T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
DAVANIN KONUSU :
İpoteğin Kaldırılması
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; müvekkili K1’un murislerinden intikal eden taşınmazları için, DSİ VI. Bölge Müdürlüğü tarafından toplulaştırma işlemleri yapıldığını, A1 Köyü’nde ve muhtelif yerlerde devam eden toplulaştırma işlemleri sırasında A1 köyü muhtarı davalı K2’in köyde taşınmaz intikal edecek olan kişilerden olabildiğince taşınmaz satın almaya başladığını, toplulaştırma işlemleri sırasında henüz kime, kimden, ne kadar yer intikal edeceği belirli olmadığından davalı K2’in köylülerden değerinden çok düşük rakamlarla tarla alımı yaptığını, aynı şekilde müvekkili K1 ve diğer kardeşlerinden ve akrabalarından da kendilerine intikal edecek olan taşınmazların satılması konusunda girişimlerde bulunduğunu ancak müvekkilinin satmayı kabul etmediğini, müvekkilinin intikal edecek olan taşınmazları satmayı kabul etmemesi üzerine davalılardan K2’in “Sende bana vekaletname ver bende senin tapudan intikal edecek işlemlerini takip edeyim” şeklinde teklifte bulunduğunu, vekaletname vermemesi halinde müvekkilinin kardeş ve akrabalarının işlemlerinin de sonuçlanamayacağını söyleyerek vekaletname vermesi konusunda müvekkilini ikna ettiğini, ancak müvekkilinin gerek çok yaşlı olması, gerekse almış olduğu ilaçların etkisiyle hatırlamadığı vekaletnameyi imzaladığını, söz konusu vekaletnamede, müvekkilinin davalılardan K2 ve K3’a A1 Köyü’nde adına intikal edecek tüm taşınmazlar üzerinde üçüncü şahıslar lehine 1. dereceden ipotek tesis işlemi yapma yetkisinin mevcut olduğunu, davalılardan K2’in, diğer kardeşi davalı K4’e 200.000 (ikiyüzbin) TL borçlanarak tapuya gittiklerini ve vekaletnamede adı geçen davalı K2’in resmi nikahlı eşi davalı K3’in müvekkili adına hareket ederek Adana 2. Noterliği’nin 1779 yevmiye ve 07/02/2013 tarihli düzenleme şeklinde vekaletnamedeki yetkiye dayanarak, DSİ VI. Bölge Müdürlüğü’nün yaptığı toplulaştırma işlemi neticesinde müvekkiline intikal eden, Adana İli, Karataş İlçesi, A1 Köyü’nde kain 11, 17, 18, 44, 45, 46, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58 parsel nolu taşınmazlardaki hisseleri üzerine Karataş Tapu Sicil Müdürlüğü’nün 30/04/2015 tarih ve 1881 yevmiye nolu işlemi ile davalı K4 lehine 1. sırada, 1. derecede 30/10/2013 vadeli kanuni faiz ipoteği tesis ettiklerini, tesis edilen ipotek işleminin temelini oluşturan borç ilişkisinin sakat olduğunu, müvekkilinin yaşlı olmasından faydalanarak DSİ Bölge Müdürlüğü’nün toplulaştırma işlemlerinin başladığından haberdar olan davalıların birlikte hareket ederek müvekkilini kandırdıklarını, aralarında gerçekte olmayan bir borçlanma oluşturarak müvekkilinin üzerine intikal eden parseller üzerine vekalet yetkilerini de kötüye kullanıp ipotek tesisi oluşturduklarını, müvekkilinin kendilerine yapılan ihtarname üzerine ipotek tesisi işleminden haberdar olduğunu, davalıların birlikte koordineli hareket ederek müvekkili üzerine tescil tarihinden sadece bir gün sonra ipotek tesis işlemini gerçekleştirdiklerini belirterek, davalıların gerek 1. derecede akraba olmaları (eş ve kardeş hısımlığı), taşınmazların müvekkiline tescil tarihinden sadece bir gün sonra ipotek tesis işleminin yapılması, davalıların aynı köyde toplulaştırma süreci içerisinde sürekli tarla satın almaları ve buna benzer işlemler yapmaları, davalıların kendi aralarında anlaşmalı olarak borç senedi düzenlemeleri olguları dikkate alınarak ipotek tesis işleminin iptaline, davacı lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı
K4 vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, yetkili mahkemenin Adana Mahkemeleri olduğunu, davalı K2 ile müvekkilinin kardeş olduklarını, müvekkilinin uzun yıllardır Karataş ilçesi A1 köyünde çiftçilik yaptığını, davaya konu ipotekli alacağı karşılayabilecek durumda olduğunu, davacının bir kısım kardeşlerinin murisleri Emiş Bozok’tan gelen hisselerini müvekkili K4’in kardeşine sattıklarını, davacının da hissesini satmak istediğini ancak K2’in maddi imkanının bulunmaması sebebiyle kardeşinden yardım istediğini, müvekkilinin de çeşitli tarihlerde K2’e toplam 200.000,00 TL ödünç verdiğini, K2’in de bu bedelleri davacıya alım bedeli olarak ödediğini, davacının da ödemeler karşılığında 30/04/2013 tarihinde dava konusu taşınmazları K2’e ödemeyi taahhüt ettiğini, ancak tapuda devir işlemine gelmediğini, bunun yerine bir kısım taşınmazları üzerine müvekkili K4 lehine ipotek tesisine muvafakat ettiğini, ancak davacının devir işlemlerini yerine getirmediğinden davacıya Adana 7. Noterliği’nin 22/10/2015 tarih ve 20876 sayılı ihtarname düzenlendiğini, ihtarnamenin tebliği üzerine davacı tarafından “ipoteğin muvazalı olduğu gerekçesi ile ödeme yapılmayacağı ve ipoteğin iptali yoluna gidileceği” beyanı ile Adana 7. Noterliği’nin 06/11/2015 tarih ve 21936 sayılı cevabı ihtarname düzenlendiğini, bunun üzerine müvekkilinin daha fazla mağdur olmaması için Adana 8. İcra Müdürlüğü’nün 2015/18267 Esas sayılı dosyasında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip açıldığını, ödeme emrinin tebliği üzerine davacı tarafından bu davanının açıldığını, ancak davacı tarafından davalı K2’e vekaletname verildiğini, bu vekaletnamenin düzenlenmesinden sonra taşınmazların intikallerinin yapıldığını, bu esnada davacının dava konusu parsellerdeki hisselerini müvekkiline satmak istediğini, müvekkilinin de ödünç alınan bedel ile davacıdan bahse konu parsellerin bir kısmını satın aldığını, bir müddet sonra da kalan hisselerin alımı hususunda anlaşıldığını ve müvekkilinden alınan 120.000,00 TL ile taşınmaz hisselerinin yarısının da satın alındığını, davacının satış bedelinin tamamını peşinen almış olmasına rağmen tapuda devir vermediğini, ayrıca bu işlemlerin yapıldığı tarihlerde davacının akıl sağlının yerinde olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar
K2 ve K3 vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; müvekkillerinin karı-koca olduklarını, müvekkili K2’in uzun yıllar A1 Köyünde muhtarlık yaptığını, ekonomik durumunun iyi olduğunu, imkanlar dahilinde taşınır ve taşınmaz alıp sattığını, davacının dava konusu taşınmazlardaki hak ve hisselerini müvekkiline satmak istediğini, ancak müvekkilinin o dönem ekonomik durumunun iyi olmaması sebebiyle satışın sonraya bırakıldığını, müvekkilinin alım işlemi için kardeşi olan diğer davalı K4’den toplam 200.000,00 TL borç aldığını, 29/04/2013 tarihinde adı geçen parsellerin intikalinin tamamlandığını, davacı dışında kalan ve hisselerini müvekkiline satan hissedarların vekilleri ile 30/04/2013 tarihinde Karataş Tapu Müdürlüğü’ne gidildiğini, ancak davacı K1’un gelmediğini, daha sonra davacının almış olduğu 200.000,00 TL’nin teminatı olarak ipotek tesis edilmesine muvafakat verdiğini ve Karataş Tapu Müdürlüğü’nün 30/04/2013 tarih ve 1881 yevmiye sayılı ipoteğinin tesis edildiğini, davacının bu işlemler sırasında akıl sağlığının yerinde olduğunu, davacının kötü niyetli olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda 07/12/2017 tarihinde verilen kararda özetle; davacının yaşı, deneyimsizliği, taşınmazı satmayı gerektirecek ekonomik güçlük çekmeyişi, davalı K2’in dinlenen tanık beyanlarına göre köydeki taşınmazları alma isteği karşısında davacının satmak istememesi, davalılardan K4’in yapılan sosyal ekonomik durum araştırmasında davalı K2’e 200.000,00 TL borç verme ihtimalinin düşük olması, ayrıca borç verildiği iddia edilen meblağın tanık dinletme sınırının çok üzerinde oluşu ve dosya kapsamında dinlenen tanıkların K2 ile K4 arasındaki borç ilişkisini hiç duymadıkları yönündeki beyanları, taşınmazın satım bedeli olduğu iddia edilen 200.000,00 TL’nin davacı asile ödendiğinin yazılı belge ile ispatlanamaması, alım-satım akdi yapmak isteyen tarafların vekalet vermek suretiyle bir başkası lehine ipotek tesis işlemi yapmasının hayatın olağan akışına aykırı olması ve Karataş Cumhuriyet Başsavcılığı dosyasındaki taraf ve tanık beyanlarının değerlendirilmesinde davalı K2’in 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 505. maddesinde düzenlenen; “Talimata uygun ifa” ve 506. maddesinde düzenlenen, “Şahsen ifa, sadakat ve özen gösterme” fiillerine aykırı hareket ettiği gerekçeleriyle ipoteğin fekkine, kötü niyet tazminatı talebinin reddine yönelik karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesinin
07/12/2017 t arihli kararına karşı istinaf yoluna başvuran davalılar vekilleri istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece verilen kararının dosya kapsamı ile uyuşmadığını, karar gerekçesinde belirtilen hususların dayanağının olmadığını, vekaletin kötüye kullanılması ve vekil edenin iradesi dışında işlem ifasının söz konusu olmadığın belirterek, kararının kaldırılıp davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Dairemizin 2018/324
Esas, 2018/386
Karar sayılı kararında özetle
; “…Somut olayda, dosyaya yansıyan bilgi ve belgelerden DSİ Adana VI. Bölge Müdürlüğü tarafından A1 köyünde toplulaştırma çalışmalarının yapıldığı, bu çalışmalar sonucunda davacıya intikal eden hisseler üzerine davalı K2’in davalı K4’den aldığını ileri sürdüğü 200.000,00 TL’lik borç karşılığı, davacının daha önceden davalı K3’a verilen vekaletle ipotek tesis işleminin gerçekleştirildiği, davacı K1’ye 15/03/2013 tarihinde 80.000,00 TL, 06/04/2013 tarihinde ise kira ücreti ile birlikte toplam 125.000,00 TL davalı K2 tarafından ödendiğine ilişkin evrak suretlerinin davalılar tarafından dosyaya sunulduğu, mahkemece bu hususta belge asılları temin edilerek imza ve yazı incelemesi yaptırılmadığı, ayrıca davacının davalılar hakkında dosyamıza konu olay ile ilgili Karataş Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapmış olduğu şikayet nedeniyle 2016/179 soruşturma numaralı dosyada davalılar hakkında soruşturmanın yürütüldüğü, henüz sonuçlanmadığı, fekki istenilen ipotek ile ilgili akit tablosunun ve buna ilişkin evrak suretlerinin ilgili tapu müdürlüğünden getirtilmediği anlaşılmaktadır.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2014/14988 Esas, 2016/2998 Karar sayılı ilamında da belirtildiği şekilde, davacının şikayeti sonucunda Karataş Cumhuriyet Savcılığı’nda yürütülen soruşturmanın sonucu beklenip toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken mahkemece eksik inceleme ile değerlendirme yapılıp karar verilmesi doğru değildir.
Mahkemece, soruşturma dosyası sonucunda verilen kararın kesinleşmesi (ceza mahkemesinde dava açılması halinde verilecek kararın kesinleşmesi) beklenerek, soruşturma dosyasında veya ceza dosyasında ödeme belgeleri ile ilgili imza incelemesi yaptırılmaması halinde imza incelemesi de yaptırarak ipoteğe konu akit tablosu ve buna ilişkin evrak suretleri de getirtilerek delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu hususlar yerine getirilmeden karar verilmesi usul ve yasaya uygun değildir.
Bu nedenlerle davalılar vekillerinin istinaf başvurularının, esasa ilişkin inceleme yapılmaksızın, 6100 Sayılı HMK’nun 353/1-a-6 bendi uyarınca kabul edilerek kararın kaldırılması gerektiği…” şeklindeki gerekçeyle kararın kaldırılmasına yönelik karar verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ
TARAFINDAN YENİDEN VERİLEN
KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yeniden yapılan yargılama sonucunda; davalı K2’in davacı ve onun dava dışı kardeşlerinin miras yoluyla edindikleri hisselerini satın almak istediğini, bu amaçla 07/02/2013 tarihinde davacı K1 ve kardeşleri adına kayıtlı hisselerin intikali için vekalet verilmesi hususunda Adana 2. Noterliğinde önce davacının kardeşleri müracaat ederek satış ve intikal yetkisini içerir 07.02.2013 tarih ve 1770 sayılı vekaletname düzenlendiğini, aynı gün davacının da kardeşleri ile birlikte noterde olduğunu, davalı K2’in davacının hisselerini almak için maddi güçlük çekmesi nedeniyle diğer davalı kardeşi K4’ten toplamda 200.000,00 TL borç para aldığını, bu nedenle davacının düzenleme şeklinde 07/02/2019 tarih 01779 yevmiye nolu vekaletnameyle kendisine miras yoluyla kalan hisselerin intikali ve 3. kişiler lehine ipotek tesis edilmesi amacıyla davalılar K2 ve K3’a yetki verdiğini, bilahare davacı K1’ye 15/03/2013 tarihinde 80.000,00 TL, 06/04/2013 tarihinde kira ücreti ile birlikte toplam 125.000,00 TL’nin davalı K2 tarafından ödendiğine dair davacının imzalarını taşıyan adi yazılı iki adet ”Belgedir ” başlıklı belgenin davalı tarafça dosyaya sunulduğunu, davacıdan alınan vekaletnameye dayalı olarak davalı K4 lehine alacağına karşılık olarak 30/04/2013 tarihinde ipotek tesis edildiğinin anlaşıldığını, Karataş Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2016/179 soruşturma nolu dosyasında alınan kriminal raporda anılan belgelerdeki imzaların davacının eli ürünü olduğu sonucuna varıldığını, davacı vekili cevaba cevap dilekçesinde söz konusu ödeme belgelerinin sahte olarak düzenlendiği iddiasıyle kabul etmediklerini beyan etmişse de, yargılamanın son celsesindeki beyanında ödeme belgeleri konusunda imza itirazı ve inceleme talepleri olmadığı beyanında bulunduğundan mahkemece ayrıca bir imza ve yazı incelemesi yapılması yoluna gidilmediğini, davalılar K2 ve K3’ın vekalet görevlerini kötüye kullandıkları iddiasının ispatlanamadığını, davacının hukuk işlem ehliyetini haiz olup yaşlılığı veya tecrübesizliğinden faydalanılmasının söz konusu olmadığını, bu hususta tanık beyanları ve özellikle davacının duruşmadaki ”sattığımı da aldığımı da bilirim” şeklindeki beyanı da işlem ve davranışlarının hukuki sonuçlarını bilebilecek durumda olduğunu gösterdiğini, fekki talep edilen ipoteğin dayanağı olan davalılar K2 ve K4 arasındaki borç ilişkisinin muvazaalı olduğunun davacı tarafça ispatlanamadığı, ipotek bedelinin davacı K1’ye ödendiğinin davalı tarafça 06/04/2013 ve 15/03/2013 tarihli ödeme belgeleriyle ispatlandığını, bu nedenle ipoteğin fekki şartlarının oluşmadığı kanaatine varıldığını gerekçe olarak gösterip davanın reddine yönelik karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
İstinaf yoluna başvuran davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, 14/09/2017 tarihinde dinlenen davalı K4 tanığı K7’ın uzun yıllardır dava konusu taşınmazların bulunduğu köyden uzakta yaşadığını, dava konusu olaylarla alakalı kendi görgüsüne ve bilgisine dayalı hiçbir bilgisinin olmadığını, bu hususu beyanları ile açıkça ortaya koyduğunu, diğer davalı tanığı K8’in ise müvekkilinin paraya ihtiyacı olmadığını ve davaya konu ipotek tesis edilen taşınmazları satmak isteyip istemediğini bilmediğini ve para alış verişi ile ilgili hiçbir bilgisi olmadığını açıkça beyan ettiğini, tanık beyanlarından anlaşılacağı üzere müvekkili lehine beyanların söz konusu olduğunu, olayın esas içeriği ile alakalı olarak tam olarak bilgi sahibi olmadıklarını, davaya konu olayla en yakın bilgi ve görgüye sahip olan K5’ın dosyalarına delil olarak sunulan Karataş Cumhuriyet Başsavcılığı dosyasında vermiş olduğu 07/02/2017 tarihli ifadesinde; K6 (davalı tarafça dosyaya sunulan sözde ödeme belgelerinde ismi geçen) vasisi olarak hareket ettiğini, 07/02/2013 tarihinde K6’in noterde yanında olduğunu, K2’in 6 dönüm yer için K6’e 29.500 TL ve kısa bir süre sonra 4.500 TL verdiğini beyan ettiğini, 130.000 TL aldıkları hususunun gerçeği yansıtmadığını, K5 ailesi olarak K2’e tapular çıkmadığı için 40 dönüm yer sattıklarını düşündüklerini ancak toplulaştırma neticesinde adlarına düşen miktarın 80 dönüm kadar olduğunu öğrendiklerini, K2’in bu konuda kötü niyetli hareket ettiğini, davalı K2’in K1′ un evine konuşmak için gidelim dediğini, kendisinin bu hususu kabul ettiğini ancak müvekkili K1’un satmaya yanaşmadığını ve bunun üzerine evden ayrıldıklarını, K1’u notere getirdiğini ve yanında sadece K4 ve K2’in bulunduğunu başka tanıdık kimse olmadığını, K1’un herhangi bir evrak imzaladığını görmediğini ve para aldığını görmediğini açıkça beyan ettiğini, belirtilen beyanlardan davalıların birlikte hareket etmek suretiyle toplulaştırma işlemlerinden menfaat elde etmek için çaba gösterdikleri ve müvekkilini kandırarak ipotek tesisine yönelik vekaletname aldıklarının aşikar olduğunu, kaldı ki; Türk Medeni Kanun hükümleri gereğince vasi adına yapılacak olan hukuki işlemlerde özellikle yüksek tutarlı para içeren hukuki işlemlerde vesayet makamı olan mahkemelerden onay ve yetki alması, ayrıca bu işlemleri ile ilgili yine vesayet makamına hesap verilmesi gerektiğini, görüldüğü üzere vasinin gerçekleştirdiğini iddia ettiği işlemle ilgili vesayet makamına bilgi verilmediği ve işlemlerin ne kadar sağlıksız gerçekleştirildiğinin açık ve net olduğunu, yine 12/10/2017 tarihli duruşmada hazır ettikleri ve muvafakat edilmediğinden dinlenmeyen K9’ın (satımda ve belgelerde adı geçen müvekkilimin kardeşi) Karataş Cumhuriyet Başsavcılığı 2016/179 Hz. Dosyasında 01/02/2017 tarihinde vermiş olduğu ifadede; kardeşlerinden almış olduğu hisse karşılığında 42 dönümlük yeri 210.000 TL’ye K2’e sattığını, borç ödeme evrakının noterde işlem yaparken evraklar arasına sokularak imzalatıldığını düşündüğünü, 1.000.000 TL almadığını, K2’in savcılıkta ifade verdikten sonra kendisini aradığını ve 1.000.000 aldığını söyle şeklinde telkinde bulunduğunu, kendisinin almadığı parayı aldım demeyi kabul etmediğini, müvekkili K1’un hissesini satmak istemediğini, davalı K2’in ben araziyi K1’tan bir şekilde almasını bilirim dediğini, noterde iken K2’in K5’a hitaben K1 notere gelmez ise sizin hissenizi de satın almam dediğini, bunun üzerine K1’un K5 ile notere geldiklerini, K1’un hissesini satmak isteseydi ipotek vermeyip doğrudan kendileri gibi vekaletname verip ve hissesini satabileceğini belirttiğini, davalı K2’in 26/07/2016 tarihinde 2016/179 Hz. Dosyasında savcılıkta bizzat verdiği ifade de K9 ile ilgili olarak 520.000 TL elden ödeme yaptığı, karşılığında belge aldığı, belge alınmadığı halde 1.000.000 TL alındığını yazdıklarını, ancak K9’ın kendisine diğer bir kısım hisseleri devredemediğinden 520.000 TL ödeme yaptığını ve hepsini elden ödediğini beyan ettiğini, müvekkilinden tarlasını alacağını ancak parası çıkışmadığı için kardeşi diğer davalı K4’den borç para aldığını ve bu paradan öncelikle 80.000 TL müvekkiline ödediğini, akabinde 120.000 TL ödediğini beyan ettiğini, ancak bu ödemeleri de devir esnasında değil de önden ödediğini beyan ettiğini, müvekkili tapuyu devretmeyince ipotek tesisi yoluna giderek kardeşi diğer davalı K4 lehine ipotek tesis işlemini gerçekleştirdiğini açıkça beyan ettiğini, ayrıca davalı K2’in dosyaya sunulan ödeme belgeleri ile ilgili olarak belgeleri kendisinin bilgisayarda hazırladığını ancak miktar kısımlarını ne kadara anlaşacaklarının belli olmaması nedeniyle boş bıraktığı ve sonradan doldurduğu şeklinde ifade verdiğini, görüldüğü üzere davalı K2 ile müvekkili arasında herhangi bir alım satım ilişkisi olmadığını, davalı tarafından kandırılarak ipotek tesis yetkisi alındığını, ifadede belirtildiği üzere ödeme iddiasının satımdan önce gerçekleştiğini, ödeme belgelerinin miktar kısımlarının boş bırakıldığını ve sonradan doldurulduğunu, ipotek tesisinin ise kendi beyanına göre müvekkilinin tarlasını satmak istememesi üzerine gerçekleştiğini, belirtilen bu kişilerin noterde işlemler öncesi ve esnasında orada bulunan kişiler olduğunu, olayları en yakından gören ve bilen kişiler olduğunu, dolayısı ile ifadelere bakıldığında davalıların sahte ödeme belgeleri oluşturarak kendilerini güvenceye almak istemeleri ve müvekkilini kandırarak ipotek tesisine yönelik vekaletname aldıklarının açıkça ortada olduğunu, davalı tanıklarının tümünün anlatımından ve dosya içeriğinden anlaşılacağı üzere; davalılar K2 ve kardeşi K4 arasındaki yüklü borç ilişkisinin gerçek olmadığını, toplulaştırma işlemlerinin tapuda gerçekleştiği tarihten hemen bir gün sonrasında ipotek tesisi işleminin gerçekleşmesi, müvekkilinin arazisinin satımından alacağı paraya ihtiyacının olmaması, alım satım işlemlerinde alınan ve verilen paraların çok yüklü miktarlar olmasına rağmen elden ödemelerle gerçekleşmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, müvekkilinin herhangi bir ödeme almadığını, müvekkilinin kardeşlerinden ve müvekkilinden alınan ödeme belgelerinin miktar kısımlarının gerçeğe aykırı olarak sonradan doldurulduğunu, davalıların Karataş Cumhuriyet Başsavcılığında konu ile ilgili olarak çelişkili ifadeler verdiklerini, davalıların toplulaştırma işlemlerine konu yerleri satın almaya çaba gösterdikleri gibi nedenlerden yapılan işlemin muvazaalı olduğu ve iptali gerektiğinin aşikar olduğunu, karar duruşmasında ısrarla taraflarınca işlemin muvazaalı yapıldığı ve muvazaaya ilişkin delillerinin dosyaya sunulduğunun belirtilmesine rağmen ilk derece mahkemesi hakimliğince savcılık dosyasındaki imzaya ilişkin dar kapsamlı değerlendirme yapıldığının görüldüğünü, davalarının niteliği itibariyle her türlü delille ispata açık bir dava olduğunu, dolayısı ile dinlenen tanık beyanları, toplulaştırma işlemlerinin tapuya kayıt tarihi ile gerçekleştirilen ipotek işlem tarihinin sıralı olması, tüm iddia ve savunmalar ile toplanan delillerin değerlendirilmesinde; davacının yaşı, deneyimsizliği, taşınmazı satmayı gerektirecek ekonomik güçlük çekmeyişi, davalı K2’in dinlenen tanık beyanlarına göre köydeki taşınmazları alma isteği karşısında davacının satmak istememesi, davalılardan K4’in yapılan sosyal ekonomik durum araştırmasında davalı K2’e 200.000,00 TL borç verme ihtimalinin düşük olması, ayrıca borç verildiği iddia edilen meblağın tanık dinletme sınırının çok üzerinde oluşu ve dosya kapsamında dinlenen tanıkların K2 ile K4 arasındaki borç ilişkisini hiç duymadıkları yönündeki beyanları, taşınmazın satım bedeli olduğu iddia edilen 200.000,00 TL’nin davacı asile ödendiğinin yazılı belge ile ispatlanamaması, kaldı ki alım-satım akdi yapmak isteyen tarafların vekalet vermek suretiyle bir başkası lehine ipotek tesis işlemi yapmasının hayatın olağan akışına aykırı olması ve Karataş Cumhuriyet Başsavcılığı dosyasındaki taraf ve tanık beyanlarının değerlendirilmesinde davalı K2’in 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 505. Maddesinde düzenlenen “Talimata uygun ifa” ve 506. Maddesinde düzenlenen “Şahsen ifa, sadakat ve özen gösterme” fiillerine aykırı hareket ettiği, vekalet görevini kötüye ve vekalet verenin açık arzusuna aykırı bir şekilde özen ve sadakat borcuna aykırı hareket ettiğinin de sabit olduğunu, kaldı ki dosyaya delil olarak sundukları savcılık dosyasında verilen takipsizlik kararına itirazları sonucunda da Adana 4. Sulh Ceza Hakimliği 2019/2147 D.İş dosyasında açıkça “taraflar arasındaki husumetin vekaletin kötüye kullanılması kapsamında konulan ipoteğin kaldırılması olduğu şikayetin TCK kapsamında suç teşkil etmediği ve hukuki ihtilaf bulunduğu” nedeniyle itirazlarının reddolunduğunu, bu durumda davalılar hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesinin hukuk davalarına dayanak teşkil eden muvazaaya ve vekaletin kötüye kullanılmasına ilişkin iddialarının kanıtlanmadığı anlamına kesinlikle gelmeyeceğini, aksine soruşturma dosyasındaki kararda da bu hukuki ihtilafın kapsamını net bir şekilde ortaya koyduklarını, ancak her ne kadar soruşturma dosyasında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiş olsa da soruşturma dosya içeriğinde alınan davalıların beyanları ve diğer bilgisine başvurulan müvekkilinin kardeş ve akrabalarının beyanları dikkatlice incelendiğinde muvazaa ve vekaletin kötüye kullanıldığı iddialarının doğruluğunun anlaşılacağını, yine soruşturma dosyasında özellikle ödeme belgesine ilişkin bizzat davalıdan alınan beyanlar ile yine ödemeye ve borçlanmaya ilişkin dosyada dinlenen tanık beyanları da muvazaayı açık bir şekilde ortaya koyduğunu belirterek kararının ortadan kaldırılarak davanın kabulüne yönelik karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Taraflar arasındaki dava, İpoteğin Kaldırılmasıistemine ilişkindir.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle, ipotek kavramı üzerinde durulması ve kesin borç (anapara) ipoteği ile üst limit (maksimal) ipoteği arasındaki ayrımın ortaya konulması gerekmektedir.
Taşınmaz rehninin bir çeşidi olan ipotek, Medeni Kanun’un 881-897. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Söz konusu maddelerde ipoteğin tanımı yapılmaksızın, ipoteğin amacı ve niteliği (m. 881), kurulması ve sona ermesi (m. 882- 887), hükümleri (m. 888- 891) ve kanuni ipotek hakları (m. 892- 897) ile ilgili hususlar ele alınmıştır.
Doktrinde ipotek kavramı, kişisel bir alacağı güvence altına alma amacını güden, kıymetli evraka bağlı olmayan ve bir taşınmazın değerinden alacaklının alacağını elde etmesi olanağını sağlayan sınırlı ayni hak olarak tanımlanmaktadır. (Jale G. Akipek/Turgut Akıntürk, Eşya Hukuku, 2009, s. 786; Kemal Gürsoy/Fikret Eren/Erol Cansel, Türk Eşya Hukuku, 1984, s. 1032)
İpotek, güvence miktarının belirleniş tarzından ve kaynağından (hukuki sebebinden) hareketle sınıflandırılabilir. Güvence miktarının belirleniş tarzına göre ipotek, anapara ipoteği ve üst sınır ipoteği olmak üzere ikiye ayrılır. Kaynağına göre ise, iradi ipotek ve kanuni ipotek olmak üzere iki tür ipotekten bahsedebiliriz. Kanuni ipotek de kendi içerisinde, doğrudan doğruya kanundan doğan ipotek hakları ve dolayısıyla kanundan doğan ipotek hakları şeklinde ikiye ayrılmaktadır (K2 Ayan, Eşya Hukuku, C.III, Sınırlı Ayni Haklar, 2.Baskı, 2001, s. 183; Jale G.Akipek/Turgut Akıntürk, s. 792; İlhan Helvacı, Sözleşmeden Doğan İpotek, 2008, s. 4).
Güvence miktarının belirleniş tarzına göre ipotek, güvence altına alacağı alacak açısından geniş bir uygulama alanına sahiptir. Yukarıda da belirtildiği üzere, şarta bağlı veya şartsız, belirli veya belirsiz her türlü alacağın, hatta ilerde doğacak veya doğması yalnız imkân dâhilinde olan alacakların dahi ipotekle güvence altına alınması mümkündür. Bununla birlikte, borçlunun doğmuş ve doğacak bütün borçlarının ipotekle güvence altına alınması mümkün değildir. Borçlunun ekonomik özgürlüğünün önemli ölçüde sınırlanıyor olması nedeniyle bu tür taahhütler, kişilik haklarına aykırılık nedeniyle geçerli kabul edilmemektedir (TMK. m. 23, BK. m. 20) (Akipek/Akıntürk s. 756; Helvacı, s. 6, dn. 9).
Taşınmaz rehninin temel ilkelerinden biri olan belirlilik ilkesi gereğince, ipoteğin kurulmasında, taşınmazın ne miktar alacak için güvence teşkil edeceği tapu kütüğünde açıkça gösterilmelidir. Bu husus, TMK. m. 851’de “Taşınmaz rehni, miktarı Türk parası ile gösterilen belli bir alacak için kurulabilir. Alacağın miktarının belli olmaması hâlinde, alacaklının bütün istemlerini karşılayacak şekilde taşınmazın güvence altına alacağı üst sınır taraflarca belirtilir.” şeklinde ifade edilmiştir.
TMK’ nın 851. maddesinden de anlaşıldığı üzere ipotek, güvence altına alınması düşünülen alacağın miktarının belirli olup olmamasına göre iki şekilde kurulabilir. Buna göre, ipotekle güvence altına alınması düşünülen alacağın miktarı belirli ise anapara ipoteği, belirli değilse üst sınır ipoteği kurulur. (K4 Köprülü/Selim Kaneti, Sınırlı Ayni Haklar, 1982- 1983, s. 284, 287; Kemal Oğuzman/Özer Seliçi/Saibe Oktay- Özdemir, Eşya Hukuku, 12. Baskı, 2009, s. 720; Nuşin Ayiter, Eşya Hukuku, 1983, s. 171; Akipek/Akıntürk, s. 757; Mustafa Dural, Eşya Hukuku Dersleri, 1981, s. 136; Ayan, s. 136; HGK. 24.05.1989, E. 11294/ K. 378, (YKD. S. l, 1990, s. 11).
İpoteğin kurulması anında güvence altına alınmak istenen alacak, mevcut ve miktar itibarıyla belirli ise, bu miktar tapu kütüğüne tescil edilir. Bu durumda, bir anapara ipoteği veya sabit ipotek söz konusu olur (Köprülü/Kaneti, s. 284; Şeref Ertaş/İlknur Serdar/Damla Gürpınar, Eşya Hukuku, 2008, s. 538).
Anapara ipoteği, mevcut ve miktarı belirli alacaklar için kurulur. Bu tür alacaklar için anapara ipoteği kurulması hâlinde, güvence altına alınan alacağın gerçek miktarı tapu kütüğüne tescil edilir. Bu durumda, tapudaki kayıt sadece borçlanılan sermayenin gerçek miktarını temsil eder. (Oğuzman/Seliçi/Oktay-Özdemir, s. 720). Ancak, anılan ipotek türünde rehin yükünün kapsamı, tapu kütüğüne tescil edilen alacak miktarı ile sınırlı değildir. Medeni Kanun’un 875 ve 876. maddelerinde sayılan yan alacaklar da rehin yükü kapsamındadır.
İpoteğin kurulması esnasında güvence altına alınmak istenen alacağın miktarı belirli değilse, alacaklının bütün istemlerini karşılayacak şekilde taşınmazın güvence altına alacağı üst sınır taraflarca belirlenmelidir. Bu şekilde, miktarı belirli olmayan alacaklar için kurulan ipoteğe, üst sınır ipoteği veya azami meblağ ipoteği adı verilir. (Köprülü/Kaneti, s. 287; Akipek, s. 192; Ayan, s.136).
Üst sınır ipoteği, genellikle rehnin kurulduğu anda miktarı bilinmeyen ve ilerde doğacağı zamanda da miktarının ne olacağı tahmin edilemeyen alacaklar için kurulur. Henüz gerçekleşmemiş olmakla birlikte doğması ihtimali bulunan tazminat alacakları, genel kredi hesabı veya cari hesaptan doğan alacaklar ile şarta bağlı alacaklar bu tür alacaklara örnek olarak gösterilebilir. (Oğuzman/Seliçi/Oktay-Özdemir, s. 720; Köprülü/Kaneti, s. 287- 288; Gürsoy/Eren/ Cansel, s.967- 968; Ayan, s. 136).
Bununla birlikte, miktarı belirli bir alacak için de üst sınır ipoteğinin kurulmasına kanunen bir engel bulunmamaktadır. Diğer bir ifadeyle taraflar, anapara ipoteği ile güvence altına alabilecekleri miktarı belirli bir alacağı da üst sınır ipoteği ile güvence altına alabilirler. Bu durumda, miktarı belirli bir alacak için kurulmuş ipoteğin, anapara ipoteği mi yoksa üst sınır ipoteği mi olduğu sorunu ortaya çıkabilir. Sorunun çözümünde, tarafların ipotek sözleşmesinde kullanmış oldukları ibarelerden ve tarafların iradelerinin yorumlanmasına yardımcı nesnel ölçütlerden (faiz şartı gibi) yararlanılabilir. Tarafların iradelerinin açık olmaması hâlinde ipoteğin çeşidi güvence altına alınan alacağın miktarının belirli olup olmamasından hareketle belirlenmelidir. (Atilla Altop, Anapara İpoteği- Limit (Üst Sınır) İpoteği Ayrımının Uygulamaya Yansıyan Sonuçları, Aysel Çelikel’e Armağan, 1999-2000, s. 37, 38).
(Bknz.
Yargıtay
Hukuk
Genel
Kurulu
‘nun
2013/
8-
1717
Esas,
2015/895
Karar sayılı ilamı)
Türk Medeni Kanunu madde 884’e göre, borçtan şahsen sorumlu olmayan taşınmaz maliki, borçluya ait koşullar içinde borcu ödeyerek taşınmazın üzerindeki ipoteğin kaldırılmasını isteyebilir, dava açarak ipoteğin kaldırılmasını talep etme hakkı vardır. Açılacak davada dava tarihi itibarıyla ipotek ile teminat altına alınan herhangi bir borcun bulunmaması gerekir.
Somut olayda; yerel mahkeme tarafından dairemize ait kaldırma kararı sonrası gerekli inceleme ve araştırmanın yapılarak davacı tarafın iddia ettiği vekaletin kötüye kullanılması ve muvazaa iddiasının ispatlamadığı gerekçesiyle davanın reddine kararın verildiği, davacı vekili tarafından kararın istinafa taşındığı görülmektedir.
Dosyaya yansıyan bilgi, belge ve deliller dikkate alındığında, vekaletin kötüye kullanıldığının ve davalılar arasındaki işlemlerin muvazaa olduğu davacı tarafça ispatlanamamıştır.
Bu nedenlerle davacı vekilinin istinaf dilekçesinde ileri sürmüş olduğu hususlar yerinde değildir.
Dosya içeriğine, toplanan delillere, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355. maddesi gereği istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve re’sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesine ait kararda usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığından, istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK.nın 353/1-b-1 bendi uyarınca esastan reddi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-
Karataş Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 28/11/2019 tarih ve 2018/205 Esas, 2019/294 Karar sayılı kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davacı vekilinin istinaf başvurusunun, 6100 Sayılı HMK’nın
353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-
Davacı vekilinin istinaf talebinin reddolunması nedeniyle Harçlar Kanunu hükümleri uyarınca alınması gereken harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
3
–
İstinaf eden tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin kendisi üzerinde bırakılmasına,HMK’nın 333. maddesi uyarınca kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,
4
–
Dairemizce celse açılmadan gerekli inceleme yapıldığından taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
5
–
Kararın taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 Sayılı HMK’nın 361/1. maddesi uyarınca tebliğden itibaren 2 hafta içerisinde,
Yargıtay’da temyiz kanun yolu açık olmak üzere
, oy birliğiyle karar verildi.25/11/2020
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe