T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :
İSKENDERUN 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVACI:
K1- N1
VEKİLLERİ:
Av. K2
Av. K3 – A1
DAVALI:
K4- A2
VEKİLİ:
Av. K5 – [N2] UETS
DAVANIN KONUSU :
Elatmanın Önlenmesi (Tapulu Taşınmazda)
DAVA TARİHİ :
01/03/2019
DAİRE KARAR TARİHİ :
07/12/2020
KARAR YAZIM TARİHİ :
10/12/2020
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; davalı K4’nın müvekkilinin oğlu olduğunu, A3 Mah. Tapusunda kain, 509 Ada 3 nolu parsel sayılı taşınmazın 3. Katında ikamet eden K4’nın 2013 yılından beri kullandığını, 5 yıldır herhangi bir kira veya ecrimisil ödemediğini, bu nedenlerlefuzuli işgalci durumunda olan davalı müdahalesinin men’ine, taşınmazdan tahliyesine ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davacının müvekkilinin babası olduğunu, Müvekkilinin bahse konu taşınmaza babasının ısrarları üzerine yerleştiğini, davacı K1’nın 2011 yılında davaya konu taşınmazın bulunduğu binanın inşaatına başladığını, sadece birinci katını tamamladığını, müvekkilinin başka bir yerde kirada oturuyor iken davacı olan babasının ısrarları ile gelip inşaatı tamamlamasını ve kendisinin daireye yerleşmesini istediğini, müvekkilinin ise toplamda 75.000,00 TL masraf yaparak kaba inşaatı tamamladığını ve eve geçtiklerini, davacının babası olması nedeniyle sözlü olarak anlaşıldığı ve yazıya dökülmediğini, bu nedenlerle haksız açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;
Somut olayda keşfen yapılan inceleme, verilen bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamında yer alan belgelere göre dava konusu taşınmazın 3.kattaki daireye davalı tarafından el atıldığı, müdahalenin haksız olduğu, taraflar arasında herhangi bir kira ilişkisinin bulunmadığı, davacı ve davalının baba/oğul olması karşısında daha önce sözlü ariyet sözleşmesinin kurulduğu, dava açılmakla bunun geri alındığı artık davalının herhangi bir hakka dayanmaksızın dava konusu taşınmazda haksız şagil durumuna düştüğü, davalı bir kısım tadilatlar yaptığını bu nedenle hapis hakkı bulunduğunu ileri sürmüş ise de; taşınmazı tahliye ettiği halde yapmış olduğu imalatları sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca isteyebileceği, taşınmazı tahliye etmediğinden henüz bir alacak hakkının ve hapis hakkının doğmadığı, taşınmazın davacının mülkiyetinde bulunduğu ve davalı tarafından haksız olarak kullanıldığı hususunda kesin ve kati vicdani kanaat oluşması neticesinde taşınmaza yapılan el atmanın önlenmesine ve taşınmazdan tahliyesine, yönelik karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
İstinaf yoluna başvuran davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın reddedilmesi gerekirken yerel mahkeme tarafından davanın kabulüne karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının, hakkın kötüye kullanılması niteliğindeki davasının reddi gerektiğini, yerel mahkeme gerekçeli kararı olaya uygun olmamakla, denetime elverişli olmadığını, davacı K1’nın müvekkilinin babası olduğunu, davaya konu taşınmazın maliki her ne kadar davacı ise de müvekkilinin bahse konu taşınmaza babasının ısrarları üzerine yerleştiğini, davacı K1 2011 yılında davaya konu taşınmazın bulunduğu binanın inşaatına başladığını, sadece birinci katını tamamladığı davaya konu taşınmazın bulunduğu parselde 4 katlı bina yaptırdığını, kendisi birinci katını tamamlamış diğer katları ise inşaat halinde bıraktığını, davacı kaba inşaat bittikten sonra 1. katın tamamının tadilatını yaparak yerleşmiş diğer katları ise kaba inşaat halinde bıraktığını, müvekkili farklı bir adreste kiracıyken davacı K1 oğluna 3. katın tadilatını yaparak yerleşmesi için ısrarlar ettiğini, zamanı gelince tapuların zaten paylaşılacağını yapılan tadilatın kendisi evi için olacağını kira masrafından da böylece kurtulmuş olacağını söyleyen davacı müvekkilini ikna etmeyi başardığını, ailevi bağlardan dolayı babasının sözüne güvenen fakat aralarındaki sözlü akdi yazıya dökmeyen müvekkilinin davaya konu taşınmaza kaba inşaat halindeyken 75.000 TL’lik masraf ve tadilat yaparak yerleştiğini, müvekkiline hapis hakkı tanınması gerektiğini, dosya kapsamında dinlenen tüm tanık beyanları da bu hususu doğrular nitelikte olduğunu, müvekkili dava konusu taşınmazı babasının isteği ve ısrarı üzerine tadilat ettikten sonra 2013 yılından bu yana burada yaşamaya başladığını, taraflar arasında bu hususta anlaşmanın olduğunun açık olduğunu, yerel mahkeme gerekçeli kararında “müvekkilinin dava konusu taşınmazın 3. kattaki daireye el atıldığı, müdahalenin haksız olduğunu, davacı ile davalı arasında sözlü ariyet sözleşmesinin olduğunu ancak dava açılmakla geri alındığını, davalının bir hakkı bulunmaksızın taşınmazda ikamet ettiği” belirtilmek suretiyle davanın kabulüne karar verildiğini, ancak yerel mahkeme kararının kabulünün mümkün olmadığını,
Davacının aradaki anlaşmayı tek taraflı olarak hakkın kötüye kullanılması ve dürüstlük kuralına aykırı olacak şekilde feshinin hukuk düzenince korunmaması gerektiğini, herhangi bir ihtar söz konusu olmadığını, dava ile birlikte öğrendiğini,
Bu anlamda davayı kabul anlamına gelmemek üzere müvekkilimin davaya sebebiyet vermemesi sebebiyle yapılan yargılama gideri ve ücreti vekaletin davacı üzerinde bırakılması gerekirken müvekkiline yükletilmesini kabul etmediklerini,
Dosya kapsamında tüm delillerin toplanmadığını, davaya cevap ve beyan dilekçelerinde davacı tarafa dava konusu yönünden yemin teklif edilmiş olmakla yerel mahkemece bu yönde bir karar tesis edilmeden eksik inceleme ile usul ve yasaya aykırı olarak alelacele hüküm tesis edildiğini,
Yine davayı kabul anlamına gelmemek üzere, davanın kabulü kararında müvekkilinin hapis hakkının da hükümde yer alması gerekmekte olduğunu, bu yönüyle de yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, hal böyle iken davacının kötü niyetle ikame ettiği davasının kabulü kararında müvekkilinin yapmış olduğu “mütemmim cüz niteliğindeki yapı ve tesisler” göz ardı edilerek eksik bir şekilde hatalı hüküm tesis edildiğini,
Dava konusu gayrimenkul değeri fahiş olarak belirlendiğini, dosyada mevcut bilirkişi raporunun denetime ve hükme elverişli bir rapor olmadığını,
Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle; istinaf taleplerinin kabulü ile; yerel mahkemenin davanın kabulü kararının istinaf incelemesi neticesinde ‘kaldırılmasını’ ve davanın reddine karar verilmesini, müvekkilinin davaya sebebiyet vermemesi sebebiyle yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Taraflar arasındaki dava, elatmanın önlenmesiistemine ilişkindir.
Somut olayda;
Davacı vekili, davacı ile davalının baba oğul olduğu, A3 Mah. Tapusunda kain, 509 Ada 3 nolu parsel sayılı taşınmazın 3. katında ikamet eden K4’nın 2013 yılından beri kullandığını, 5 yıldır herhangi bir kira veya ecrimisil ödemediğini, bu nedenlerle davalının müdahalesinin men’ine, taşınmazdan tahliyesine karar verilmesini talep ettiği, yerel mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verildiği, verilen kararın davalı vekili tarafından istinafa taşındığı görülmüştür.
** Yargıtay kararlarında da belirtildiği şekilde; elatmanın önlenmesi davası, mülkiyet hakkına dayanan ve kaynağını TMK’nın 683. maddesinden alan bir dava türüdür. Müdahalenin men’i davasında amaç, mülkiyet hakkına olan saldırının veya müdahalenin ortadan kaldırılmasıdır. Böylelikle malına haksız olarak müdahalede bulunulan malik, içinde bulunduğu durumdan kurtulmuş olur. Bahsi geçen müdahale maddi olabileceği gibi farklı şekillerde de ortaya çıkabilmektedir.
El atmanın önlenmesi davası açabilmek için dikkat edilmesi gereken bazı hususlar vardır. Bu dava bir eda davası olup taşınmaza haklı bir sebep olmadan kişi el atmış ya da tecavüz etmiş olmalıdır. Davacı olan mutlaka malın maliki ya da zilyeti konumunda olmalıdır.
Müdahalenin men’i davası hukukumuzda geniş bir yere sahiptir. Haksız el atmanın önüne geçebilmek için değişik sebeplerle el atmanın önlenmesi davası açmak mümkündür. Bunlardan bazılarını; malikin, malik olduğu taşınmaza karşı yapılan el atmanın önlenmesi için açılan dava, malikin sahip olduğu malı haksız olarak elinde bulunduran ya da ona saldıran kişiye karşı açılan el atmanın önlenmesi davası, malikin maliki olduğu şeyin doğal ürünlerine karşı yapılmış olan el atmanın önlenmesine karşı açılan dava, malikin karşılaşabileceği sınır tecavüzlerine karşı açabileceği el atmanın önlenmesi davası, malikin arazi kayması nedeniyle vaki el atmalara karşı açabileceği dava, malikin zilyetliğe saldırı olması nedeniyle açabileceği dava ve malikin geçit hakkı sebebiyle el atmalara karşı açabileceği dava, şekilde sıralayabiliriz. Davaların isimleri farklı olsa da hepsinin açılmasının ortak nedeni haksız el atmanın ve tecavüzün ortadan kaldırılmasıdır ve böylece malikin mülkiyet hakkının muhafaza edilmesidir.
”
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Davacı, kayden paydaşı olduğu 409 ada 66 parsel sayılı taşınmazdaki binanın zemin üstü 3, 4 ve 5. katlarındaki dairelerde davalı ve çocuklarının haklı ve geçerli bir nedenleri olmaksızın oturduklarını, bir bedel de ödenmediğini ileri sürerek, haksız müdahalenin önlenmesine ve ecrimisile karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, kullandıkları bölümleri davacının ve diğer paydaşın rızalarıyla inşa ettiklerini, iyiniyetli zilyet olup, yapım bedelleri ödeninceye kadar daireler üzerinde hapis haklarının bulunduğunu belirterek, ecrimisil isteğinin reddedilmesi ve hapis hakkı tanınmak suretiyle elatmanın önlenmesine karar verilmesi gerektiğini bildirmişlerdir.
Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayanağı yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle; dava konusu taşınmazdaki 3. katın davalı
K6
, 4. katın davalı
K7 ve çatı katının ise davalı K8 tarafından davacının muvafakatine dayalı olarak kullanıldığı, davalıların anılan bölümler için zorunlu ve faydalı masraflar yaptıkları gözetilerek hapis hakkı tanınmak sureti ile elatmanın önlenmesine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davacının bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.
Davacının öteki temyiz itirazlarına gelince; Bilindiği üzere; ecrimisil, kötüniyetli zilyedin geri vermekle yükümlü olduğu bir şeyi haksız olarak alıkoyması nedeniyle hak sahibine ödemek zorunda kaldığı bir tür haksız fiil tazminatıdır.
Somut olaya gelince, davalılar her ne kadar dava konusu taşınmazda davacının muvafakati ile oturuyor olsalar da davacının göndermiş olduğu ihtarname ile muvafakatini geri almış olduğu ve bu tarihten sonra davalıların iyiniyetli olduklarından söz edilemeyeceği açıktır.
Hâl böyle olunca
, davalılar tarafından yapılan zorunlu ve faydalı masraflardan her bir davalıya gönderilen ihtarnamenin tebliğ tarihinden itibaren saptanacak ecrimisilin mahsup edilmesi ve kalan miktar üzerinden hapis hakkı tanınması gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.
” (
Yargıtay
1.
Hukuk
Dairesi
2014/5602
Es.
2016/161
Karar
)
“Davacı, kayden maliki olduğu 2098 ada 46 parsel sayılı taşınmazı davalının haksız kullandığını ileri sürüp, elatmanın önlenmesine karar verilmesini istemiştir. ……. davalı açılan dava sırasında taşınmaza iyi niyetli olarak tesis niteliğinde muhtesatlar yaptığını ve bu durumun davacı bakımından haksız zenginleşmeye sebebiyet verdiğini belirterek enkaz bedeli belirlenip hüküm altına alınmadan davanın kabul edilemeyeceğini savunmuştur. . …. Anılan yasal düzenlemelerde, öngörülen talepler müstakil bir davaya konu teşkil edebileceği gibi kendisine karşı açılan bir davada da savunma yoluyla ileri sürülmesi olanaklıdır. Esasen davalı da bu yönde bir istekte bulunmuştur. Öyle ise, davalının iyi veya kötü niyetli zilyet olduğu hususları ortaya konularak buna göre istek değerlendirilip bir karar verilmesi gerekirken bu hususun göz ardı edilmesi doğru değildir. Yapılacak olan değerlendirme sonucunda, iyiniyetli olmayan zilyet için söz konusu değilse de, davalının Türk Medeni Kanununun 994. maddesi hükmü uyarınca, iyiniyetli olduğunun saptanması ve mahkemece de kabulü halinde hüküm altına alınacak zorunlu ve faydalı giderler bakımından davalı yararına hapis hakkının varlığının da gözetilmesi iktiza edeceği tartışmasızdır.”
(
Yargıtay
1.
Hukuk
Dairesi
201
0
/
7948 Es.
201
0
/
12579
Karar
). (Benzer: bknz.Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2007/4000 Es. 2007/5011 Karar)
Bu açıklamalardan sonra tekrar somut olaya gelince;
Dava konusu taşınmaz tapuda davacı adına kayıtlı olup davalının hissesinin bulunmadığı, davalı taraf, sözlü anlaşma ile evde ikamet ettiği, evin kaba inşaatı haricinde kalan kısma davalının 75.000 TL masraf yaptığını ve hapis hakkı bulunduğunu ileri sürdüğü anlaşılmıştır.
Hâl böyle olunca
, davalı tarafından yapılan zorunlu ve faydalı masraflar tespit edilerek davalıya hapis hakkı tanınması gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hapis hakkı değerlendirilmeden elatamanın önlenmesi yönünden kabul kararı verilmiş olması doğru değildir. Öncelikle davalının yaptığını iddia ettiği zorunlu ve faydalı masrafların tespit edilmesi, hapis hakkı olup olmadığı hususu değerlendirilmeli ve oluşacak sonuca göre karar verilmelidir.
Bu nedenlerle istinaf başvurusunun, 6100 sayılı HMK’nın 353/1-a-6 bendi uyarınca, kabul edilerek kararın kaldırılması gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1
–
İskenderun 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 24/10/2019 tarih ve 2019/45 Esas, 2019/315 Karar sayılı kararına karşı d avalı vekilinin istinaf başvurusunun, 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-a-6 bendi uyarınca
KABULÜNE,
2-
İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının
ORTADAN KALDIRILMASINA,
3-
Davanın yeniden görülmesi için
DOSYANIN MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,
4-
Davalı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının talebi halinde iadesine,
5-
Davalı tarafındanyapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda değerlendirilmesine,
6-
Dairemizce celse açılmadan gerekli inceleme yapıldığından taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
7-
Kararın, yerel mahkemesince taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 07/12/2020
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe