T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :
ADANA 8. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ :
17/06/2020
NUMARASI :
2019/182 Esas, 2020/96Karar
DAVACI:K13- N5A2
VEKİLLERİ:Av.K1- A3
Av.K15-A5
DAVALI :SARIÇAMNÜFUSMÜDÜRLÜĞÜ
– Sarıçam Nüfus Müdürlüğü. Sarıçam / ADANA
Birleşen Adana 14.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2019/227 Esas 2019/45 Karar sayılı dosyasında;
DAVACI :K14- N6A4
VEKİLİ:
Av. K2
DAVALI :ADANANÜFUSMÜDÜRLÜĞÜ
– Seyhan/ ADANA
İLİŞKİLİKİŞİLER:
K3 – N3
K4 – N4
DAVANIN KONUSU:
Nüfus (Diğer Kayıtların Düzeltilmesi İstemli)
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, dedesi olan N1 T.C NoluK3’ün babası K4’ün verasat ilamı almak için Adana 4. Sulh Hukuk Mahkemesi’ne (2019/687 Es.) başvuruda bulunulduğunu, mahkemece müvekkilinin dedesi K3 ile dedesinin babası K4’ün bağının kurulamadığından bahisle müvekkiline bu bağın kurulması için dava açmak için süre verildiğini belirterek müvekkilinin dedesi K3 ile dedesinin babası K4’ün arasında soybağının kurulmasını talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili tarafından birleşen dava dosyasına sunulan dava dilekçesinde özetle;
Davacı K5’ün dedesi N1 T.C Nolu K3’ün annesi K6’ün mirasçılık belgesini almak için Adana 7. Sulh Hukuk Mahkemesinde 2019/703 Sayısı ile başvuruda bulunduğunu, bu dosyaya gelen nüfus kayıtlarında K5 ile dedesi K3’ün annesi K6 ile bağın kurulmadığı tespit edildiğini ve bu bağın kurulması için K7 K8’e Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açması için süre verildiğinin belirtildiğini, K5’ün babası N4 T.C Nolu K4, K4’ün babası N3 T.C. Nolu K3, K3’ün annesi de K6 olduğunu belirtmekle, nüfus kayıtlarında K3’ün anne adı K9 olarak gözüktüğünü, K9’nin nüfus kayıtlarında K10, K9’nin çocuğu olarak gözükmediğini, nüfus kayıtlarındaki bu yanlışlık yüzünden K5 ile dedesinin annesi K6 ile soy bağı kurulamadığı, bu yanlışlığın düzeltilerek K5’ün dedesi K3’ün annesi K6 ile soy bağının kurulmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı idare temsilcisi 17/06/2020 tarihli duruşmada;
“davacının talebine ilişkin tespit yönünde bir hüküm kurulabilir, takdir mahkemenindir.” şeklinde beyanda bulunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;
İncelenen nüfus kayıtları, getirtilen belgeler, dinlenen tanık beyanları ve tüm dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde; davacı K5’ün dedesi K3’ün babasının K4 olduğu, yine birleşen dava yönünden de davacının dedesi K3’ün annesinin ise K6 olduğu, ancak nüfus kayıtları oluşturulurken her nasılsa davacı ile bu kişiler arasında soybağının oluşturulmamış olduğu sonuç ve kanaatine varılmış ve Mahkemece asıl ve birleşen davanın kabulüne dair tespit niteliğinde; – Asıl ve birleşen Adana 14. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2019/227 Esas – 45 Karar sayılı birleşen davanın KABULÜ ile,
a) Davacının dedesi N2 TC kimlik numaralı K3’ün babasının K4 olduğunun TESPİTİNE, Davacı K5 ile dedesi N2 TC kimlik numaralı K3’ün babası K4 arasında buna göre soybağının kurulmasına
b) Davacının dedesi N2 TC kimlik numaralı K3’ün annesinin K6 olduğunun TESPİTİNE Davacı K5 ile, dedesi N2 TC kimlik numaralı K3’ün annesi K6 arasında buna göre soybağının kurulmasına, yönelik karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
İstinaf yoluna başvuran davalı Nüfus Müdürlüğü temsilcisi istinaf dilekçesinde özetle;
K3’ün nüfus aile kütüğünde baba adı K11, anne adı K9 olarak yazılı olduğunu, ancak, ilgilinin babası K11 ve annesi K9’nin nüfusa kayıtlı olup olmadığı, nüfusa kayıtlı ise kimlik bilgilerinin ve kimlik numarasının ne olduğunun bilinmediğini, kararda K3’ün baba ve annesi ile soybağı kurulmasına karar verilmiş ise de, anne ve babası olarak belirtilen kişilerin nüfusa kayıtlı olup olmadığı, kayıtlı ise kimlik bilgileri ve kimlik numaralarının tespitinin yapılmadığını, dolayısıyla, K3’ün baba olarak hangi K11 ile annesi olarak hangi K9 ile soy bağı kurulacağının belirtilmediğini, kaldı ki zaten K3’ün baba adı K11 ve anne adı K9 olarak nüfus kaydında yazılı olduğunu, ayrıca davacı N5 T.C. kimlik numaralı K5’ün dedesi K3’e kadar olan soybağında bir eksiklik bulunmadığını,
Açıklanan nedenlerle; K3’ün babası K11 ve annesi K9’nin nüfusa kayıtlı olup olmadıkları, kayıtlı ise kimlik bilgilerinin ve kimlik numaralarının tespiti yapılmadan, baba ve ana adı olarak halen mevcut olan K11 ve Hüsne adlarının tekrar yazılması gibi bir sonuç ortaya çıktığından ve bu nedenle tespit kararı ile yetinilmesi gerekirken soybağı kurulmasına karar verildiğinden kararı istinaf ederek kararın bozulmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Taraflar arasındaki dava, anne-babanın tespiti ve soy bağının tespiti istemine ilişkindir.
Somut olayda; davacı vekili, asıl dava birleşen davada, davacının dedesi K10’ın nüfus kayıtlarında babası K11 ve annesi K9 olarak yazılı olduğu, ancak açtıkları veraset davalarında aralarında bağ kurulamadığından nüfus kayıtlarında bağ kurulması istemli olarak işbu davaları açtıkları, ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verildiği, verilen kararın davalı nüfus müdürlüğü tarafından istinafa taşındığı anlaşılmıştır.
04.06.1958 tarihli ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı gereğince, maddi olayları açıklamak taraflara; ileri sürülen olayları hukuken nitelemek, uygulanacak Kanun hükümlerini tesbit etmek ve uygulamak görevi hakime aittir. Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesinde hâkimin, Türk Hukuku’nu resen uygulayacağı belirtilmiştir. Bu ilke gereği açılan davayı nitelemek ve açılmış bir dava hakkında doğru hukuk kurallarını bulup uygulamak hâkime düşen bir görevdir.
İşbu Dava, nüfusa kayıtlı olan kişi ile nüfusa kayıtlı olmayan annesi ve babası arasında bağ kurmaya yöneliktir.
Türk Medeni Kanunu’nun 36/1. maddesine göre; kişisel durum, bu amaçla tutulan resmi sicille belirlenir. Aynı Kanun’un 39. ve Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 35/1. maddeleri uyarınca, kesinleşmiş mahkeme hükmü olmadıkça nüfus kütüklerinin hiç bir kaydı düzeltilemez ve kayıtların anlamını ve taşıdığı bilgileri değiştirecek şerhler konulamaz, ancak olayların aile kütüklerine tescili esnasında yapılan maddî hatalar nüfus müdürlüğünce dayanak belgesine uygun olarak düzeltilir.
Kayıt düzeltilmesi, aile kütüğüne işlenmiş kaydın bir kısmının düzeltilmesi veya değiştirilmesidir. Nüfus kütüklerindeki doğru olmayan kayıtların düzeltilmesi için mahkemeden karar alınması zorunludur. İşte bu noktada, nüfus kütüğünde yer alan doğru olmayan kayıtlar, ilgilileri veya Cumhuriyet savcısı tarafından açılacak olan kayıt düzeltme davası ile gerçek durumuna uygun hale getirilebilir ki, bu dava uygulamada nüfus kaydının düzeltilmesi davası olarak adlandırılmakta olup zamanaşımı ve hak düşürücü süreye bağlı olmayan nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin davalarda, her türlü kanıta başvurulabilir. (YHGK, 11.02.1998, 2-87/77 sayılı kararı).
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 29. maddesi hükmünde; bir kimsenin sağ veya ölü olduğunu veya belirli bir zamanda ya da başka bir kimsenin ölümünde sağ bulunduğunu ileri süren kimsenin iddiasını ispat etmek zorunda olduğu, TMK’nın 30. maddesinde doğum ve ölümün nüfus sicilindeki kayıtlarla ispat olunabileceği, nüfus kütüklerinde kayıt bulunmaması veya bulunan kaydın doğru olmadığının anlaşılması halinde gerçek durumun her türlü delille kanıtlanabileceği açıklanmıştır.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 35. maddesine göre, “… kesinleşmiş mahkeme hükmü olmadıkça nüfus kütüklerinin hiçbir kaydı düzeltilemez ve kayıtların anlamını ve taşıdığı bilgileri değiştirecek şerhler konulamaz. Ancak, olayların aile kütüklerine tescili esnasında yapılan maddî hatalar, nüfus müdürlüğünce dayanak belgesine uygun olarak düzeltilir,“kesinleşmiş mahkeme hükmü olmadıkça nüfus kütüklerinin hiçbir kaydı düzeltilemez…” ibaresi yer aldığından, her hangi bir sınırlama olmaksızın nüfus kütüğünde mevcut her kaydın düzeltilmesinin istenebileceği kuşkusuzdur.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 36. Maddesinde ise; ”Nüfus kayıtlarına ilişkin düzeltme davaları, düzeltmeyi isteyen şahıslar ile ilgili resmî dairenin göstereceği lüzum üzerine Cumhuriyet savcıları tarafından yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki görevli asliye hukuk mahkemesinde açılır. Kayıt düzeltme davaları, nüfus müdürü veya görevlendireceği nüfus memuru huzuru ile görülür ve karara bağlanır. Bu hükme göre nüfus müdürlüğünün yasal hasım olduğu ve mahkemenin yetkili olduğu anlaşılmaktadır. Yine Türk Medeni Kanunu’nun 36/1. maddesine göre, kişisel durum, bu amaçla tutulan resmi sicille belirlenir. Aynı Kanun’un 39. ve Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 35/1. maddeleri uyarınca, kesinleşmiş mahkeme hükmü olmadıkça nüfus kütüklerinin hiç bir kaydı düzeltilemez ve kayıtların anlamını ve taşıdığı bilgileri değiştirecek şerhler konulamaz, ancak olayların aile kütüklerine tescili esnasında yapılan maddî hatalar nüfus müdürlüğünce dayanak belgesine uygun olarak düzeltilir. Kayıt düzeltilmesi, aile kütüğüne işlenmiş kaydın bir kısmının düzeltilmesi veya değiştirilmesidir.
Dosya içindeki bilgi ve belgelere göre; davacı K5 ile dedesi K10 arasında nüfus kayıtları arasında bağ kurulmuş durumdadır. Ancak, İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Gen.Müd. yazılarına göre davacının dedesi K3’ün Yumurtalık ilçesi A1. Eski 3.haneye 1905 yılında Genel Nüfus Yazımı ile tescil edilmiş olduğu, babası K11 ve annesi K9 bu tarihte ölü olduklarından hane kaydı bulunmadığı ve tescilinin yapılmamış olduğu ve bu tarih öncesine ait kayıtların bulunmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla K12’ün annesi K9 ve babası K11 olarak yazılı ise de bu kişilerin kim oldukları ve kayıtları mevcut değildir. Nüfus kayıtlarında bulunmayan kişiler yönünden bağ kurulması mümkün değildir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03.02.1999 tarih, 1999/2-58 Esas, 1999/53 Karar sayılı ilamında da belirtildiği gibi, nüfusa kayıtlı olamayan bir kişi için de mirasçılık belgesi istenilebilir. Veraset dosyasında mahkemece resen araştırma ilkesine göre toplanacak tüm deliller doğrultusunda ilgilinin veraset ilamı düzenlenmesi gerekir.
Tüm bu nedenlerle, nüfusa kayıtlı olmayan kişi ile nüfusa kayıtlı olan kişi arasında nüfusta bağ kurulmasına imkan bulunmamaktadır. Karar verilmiş olsa bile infazı mümkün değildir. Zaten davacının dedesi K10’ın anne-baba adı olarak K9 ve K11 olarak kendi kaydında mevcuttur, bu konuda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Anne babanın değiştirilmesi gibi bir durumda söz konusu değildir. Nüfusa kaydı bulunmayan kişi ile bağ kurulamayacağından davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabul kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
6100 Sayılı HMK’nun 353/1-b-2 maddesinde; yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzeltilerek yeniden esas hakkında duruşma yapılmadan karar verilebileceği düzenlenmiştir.
Bu nedenlerle nüfus idaresi temsilcisinin istinaf başvurusunun, 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-2 bendi uyarınca, kabul edilip kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-
Davalı Nüfus İdaresi Temsilcisinin istinaf başvurusunun, 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca kabulü ile Adana 8. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 17/06/2020 tarih ve 2019/182 Esas, 2020/96Karar sayılı kararının
KALDIRILMASINA, yerine aşağıda hükmün tesisine:
a) Asıl dava ve birleşen davanın ayrı ayrıREDDİNE,
b) * Asıl davada;
Karar tarihi itibarıyla alınması gereken
59,30 TL harçtan peşin alınan
44,40 TL harcın mahsubu ile bakiye
14,90 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazine’ye irat kaydına,
* Birleşen davada;
Karar tarihi itibarıyla alınması gereken
59,30 TL harçtan peşin alınan
44,40 TL harcın mahsubu ile bakiye
14,90 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazine’ye irat kaydına,
c)
Yapılanyargılama giderlerinin davacı üzerinden bırakılmasına,
d)
Davacı tarafından yatırılan ve kullanılmayan avansın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
2-
İstinaf eden davalı idare harçtan muaf olduğundan harca ilişkin karar verilmesine yer olmadığına,
3-
Kararın yerel mahkemece taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, HMK’nın 362/1-d maddesi uyarınca,
KESİN olmak üzere, oybirliği ile karar verildi.30/04/2021
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe