Adana BAM, 1. HD., E. 2020/371 K. 2020/1142 T. 10.11.2020

İlgili madde: TMK Madde 725

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I

DAVANIN KONUSU :

Elatmanın Önlenmesi (Yıkım)

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davalı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle;

Samandağ ilçesi A1 Mahallesinde bulunan 2873 parselin davacıya ait olduğunu, davalının hiç bir hakka dayanmadan davacıya ait taşınmazdan 274,76 m²’lik kısmına duvar örmek ve ağaç dikmek suretiyle müdahalede bulunduğunu beyan ederek, davalının yaptığı müdahalenin men’ine, duvarın kal’ine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle;

A1 Mahallesinde bulunan 2872 parselin adına kayıtlı olduğunu, davacı adına kayıtlı 2873 parselin davacı adına kayıtlı olduğunu, adına kayıtlı 2872 parselin daavacıya ait 2873 parselden 3 metre yüksekte olması nedeniyle kışın yağış ve sel suları nedeniyle muhtemel kayma ve heyalanın önlenmesi amacı ile 15 yıl önce davacının muvafakati ile 30 tonluk hazır beton ve 4 ton demir kullanılmak suretiyle yaptırıldığını, duvarın maliyetinin yer maliyetinden 50 kat fazla olduğunu, bu nedenle yer bedelinin ödenmek suretiyle adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;

Tüm dosya kapsamına göre eldeki dava değerlendirildiğinde,dosya arasında mevcut 19/06/2019 havale tarihli Harika ve Kadastro Mühendisi tarafından verilen raporda davacıya ait 2873 parsel ile davalıya ait 2872 parsel arasında 3,00-4,00 metre kot farkının bulunduğu, raporda A ile gösterilen kısımda 302,12 m²’lik alan içinde toprak kaymalarının olduğu, bunun nedeninin duvarın düzensiz ve yığma duvar olmasından kaynaklandığını, 137 metre uzunlulğundaki duvarın davacıya ait 2873 parsel sınırları içerisinde kaldığının tespit edildiği, 03/07/2019 havale tarihli Teknik inşaat, mülk inşaat ve ziraat mühendisi tarafından ibraz edilen bilirkişi raporunrda davalının davacıya taşınmaza 302,12 m² lik duvar örmek suretiyle müdahalede bulunduğunu, taşkın alan bedelinin 15.106,00 TL, duvar değerinin 22.810,00 TL, kal bedelinin ise 12.003,00 TL olduğu tespit edilmiştir. Mahkememizce mahallinde yapılan keşif sonucu kadastro fen memuru tarafından dosyaya ibraz edile raporda 302,12 m² lik ihata duvarının tamamının davacıya ait 2873 parsel sınırları içerisinde kaldığı, bu şekilde davalının davacıya ait taşınmaza duvar yapmak suretiyle müdahalede bulunduğu anlaşılmıştır. Bilirkişi raporunda davacının kayden malik olduğu taşınmazla davalının kayden malik olduğu taşınmazın sınırdaş olduğu, her iki taşınmazı birbirinden ayıran yığma duvarın olduğu, davalıya ait yığma duvarının ve 10 adet zeytin ağacının dallarının davacıya ait 2873 parsel sayılı taşınmaz sınırları içerisinde kaldığı, davacı yönünden davalı tarafından inşa edilen taşkınlığın taşınmazının kullanımına engel oluşturduğu duvarın yıkılması gerektiği kanaat ve sonucuna ulaşılmakla davanın kabulüne, yönelik karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

İstinaf yoluna başvuran davalı dilekçesinde özetle;

Davacının rızası ile duvar yaptıklarını, tanıkların bu hususu beyan ettiklerini, iyi niyetli olduğunu karşı dava olan tescil davasının yenilenmesinin beklenilmediğini, duvarın değerinin daha yüksek olduğunu, kot farkı nedeni ile duvarın kaldırılması halinde heyelan olacağını, ayrıca duvar masrafı nedeni ile hapis hakkı tanınmadığını olmadıklarını belirterek kararın kaldırılmasını,istinaf dilekçesinde belirttikleri nedenlerle yerel mahkemece verilen kararın kaldırılarak bozulmasına, yeniden yargılama yapılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:

Dava, elatmanın önlenmesi ve kal istemine ilişkin olup, davalılar temliken tescil talebinde bulunmuşlardır.

Davacı taraf dilekçesinde;haklı nedeni olmaksızın davalı tarafından taşınmazına yapılandığını ileri sürerek el atmanın önlenmesine ve yıkıma karar verilmesini istemiş, davalı, davacıya ait taşınmaza komşu olan taşınmazının 3 metre yüksekte olması toprak kaymasının önlenmesi amacı ile duvarın çok uzun yıllar önce davacının izni ile örüldüğünü, bu nedenle davanın reddine karar verilmesini, aksi durumda ise bedeli ödenmek üzere duvarın bulunduğu yerin davalı adına tesciline karar verilmesini talep etmiş, mahkemece el atmanın önlenmesine ve kale karar vermiştir.

Türk Medeni Kanunu’nun 683. maddesi uyarınca birşeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir.

Müdahalenin men’i davası hukukumuzda geniş bir yere sahiptir. Haksız el atmanın önüne geçebilmek için değişik sebeplerle el atmanın önlenmesi davası açmak mümkündür.

TMK.722 vd maddeleri uyarınca taşkın yapı, taşkın, ağaç dikme nedenine dayalı olarak açılan tapu iptali tescil talebine ilişkindir. Bilindiği gibi; Türk Medeni Kanun’un 684 ve 718. maddeleri gereğince yapı üzerinde veya altında bulunduğu taşınmazın tamamlayıcı parçası (mütemmim cüz’ü) haline geleceğinden o taşınmazın mülkiyetine tabi olur. Yasa koyucu bu konumdaki taşınmaz maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişkiyi genel hükümlere bırakmamış, Türk Medeni Kanun’un 722, 723, 724. maddelerinin özel bölümleri ile düzenlemiştir.

Bir kimse kendi malzemesi ile başkasının taşınmazına sürekli, esaslı ve tamamlayıcı (mütemmim cüz’ü) nitelikte yapı yapmış ise ve Türk Medeni Kanun’un 724. maddesine göre “yapının değeri açıkça arazinin değerinden fazlaysa iyiniyetli taraf uygun bir bedel karşılığında yapının ve arazinin tamamının veya yeterli bir kısmının mülkiyetinin malzeme sahibine verilmesini isteyebilir.” söz konusu madde hükmünden açıkça anlaşıldığı üzere, taşınmazın mülkiyetinin yapı sahibine verilebilmesi için öncelikli koşul iyi inançtır. Öngörülen iyi inancın Türk Medeni Kanun’un 3. maddesinde hükme bağlanan subjektif iyi inanç olduğunda kuşku yoktur.

Bu kural, el attığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşın bilebilecek durumda olmamasını, ya da yapıyı yapmakta haklı bir sebebin bulunmasını ifade eder. Böyle bir davada iyi inançlı olduğunu iddia eden kişinin 12/04/1951 tarih 17/1 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararında belirtildiği gibi bu iddiasını ispat etmesi gerekir.

İkinci koşul ise; yapı kıymetinin taşınmazın değerinden açıkça fazla olmasıdır. Bu koşul dava gününe ve objektif esaslara göre saptanmalı fazlalık ilk bakışta kolayca anlaşılmalıdır.

Üçüncü koşul olarak da yapıyı yapan, taşınmaz malikine uygun bir bedel ödemelidir.

Öte yandan, Türk Medeni Kanunu’nun 722. maddesi taşınmaz malikine rızası olmaksızın yapılmış ve yıkımı aşırı zarar doğurmayan yapının yıkımını isteme hakkı tanımış, yıkım masrafının yapı malikine ait olacağını hükme bağlamıştır. Ne var ki, yasa da aşırı zarar kavramı tanımlanmadığından yasa koyucunun bu yöndeki asıl amacının gözönünde tutulmasında yarar vardır. Diğer bir söyleyişle yapının yıkımı halinde dava tarihine göre objektif ölçüler içerisinde tespit edilecek zararın çok fazla olması aşırı zararın varlığını gösterir. Aşırı zarar doğması sebebiyle yapı yıkılamadığı takdirde taşınmaz malikinin mamelekinde sebepsiz bir zenginleşme meydana geleceğinden, taşınmaz malikinin malzeme malikine muhik bir tazminat vermesi gerektiği, malzeme maliki iyiniyetli değilse tazminat miktarının, levazımın en az kıymetini geçemeyeceği, aynı yasanın 723. maddesinde belirtilmiştir.

Bu durumda 04/03/1953 tarih 10/3 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararının gerekçesinde benimsenen ve uygulamada kararlılık kazanmış ilke uyarınca, aşırı zarar sebebiyle yapı yıkılamıyorsa iyi veya kötü niyete göre, haklı (muhik) tazminat veya en az levazım bedelini ödeyip ödemeyeceği arsa malikinden sorulmalı, kabul ettiği takdirde bu bedel, karşılığı yapının taşınmaz malikine aidiyetine karar verilmeli, aksi halde yıkım isteği reddedilmelidir. (Yargıtay 1.Hukuk Dairesinin 04.07.2005 tarih 2005/7730 Esas, 2005/8312 Karar sayılı ilamı ) .

Yasada öngörülen bu koşulların gerçekleşmesi halinde malzeme sahibinin mülkiyete yönelik isteğinin kabulü için, daha önce inşaatın kaldırılmasının talep edilmemiş veya talebin reddedilmiş olması ve malzeme malikinin Türk Medeni Kanunun 723. maddesi uyarınca tazminat talep etmemiş olması gerekir. Anılan hükümler esas itibariyle, BK 61 vd maddelerinde TBK 77 vd maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmenin özel bir halidir ve zenginleşmeyenin iade borcu doğmaz.

Davalar, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve kal, davalı tarafından açılan dava TMK.nun 724. maddesine dayalı temliken tescil isteklerine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Bilindiği gibi yıkım talebi yoksa men kararı verilebilir. ( Yargıtay 1. hukuk dairesi esas no: 2006/6818 karar no: 2006/9180 yine 1. Hukuk Dairesi esas no: 2009/1166 karar no: 2009/1997)

Somut olayda; malik tarafından tapulu taşınmaza el atmanın önlenmesi ve yıkım talepli açıldığından, dava konusu taşınmaz üzerindeki duvarın malik olmayan zilyet tarafından yapıldığı, zira üst arza tabi olup, dosya içeriğine göre alınan bilirkişi raporuna göre davacıya ait 2873 parsel ile davalıya ait 2872 parsel arasında 3,00-4,00 metre kot farkının bulunduğu, raporda A ile gösterilen kısımda 302,12 m² lik alan içinde toprak kaymalarının olduğu, bunun nedeninin duvarın düzensiz ve yığma duvar olmasından kaynaklandığı, 137 metre uzunlulğundaki duvarın davacıya ait 2873 parsel sınırları içerisinde kaldığının tespit edildiği, davalının davacıya ait taşınmaza 302,12 m²’lik duvar örmek suretiyle müdahalede bulunduğu, taşkın alan bedelinin 15.106,00 TL, duvar değerinin 22.810,00 TL, kal bedelinin ise 12.003,00 TL olduğu, bilirkişi raporunda taşınmazların sınırdaş olduğu, her iki taşınmazı birbirinden ayıran yığma duvarın olduğu, davalıya ait yığma duvarının ve 10 adet zeytin ağacının dallarının davacıya ait 2873 parsel sayılı taşınmaz sınırları içerisinde kaldığı, davacı yönünden davalı tarafından inşa edilen taşkınlığın taşınmazının kullanımına engel oluşturduğu, davalının cevap dilekçesi ile davaya cevap verdiği aynı dilekçe ile temliken tescil talebinde bulunduğu, duvarın davacının muafakati ile yapıldığını beton ve briket kullanmak sureti ile yağmur ve selde toprak kaymasını önlemek için yapıldığını belirterek davanın reddi olmazsa taşkın kısmın tescilini talep etmiş olup, mahkemece tescil talebi ile ilgili işlem yapılıp, araştırma yapılmamış, kararda da bu hususta karar verilmemiş gerekçede de bu hususla ilgili olumlu yada olumsuz kanaat yazılmamıştır.

TMK 725 maddesine dayalı taşkın inşaat sebebi ile yapı malikine yönelik açılan elatmanın önlenmesi ve yıkım davasında savunma yoluyla temliken tescil istenebileceği gözetilmeksizin, davalının savunma yolu ile getirdiği temliken tescil isteğinin hatalı olarak hükümde bu hususta olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi isabetli olmamıştır.

Yukarıda belirtilen nedenlerle HMK’nun 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve re’sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya uyarlık bulunmadığı kanaatine varıldığından davalının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-a-6 bendi uyarınca kabulü ile kararın kaldırılması gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M :

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-
Samandağ 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 17/12/2019 tarih ve 2019/89 Esas, 2019/697 Karar sayılı kararına karşı, davalı vekilinin istinaf başvurusunun, 6100 Sayılı HMK’nın
353/1-a-6 bendi uyarınca KABULÜNE,

2-
İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının
ORTADAN KALDIRILMASINA,

3-
Davanın yeniden görülmesi için
DOSYANIN MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,

4-
İstinaf yoluna başvuran tarafça yatırılanistinaf peşin karar harcının talebi halinde kendisine iadesine,

5-
İstinaf yoluna başvuran taraflarca yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda değerlendirilmesine,

6-
Kararın yerel mahkemece taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, HMK’nın 353/1-a maddesi uyarınca
KESİN olmak üzere oybirliği ile karar verildi.10/11/2020

  • İlk yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!