T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı davacı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’ nun 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; Hatay İli, Antakya İlçesi, A1 mahallesi, 1178 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, davalının da komşu parsel olan 4986 sayılı taşınmazın maliki olduğunu, davalının 4986 parsel üzerine yapmış olduğu dolgu, duvar inşaatı ve tel örgü nedeniyle tel örgünün komşuluk hukukuna aykırı olarak yapmak suretiyle rahatsızlık verdiğini, bu nedenle taşınmaz üzerindeki yapıların kal’ini ve eski hale getirilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yüklenilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde ve duruşma sırasındaki beyanlarında özetle; davanın reddine yönelik beyanda bulunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; davacı ve davalıların komşu olup, aynı mevkiide komşu parsellerde yaşadıklarını, Hatay ili, Antakya ilçesi, A1 mahallesi, 1178 nolu parselin davacıya ait olduğunu, aynı yer 4986 parsel sayılı taşınmazın da davalıya ait olduğunu, davalının parsel sınırına dolgu yaparak duvar ve duvarın üstüne tel örgü çektiğini, bilirkişi raporuna göre; davalı parselin bulunduğu yer itibariyle arazinin meyilli olduğundan toprağın kaymasının önlenmesi için istinat duvarı ve dolgunun gerekli olduğunu, duvarın yapısında davacının iddia ettiği gibi mukavemet olarak sakınca bulunmadığı ve drenajının sağlanmış olduğu, her ne kadar drenajla ilgili davacı vekilinin itirazları mevcut ise de tarafının da hazır bulunduğu 06/10/2017 tarihli keşifte drenaj boruları toprak altında bulunduğundan davalıya toprağın kazılması talimatının verildiği, bilirkişilere de yerinde fotoğraflama yetkisinin verildiği, çekilen ve dosyada mevcut fotoğrafların davaya konu parsele ait olduğunun anlaşıldığı, davacı vekilinin bu yöndeki itirazlarının reddedildiği, yine davalı parselde bulunan tel örgünün alınan ilk rapora göre düşme tehlikesinin önlenmesi için gerekli olduğu, davaya konu eylemlerin davacının aile mahremiyetine zarar vermediği, her ne kadar bu eylemler yapılmasaydı davacının görüş alanı daha fazla olacaksa da mülkiyet hakkı ilgili hak sahibine en geniş kullanım yetkileri veren ayni hak olsa bile MK.nun 683 ve 737. maddeleri gereğince hukuk düzeni içerisinde bu hakka sınırlamalar getirilebileceği ve davalının komşululuk hukukundan kaynaklanan hoşgörü sınırlarını aşan taşkın bir kullanmanın olmadığı, davacının katlanma yükümlülüğünün bulunduğu, yine davalının parselindeki yapıların ruhsatsız olduğu bildirilmişse de salt ruhsatsız ve imara aykırı bulunmasının TMK’nun 737. maddesi uyarınca yapının kal’ini gerektirmediği, yapının imara aykırı olması yanında bir zararın doğmasının gerektiği, salt imara aykırılığın idari mercileri ve idare mahkemelerini ilgilendiren bir husus olduğu anlaşıldığından davanın reddine şeklinde karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ VE DEĞERLENDİRME:
İstinaf yoluna başvuran davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk rapor ile ikinci rapor arasında ciddi ölçüde çelişki olduğunu, ilk raporda belirtilen ve yapılamayan incelemelerin yapılabilmesi için verilen dilekçenin hiç dikkate alınmadığını, bilirkişi raporunun bilimsellikten uzak olduğunu, mevcut duvarın temelinin var olup olmadığı, Karot örneği alınarak yapılacak test sonucunda mukavemeti, üzerindeki toprağın duvara basıncı, yağan yağmurla ıslandığındaki ağırlığı ve basıncı, duvar yapılırken amut tabiri edilen direnç dikmelerinin var olup olmadığı hususları araştırılmadan verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasına yönelik talepte bulunmuştur.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Dava, komşuluk hukukundan kaynaklanan elatmanın önlenmesi, yıkım, komşuluk hukukuna aykırı davranışlara son verilmesi ve eski hale getirme isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Davanın, komşuluk hukukuna ilişkin Türk Medeni Kanunu’nun 683, 737. vd izleyen maddelerinde tanımlanan ilkeler çerçevesinde çözüme kavuşturulacağı kuşkusuzdur. Bilindiği üzere; çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet, geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevler de yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanun’un 683. maddesinde “Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.” hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir. O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini gözönünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici, önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır. Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
TMK. md. 738. maddesinde; “Malik, kazı ve yapı yaparken komşu taşınmazlara, onların topraklarını sarsmak veya tehlikeye düşürmek ya da üzerlerindeki tesisleri etkilemek suretiyle zarar vermekten kaçınmak zorundadır. Komşuluk hukuku kurallarına aykırı yapılar hakkında taşkın yapılara ilişkin hükümler uygulanır.” hükmü düzenlenmiştir. Böylece, bir taşınmaz malikinin tamamen kendi arazisinin sınırları içinde olsa dahi, kazı ve yapı serbestîsi komşuları lehine kısıtlanmıştır. Bir yapının veya kazının komşu taşınmazda toprak kayması, su sızmasına yol açması halinde MK. md. 738 uygulanır. Malik komşularına zarar verecek, komşu arazideki tesisleri ve yapıları tehlikeye sokacak davranışlardan kaçınmaya mecburdur. Aksi halde MK. md. 730 uyarınca sorumlu olur. Zarar veren kazıda gerekli önlemleri almaya mecbur tutulur. Hatta gerektiğinde kazı durdurulur, ayrıca komşuya verdiği zarar tazmin ettirilir. TMK.nun 750. maddesine göre; Her taşınmazın maliki komşuluk hukukundan doğan yetkilerini kullanması için gerekli işlere ve bunların giderilmesine kendi yararlanma oranında katılmakla yükümlüdür.
Somut olayda, dava dilekçesinde davacı vekilince davalının komşuluk hukukuna aykırı kötü niyetli davranışlarına son verilmesine yönelik talepte bulunulmasına karşın, bu yönde bildirilen tanıkların dinlenilmediği, sadece davacı ve davalıya ait parseller arasında yapılan dolgu ve duvar inşaatı ile tel örgüye yönelik incelemenin yapıldığı görülmektedir.
Mahkemece yapılan ilk keşif sonucu verilen 06/07/2015 tarihli bilirkişi heyet raporunda; ”… dava konusu duvarın komşu parsel için bir tehlike olup olmadığının da tespit edilmesi gerekmektedir. Bunun için, duvar mukavemetinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca yetkilendirilmiş bir laboratuvar tarafından Karot numunesi alınmak suretiyle tespit edilmesi, donatı ve çapı ve aralığının tespit edilmesi, temel boyutlarının tespit edilmesi ve bu veriler ışığında duvarın yeterli dayanımda olup olmadığının tespit edilmesi gerektiği, yeterli mukavemete sahip olmaması durumunda güçlendirilmesi ve yada yeniden yapılması gerektiği, …” şeklinde görüş ve kanaat belirtilmesine karşın, yapılan ikinci keşifte buna ilişkin herhangi bir incelemenin yapılmadığı, ikinci keşif sonucu verilen bilirkişi kurulu rapor içeriğinden bölge itibariyle coğrafyanın meyilli olmasından dolayı istinat duvarının yapılmasının gerekli olduğu, istinat duvarında mukavemet açısından bir sakıncanın olup olmadığının hususunun gözlemsel olarak yapılan inceleme sonucunda tespit edildiği görülmektedir.
Dairemizce yapılan değerlendirme sonucunda; yukarıda belirtilen açıklamalar dikkate alınarak mahkemece dava dilekçesinde belirtilen taleplerin bütününe yönelik olarak davacı tarafça bildirilen tanıkların beyanlarının alınması ve ilk raporda belirtilip ikinci raporda karşılığı olmayan hususlarda eksikliklerin giderilmesi amacıyla usul ve yasaya aykırı görülen kararın 6100 sayılı HMK. nun 353/a-1-6 bendi uyarınca kaldırılmasına yönelik aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Hatay 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 07/11/2017 tarih ve 2015/186 Esas, 2017/458 Karar sayılı kararına karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-a-6 bendi uyarınca KABULÜNE,
2-İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
3-Davanın yeniden görülmesi için DOSYANIN MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,
4-Davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının iadesine,
5-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda değerlendirilmesine,
6-Kararın yerel mahkemece taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde oybirliği ile ve HMK’nun 353/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.26/01/2018
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe