T.C.
ADANA
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :
MERSİN 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ :
20/11/2018
NUMARASI :
2016/632 Esas, 2018/914Karar
DAVACI:
K1
– N1 – A1
VEKİLİ:
Av. K2 – A2
DAVALI:
K3
–
N2 – A3
VEKİLİ:
Av. K4 – A4
DAVANIN KONUSU :
Tapu İptali Ve Tescil (Zilyetliğe Dayalı)
DAVA TARİHİ :
21/09/2016
DAİRE KARAR TARİHİ :
11/06/2019
KARAR YAZIM TARİHİ :
11/06/2019
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nun 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalıya isabet eden A Blok, 9 nolu daireyi 21/05/2007 tarihli sözleşme ve 50.000,00 TL bedelle satın aldığını, satışa esas teşkil eden hukuki belgenin ise Mersin İli, Mezitli İlçesi, A5 mevki, 12 pafta, 2821 parselde yer alan taşınmazla ilgili S.S. F1 Konut Yapı Kooperatifi arasında yapılan Mersin 5. Noterliği’nin 28/05/1993 tarih ve 26934 yevmiye numaralı kat karşılığı inşaat sözleşmesi ve buna ilişkin Mezitli Belediyesince düzenlenen 14/10/1993 tarih ve 93-37 sayılı inşaat ruhsatnamesi olduğunu, satın alındığı tarih itibariyle davaya konu dairenin tamamlanmış halde olduğunu, sözleşme gereğince müvekkilinin davalıya 40.000,00 TL’yi peşin ödediğini, kalan 10.000,00 TL’yi de 5.000,00’er bin TL olarak iki taksitte ödeyerek borcunu bitirdiğini ve senetlerini aldığını, sözleşmeye göre cayan tarafın karşı tarafa 20.000,00 TL cayma tazminatı ödeyeceğinin kararlaştırıldığını, taksitlerin ödenmesinden sonra davalının daireyi müvekkiline teslim ettiğini ve müvekkilinin 01/08/2007 tarihinden beri dairenin zilyedi olduğunu, ancak davalının dava konusu taşınmazın tapusunu halen müvekkiline vermediğini belirterek dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptal edilerek müvekkili adına tesciline karar verilmesini, bunun olmaması halinde taşınmazın dava tarihi itibari ile rayiç bedelinin işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini ve sözleşmede yer alan 20.000,00 TL cayma tazminatının faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle;
TMK’nun 706. maddesi gereğince taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerli olmasının resmi şekilde düzenlenmiş olmasına bağlı olduğunu, sözleşmenin belirlendiği şekilde yapılmamış olması halinde yapılmamış sayılacağını, TBK’nun 237. ile Tapu Kanunun 26. maddeleri gereğince tapu memuru huzurunda yapılan satışların geçerli sayıldığını, bunun dışındakilerin geçerli sayılmayacağını, davaya konu edilen 21/05/2017 tarihli satış sözleşmesinin adi bir şekilde düzenlenmiş olduğunu ve geçerlliğinin bulunmadığını, bu nedenle geçersiz sözleşme ile açılan davanın reddinin gerektiğini, davacının dava konusu taşınmazın dava tarihi itibariyle rayiç bedelinin tahsiline ilişkin talebinin de reddine karar verilmesi gerektiğini, sözleşmeye konu satış bedelinin müvekkiline ödendiğine ilişkin herhangi bir kaydın dosyaya sunulmadığını, dosyaya ek olarak sunulan iki adet senedin hukuki geçerliliğinin de bulunmadığını belirterek haksız ve mesnetsiz açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; davacı ile davalı arasındaki sözleşme nedeniyle davacının tapu iptal ve tescil talebinde bulunamayacağı, ancak yaptığı ödemeleri geri alabileceği, dava tarihi itibariyle davaya konu taşınmazın bedeli ile sözleşmeden cayma tazminatını da alabileceği, davacı tarafından ödemelerin yapıldığı kanıtlanmakla davacının birinci seçenek talebi olan tapu iptal ve tescil talebinin reddine, ikinci seçenek talebi olan tazminat talebinin kabulüne, yönelik karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
İstinaf yoluna başvuran d avalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
–
Davacının bahse konu adi yazılı taşınmaz satış sözleşmesine dayalı olarak davalıya hiçbir ödeme yapmadığını ve ödeme yaptığını da ispatlayamadığını, yerel mahkemenin davayı kabul kararının dayanaksız ve hukuka aykırı olduğunu,
– Davacı taraf ile davalı arasında imzalanan 21/05/2007 tarihli taşınmaz satış sözleşmesi resmi şekle uyulmaksızın adi yazılı olarak düzenlendiğini, imzalanan adi yazılı sözleşmeye dayalı olarak davacı tarafından davalıya hiçbir ödeme yapılmadığını, davacı tarafın işbu davaya dayanak yaptığı 21/05/2007 tarihli adi yazılı taşınmaz satış sözleşmesinin bazı yerlerinin matbu olup, sözleşme tarafların anlaşmaları doğrultusunda el yazısıyla doldurulmakta olduğunu, bu nedenle davaya konu işbu sözleşmede tarafların, davalı K3’nun davacı K1’a “40.000 TL peşin, 10.000 TL taksitle 5.000 TL’si 01/07/2007 tarihinde, kalan 5.000 TL’si ise 01/08/2007 tarihinde ödeyecektir” demek suretiyle anlaşmaya vardıklarını, sözleşmede açıkça şeklinde bir ifade bulunmasına rağmen, yerel mahkemece “ödenmiştir” ifadesi varmış gibi ödeme yapıldığının kabul edildiğini, ancak davacı tarafından davalıya iddia edildiği gibi bir ödeme hiçbir zaman yapılmadığını ve bu nedenle iddiasını ispatlayacağı hiçbir delili dosyaya sunamadığını,
– Kanun ve yerleşik Yargıtay İçtihatlarına göre isticvap, tek başına bir ispat vasıtası olamayacağından, yerel mahkemenin isticvaba dayanarak davacının ödeme iddiasını ispatladığını kabulünün mümkün olmadığını, davacı davalıya dava konusu taşınmazın satış bedeli olarak hiçbir ödeme yapmadığı ve bu iddiasını da ispatlayamadığını, davacının ödediğini iddia ettiği miktarın senetle ispat zorunluluğu kapsamında olduğunu,
– Davacı tarafın yerel mahkeme nezdinde sürdürülen yargılamada “taşınmazın tapusunun neden alınmadığı ve davacıya neden devredilmediğî’ gibi davanın temelini oluşturmayan ve cevaplanması halinde de davayı sübuta erdiremeyecek sorulara cevap vermesi için davalının isticvabını talep ettiği ve davalının ise ileri yaşı ve raporlarla sabit olduğu üzere sağlık sorunları nedeniyle duruşmaya katılamadığı, ancak davalı duruşmaya katılabilmiş olsaydı da, zaten isticvaba konu sorulara vereceği cevapların davanın esasına etki etmeyeceği gibi, tek başına bir ispat vasıtası da olamayacağını,
– Dava konusu olayda davalıya herhangi bir ödeme yapmayan ve bu nedenle iddia ettiği bu ödemelere ilişkin bir belge de sunamayan davacının bu iddiasını ispatlayamadığını, bu nedenle yerel mahkemenin davacının iddialarına dayanak yazılı bir belge sunmadığı gibi isticvapla dava sübut bulmuşçasına karar vermesinin haksız ve yasaya aykırı olduğunu, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Taraflar arasındaki dava, terditli olarak açılan tapuda kayıtlı taşınmazın tapu dışı yolla satın alınması nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde taşınmazın rayiç değerinin ödenmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın rayiç değer üzerinden kabulüne karar verildiği görülmüştür.
Tapulu taşınmazların satışına ilişkin sözleşme, resmi şekilde yapılmadığı için TMK’nun 706, TBK’nun 237. (BK.’nun 213), Tapu Kanununun 26. ve Noterlik Kanununun 60. maddeleri uyarınca hukuken geçersizdir. Geçersiz sözleşmeler taraflarına geçerli sözleşmelerde olduğu gibi hak ve borç doğurmaz. Taraflar verdiklerini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri isteyebilir.
Geçersiz satış sözleşmesi gereğince; diğerinin mal varlığına kayan değerlerin iadesi “Denkleştirici Adalet” düşüncesine dayanmaktadır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebebe dayanmadan başkasının mal varlığından istifade ederek, kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğünü ifade eder.
Bu bakımdan, sebepsiz zenginleşmeye konu alacağın iadesine karar verilirken, taşınmazın satış bedelinin alım gücünün ilk ödeme günündeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi gerekir. Bu güncelleme yapılırken, güncellemeye esas alınan somut verileri tek tek uygulanarak, ödeme tarihinden ifanın imkânsız hale geldiği tarihe kadar paranın ulaştığı değer her bir dönem için hesaplanmalı, sonra bunların ortalaması alınmalıdır.
Başka bir deyişle, denkleştirici adalet kuralı gereğince iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün, ifanın imkânsız hale geldiği tarihteki alım gücüne uyarlanması zorunluluğu bulunmaktadır.
Satım bedelinin iade tarihindeki ulaştığı bedel belirlenirken ödenen paranın çeşitli ekonomik etkenler nedeniyle azalan alım gücünün enflasyon, ÜFE-TÜFE artış oranları, altın, işçi ücretlerindeki artış ve döviz kurlarındaki artış vs. ortalamaları göz önünde tutulmalıdır.
Mahkemece; ödenen satış bedelinin, ifanın imkânsız hale geldiği tarih itibariyle (çeşitli ekonomik etkenlerin ÜFE-TÜFE artış oranları, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar ve benzeri ekonomik göstergelerin ortalamaları alınmak suretiyle
(en az beş etken)) ulaşacağı alım gücü, yukarıda açıklanan ilke ve esaslar çerçevesinde, uzman bilirkişi heyetinden denetime elverişli rapor alınmak suretiyle belirlenmeli; bu yolla belirlenecek miktara hükmedilmelidir.
(Bknz.
Yargıtay
3
.
Hukuk
Dairesi
‘nin
201
8/1385
Esas,
2018/3548
Karar sayılı ilamı)
TMK’nın 677/1. maddesine göre terekenin tamamı veya bir kısmı üzerinde miras payının devri konusunda mirasçılar arasında tapulu taşınmazlar bakımından yapılacak sözleşmeler yazılı olması koşulu ile geçerlidir.
(Bknz.
Yargıtay
8.
Hukuk
Dairesi
‘nin
2019/1357
Esas,
2019/2434
Karar sayılı ilamı)
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin
2016/10968
Esas,
2018/594
Karar sayılı ilamı;
…. Dava, harici satım sözleşmesine dayalı alacağın sebepsiz zenginleşme hükümleri gereği tahsiline ilişkindir.
Tapulu taşınmazların satışına ilişkin sözleşme, resmi şekilde yapılmadığı için TMK’nun 706, TBK’nun 237. (BK.’nun 213), Tapu Kanununun 26. ve Noterlik Kanununun 60. maddeleri uyarınca hukuken geçersizdir. Geçersiz sözleşmeler taraflarına geçerli sözleşmelerde olduğu gibi hak ve borç doğurmaz. Taraflar verdiklerini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri isteyebilir.
Başka bir deyişle, denkleştirici adalet kuralı gereğince iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün, ifanın imkânsız hale geldiği tarihteki alım gücüne uyarlanması zorunluluğu bulunmaktadır.
Satım bedelinin iade tarihindeki ulaştığı bedel belirlenirken ödenen paranın çeşitli ekonomik etkenler nedeniyle azalan alım gücünün enflasyon, ÜFE-TÜFE artış oranları, faiz, altın, işçi ücretlerindeki artış ve döviz kurlarındaki artış vs. ortalamaları göz önünde tutulmalıdır.
Mahkemece; ödenen satış bedelinin, ifanın imkânsız hale geldiği tarihi itibariyle
(çeşitli ekonomik etkenlerin ÜFE-TÜFE artış oranları, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar ve benzeri ekonomik göstergelerin ortalamaları alınmak suretiyle) ulaşacağı alım gücü, yukarıda açıklanan ilke ve esaslar çerçevesinde, uzman bilirkişi heyetinden denetime elverişli rapor alınmak suretiyle belirlenmeli; bu yolla belirlenecek miktara hükmedilmelidir.
…. O halde; mahkemece, uzman bilirkişi heyetinden önceki raporlar arasındaki çelişkiler de giderilmek suretiyle, davacının ödediği satış bedelinin, ifanın imkansız hale geldiği 14/10/2005 tarihindeki ulaşacağı alım gücü; çeşitli ekonomik etkenlerin ( enflasyon, ÜFE, TÜFE, faiz, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs olmak üzere en az 5 etken
) ortalamaları alınmak suretiyle belirlenmesi ve bu yöntemle belirlenecek miktara hükmedilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.”
Şeklindedir.
(Benzer kararlar;
Y argıtay 1
3.
H
.
D
.’nin
2008/3622
E.-
2008/9630
K.;
Yargıtay 3. H.D.’nin
2017/16337
E. –
2017/16884
K.sayılı ilamı, Yargıtay 3.H.D.nin 2017/13225 E. -2019/2601 K. sayılı ilamı
)
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin
2016/
5980
8
Esas,
2018/
6789
Karar sayılı ilamı;
Dava, yükleniciden temlik alınan bağımsız bölüme ilişkin tapu iptal ve tescil, ikinci kademede tazminat istemine ilişkindir.
…. Eser sözleşmesi bir şekle bağlı olmasa da, arsa sahibi taşınmazdaki bir bölüm mülkiyeti yükleniciye geçirmek zorunda olduğundan, sözleşmenin Türk Medenî Kanununun 706, Türk Borçlar Kanununun 237, Tapu Kanununun 26 ve Noterlik Kanununun 60. maddeleri uyarınca tapu sicil müdürlüğünde veya noterliklerce düzenleme şeklinde yapılması zorunludur.
818 sayılı mülga BK 12, 6098 sayılı TBK 13. maddesi ile Hukuk Genel Kurulunun 30/03/1974 tarihli ve 1969/1-1257 E, 308 sayılı Kararı gereğince, resmî şekle bağlı sözleşmedeki esaslı değişikliğin geçerli olabilmesi için değişiklik içeren sözleşmenin de resmî şekilde yapılması gerekir.
Arsa maliki ile yüklenici arasında düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yükleniciden bağımsız bölüm temlik alınmasına dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil davaları ile ilgili olarak kanunlarımızda bir düzenleme mevcut bulunmamaktadır. Bu konulardaki uyuşmazlıkların çözümünde uygulanan 30.09.1988 tarihli ve 1987/2 1988/2 sayılı Yargıtay İBBGK Kararı ile “tapuda kayıtlı bir taşınmazın mülkiyetini devir borcu doğuran ve ancak yasanın öngördüğü biçim koşullarına uygun olarak yapılmadığından geçersiz bulunan sözleşmeye dayanılarak açılan bir cebri tescil davasının kural olarak kabul edilemeyeceği, bununla beraber Kat Mülkiyeti Kanununa tabi olmak üzere yapımına başlanılan taşınmazdan bağımsız bölüm satımına ilişkin geçerli bir sözleşme olmadan tarafların bağımsız bölüm satımında anlaşarak alıcının tüm borçlarını eda etmesi ve satıcının da bağımsız bölümü teslim ederek alıcının onu malik gibi kullanmasına rağmen satıcının tapuda mülkiyetin devrine yanaşmaması hallerinde; olayın özelliğine göre Medeni Kanunun 2. maddesi gözetilerek açılan tescil davasını kabul edilebileceği” benimsenmiştir.
Yüklenicinin arsa payı karşılığı inşaat yapmakta olduğu veya arsa sahibinin aynı zamanda yüklenici sıfatıyla hareket ederek (yapsatçı konumunda) inşa etmekte olduğu binalardan bağımsız bölüm satın alınması halinde de Türk Borçlar Kanununun 184. maddesi gereğince üçüncü kişiye yapılacak temlikin yazılı olması yeterlidir.
Bu tür davalarda mahkemece öncelikle yüklenicinin edimini (eseri meydana getirme ve teslim borcunu) yerine getirip getirmediğinin, ardından sözleşme hükümlerindeki iskân koşulu (oturma izni) gibi diğer borçlarını ifa edip etmediğinin açıklığa kavuşturulması zorunludur. Bunun için de davaya konu temlik işleminin geçerli olup olmadığı, arsa maliki ile yüklenici arasında düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yüklenicinin borçlarının neler olduğunun sözleşme hükümleri çerçevesinde incelenip değerlendirilmesi gerekmektedir………….
Öte yandan; bu gibi davalarda arsa sahipleri ile yüklenici arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğunun kabulü gerekir. Dolayısıyla, inceleme ve araştırmanın arsa sahiplerinin de taraf olduğu bir davada yapılması gerektiğinden mahkemece, davacı tarafa arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin arsa sahibi olan tarafları hakkında dava açmak üzere mehil vermeli, açılırsa o dava eldeki dava dosyası ile birleştirilmeli, arsa sahiplerinin savunma ve delillerini toplanmalı, özellikle yüklenicinin inşaat sözleşmesi gereğince edimlerini yerine getirip getirmediği belirlenerek davacıların talepleri hakkında bundan sonra bir karar verilmelidir.
Diğer taraftan; kural olarak kendi edimini yerine getirmeyen taraf, karşı tarafın borcunu yerine getirmesini isteyemeyeceğinden, temlik alan davacının bağımsız bölüm bedelini yükleniciye ödemiş olması, yüklenicinin de arsa sahibine karşı olan yükümlülüklerini yerine getirmiş olması gerekir.”
Yapılan bu açıklamalardan sonra, somut olaya gelince;
Davadaki istemin dayanağı 21/05/2007 günlü adi yazılı satış sözleşmesidir. Bu sözleşmeyle, davalı asa sahibi (ve diğer arsa sahipleri) ile dava dışı yüklenici S.S.F1 Konut Yapı Koop.’i arasında düzenlenen 28/05/1993 günlü arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca kendisine (davalı K3 bırakılması kararlaştırılan çekişme konusu A Blok 9 numaralı bağımsız bölümü davacıya sattığı, parselle ilgili 14/10/1993 tarihinde inşaat ruhsatı alındığı, parsel üzerine A, B, C, D, E, F, G, H, I, J olmak üzere 10 blok planlandığı, 5 adet blok inşaatı yapıldığı, ancak natamam oldukları, diğer blokların hiç yapılmadığı, dava konusu yerin A Blok 9 nolu mesken olduğu ve A blokun yapılmış olduğu, 9 nolu dairenin ise %25 oranında yıpranmış vaziyette olduğu, binaların tamamlanmadığı, yüklenicinin kendi edimini henüz yerine getirmediği, parsel üzerinde henüz kat irtifakı dahi kurulmamış olduğu görülmektedir.
Arsa sahibi ile davacı arasında yapılan adi yazılı sözleşmeyi, 30.09.1988 tarihli ve 1987/2 1988/2 sayılı Yargıtay İBBGK Kararı kapsamında değerlendirme olanağı bulunmamaktadır. Zira 1987/2 1988/2 sayılı Yargıtay İBBGK Kararı Yüklenici ile yükleniciden alacağı temlik alan Tüketiciyi ilgilendirmektedir. Oysa arsa sahibinin temlik aldığı bir alacak bulunmamaktadır. Dolayısıyla, arsa sahibi ile tüketici arasında yapılan ve dava konusu bağımsız bölümün (henüz oluşmayan) davacı tüketiciye devredilmesini öngören 21/05/2007 tarihli adi yazılı sözleşme, alacağın temliki niteliğinde olmayıp geçerli bir sözleşme değildir.
Mahkemece davanın kabulü ile dava konusu sitenin tam bitmiş hali ile değerlendirilmesi ve dava konusu dairenin tam bitmiş haldeki değeri olan 184.768,00 TL üzerinden kabulüne karar verilmiştir.
Davaya konu olayda
; taraflar arasında imzalanan 21.05.2007 tarihli satış sözleşmesi resmi biçimde yapılmadığından hukuken geçersizdir. (TMK m.706, BK m.213, TBK. md 237, T.Kanunu m.26 Noterlik Kanunu m.60). Bu nedenle, geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda alıcı; geçersiz sözleşme nedeniyle, satıcıya verdiği bedeli sebepsiz zenginleşme kuralları çerçevesinde geri isteyebilir.
Sebepsiz zenginleşme, bir kimsenin mal varlığının haklı bir sebep olmaksızın diğer bir kimsenin mal varlığı aleyhine çoğalması olup, sebepsiz zenginleşme gereğince verilenlerin iadesi sağlanırken, ödenen paranın ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması, başka bir deyişle denkleştirici adalet ilkesinin uygulanması gerekir.
Denkleştirici adaleti ilkesi, haklı bir sebebe dayanmadan, başkasının mal varlığından istifade ederek, kendi mal varlığını artıran kişinin, elde ettiği kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğünü ifade eder.
Denkleştirici adalet ilkesi gereğince güncelleme yapılırken, güncellemeye esas alınan somut veriler tek tek uygulanarak ödeme tarihinden ifanın imkânsız hale geldiği tarihe kadar paranın ulaştığı değer her bir dönem için hesaplanmalı, sonra bunların ortalaması alınmalıdır.
Hal böyle olunca;
Yukarıda açıklananlar ışığında, Yargıtay’ın istikrar kazanmış uygulamalarına göre davacının ödediği satış bedelinin dava tarihinde ulaştığı alım gücü, enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın, döviz kurlarındaki artış, maaş artışları vs gibi ekonomik etkenlerin ortalamalarının alınarak uzman bilirkişi vasıtasıyla hesaplanmalı ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
Yine Yargıtay 19.H.D.nin 2016/11836 Es. 2017/4013 Kar. sayılı, Yargıtay 13.H.D.nin 2014/39722 Es. 2015/32292 Kar. sayılı ilamlarında vurgulandığı üzere; Geçersiz sözleşmeye dayanarak cayma tazminatı yada kira tazminatı adı altında başkaca talepte bulunamayacağı belirtilmiştir.
Bu nedenlerle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun, 6100 sayılı HMK’nun 353/1-a-6 bendi uyarınca, kabul edilerek kararın kaldırılması gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-
Mersin 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 20/11/2018 tarih ve 2016/632 Esas, 2018/914 Karar sayılı kararına karşı davalı vekilinin istinaf başvurusunun,
6100 Sayılı HMK’nun
353/1-a-6 bendi uyarınca KABULÜNE,
2-
İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının
ORTADAN KALDIRILMASINA,
3-
Davanın yeniden görülmesi için
DOSYANIN MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,
4-
İstinaf eden tarafındanyatırılan istinaf peşin karar harcının talebi halinde istinaf eden tarafa iadesine,
5-
İstinaf eden tarafındanyapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda değerlendirilmesine,
6-
Kararın, yerel mahkemece taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, HMK’nun 353/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olmak üzere, oybirliği ile karar verildi.11/06/2019
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe