T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :
KADİRLİ 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVACILAR:
1 -K1 – N1- A1
VEKİLİ:
Av. K2
2 -K3 – N2- A2
3 -K4 -N3- A3
DAVALI:
KADİRLİ NÜFUS MÜDÜRLÜĞÜ -A4
ASLİMÜDAHİL:
1-K5 – N4-A5
2 -K6 -N5- A6
DAVANIN KONUSU :
Babalığın Tespiti, Ölüm Tarihinin Tespiti
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davacılar vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacılar vekili ilk derece mahkemesine verdiği dava dilekçesinde özetle; babaları K10’ın 1968 yılında trafik kazasında vefat ettiğini, ölüm tarihinin resmi kayıtlarda 1960 gözüktüğünü, ancak 1968 yılında öldüğünün herkes tarafından bilindiğini, babasının eşi K7’nün resmi kayıtlarda gözükmediğini, babaları K10 ile anneleri K7’nün müşterek çocuklarının K3, K4, K10, K5 ve K6 olduğunu, babasının 1968 yılında kaza sonucu vefatından dolayı 1943 doğumlu amcası K8’ın annesi K7’yı üzerine yazdırdığını, bu nedenle annelerinin soyadını kullandıklarını, K10 ve K7’nün sadece dini nikahlarının olduğunu, tapu kayıtlarında K10 ve K7’nün soyadlarının K9 olarak geçtiğini, babaları K10’ın soyadının K9 olduğunu, tapu kayıtları ve beyanları doğrultusunda K10 ve K7’den olma çocukların soyadlarının K9 olarak değiştirilmesine, ayrıca babaları K10’ın ölüm tarihinin 1968 yılı olarak değiştirilmesine karar verilmesini talep ettiklerini, talepleri doğrultusunda babalık hakkı istediklerini belirterek soyisimlerininK9 olarak değiştirilmesini ve babaları K10’ın ölüm tarihinin 1968 olarak düzeltilmesine karar verilmesini talep etmişlerdir.
Davalı Nüfus Temsilcisi duruşma sırasında beyanında özetle; açılan davanın gerçekte babaları ile nüfusta bağ kurulmasına yönelik olduğunu, babaları olarak iddia ettikleri K10’ın A7 1. sırada kayıtlı, N6 T.C. Kimlik Numaralı K10 olduğunu beyan etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; davacıların kendilerine verilen süre içerisinde K10’ın mirasçılık belgesini verip mirasçılarını davaya dahil etmedikleri gerekçesiyle davanın reddine yönelik karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
İstinaf yoluna başvuran davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kesin sürenin usul ve yasaya uygun verilmediğini ileri sürerek kararın kaldırılıp davanın kabulüne yönelik karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Taraflar arasındaki dava, Babalığın Tespiti, Ölüm Tarihinin Tespiti istemine ilişkindir.
S omut olayda
; davacıların babaları K10’ın nüfus kaydında geçen ölüm tarihinin düzeltilmesini ve kendi soy isimlerinin K9 olarak düzeltilmesine karar verilmesini talep ettikleri görülmektedir.
04.06.1958 tarihli ve 15/6 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı gereğince, maddi olayları açıklamak taraflara; ileri sürülen olayları hukuken nitelemek, uygulanacak Kanun hükümlerini tesbit etmek ve uygulamak görevi hakime aittir. Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesinde hâkimin, Türk Hukuku’nu resen uygulayacağı belirtilmiştir. Bu ilke gereği açılan davayı nitelemek ve açılmış bir dava hakkında doğru hukuk kurallarını bulup uygulamak hâkime düşen bir görevdir.
Öncelikle çözümlenmesi gereken husus; davanın soybağının reddi – babalık veya nüfus kayıtlarının düzeltilmesi davası olup olmadığıdır. Bilindiği üzere, soybağı birbirinin soyundan gelen kişiler arasındaki ilişkiyi ifade ettiğinden bu kavram içerisinde kan bağının yanında hukuki münasebetin de bulunması, diğer bir ifadeyle kan bağının hukuk düzeninin aradığı koşullar içerisinde oluşması zorunludur. Türk Medeni Kanunu’nun 282. maddesi uyarınca, çocuk ile ana arasında soybağı doğumla, baba ile arasında soybağı ise ana ile evlilik, tanıma veya hakim hükmüyle kurulur. Soybağı ayrıca evlat edinme yoluyla da kurulur, ayrıca, kısaca af kanunları olarak nitelendirilen bir evlenme aktine dayanmayan birleşmelerden doğan çocukların neseplerinin düzeltilmesine ilişkin kanunlara göre de soybağı düzeltilebilir (HGK’nin 30.01.2008 tarihli ve 2008/2-36-47 sayılı kararı).
Çocuk ile ana arasında soybağı doğumla kendiliğinden kurulur ve tesisi için herhangi bir hükme gerek bulunmadığından, çocuğun annesi ile soybağı ilişkisinin kurulması değil, çocuğu doğuran kadının kim olduğunun tespiti dava konusu edilebilir. Öte yandan Türk Medeni Kanunu’nun 36/1. maddesine göre; kişisel durum, bu amaçla tutulan resmi sicille belirlenir. Aynı Kanu’nun 39. ve Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 35/1. maddeleri uyarınca, kesinleşmiş mahkeme hükmü olmadıkça nüfus kütüklerinin hiç bir kaydı düzeltilemez ve kayıtların anlamını ve taşıdığı bilgileri değiştirecek şerhler konulamaz, ancak olayların aile kütüklerine tescili esnasında yapılan maddî hatalar nüfus müdürlüğünce dayanak belgesine uygun olarak düzeltilir.
Kayıt düzeltilmesi, aile kütüğüne işlenmiş kaydın bir kısmının düzeltilmesi veya değiştirilmesidir. Nüfus kütüklerindeki doğru olmayan kayıtların düzeltilmesi için mahkemeden karar alınması zorunludur. İşte bu noktada, nüfus kütüğünde yer alan doğru olmayan kayıtlar, ilgilileri veya Cumhuriyet savcısı tarafından açılacak olan kayıt düzeltme davası ile gerçek durumuna uygun hale getirilebilir ki, bu dava uygulamada nüfus kaydının düzeltilmesi davası olarak adlandırılmakta olup zamanaşımı ve hak düşürücü süreye bağlı olmayan nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin davalarda, her türlü kanıta başvurulabilir (YHGK’nin 11.02.1998 tarihli ve 2-87/77 sayılı kararı). Soybağının reddi davası ile kayıt düzeltme davası, sonuçları (hane dışına çıkarmak) bakımından benzerlik göstermekte ise de, içerik ve yargılama kuralları açısından kendi özel hükümlerine bağlıdır. Soybağının reddinde, kişisel duruma ilişkin nüfus kaydında yer alan bilgi doğru olarak meydana gelmiş ve kütüğe tescil edilmiştir. Ancak bu doğru daha sonra soybağının reddi davası ile teknik anlamda bir yanlışlığa dönüştürülmüştür. Nüfus kaydının düzeltilmesi davasında ise, nüfus kaydının gerçek durumu yansıtmadığı, baştan yanlış olarak kütüğe geçirilmesi söz konusudur (HGK’nin 30.01.2008 tarihli ve 2008/2-36-47 sayılı kararı).
(Bknz.
Yargıtay
8.
Hukuk
Dairesi
‘nin
2018/14105
Esas,
2020/1227
Karar sayılı ilamı)
Dosya içindeki bilgi ve belgelere göre davacılar K3 ve K10’ın A9’de nüfusa kayıtlı oldukları, bu nüfusta aynı zamanda 1. BSN’deanne K7’nın kayıtlı olduğu, K7’nın bekar olarak kaydının bulunduğu, 14/02/2009 tarihinde vefat ettiği, davacı K4’nın bu haneden evlenerek eşi K11’nün hanesine gittiği, muris K10’in A8’de nüfusa kayıtlı iken nakil yoluyla A9’e gittiği, bu hanede kayıtlı iken 12/10/1968 tarihinde bekar olarak öldüğü anlaşılmaktadır.
Somut olayda; babanın ölüm tarihinin değiştirilmesi talebi yanında gayriresmi evlilik yaşayan anne üzerine kayıtlı çocukların babayla bağ kurulmasına yönelik açtıkları babalık davası da mevcuttur.
Soybağına ilişkin hükümler 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 282. maddesi ve devamında düzenlenmiş olup Aile Mahkemelerinin görevi kapsamındadır. 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 36. maddesinde düzenlenen nüfus kaydının düzeltilmesi davalarına ise Asliye Hukuk Mahkemesinde bakılır.
Asliye Hukuk Mahkemesi genel nitelikli mahkeme olup, aksine bir düzenleme bulunmadıkça dava konusunun miktar ve değerine bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalara bakmakla görevli; aile mahkemesi ise özel kanununda kendisine verilen davalara bakmakla görevli özel nitelikli bir mahkemedir.
Davada, davacıların babaları K10’la aralarında bağ kurulmasına yönelik talepleri Türk Medeni Kanunu’nun 301 ve devamı maddelerinde düzenlenen babalığın tespiti istemine ilişkin olup, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un 4. maddesinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun ikinci kitabından üçüncü kısım hariç olmak üzere (TMK mad.118-395) kaynaklanan bütün davalarda aile mahkemesinin görevli olduğu hükme bağlandığından, davanın bu yönü ile aile mahkemesinde, aile mahkemesi kurulmayan yerlerde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen asliye hukuk mahkemelerinde davanın aile mahkemesi sıfatı ile görülüp karara bağlanması gerekir.
Bu durumda; öncelikle mahkemenin bu talep yönünden görev hususunu değerlendirmesi, her iki davanın birlikte görülme imkanının olmaması nedeniyle dava dosyalarını ayırarak görevli olunan dava yönünden esasa yönelik karar vermesi gerekmektedir.
Bu nedenlerle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun, 6100 Sayılı HMK. nın 353/1-a-3 bendi uyarınca, kabul edilip kararın kaldırılması gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-
Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun
KABULÜ ile Kadirli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 23/12/2019 tarih ve 2018/591 Esas, 2019/710 Karar sayılı kararının, HMK’nun 353/1-a-3 maddesi gereğince
KALDIRILMASINA,
2-
Yukarıda belirtilen hususlara göre davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren Mahkemeye
İADESİNE,
3-
İstinaf eden tarafındanyatırılan
54,40 TL istinaf karar harcının talebi halinde iadesine,
4-
İstinaf başvurusu için yapılan sair giderlerin mahkemesince verilecek nihai kararla hüküm altına alınmasına,
5-
Kararın mahkemesince taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-a maddesi gereğince
KESİN olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 06/11/2020
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe