaydı yapan tapu sicil müdürlüğünün olduğunu, mahkeme kararında da bu yanlışlığın sehven yapıldığının ifade edildiğini, pasif husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava konusu taşınmazın, kadastro tesbitinde yer alan ve tapulama tutanağında açıkça belirtildiği şekilde F1 ve F2 Camii Vakfına vakfedildiğini, yine tapulama tutanağında sahibinin F1 Ve F2 Camii Vakfı olduğu açıkça yazıldığını, bu tesbitler ışığında herhangi bir talebe gerek kalmadan kadastro tesbitleri ve beyanlar hanesinde yer alan gerekçelerle resen düzeltme yapılması ve hukuki sebebe uygun tapu kaydı oluşturulması gerekirken, hukuki sebep sonuç ilişkisine aykırı tapu kaydını oluşturanın yine tapu sicil müdürlüğü olduğunu, davalının Tapu sicil müdürlüğü olduğuna inandıklarını, yerel mahkemenin pasif husumet yokluğu kararına gerekçe olarak gördüğü Yargıtay ilamının, bu dava konusu olayda uygulanmasının mümkün olmadığını, yerel mahkemece dava dilekçesindeki taleplerinin tavzihinin istendiği ve taleplerinin öncelikle kesinleşen tapulama tutanaklarına göre bu tutanaklarda yer alan şerh ve gerekçelerle davalarının kabulünü istediklerini ileri sürerek yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılıp davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Dairemizin 2019/881
Esas, 2019/977
Karar sayılı kararında özetle
; “…Somut olayda; davacı vekili, K3 oğlu ölü K4 adına kayıtlı bulunan davaya konu tarla vasfıla taşınmazın tapu kaydının iptal edilerek mülkiyetinin F1 Camii Vakfı adına tesciline karar verilmesini talep ettiği, yerel mahkemece davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davacı idare harçtan muaf olduğundan bu hususta karar verilmesine yer olmadığına yönelikkarar verildiği, kararı davacı vekili tarafından istinafa taşındığı görülmüştür.
Dava, tapulu taşınmazın aynına yönelik bir dava niteliğindedir.
492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 16. maddesi gereğince “Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahalenin men’i tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır.” (1) Sayılı Tarifede “Yargı Harçları” başlığı altındaki “III-Karar ve İlam Harcı” alt başlığında ise nispi harcın, konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden belirleneceği belirtilmektedir. Yine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 12. maddesi hükmü uyarınca konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen bir şey olan davalarda vekalet ücreti nispi tarifeye göre belirlenir. (Bknz. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 2016/14036 Esas, 2017/6602 Karar sayılı ilamı)
Harçlar Kanunu, harç alınmasını veya tamamlanmasını yanların isteklerine bırakmamış; değinilen yönün mahkemece kendiliğinden (re’sen) gözetilmesini hükme bağlamıştır. 492 sayılı Kanunun 32. maddesinde ise yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılamayacağı vurgulanmış 30. madde hükmünde de “…muhakeme sırasında tespit olunan değerin dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa yalnız o celse için muhakemeye devam olunur; takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz. 6100 sayılı Yasanın 150. maddesinde gösterilen süre içinde dosyanın muameleye konulması noksan olan harcın ödenmesine bağlıdır.” düzenlemesine yer verilmiştir. (Bknz. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2014/9276 Esas, 2014/18306 Karar sayılı dosyası)
*
Hemen belirtilmelidir ki, harca tabi nitelik taşıyan bu tür bir davanın açıldığının kabul edilebilmesi için 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 118 ve 120. maddeleri gereğince başvurma harcı ile nisbi karar ve ilam harcının peşin alınmasının yanı sıra, davaya devam edilip, karara bağlanarak çekişmenin giderilebilmesi açısından 6100 sayılı HMK’nin 120. maddesi ve 492 sayılı Harçlar Kanununun 26, 27, 28, 30 ve 32. maddelerinin öngördüğü işlemin yerine getirilmesi ve harcın alınması zorunludur.
Harçlar Kanunu, harç alınmasını veya tamamlanmasını yanların isteklerine bırakmamış, değinilen yönün mahkemece kendiliğinden (res’en) gözetilmesini hükme bağlamıştır. 492 Sayılı Kanunun 32. maddesinde de yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe takip eden işlemlerin yapılamayacağı ifade edilmiştir.
Öte yandan, Vakıflar İdaresi 5018 sayılı Yasa uyarınca hususi bütçeye tabi olup, 5737 sayılı Vakıflar Kanunun 77. maddesindeki “… Tüm iş ve işlemleri, her türlü vergi, resim,harç ve katılım payından istisnadır.” hükmünün yargı harçlarını kapsamadığı, dolayısıyla Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün harçtan muaf olmadığı Hukuk Genel Kurulu’nun 24.12.2008 tarih 18-777 esas ve 2008/788 sayılı kararı ile benimsenmiştir.
Bu durumda, davacı Vakıflar İdaresinin harç yatırmaksızın dava açtığı ve yargılama sırasında harç ikmal edilmediği halde, yargılamaya devam edilerek işin esası hakkında karar verilmiştir.
Hâl böyle olunca, davacı idareye harç ikmali yaptırılması, ondan sonra yargılamaya devam edilerek işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken değinilen husus gözardı edilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2016/17852 Esas, 2018/10009 Karar sayılı ilamı)
Yine Yargıtay 8.Hukuk Dairesinin 2019/94 Es. 2019/2125 Karar sayılı ilamında da; “3294 sayılı Kanun’un 5263 sayılı Kanun ile değişik 9. maddesinin (c) bendinde, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları yapacakları tüm muameleler dolayısıyla her türlü harçtan muaf tutulmuş olup, bu muafiyet vakfın doğrudan yapacağı işlemleri kapsamaktadır. Vakfın yargı harcından bağışık tutulabilmesi için bunun yasada açıkça belirtilmiş olması gerekir. Anılan Yasa maddesinde vakfın yargı harcından bağışık tutulmadığı gözetilerek davacı Vakıftan 492 sayılı Harçlar Kanunu’na bağlı 1 sayılı tarifede öngörülen başvurma ve karar harcı alınması gerektiğinin düşünülmemesi,” Şeklindeki beyanı ile vakıfların yargı harçlarından muaf olmadığı belirtilmiştir.
Hal böyle olunca; yukarıda yapılan açıklamalar ve Yargıtay içtihatları dikkate alınarak eksik harcın tamamlanması, bu gereklilik yerine getirildiği takdirde davaya devam edilerek işin esasına girilmesi gerekirken eksik harçla (hiç yatırılmamış) davanın görülmesi sonucunu doğuracak şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
Bu nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun, esasa ilişkin inceleme yapılmaksızın, 6100 Sayılı HMK. nın 353/1-a-4 bendi uyarınca, kabul edilip kararın kaldırılması gerektiği…” şeklindeki gerekçeyle kararın kaldırılmasına yönelik karar verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ TARAFINDAN YENİDEN VERİLEN KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yeniden yapılan yargılama sonucunda; tapu iptali ve tescili davalarının kayıt maliklerine yöneltilmesinin zorunlu olduğunu, kayıt malikinin kim olduğu belirlenemiyor ise kayyım atanması ve kayyımın görev ve sorumluluklarıyla ilgili 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve 3561 sayılı Mal Memurlarının Kayyım Tayin Edilmesine Dair Kanun hükümleri dikkate alındığında, ilgililerin hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla davanın kayyıma, kayıt maliki mirasçı bırakmadan ölmüş ise son mirasçısı sıfatıyla Hazine mirasçı olacağından Hazineye karşı dava açılmasında zorunluluk bulunduğunun açık olduğunu, dava açılırken kendisine husumet yöneltilmeyen dava konusu taşınmazların maliklerinin ya da kayyım atandı ise kayyımın veyahut da kayıt maliki ölmüş ise son mirasçılarının, kayıt maliki mirasçı bırakmadan ölmüş ise son mirasçı Hazine’nin dahili dava yoluyla davada taraf kılınmasının da mümkün olmadığını, zira, dahili dava yoluyla bir kimseye taraf sıfatı kazandırılmasına yasal olanak olmadığını, netice itibariyle iptal ve tescil istemini içerdiğinden 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 716. maddesine göre davanın hasımlı olarak açılması gerektiğinin açık olduğunu, (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi, 23/05/2019, 2018/2034 E., 2019/865 K.) nitekim, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun’unda dahili davalı yolu ile taraf teşkili sağlanabileceğine yönelik herhangi bir düzenleme bulunmadığını, davaya konu taşınmazın tapu maliği K3 oğlu K4 ile davalı Tapu ve Kadastro Müdürlüğü arasında HMK’nın 59. maddesi anlamında mecburi dava arkadaşlığının varlığından söz etme imkanı da bulunmadığını, (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi, 14/02/2020, 2019/566 E., 2020/238 K.) açıklanan nedenlerle, dava konusu taşınmazın davalı kurum adına herhangi bir tapu kaydının bulunmadığını, malik kısmında dava dışı üçüncü kişilerin isimleri bulunduğu anlaşıldığından kayıt maliki olmayan davalı kurum yönünden pasif husumet ehliyeti yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini gerekçe olarak belirtip davalının pasif ehliyeti bulunmadığından davanın reddine yönelik karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
İstinaf yoluna başvuran davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk istinaf dilekçesinde belirtilen hususlara değinerek yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılıp davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Taraflar arasındaki dava, Vakıf Taşınmazı İddiasına Dayalı Tapu İptali ve Tescilistemine ilişkindir.
Tapu iptali ve tescil davalarının kayıt malikine karşı açılması gerekir. Aksi bir durum kayıt malikinin taraf olmadığı bir davada, taşınmaz mülkiyetini yitirmesi sonucunu doğurur ki, bu da hem Anayasanın 35. maddesine, hem de TMK’nın 683. vd. maddelerinde düzenlenen mülkiyet hakkına aykırı düşer. Ayrıca HMK’nın temel ilkesi olan davada karar altına alınacak hakkın ilgilisinin, davacı ve davalı sıfatı ile yer alması ilkesi zedelenmiş olur.
Dava tarihi itibariyle 6100 sayılı HMK’nın 50. maddesi gereğince kayıt malikine karşı dava açılmadığı ve usul hukukumuzda davaya dahil edilme diye bir müessese bulunmayıp, bir kimseye dahili dava yoluyla taraf sıfatı verilemeyeceği gibi HMK’nın 124. maddesinin uygulama yeri de bulunmamaktadır.
(Bknz.
Yargıtay
1.
Hukuk
Dairesi
‘nin
2016/17059
Esas,
2020/1820
Karar sayılı ilamı)
Somut olayda
; davacı vekili tarafından dava konusu taşınmazın F1 Camine vakfedilmiş olmasına karşın tapu sicil müdürlüğü tarafından tescil işleminin yapılmadığı hususunun ileri sürülerek dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptal edilerek F1 Cami Vakfı adına tesciline karar verilmesinin talep edildiği, davanın mahkemece pasif dava ehliyeti yokluğundan reddedildiği, davacı vekili tarafından kararın istinafa taşındığı anlaşılmaktadır.
Dosyada mevcut tapu kaydına göre dava konusu taşınmaz K3 oğlu K4 adına kayıtlıdır. Tapu kaydının beyanlar hanesinde K4’in ölü olduğu belirtilmiştir. Davacı tarafça dava konusu taşınmazla ilgili olarak tapuda malik olarak gözüken kişi veya mirasçıları hakkında tapu iptali ve tescil davası açılması gerekirken pasif dava ehliyeti olmayan davalı Yayladağı Tapu Müdürlüğü hakkında dava açılmıştır.
Yukarıdaki Yargıtay kararında da belirtildiği şekilde; dava tarihi itibariyle 6100 sayılı HMK’nın 50. maddesi gereğince kayıt malikine karşı dava açılmadığı ve usul hukukumuzda davaya dahil edilme diye bir müessese bulunmadığından bir kimseye dahili dava yoluyla taraf sıfatı verilemeyeceği gibi HMK’nın 124. maddesinin uygulama yeri de bulunmamaktadır.
Olayda zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığı gibi dahili dava yoluyla davaya dahil edilen bir kimseye taraf sıfatı kazandırılmasına ve hakkında hüküm kurulmasına yasal olanak yoktur. Dahili dava yolu ile bir kimseye taraf sıfatı kazandırılamayacağı yargısal uygulamalar ile kararlılık kazanmış ve bu husus öğretide de benimsenmiştir.
(Bknz.
Yargıtay
1.
Hukuk
Da iresi
‘nin
2017/3871
Esas,
2020/3070
Karar sayılı ilamı)
Bu nedenlerle davacı vekilinin istinaf dilekçesinde ileri sürmüş olduğu hususlar yerinde değildir.
Dosya içeriğine, toplanan delillere, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355. maddesi gereği istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve re’sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesine ait kararda usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığından, istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK.nın 353/1-b-1 bendi uyarınca esastan reddi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-
Yayladağı Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 19/03/2019 tarih ve 2019/168 Esas, 2020/64 Karar sayılı kararı, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davacı vekilinin istinaf başvurusunun,
6100 Sayılı HMK’nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca,
ESASTAN REDDİNE,
2-
Harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
3-
İstinaf eden tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, HMK.nın 333. maddesi uyarınca kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,
4-
Dairemizce celse açılmadan gerekli inceleme yapıldığından taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
5-
Kararın yerel mahkemesince taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK.nın 362/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olarak oy birliği ile karar verildi.17/12/2020
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe