T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :
ERZİN 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ :
10/06/2019
NUMARASI :
2016/144 Esas, 2019/156Karar
DAVACILAR:
1-K1 – N1-A1
2-K2 – N2- A2
3-K14 – N3- A2
4-K13 – N4-A2
VEKİLLERİ:
Av. K3- A3
Av. K4- A4
Av. K5- A5
DAVALILAR:
1-K6 – N5-A6
2-K7 – N6-A6
3-K8 – N7-A7
VEKİLİ:
Av. K9
A8
DAVANIN KONUSU :
Vekaletin Kötüye Kullanılması Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil, Olmazsa Rayiç Bedel, 3. Kişiye Satılan Taşınmaz yönünden Bedel Tahsili
DAVA TARİHİ :
17/06/2016
DAİRE KARAR TARİHİ :
23/10/2020
KARAR YAZIM TARİHİ :
23/10/2020
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davacılar vekili ile davalılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; davacıların murisi K10’nun hayatta iken satış vaadi yoluyla 3. kişilerden satın aldığı Hatay ili, Erzin ilçesi, A9 Mevkii 948 numaralı parseldeki hisselerin intikali yapıldıktan sonra K10’nun kardeşi K11 tarafından daha önce başka bir işleme dayalı verilen umumi vekaletnamenin kötüye kullanılarak K11 tarafından eşi K6’na 18/11/2014 tarihinde satıldığını, yapılan satışın muvazaalı olduğunu, satış bedeli olarak herhangi bir ücretin ödenmediğini, yapılan satıştan davacıların haberinin olmadığını belirterek muvazaalı satışın iptali ile tapunun davacılar adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Hülya vekili süresi geçtikten sonra verdiği cevap dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; dava konusu taşınmazın satışının 07/10/2013 tarihinde 2412 yevmiye numarası ile K11 tarafından K12 ve K6’na yapıldığını, resmi senet incelendiğinde K11’nun satışının K1’na vekaleten K12’ı, K13’a vekaleten K6’na, K14’na vekaleten yine K6’na sattığını, satış yapan K11 ile K6’nun eş olduğu banka kayıtları incelendiğinde satış tarihlerinde herhangi bir para giriş çıkışının bulunmadığını, ayrıca keşif sonrası yapılan değer tespitinde taşınmazın gerçek değeri ile satış değerinin arasında fahiş fark bulunduğunu, tarafların eş olmasının bankadaki hesap hareketleri ve taşınmazın gerçek değeri dikkate alındığında yapılan işlemin muvazaalı olduğunu ve davacılar tarafından K11’na verilen vekaletin kötüye kullanılarak devirlerin yapıldığının bu deliller ile sabit olduğunu, her ne kadar davalı tanıkları tam aksi yönde beyanda bulunmuş ise de Yargıtay İçtihatları gözetilerek yapılan değerlendirmede tanık beyanlarına itibar edilmediğini, dava dilekçesi incelendiğinde içerikte davacı vekilinin dava dışı K16’nın iyi niyetli olması ihtimaline binaen davayı bu şahsa yöneltmediklerini ifade ettiğini, bu hali ile davacı K1’nun payının K12’a satıldığı göz önünde bulundurulduğunda davacı K1’nın dosyadaki mevcut davalılara karşı herhangi bir talebinin olamayacağını gerekçe olarak belirtip davanın kısmen kabulü ile Hatay ili, Erzin ilçesi, 948 numaralı taşınmazın davalı K6 adına kayıtlı 2129/30720 oranında hissesinin iptali ile bu hissenin 3/640’lık kısmının davacı K14; 397/6144’lık kısmının ise davacı K13 adına tesciline, fazlaya ilişkin istemin reddine yönelik karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin davacı taraf olarak iki müvekkilinin lehine, iki müvekkilinin ise aleyhine karar verdiğini, kararın lehlerine olan 2. maddesinde hesap hatasının olduğunu, davalı K6’nun müteveffa eşi tarafından yapılan muvazalı satış yoluyla hissedar olduğunu, bu kişinin dava konusu muvazaalı satıştan önce yada sonra edindiği başka bir hissenin olmadığını, 2129/30720 oranında hissesinin tamamının müvekkilleri K14 ve K13’un vekaletnamelerinin kötüye kullanılarak muvazaalı satış yoluyla edinildiğini, K14 ve K13’un kardeş olduklarını, babalarından miras kalan taşınmazda eşit hisseye sahip olduklarını, K6 adına kayıtlı 2129/30720 oranında hissesinin iptaline karar verilmiş olsa da kararın devamında 3/640’lık kısmının davacı K14; 397/6144’lık kısmının ise davacı K13 adına tesciline kısmında bu iki müvekkili ile ilgili 3/640 ve 397/6144 oranların 2129/30720 iptal edilen hisse oranına denk gelmediğini, mevcut hesaba göre davalı K6’nun taşınmazdaki tüm hissesi iptal edilmesine rağmen karar uygulandığında halen üzerine hisse kalmış olacağını, davalıların mirasbırakanı müteveffa K11’nun vekaleti kötüye kullanarak yapmış olduğu bir diğer muvazaalı işlemin davacı K1’nun ve K2’ın hisselerini 3. kişi olan K12’a satmak olduğunu, 3. kişiye satılan hissenin bedelinin aynı davada müteveffa K11’nun mirasçısının davalılardan alınarak müvekkiline verilmesi istenmiş olsa da bu taleplerinin müteveffanın muvazaalı işlem yaptığı kabul edilmiş olmasına rağmen hatalı gerekçe ile reddedildiğini, davada müteveffa K11’nun vekaleti kötüye kullanarak muvazaalı işlem yaptığının ispatlandığını, eşi davalı K6’na yaptığı muvazaalı satış işleminin iptal edildiğini, ancak müteveffa K11’nun, Türk Medeni Kanununa göre iyi niyetli 3. kişi olduğunu düşündükleri K12’a yaptığı muvazaalı satış nedeniyle bu satıştan dolayı müvekkillerine taşınmazın bedelinin ödenmesinin davada talep edildiğini, davadışı K12 isimli şahıs ile müteveffa K11 arasında herhangi bir akrabalık, arkadaşlık vb. bir ilişkinin bulunmadığını, davadışı K12’ın uzun süre Erzin ilçesinde F1 Parti İlçe Başkanlığı yaptığını, ekonomik durumu iyi olan, muvazaalı işlemden haberi olsa bu taşınmazı almayacağına inandıkları bir kişi olduğunu, davacı müvekkilin davadışı K12’ı kendilerinin de F1 Parti’yi desteklemeleri nedeniyle sadece ismen tanıdıklarını, davacı müvekkili K2’ın da hissesinin davadışı 3. kişi K12’a muvazaalı olarak satılmış olduğunu, yerel mahkeme kararının dava dışı K12’a yapılan muvazaalı satıştan dolayı muvazaa tespit edildiği halde hatalı gerekçeyle reddedilen, bilirkişi raporuyla belirlenen ve bu muvazaalı satıştan dolayı müvekkillerinin uğramış olduğu 200.383,71 TL’lik zarardan dolayı sebepsiz zenginleşme tazminatı taleplerinin reddi kararının kaldırılarak taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkillerinin davacıların amcası ve K1’nun kayınbiraderi olan K11’nun mirasçıları olduğunu, davacıların murisi K10 ile davalıların murisi K11’nun kardeş olduklarını, davacıların davalıların murisine verdikleri vekaletnamenin amacı dışında kullanıldığını iddia ederek davaya konu 948 nolu parselde yapılan hisse satışının muvazaalı olduğu iddiasıyla davalılar üzerine yapılan tescilin iptalini aksi halde sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre dava ettiklerini, yerel mahkemenin davacıların iddialarını kısmen kabul ederek yargılamayı sonlandırdığını, yargılamada mahkemece yapılan usule ve esasa ilişkin hatalarının söz konusu olduğunu, davanın vekaletname ile satış yapan K11’nun tüm mirasçılarına yönelik yapıldığını, yerel mahkemenin K6 yönünden davayı kısmen kabul ettiğini, diğer davalılar yönünden ise bir karar vermediğini, tapudan satışın sadece davalı K6 adına yapıldığını, diğer davalılar adına herhangi bir satışın olmadığını, davalı tanıklarının hem davacı hem de davalı yana yakın kişiler olduğunu, dava konusu edilen hukuki nedenleri çok iyi bilen kişiler olduğunu, yapılan satıştan davacı yanın haberi olduğunun bilgileri dahilinde yapıldığını yeminli beyan ettiklerini, davalıların murisinin davacılar tarafından verilen vekaletnameyi amacı dışında kullanmadığını, vekaletnamenin kullanıldığı taşınmazda hisse devrinin davacıların bilgileri dahilinde yapılan bir işlem olduğunu, vekalet verilen kişinin ölümünden sonra bu davanın açılmasının davacıların da iyiniyetli olmadıklarını gösterdiğini, yapılan keşifte arazinin hali hazır durumunun mülkiyet ilişkisinin doğru değerlendirilemediğini ve pay oranlaması yapılırken hatalı davranıldığını, yapılan ıslahın ise tamamen usul hukukuna aykırı bir şekilde yapıldığını ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılıp davanın reddine yönelik karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Taraflar arasındaki dava, Vekaletin Kötüye Kullanılması Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil, Olmazsa Rayiç Bedel, 3. Kişiye Satılan Taşınmaz yönünden Bedel Tahsili istemine ilişkindir.
Bilindiği gibi, Borçlar Kanununun temsil ve vekalet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 s. Türk Borçlar Kanununda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. (818 s. Borçlar Kanununun 390.) maddesinde aynen; “Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK’nin 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK’de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK’de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilinin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunun (TMK) 2. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
(Bknz. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2015/14841 Esas, 2017/244 Karar sayılı ilamı)
Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla 4721 s. Türk Medeni Kanununun (TMK) 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989., tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.
Diğer taraftan, bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK’nin 1023. maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1. fıkrasına göre “Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde öngörülmüştür.
(Bknz. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin
2017/335
Esas,
2020/2469
Karar sayılı ilamı)
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesi uyarınca, mahkemenin, hüküm fıkrasında tüm talepler hakkında açık ve tereddüde yol açmayacak şekilde karar vermesi gerekir. Söz konusu yasal düzenleme emredici niteliktedir. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, yargılamanın her aşamasında hakim tarafından re’sen gözetilmesi gerekir. Yerleşik uygulama bu yönde olup buna ilişkin Yargıtay’ın aşağıda gösterilen kararları dışında da birçok kararı mevcuttur.
“… Ayrıca; 1086 Sayılı HMK’nun 388. maddesi ve 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK’nın 297. maddesi hükmün kapsamını belirlemiş olup; mahkemece, taleplerden her biri hakkında hüküm kurulması zorunludur.”(Yargıtay 1. HD., 15.05.2017, 2014/22109E. – 2017/2598K.)
“Mahkemenin, hüküm fıkrasında asıl ve yardımcı taleplerin hepsi hakkında açık ve tereddüde yol açmayacak şekilde karar vermesi gerekir.(HMK 297).”(Yargıtay 3. HD., 29.01.2014, 2013/16605E. – 2014/1177K.)
Somut olayda
; davacılar tarafından davalıların murisi Öztürk’e verilen vekaletin davalıların muris tarafından kötüye kullanılarak dava konusu parseldeki hissenin bir kısmının davalı Hülya’ya, bir kısmının dava dışı Mithat’a satıldığının ileri sürülerek vekaletin kötüye kullanılması nedeniyle tapu iptali ve tescil, olmazsa bedelin tahsiline ve 3. kişiye satılan hisse yönünden bedele hükmedilmesine yönelik karar verilmesinin talep edildiği, mahkemece davacılar K14 ve K13 yönünden tapu iptali ve tescil talebinin kabulüne, fazlaya ilişkin istemin reddine kararın verildiği, davacılar tarafından dava dışı Mithat’a devredilen hisseler yönünden doğrudan, bedele yönelik davanın açıldığı, mahkemece buna ilişkin ayrıntılı olarak değerlendirmenin yapılmadığı, davacı Nazmiye yönünden de karar gerekçesinde herhangi bir hususa değinilmediği dosyada mevcut bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
Davacıların her bir talebi ayrı ayrı değerlendirilerek olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi gerekirken, davacı Nazmiye yönünden ve 3. kişiye satılan taşınmaz hissesi yönünden bedele ilişkin olarak tereddüte mahal vermeyecek şekilde bir kararın verilmemesi doğru değildir. Bu husus aynı zamanda kamu düzenine ilişkindir.
Somut olayda, davalıların murisi K11’na verilen vekaletle davacı K1 ve Nazmiye’ye ait hisselerin dava dışı Mithat’a, davacılar K13 ve K14’ya ait hisselerin ise davalı Hülya’ya vekaleten devredildiği ortadadır. Davalıların murisi K11’nun vekaleten 3. kişiye devrettiği taşınmazlar yönünden bedel talebinde bulunulması nedeniyle bedel yönünden her üç davalı açısından değerlendirmenin yapılarak olumlu veya olumsuz bir kararın verilmesi gerekir. Kabule göre de vekil tarafından davacı K13 ve K14’ya ait 397/6144’er hissenin davalı Hülya’ya satılması, iptal kararı sonucunda davalı Hülya üzerinde hissenin kalmaması nedeniyle infazda tereddüte yol açmayacak şekilde karar verilmesi gerekir.
Bu nedenlerle taraf vekillerinin istinaf başvurularının, 6100 Sayılı HMK. nın 353/1-a-4 bendi uyarınca, esasa ilişkin inceleme yapılmaksızın kabul edilerek kararın kaldırılması gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-
Erzin 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 10/06/2019 tarih ve 2016/144 Esas, 2019/156 Karar sayılı kararına karşı taraf vekillerinin istinaf başvurularının, esasa ilişkin inceleme yapılmaksızın, 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-a-4 bendi uyarınca
KABULÜNE,
2-
İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının
ORTADAN KALDIRILMASINA,
3-
Davanın yeniden görülmesi için
DOSYANIN MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,
4-
Taraflarca yatırılan istinaf peşin karar harçlarının talepleri halinde kendilerine iadesine,
5-
Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda değerlendirilmesine,
6-
Kararın, yerel mahkemesince taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.23/10/2020
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe