Adana BAM, 1. HD., E. 2018/3 K. 2018/25 T. 10.1.2018

İlgili madde: TMK Madde 737

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
Feke Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2016/138 Esas 2017/148 Karar sayılı dosyasında verilen 13/09/2017 tarihli karara karşı davalı vekilinin 04/12/2017 tarihli istinaf başvurusu üzerine dosya dairemize tevzi edilmekle dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Saimbeyli İlçesi, A1 Mahallesi 69 ada 36 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, davalının ise bu parselle aynı yer olan 38 parselin maliki olduğunu, davalının müvekkilinin malik olduğu taşınmazın 2.kattaki balkonunda içeri alarak camekan yaptırdığını, bu nedenlerle müvekkillerine ait 1 ve 2. kattaki dairelerine baktığını ve özel hayatın gizliliğini ihlal ettiğini, müdahalede bulunduğunu belirterek, müdahalenin önlenmesine, tecavüz edilen kısmın değerin tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davalıların dava konusu yeri kendilerinin yapmadıklarını, satın aldıklarını, sınır ihlali yapmadıklarını, davacıların beyanına göre pencerenin kapatıldığını aplikasyon krokisine göre herhangi bir el atma olmadığını bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEME KARARI:

İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; mahkemece yapılan yargılama ve toplanan delillere göre davalı taşınmazının her hangi bir tecavüzünün bulunmadığı, inşaat bilirkişisi raporuna göre planlı alanlar tip İmar Yönetmeliği’nin 41 mad.sinde bitişik ve blok nizama tabi binalarda komşu parsel üzerindeki bitişik duvarda pencere ve kapı açılamaz ibaresi nedeniyle adı geçen yönetmeliğe uygun olmadığı tespit edildiğinden söz konusu iki adet pencerenin kapatılmasına karar verilmiş olduğu, ayrıca camekan bölüm kapatılmış olduğundan davanın konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği anlaşılmıştır.

İSTİNAF SEBEPLERİ VE GEREKÇE: Davalı vekili davanın redine karar verilmesi nedeniyle yargılama giderlerinin davalı tarafa yükletilmesinin usul ve yasaya uygun olmadığını, vekalet ücreti takdir edilmediğini, kiracının özel hayatının gizliliği nedeniyle pencerelerin kapatılmasına karar verilemeyeceğini, kiracının dava açmasının gerektiğini, pencerelerin kapatılmasının hukuka aykırı olduğunu, pencerelerin apartman boşluğunun aydınlanması için projeye göre yapıldığını bu nedenlerle kararın kaldırılması ile davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İstinafa cevap veren davacılar usul ve yasaya uygun olan kararın onanmasını, sırf vekalet ücreti için davalı vekilinin son duruşmaya katıldığı bu nedenlerle istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:

Dava, komşuluk hukukundan kaynaklanan çekişmenin giderilmesi istemine ilişkindir. TMK m.683 deki “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir” hükmü ile mülkiyet hakkının kanunla toplum yararına kısıtlanabileceği temel ilke olarak kabul edilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında, mülkiyet hakkının nasıl korunacağı hükme bağlanmış, 730 ve 737. maddeleriyle de taşınmaz malikinin başkalarına zarar vermesinin önlenmesi hedeflenmiştir.

Yapma, kaçınma, katlanma olarak özetlenebilecek bu sınırlamaların önemli bir bölümü TMK’nun “komşu hakkı” başlığı altında, 737 ile 750. maddelerinde düzenlenmiş, 751 ile 761. maddelerinde de yine malikin yapması ve katlanması gereken hususlar belirtilmiştir. Mahkemece yapılacak araştırmalarda somut olayın özelliği, komşu taşınmazların yerleri, nitelikleri, konumları, kullanma amaçları göz önünde tutularak, normal bir insanın hoşgörü ve tahammül sınırlarını aşan bir elatmanın bulunup bulunmadığı tespit edilmelidir. Davacının sübjektif ve aşırı duyarlılığı ile değil, objektif her normal insanın duyarlılığına göre elatmaya katlanıp katlanamayacağı araştırılmalı; sonuçta katlanılabilir, hoşgörü sınırlarını aşan bir zarar veya elatmanın varlığı tespit edildiği takdirde mülkiyet hakkının taşkın olarak kullanıldığı sonucuna varılmalıdır.

Bilirkişi raporlarında, bir el atma bulunup bulunmadığı, bu elatmanın katlanılabilir sınırlar içerisinde mi kaldığı, yoksa taşkın kullanmanın mı söz konusu olduğu tüm detayları ile açıklanmalı, taraflar arasındaki zorunlu çıkar çatışmalarını denkleştirecek, en adil çözüm yolu veya yolları gerekçeli olarak gösterilmelidir. Davacının zararının önlenmesi esas olmakla birlikte, davalıya da en az zarar verecek veya külfet yükleyecek önlem veya önlemler belirtilmeli, davalının yaptığı veya diktiği şeylerin yıkılması veya sökülmesi, yaptığı tesis ve işletmelerin kapatılması, yasaklanması veya başka yere taşınması son çare olarak düşünülmelidir. Davanın kabulüne karar verilebilmesi için elatmanın mülkiyet hakkının aşırı ve taşkın kullanılması niteliği taşıması gerekir. El atma objektif ölçütlere göre hoşgörü ve tahammül sınırları içerisinde kalmakta ise elatmanın önlenmesine karar verilemez. Başka bir anlatımla, taşkın kullanma yoksa hakimin olaya müdahalesi gerekmeyeceğinden davanın reddi gerekir. Taşkın kullanma belirlendiği takdirde elatmanın tamamen ortadan kaldırılması veya tahammül sınırları içerisine çekilebilmesi için ne gibi önlemlerin alınması gerektiği bilirkişiler aracılığı ile tespit edilerek, tarafların yarar ve çıkar dengeleri de gözetilerek bunların en uygununa karar verilmelidir. Şu husus hemen belirtilmelidir ki, asıl olan, davacının mülkiyet hakkının korunması ve zararına sebebiyet veren durumun ortadan kaldırılmasıdır. Davacının katlanılabilme sınırlarını aşan bir zararı varsa, buna son vermek için davalının yapması gereken masraf davacının zararından daha fazla olsa bile, elatmanın önlenmesine ve eski hale getirmeye karar verilmelidir.

Davaya konu olayda davacı, davalının kendi taşınmazı üzerine ruhsatsız yani imara aykırı olarak yaptığı yapının taşınmazına zarar verdiğini ileri sürerek elatmanın önlenmesi ve kal istemiştir. Davalının kendi taşınmazı üzerine yaptığı yapının salt ruhsatsız olduğu, imara aykırı bulunduğu ileri sürülüp, TMK’nın 737. maddesi uyarınca yıkım ve eski hale getirme istenemez. Yapının imara aykırı olması yanında bir zararın doğması da şarttır. Salt imara aykırılık, idari mercileri ve idare mahkemelerini ilgilendiren bir husustur. Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme sonucunda davalının kendi taşınmazı içerisine yapmış olduğu yapı nedeniyle bir zararın doğmuş olduğu belirlendiği takdirde davanın kabulüne, aksi halde reddine karar verilmelidir. Somut olaya gelince; davacı komşu parsel sayılı taşınmaz maliki davalının evine ilave kat yaparak imara aykırı pencere açtığını evini gözlemler hale geldiğini belirterek, pencerenin kapatılması suretiyle elatmasının önlenmesini istemiştir. Davalı ise söz konusu inşaatı 20 yıl önce izin alarak yaptığını savunmuştur. Mahkemece mahallinde yapılan keşif sonucu alınan inşaat bilirkişi raporunda “dava konusu pencerenin imar ve TMK’na göre uygun olmadığı ve komşuluk hukuku açısından davacının mağduriyetinin giderilmesi gerektiği” bildirilmiş ancak mağduriyetinin ne olduğu açıklanmamıştır. Yine fen ve uzman bilirkişi raporlarında davalıya ait pencerenin görme alanına giren davacıya ait alan (mekan) belirtilmediği için zararın var olup olmadığı anlaşılamamıştır. Bu nedenle yukarıda değinilen ilkelere göre araştırma ve inceleme yapılarak fotoğraf çekimi de yapılmak suretiyle davacının zarar görüp görmediği açık bir şekilde belirlenmeli ve sonucuna göre bir karar verilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir. Taraflar arasındaki “meni müdahale ve eski hale iade” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Büyükçekmece Asliye 1.Hukuk Mahkemesi’nce davanın kabulüne dair verilen 19.10.2004 gün ve 2003/2442-2004/1025 sayılı kararın incelenmesi davalı tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 20.6.2005 gün ve 7133-7557 sayılı ilamı ile, (…Dava, komşuluk hukukundan kaynaklanan çekişmenin giderilmesi isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; davacıya ait 1 parsel sayılı taşınmaz ile davalıya ait 2 parsel sayılı taşınmazın komşu olduğu, davalının davacı taşınmazına eylemli bir elatmasının bulunmadığı görülmektedir. Öte yandan davalı yapısında oluşturulan bir takım pencerelerin davacı taşınmazına baktığı da sabittir. Türk Medeni Kanun’unun 737. ve takip eden maddeleri uyarınca, komşuluk hukukunun ihlal edildiğinin kabul edilebilmesi zarar koşuluna bağlıdır. Bir kimsenin kendi mülkiyet alanında yaptığı yapının yada tasarrufunun komşu taşınmaz malikine bir zarar verdiği kanıtlanmadığı taktirde, bu halin çekişme olarak nitelendirilmesi ve giderilmesi düşünülemez. İmara aykırılık ise idare ve idari yargıyı ilgilendirir. Komşu parsel yönünde pencere açılmış olması başlı başına komşuluk hukukuna aykırılık teşkil etmez. Bu hususta ileri sürülebilecek mahremiyet iddiasının da geçerli bir giderim nedeni olarak kabul edilmesine olanak yoktur. Belirtilen bu ilkeler, somut olayla birlikte değerlendirildiğinde, davalı binasındaki pencerelerin davacıya bir zararı bulunduğu kanıtlanamadığı düşünülerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü doğru değildir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Davacı, kayden malik olduğu 2097 ada 1 parsel sayılı taşınmaza komşu 2 parsel sayılı taşınmaz maliki davalının, kendi binasına bakan bölümde pencere açmak, tuvalet ve pis su borularını kendi logarlarına bağlamak ve 4m2 lik bölüme sahip çıkmak suretiyle müdahalede bulunduğunu ileri sürerek, davalının müdahalesinin meni ile eski hale getirme kararı verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı 1997 yılında inşa ettiği bina nedeniyle herhangi bir tecavüzü bulunmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini cevaben bildirmiştir.

Mahkemenin yargılama sırasında alınan 23.6.2004 tarihli bilirkişi raporunu benimseyerek, “davacı taşınmazına komşu olan 2 parsel sayılı taşınmazda imar kurallarına uyulmadan bina inşa eden davalının pencere ve balkon gibi açıklıklar bırakmadığı, mevcut pencerelerin davacının binasına bakan kısımda açılmış olmasının komşuluk hukukuna aykırılık teşkil ettiği” gerekçesiyle “davanın kabulü ile 2097 ada 2 parsel sayılı taşınmazda davalının, davacı binasına bakan cephede sonradan yapmış olduğu pencerelerin duvar örülüp sıvanmak sureti ile haksız müdahalesinin önlenmesine” dair verdiği karar Özel Daire’ce yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; Yerel Mahkeme “davalıya ait binada davacı parseline bakan cephede açılan pencerelerin, aradaki mesafenin azlığı nedeni ile davacıyı rahatsız etmesinin imkan dahilinde olduğu ve yerel adetlere uygun bulunmadığı” gerekçesiyle direnme kararı vermiştir.

Öncelikle belirtilmelidir ki; çevre etkilerinin yarattığı zararlar 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 737. maddesinde düzenlenmiş olup, komşuluktan doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzene koyan, dengelendiren bir temel hukuk kuralı niteliğini taşımaktadır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 737. maddesinin birinci fıkrasında, malik için zarar verecek taşkın eylemlerden, aşırı davranışlardan kaçınma ödevi öngörülmüş; ikinci fıkrasıyla özellikle, taşınmazın durumuna, niteliğine ve yerel adete göre komşular arasında hoş görülebilecek ölçüyü aşan duman, buğu, kurum, toz, koku çıkartarak, gürültü veya sarsıntı yaparak rahatsızlık vermek yasaklanmıştır.

Bu noktada, Türk Medeni Kanunu’nun 737. maddesi içerisine giren müdahale kavramı; sadece taşınmazın işletilmesi ile ilgili olmayıp, bir taşınmazın kullanılması nedeniyle, komşu taşınmazın hava, ışık, rüzgar, su gibi enerji kaynaklarından yararlanmasını önleyen ya da manzarasını kapayan olumsuz müdahalelerde, uygulamada bahsi geçen madde kapsamında değerlendirilmektedir.

Anılan maddede yer alan taşkınlıklar, bir taşınmazın kullanılmasına bağlı olarak beliren çirkin bir görünüş ya da tiksindirici davranışlarla çevrede bulunan kişilerin ruhsal yapılarının etkilenmesi, iç huzurlarının bozulması gibi manevi nitelikte de olabilir.

Giderek yasada nelerin taşkınlık sayılacağı yönünden genel bir kural öngörülmediğinden; Hakim her somut olayın özelliğini, taşınmazın durumunu, niteliğini ve yerel adetleri gözeterek komşuların birbirine göstermekle yükümlü oldukları tahammülün sınırını, çıkar çatışmalarını olaya en uygun düşecek şekilde çözümlemekle yükümlüdür.

Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.11.2003 gün E:2003/14-653, K:2003/689 sayılı kararında da aynı ilke benimsenmiştir.

Tüm bu açıklamalar ışığında somut durum değerlendirildiğinde; davacıya ait 1 parsel sayılı taşınmaza, komşu 2 parsel sayılı taşınmazda davalı tarafından inşa edilen binaya ait sonradan açılan bir kısım pencerenin davacı taşınmazına baktığı sabittir. Ne var ki, hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporunda varsayıma dayalı ve doyurucu olmayan gerekçelerle; imar durum koşullarına uygun olarak inşa edilmemiş olan davalıya ait binadan, davacı parseline çöp atılması, halı, kilim vs. silkinmesi olasılığından söz edilerek, ayrıca pencerelerin salt davacının binasına bakması ve aradaki mesafenin azlığı sebebiyle davacıyı rahatsız etmesi olanağı bulunduğu belirtilerek, pencerelerin mevcudiyetinin komşuluk hukukuna aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

Görüldüğü üzere hükme esas alınan bilirkişi raporu, az yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda, yeterli ve denetime uygun bir değerlendirmeyi içermemektedir.

Hal böyle olunca; mahkemece seçilecek Çevre Mühendisi, Şehir Planlamacısı ve hukukçu bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığı ile komşuluk hukuku ilkeleri açısından inceleme yapılması, davalı tarafından davacıya ait komşu parsel yönünde açılan pencerelerin davacıya ne gibi zararlı etkileri bulunduğunun Türk Medeni Kanunu’nun 737. maddesinde öngörülen ölçülere göre ayrıntılı bir şekilde belirlenmesi, bunların önlenmesi için alınması gerekli tedbirlerin neler olduğunun da bilirkişi kurulundan sorulup gerekçeli rapor alınması ve doğacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu oluşturulan önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Dava dosyasında; yukarıda belirtilen Yargıtay Uygulamaları ve kriterlerine göre bilirkişi incelemesi yapılarak, davalı tarafından davacıya ait komşu parsel yönünde açılan pencerelerin davacıya ne gibi zararlı etkileri bulunduğunun tespiti,taşkın kullanma olup olmadığının tespiti, bu konularda uzman bilirkişilerden rapor alınması, taşınmazlara ilişkin mimari projelerinin, vaziyet planlarının, imar krokilerinin ilgili yerlerden celbi ile tarafların iddia ve savunmalarında belirtilen hususların tespiti, imar krokisi, kadastro krokisi ve mimari projelerin fiziki durumla karşılaştırılması, pencerelerin, camekanla sonra duvarla kapatılan balkonun, merdiven kovası olarak belirtilen kısmın ölçümlerinin yapılması, rapora yansıtılması, dava konusu el atıldığı iddia edilen kısmın değerinin tespiti, keşifte tespit edilecek dava değerine göre eksik harcın tamamlatılması, ayrıca kabule göre de davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi yasaya aykırı olup belirtilen hususlar araştırılıp inceleme sonucuna göre karar verilmesi gerektiği mahkemece eksik araştırma ve bilirkişi raporuna göre karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğundan kararın kaldırılması ile, davanın yeniden görülmesi için HMK 353/1-a/6 maddesi uyarınca karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-Feke Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 13/09/2017 tarih ve 2016/138 Esas 2017/148 Karar sayılı kararına karşı, davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK’nın 353/1-a/6 bendi uyarınca ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE,

2-İlk derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine gönderilmesine,

3-Davalı vekili tarafından peşin yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine,

4-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda değerlendirilmesine,

5-İstinaf incelemesi duruşma açılmadan sonuçlandırıldığından taraflar leh ve aleyhine ücreti vekalet takdirine yer olmadığına,

6-Kararın yerel Mahkemesince taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde HMK’nun 353/1-a/6 maddesi uyarınca KESİN olarak oy birliği ile karar verildi. 10/01/2018

  • İlk yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!