T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
DAVACI
:
MALİYE HAZİNESİ
VEKİLLERİ:
Av. K1
Av. K2
DAVALI:
KAYYIM (ADANA DEFTERDARLIĞI) – A1
VEKİLİ:
Av. K3
DAVANIN KONUSU :
Tapu İptali Ve Tescil (Gaiplik Nedeniyle Hazine Adına Tescil)
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davacı Maliye Hazinesi vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nun 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle;
Adana İli, Çukurova İlçesi, A2 mahallesinde bulunan 174 parsel numaralı taşınmazda hissedar olan K4’nin kim olduğu, yaşayıp yaşamadığının bilinmediği, tanınmadığı ve adresi bilinmediği için gaip olması nedeniyle Karaisalı sulh Hukuk Mahkemesinin 2008/330 Esas 2008/330 Karar sayılı ilamı ile 3561 sayılı yasa gereği olarak Adana Defterdarının kayyım olarak tayin edildiğini, hazinenin hak ve menfaatlerinin daha iyi korunmasını sağlamak üzere 3561 sayılı kanun gereği kayyımlıkla yönetilen taşınmazın 10 yıllık idare süresinin tamamlandığını belirterek, davanın kabulü ile, Adana ili, Çukurova İlçesi, A2 mahallesinde bulunan 174 parsel numaralı taşınmazda hissedar olan K4’nin gaipliğine, Adana ili, Çukurova İlçesi, A2 mahallesinde bulunan174 parsel numaralı taşınmazda hissedar olan K4’nin tapu kaydının iptali ve hazine adına tesciline, K4 adına kayyımlık hesabında bulanan malvarlığının (26/06/2018 tarihi itibariyle 1.218,04 TL) hazineye devrine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davacının gaiplik, mal varlığının devri, tapu iptali ve davasına bir itirazının bulunmadığını, ancak davacı Maliye Hazinesi tarafından Medeni Kanunun 588. maddesi ve ilgili diğer hükümler çerçevesinde davanın ispat edilmesinin gerektiğini, davada kayyımın yasal hasım sıfatıyla bulunduğunu, dolayısıyla açılan davanın kabulü halinde dahi yargılama giderleri ile yargılama giderlerine dahil olan vekalet ücretinin kayyım’a yükletilemeyeceğini, davanın mahiyeti gereği yapılan masrafların davacı üzerinde bırakılması gerektiğini, 3561 sayılı yasanın 2. Maddesinin 4. Fıkrası ” Kayyımlıkla ilgili işlemler, her türlü vergi, resim, harç, katkı payı gibi mali yükümlülüklerden müstesnadır.”hükmünün şamil olduğunu belirterek, verilecek kararda bu fıkranın göz önüne alınmasını talep ettiğini bildirmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;
Dava, 4721 sayılı Medeni Kanun’un 588. maddesine dayalı gaipliğe karar verilmesi ve gaibin mal varlığının hazineye devredilmesi istemine ilişkindir.
Anılı yasanın 588. maddesine göre:
Sağ olup olmadığı bilinmeyen bir kimsenin malvarlığı veya ona düşen miras payı on yıl resmen yönetilirse ya da malvarlığı böyle yönetilenin yüz yaşını dolduracağı süre geçerse, Hazinenin istemi üzerine o kimsenin gaipliğine karar verilir.
Gaiplik kararı verilebilmesi için gerekli ilân süresinde hiçbir hak sahibi ortaya çıkmazsa, aksine hüküm bulunmadıkça, gaibin mirası Devlete geçer.
Devlet, gaibe veya üstün hak sahiplerine karşı, aynen gaibin mirasını teslim alanlar gibi geri vermekle yükümlüdür.
Anılı asa maddesinden de anlaşıldığı üzere sağ olup olmadığı bilinmeyen bir kimsenin mal varlığının hazineye devri için öncelikle bu kişinin gaipliğine karar verilmesi gereklidir. Bu kişinin mal varlığı kayyım tarafından 10 yıldan az yönetilse de, mal varlığı bu şekilde yönetilirken kişinin 100 yaşını dolduracağı süre doğumdan itibaren geçmiş ise gaiplik kararı verilmesi mümkündür.
Durum böyle olmakla birlikte, Yargıtay uygulamasına göre, Anılan düzenleme karşısında, gaibe ait malların hazineye devrine karar verilebilmesi için en az 10 yıllık kayyım yönetimi yanında, gaiplik yönünden de araştırma yapılması gerekmektedir.
Bir kimse hakkında gaiplik kararı verilebilmesi için diğer koşulların yanında en az iki kez ilan yapılması zorunludur.
Bir kimse hakkında gaiplik kararı verilebilmesi, diğer koşulların yanında ilk ilan tarihinden itibaren 6 aylık sürenin geçmiş olmasına bağlıdır.
Mahkemece gaiplik konusunda verilen hükmün ayrıca ilanında yasal bir zorunluluk yoktur. Özellikle gaipliği istenen kişinin akrabalarının veya varsa mirasçılarının kim olduğu, varsa mirasçılarının olup olmadığı, kimlerle nasıl ve ne şekilde paydaş olduğu, taşınmazda ne şekilde hak sahibi olduğu, taşınmazı ırsen kazanıp kazanmadığı, yörede bu kişinin bilinip bilinmediğinin tespiti açısından dosya kadastrocu bilirkişiye verilerek tapu kayıtlarında da yerinde inceleme yapılmak suretiyle gaipliği istenen kişinin gerçekte gaip olup olmadığının tespiti açısından inceleme yaptırılmıştır.
İncelenen tapu kayıtlarına göre; K5 1926 yılında ölümü ile A2 mahallesi, 177, 174, 167, 157 nolu parseler, evlatları K6, K7, K8, K9’e kaldığı, K8’nın da 1973 yılında ölümü ile 177,174,167,157 parsellerdeki hisseleri, karısı K4 ve evlatları K10, K11, K12 ve K13’e kaldığı, tespit edilmiş olup 21/10/1975 tarihinde tapu kütüğüne tescil edildiği, K4’nin 15/400 hissesi, çocukları ile paydaş olup irsen kazanılan pay olduğu anlaşılmıştır.
Karaisalı Sulh Hukuk Mahkemesinin 2008/330 Esas 2008/330 Karar sayılı dosyasının uyap suretinin incelenmesinde, hazine tarafından, K4’nin mal varlığına 3561 sayılı yasa gereğince kayyım atanmasının istendiği, mahkemece 09/06/2008 tarihinde verilen karar ile, Adana İli Defterdarı K14’nun K4’ye kayyım olarak atandığı anlaşılmıştır.
Dava tarihi itibariyle gaipliği istenen kişinin mal varlığının 10 yıldan fazla süredir kayyım tarafından yönetildiği anlaşılmıştır.
Yapılan kolluk araştırması ve ilanlara rağmen gaipliği istenen kişiyi tanıyan ya da bilen çıkmadığı gibi akrabaları da tespit edilememiştir.
Adana Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün 30/05/2019 tarihli yazı cevabı ile, Karaisalı Sulh Hukuk Mahkemesinin 200/330 Esas 2008/330 Karar sayılı ilamı ile kayyımlıkla idare edilen K4’nin F1bank Adana Şubesindeki vadeli hesabında son vade dönüşü olan 30/04/2019 tarihi itibariyle K4’ye ait meblağın 1.461,78 TL olduğu bildirilmiştir.
Harita Mühendisi K15 tarafından düzenlenen 07/05/2019 tarihli bilirkişi raporu ile, dava konusu K4’nin K16 kızı K4 olduğu ve ölü olup T.C kimlik numarasının N1 olduğu ve çocuklarının olduğu, eşinin de ölü olduğu ve gaipliği istenen kişinin bağı olan kişilerin tespitinin yapıldığı kanaatine varıldığı bildirilmiştir.
Tüm dosya kapsamına göre gaipliği istenen K4’nin kim olduğu tapu kayıtları ve nüfus kayıtlarının incelenmesi neticesinde bilirkişi tarafından tespit edilmiş, bu kişinin aslında N1 T.C. Kimlik numaralı K4 olduğu anlaşılmış, bu kişinin ölü olduğu da nüfus kayıtlarından anlaşılmış olmakla kim olduğu belli ve ölü olan kişinin gaipliğine karar verilemeyeceğinden davanın reddine yönelik karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
İstinaf yoluna başvuran davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davaya konu taşınmazda hissedar olan K4’nin gaipliğine ve bu taşınmazdaki hissesinin iptali ile Hazine adına tescili ile kayyımlık hesabında biriken paranın Hazineye devrine dair açtıkları davanın mahkemece reddine karar verildiğini, Gaipliği istenen kişinin malvarlığının 10 yıldan fazladır kayyımlıkla idare edilmiş olması nedeni ile TMK nın 588. Maddesi uyarınca doğrudan davanın kabulüne karar verilmesi gerekir zira bu emredici bir hükümdür. Öte yandan Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu hükme esas alınmaya elverişli olmadığını, bilirkişi tarafından raporda belirlenen şahsın gaipliği istenen şahıs olduğunun sabit olmadığını, tapu kütüğündeki bilgiler ile bilirkişinin belirlediği şahsın nüfus bilgilerinin uyuşmadığını, ayrıca davaya bir itirazı olmayan kayyımlık lehine vekalet ücreti hükmedilmesinin doğru olmadığını belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Taraflar arasındaki dava, TMK’nun 588. maddesine dayalı gaiplik kararı verilmesi ve tapu iptali ile tescil istemine ilişkindir.
Bilindiği üzere; 3561 sayılı Mal Memurlarının Kayyım Tayin Edilmesine Dair Kanunun 1. maddesinde “Bu Kanunun amacı, bir kimsenin uzun süreden beri bulunamaması veya oturduğu yerin bilinememesi nedeniyle malvarlıkları üzerinde Hazine menfaatinin korunmasını sağlamak üzere; mahallin en büyük mal memurunun kayyım olarak atanması, yetkileri, yetki devri, kayyımlık mallarının yönetimi ve giderleri, kayyım ve görevli personele ödenecek ücretler ile diğer hususlara ilişkin usul ve esasları düzenlemektir”, aynı Kanunun 2. maddesinde ise “22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 427 nci maddesine göre, bir kimsenin uzun süreden beri bulunamaması veya oturduğu yerin bilinememesi veya ortada bulunmayan ve miras açıldığında sağ olup olmadığı ispatlanamayan mirasçının payının resmen yönetilmesi amacıyla kayyım atanmasının gerektiği hallerde, vesayet makamı; bu kimselerin malları üzerinde Hazinenin hak ve menfaati bulunup bulunmadığını, mahallin en büyük mal memurluğundan araştırır. Hazinenin hak ve menfaatinin söz konusu olduğunun anlaşılması hâlinde, mahallin en büyük mal memurunu yönetim kayyımı tayin eder.” hükmü öngörülmüştür. 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 431. maddesi uyarınca vasinin atanması usulüne ilişkin kurallar, kayyım tayin edilmesinde de uygulanır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 382/b-19. maddesinde vesayet işlerinin çekişmesiz yargı işi olduğu, 385. maddesinde niteliğine uygun düştüğü ölçüde basit yargılama usulünün uygulanması gerektiği, 388. maddesinde kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, çekişmesiz yargı kararlarının maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmeyeceği düzenlenmiştir. (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2015/14807 Esas, 2018/12630 Karar sayılı ilamı)
Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 32. ve devamı maddelerinde düzenlenen gaiplik kararı verilmesi istemine ilişkindir.
Bilindiği üzere, Yerleşik Yargıtay İçtihatları doğrultusunda, iş bu talebin kabul edilebilmesi için ilgili ye kayyım tayin edilmesi ve kayyımlık ile idarenin 10 yıl sürdürülmesi yeterli olmayıp, adı geçen kişinin gaiplik şartlarının oluşup oluşmadığının tespit edilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle adı geçen kişinin kim olduğu belli ve ölü ya da yaşıyor ise gaipliğe karar verilemeyecektir. Nitekim
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2015/13897 E 2018/11669 K, 2015/12958 E 2018/11244 K ve 2015/13344 E 2018/11245 K sayılı emsal kararlarında, ilgilinin kim olduğunun belli olduğu ve ölü olduğu durumlarda davanın reddine dair verilen yerel mahkeme kararlarının onanmasına karar verilmiştir.
Somut olayda; dava konusu taşınmazın tapu kaydı ve tapulama tutanagı incelendiğinde, İncelenen tapu kayıtlarına göre; K5 1926 yılında ölümü ile A2 mahallesi, 177, 174, 167, 157 nolu parseler, evlatları K6, K7, K8, K9’e kaldığı, K8’nın da 1973 yılında ölümü ile 177,174,167,157 parsellerdeki hisseleri, karısı K16 ve K17 kızı 1896 doğumlu K4 ve evlatları K10, K11, K12 ve K13’e kaldığı, tespit edilmiş olup 21/10/1975 tarihinde tapu kütüğüne tescil edildiği, K4’nin 15/400 hissesi, çocukları ile paydaş olup irsen kazanılan pay olduğu anlaşılmıştır. Bu şekilde nüfus kaydında ölü olduğu mirasçılarının olduğu açık ve net bir şekilde anlaşılmıştır. (8. Hukuk Dairesi Esas No:2017/8838 Karar No:2019/2906)
Gerçekten de belirlenen kişiye ait nüfus kayıtlarının tetkikinde, tapunun dayanaklarında gaipliği istenen K4’nin gaip olmadığı anlaşılmakla mahkemece verilen ret kararı usule uygun olup davacının istinafında belirttiği nedenler ve kamu düzenine ilişkin sebeplerle mahkemenin kabule ilişkin hüküm kurulması yasaya usule ve kamu düzenine uygun olup, davacı vekilinin istinaf başvurunun 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-1 bendi uyarınca esastan reddi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-
Adana 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 18/07/2019 tarih ve 2018/470 Esas, 2019/221 Karar sayılı kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davacı Maliye Hazinesi vekilinin istinaf başvurusunun,
6100 Sayılı HMK’nın
353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-
Davacı Maliye Hazinesi harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,
3-
İstinaf talep eden tarafca yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına, kullanılmayan gider avansının HMK’nın 333. maddesi gereğince ilgilisine iadesine,
4-
Dairemizce celse açılmadan gerekli inceleme yapıldığından taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
5-
Kararın taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 Sayılı HMK’nın 361/1. maddesi uyarınca tebliğden itibaren 2 hafta içerisinde,
Yargıtay’da temyiz kanun yolu açık olmak üzere
, oy birliğiyle karar verildi.03/04/2020
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe