Adana BAM, 1. HD., E. 2018/1422 K. 2019/40 T. 17.1.2019

İlgili madde: TMK Madde 599

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

DAVANIN KONUSU :

Harici Satıma Dayalı Tapu İptali ve Tescil
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davacılar vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nun 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacılar vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle;

Tarsus ilçesi, A1 köyü, A2 çeşme mevkii, 137 ada, 8 ve 13 numaralı parsellerin bir kısmının davalıların murisi K1 tarafından kendi murisleri K2’e 19.03.1986 tarihli harici satış sözleşmesi ile satıldığını, davacıların murisi K2’ün ölümü ile satın alınan yerin mirasçılarına geçtiğini, halen davacılar tarafından kullanıldığını belirterek dava konusu taşınmazların davacılar adına miras hissesi oranında tescilini talep etmiş, 06/11/2017 tarihli dilekçesiyle dava dilekçesini ıslah ederek dava dilekçesinde belirttiği davacılar haricindeki mirasçılar adına da dava konusu taşınmazın hisseleri oranında tescilini talep etmiştir.

Davalılar vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; müvekkillerinin murisi K1’ın okuma yazması olmadığını, parmak izi kullandığını, sözleşmenin gerçek bir sözleşme olmadığını, davaya dayanak yapılan ve gerçek olmayan satış sözleşmesine göre alıcı bulunan K2’ün davacılar dışında da mirasçıları bulunduğunu, bu nedenle davacıların bu davayı açamayacaklarını belirterek davanın reddini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;

K2’ün paylaşılmayan terekesine ait olduğu iddia edilen davalı taşınmazların tapusunun iptali için mirasçılar dışındaki üçüncü bir kişiye (kayıt maliki) karşı açılan davanın, taşınmazın tek başına davacının kendi adına kayıt ve tescil edilmesine ilişkin olduğunu, elbirliği mülkiyetinde bir kısım mirasçıların (davacılar K3, K4 ve K5) taşınmazda kendi adına talepte bulunma imkanı bulunmadığı gibi, belirlenmiş payları olmadığını, tamamında (diğer mirasçılarla) birlikte hak sahibi olduğunu, kendi paylarına yönelik talepte bulunmalarının da mümkün olmadığını, bu durumda mahkemece dava dışı mirasçıların muvafakatinin alınması veya terekeye temsilci atanması için süre verilmesini gerek görülmediğini gerekçe olarak belirtip davanın aktif dava ehliyeti (dava şartı) yokluğundan usulden reddine yönelik karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

İstinaf yoluna başvuran davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme kararının hukuka aykırı olduğunu, hatalı değerlendirilme yapılarak terekeye ait bir mal hakkında bir veya birden fazla mirasçının kendi hissesi için dava açamayacağı kararı verildiğini, dava konusu iştirak halindeki 137 ada, 13 ve 8 nolu parsellerin bütün mirasçılar tarafından fiili olarak taksim edildiğini, 40 yıldır nizasız bir şekilde mirasçılar tarafından kullanıldığını, mirasçılardan beşinin kendilerine ait yerlerine konut yaptırdığını, diğer üçünün de bahçe olarak kullandığını, fiili taksim neticesinde kardeşi K1’ye aitken harici senetle alınan davaya konu kısmın, müvekkillerinin murisi babaları tarafından ve babalarının ölümünden sonra da müvekkilleri tarafından kullanıldığını, fiili taksim yapıldığının taraflarınca ispat edildiğini, davada esasa girilerek keşif yapıldığını, 24/07/2017 tarihli keşif tutanağında tanıkların dinlenildiğini, tanık beyanlarında “harici olarak fiili bir paylaşım olduğu” beyanlarında bulunduklarını, 26/07/2017 tarihli fen bilirkişisi raporunda davaya konu yeri tespit ederek bu yerin mirasçılar tarafından fiili taksimle ayrı ayrı sınırlarını belirleyerek kullandıklarının “…Keşif esnasında yapılan ölçü, inceleme ve gözlem neticesinde, parselin malikleri tarafından kendi aralarında rızai taksim yaptıkları, ayrı ayrı sınırlarını belirleyerek tasarruf ettikleri gözlemlenmiştir. Bu harici taksimde, yukarıdaki uydu görünümlü kadastral haritada A harfi ile gösterilen kısmın, davalıların murisi olan K1’a isabet ettiği anlaşılmaktadır..” şeklinde ifadeyle belirtildiğini, bu durumda müvekkillerinden her birinin bu davayı TMK 702/4 göre açma hakkına sahip olduğunun gözardı edildiğini, dava konusu taşınmazın, müvekkillerinin murisi babalarına aitken ölümüyle terekeye dahil bir taşınmaz durumunda kaldığını, Türk Medeni Kanunu’nun 702/4 maddesi hükmü gözetildiğinde, ortaklardan her birinin topluluğa giren hakların korunmasını sağlama olanağı bulunduğunu, bu korumadan bütün ortakların yararlanabileceğinin açık olduğunu, bu durumda müvekkillerinin bu davayı açmasının imkan dahilinde olduğunu, mirasçıların bir kısmının dava dışı kalması sebebiyle usulden davanın reddi kararının hukuka uygun olmadığını, yerel mahkemenin, işin esasına girip bütün delilleri toplayarak (senetteki imza inkarı sonuçlandırma aşamasına geldiği, imza örneklerinin elde edildiği, keşfin yapıldığı, bilirkişi raporlarının tamamlandığı, tanıkların dinlendiği) işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve yasal olmayan gerekçelerle davanın usulden reddinin doğru olmadığını, dava dışı mirasçıların davaya dahili için ara kararı alarak taraf teşkili yapılmasını sağlamaya yönelik TMK 702/2 maddesi hükümlerinin uygulandığını, bu amaçla Tarsus 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nde 21/05/2018 tarih ve 2018/517 Esas nolu terekeye temsilci atanması yönünde davanın açıldığını, dava dışı mirasçıların tamamında davaya muafakat ettikleri yönünde 18/09/2018 tarihinde ayrı ayrı yazılı beyanda da bulunduklarını, bu durumda taraf teşkilinin sağlandığını, 06/11/2017 tarihli ıslah dilekçesi ile, davanın talep bölümündeki maddi hatanın düzeltilmesi, düzeltilmediği takdirde talepleri doğrultusunda dava dilekçesinin ıslahının talep edildiğini, ıslah dilekçesi hakkında celselerde işlem yapılması isteminde bulunduklarını, buna rağmen değerlendirme yapılmadığını, yerel mahkemede maddi hata olduğu yönünde bir kanaat oluştuğunu ve bu şekilde dava dilekçesinin istekleri doğrultusunda düzeltildiğini ve 702/2 uygulama alanı bulduğu kanaatinin oluştuğunu, ancak davanın karar aşamasında tekrar en başa dönülerek ıslah taleplerinin reddedildiğini, TMK 702/2 maddesinin uygulanamayacağı gerekçesiyle davanın usulden reddinin 21.01.2016-26.10.2018 tarihleri arasında, 7 celse yapıldıktan sonra hatalı değerlendirme sonucu verildiğini, bu aşamaya kadar devam eden davanın usulden reddinin usul ekonomisine aykırı olduğunu, ayrıca esasa ilişkin işlemlerle ilgili yargılama giderleri yapılarak parasal israf yapıldığını belirtip, yargılamanın yeniden yapılarak işin esası hakkında davanın kabulü yönünde karar verilmesini ve yerel mahkemenin aktif dava ehliyeti yokluğundan usulden reddi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:

Taraflar arasındaki dava, Harici Satıma Dayalı Tapu İptali ve Tescil istemine ilişkindir.

Bilindiği üzere, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 599. maddesi hükmü uyarınca; miras, murisin ölümüyle ve terekenin açılmasıyla mirasçılarına geçer ve mirasçılar terekedeki mallar(menkul- gayrimenkul) üzerinde bu tarih itibariyle hak sahibi olurlar.
4721 sayılı TMK’nun “Miras Ortaklığı” başlıklı 640 maddesi:
“Birden çok mirasçı bulunması halinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir.

Mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler.

Mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh mahkemesi, miras ortaklığına paylaşmaya kadar bir temsilci atayabilir.

Mirasçılardan her biri, terekedeki hakların korunmasını isteyebilir. Sağlanan korumadan mirasçıların hepsi yararlanır.” hükmünü içermektedir.

Tereke (miras ortaklığı) TMK’nun 701 ve devam eden maddeleri uyarınca elbirliği (iştirak) mülkiyetine tâbidir. Elbirliği mülkiyeti, yasa veya yasada gösterilen sözleşmeler uyarınca, aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin, bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olmaları durumudur.

TMK’nun 701-703. maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da bulunmamaktadır. Mülkiyet, bir bütün olarak ortakların hepsine aittir. Başka bir deyişle, ortaklık tasfiye ile sona erinceye kadar ortaklardan her birinin ayrı bir mal veya hakkı olmayıp, hak sahibi ortaklıktır. Elbirliği (iştirak) halinde mülkiyet türünde malikler, mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil, ortaktır. Bu ilke Medeni Kanunun 701. maddesinde “…Kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir.

Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır…” biçiminde yer almıştır.

Bu itibarla elbirliği (iştirak) halinde mülkiyette, ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Yasada veya elbirliği (iştirak) halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların (iştirakçilerin) oybirliği ile karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunludur.

TMK’nun 702/2. maddesi “Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir” hükmünü taşımaktadır. Ne var ki bu kural, uygulamada yumuşatılarak, 11.10.1982 tarih, 1982/3-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla bir ortağın tek başına dava açabileceği; ancak, davaya devam edebilmesi için öteki ortakların olurlarının alınması veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığıyla davanın sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiştir.

Medeni Kanunun 702/4. maddesinde “…ortaklardan her biri, topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilir. Bu korumadan bütün ortaklar yararlanır…” hükmü öngörülmüştür.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu yürürlüğe girmeden önce elbirliği ile (iştirak halinde) mülkiyet 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin 581. maddesinde düzenlenmişti. Ancak uygulamada karşılaşılan bazı güçlüklerin giderilmesi için yeni düzenlemede Kanunun 640. maddesine “Mirasçılardan her biri, terekedeki hakların korunmasını isteyebilir. Sağlanan korumadan mirasçıların hepsi yararlanır” hükmünü içeren dördüncü fıkra eklenmiştir. Maddenin gerekçesinde de belirtildiği gibi, mirasta terekenin tâbi olduğu elbirliği mülkiyetine yöneltilen en güçlü eleştiri, birlikte hareket etme zorunda olmaları nedeniyle mirasçıların bireysel olarak terekedeki hakların korunması amacıyla hareket edememeleriydi. Maddeye eklenen dördüncü fıkra, bu eksikliği giderme amacına yönelik olarak getirilmiştir.

Buna göre; olağan koruma eylemleri ve buna bağlı olarak onarımlar, mahsullerin toplanması bozulacak olanların satılması, acele olarak yapılması zorunlu bulunan işlemin yerine getirilmesi ile istihkak, el atmanın önlenmesi, tapu sicilinde hak sahipliğinin saptanması gibi taksimi mümkün olmayan talepler, ortaklardan her biri tarafından dava yoluyla ileri sürülebilir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 17.02.2010 gün ve 2010/8-80 E.,2010/80K, 20.03.2013 gün ve 2012/8-861E.,2013/391 K. sayılı kararları).

Terekeye ait haklar üzerinde tasarruf söz konusu ise ortakların oybirliği ile karar vermeleri TMK’nun 702/2. maddesinin açık hükmü gereği olduğundan, tasarruf işlemi niteliğindeki tapu iptali ve tescil davasının tüm mirasçılar tarafından birlikte açılması veya terekeye temsilci atanması ve bu yolla davanın yürütülmesi gerekir. Ancak, bir mirasçı tüm mirasçılar adına tek başına dava açabilirse de, böyle bir davayı yalnız başına yürütemez. Bu durumda davanın hemen reddedilmeyip, diğer mirasçıların davaya katılımlarının veya muvafakatlerinin sağlanması ya da terekeye temsilci atanması için davacıya uygun süre verilmesi gerekmektedir.

Ancak dava halefiyet esasına göre tereke adına değil de kendi miras payı için açılmış ise tüm mirasçıların onayının alınmasına gerek bulunmamaktadır. Bir ya da bir kısım mirasçı terekeye ait bir mal veya alacaktan yalnız kendi payına düşen kısım için yalnız kendi adına dava açarsa, böyle bir dava reddedilir. Çünkü, bir veya bir kısım mirasçının iştirak halindeki pay üzerinde tasarrufta bulunma yetkisi yoktur. Böyle bir dava diğer mirasçıların paylarını kapsamadığından ve aynı zamanda onlar adına da açılmadığından, davaya diğer mirasçıların katılmasına (icazet vermesine) olanak yoktur. Diğer bir anlatımla, öteki mirasçıların davaya katılmalarının sağlanması veya yöntemine uygun biçimde muvafakatlerinin alınması, ya da miras ortaklığına bir mümessil tayin edilerek onun huzuru ile davaya devam edilmesi mümkün değildir ve davanın reddi gerekir.

Aynı nedenle, tereke temsilcisi de, bir mirasçının yalnız kendi payı için açmış olduğu davaya icazet verip davayı devam ettiremez. Yargıtay’ın yerleşik uygulaması ve öğretinin görüşü bu yöndedir.
(Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2014/14-1243 Esas, 2016/958 Karar sayılı ilamı)

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 29.06.2011 tarih ve 2011/1-364 Esas ve 2011/453 Karar sayılı ilamında da ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; hiç dava konusu edilmemiş bir unsurun, başka dava konularına ilişkin davada ıslah yoluyla davaya dahil edilip edilemeyeceğinin; eş söyleyişle, sadece bir konu hakkında dava açılmışken, bu dava konusundan farklı dava konularının ıslah yoluyla eldeki davaya dahiline olanak bulunup bulunmadığının; böyle bir durumda, ilk dava konusu edilen yönünden açılan davanın kısmi dava, daha sonra başka dava konuları için ileri sürülen talebin de bunun ıslahı olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceğinin, ayrıca irdelenmesi gerekir.

Vurgulamakta yarar vardır ki, kısmi bir dava açılmışsa, bu davanın kalan kısmı yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde ıslaha konu olabilecektir.

Ancak bir dava konusu bizatihi kendisi davayı oluşturuyor ise, burada kısmi dava bulunmadığından ıslah edilebilecek bir dava da bulunmamaktadır(Örn. Bir taşınmazın tamamı hakkında iptal ve tescil istemiyle açılan davada, davanın konusunu bu taşınmazın bizatihi kendisi teşkil etmekle, bu taşınmazdan başka bir taşınmaz davaya dahil edilmek istenirse bu halde ıslah söz konusu olamayacaktır).

Eğer bir davanın konusunu teşkil eden taleplerden sadece bir bölümü istenmiş ve kısmi davaya konu edilmişse daha sonra kalan bölümü için ıslah söz konusu olabilecektir (Örn.Bir taşınmaza el atma nedeniyle istenen tazminat miktarının kısmen talep edilip, daha sonra ıslaha konu edilmesi, bir taşınmazın bir bölümü dava edilmişken diğer bölümünün de ıslahen dava edilmesi gibi).

Şu hale göre kural olarak; dava açıldıktan sonra sebebinde, konusunda, delillerde ve diğer hususlarda usulüne ilişkin işlemlerin ıslah yoluyla düzeltilmesi mümkün olduğu gibi davanın konusunda da ıslah mümkündür. Nitekim, HUMK’ nun 185. maddesinin 2. bendinde de davacının karşı tarafın rızası olmaksızın ıslah yoluyla davasının mahiyetini tebdil edebileceği kabul edilmiştir.

Ne var ki, açıklanan tüm hükümler göstermektedir ki, ıslahla kastedilen dava konusu edilen hususların genişletilmesi veya değiştirilmesidir.

Dava konusu edilmeyen bir şeyin ıslah yoluyla davaya ithaline ve dava konusu haline getirilmesine yasal açıdan olanak bulunmamaktadır.

Somut olayda; davacıların murisi K2 ile davalıların murisi K1’ın kardeş oldukları, K2 ile K1’ın 19/03/1986 tarihinde aralarında yaptıkları harici satım sözleşmesi ile 100.000 ETL bedelle tahmini 350 m² gelen Cevizliçeşme Mahallesindeki taşınmaz hissesini kardeşi K2’e sattığı, davacı tarafça bu sözleşmeye dayalı olarak dava konusu parsellerdeki hissenin tapu kaydının iptali ile davacıların mirasçılık hisseleri oranında davacılar adına tesciline karar verilmesini talep ettikleri, muris K2’ün 3 davacı dışında başka mirasçılarının da olduğu, bu nedenle davacılar vekilinin 06/11/2017 tarihinde vermiş olduğu ıslah dilekçesi ile dava konusu parsellerdeki hisselerin davacılar ile muris K2’ın diğer mirasçıları adına miras payları oranında tesciline yönelik talepte bulunulduğu dosyada mevcut bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.

Yukarıda içerikleri belirtilen Yargıtay kararlarında değinilen hususlar dikkate alındığında davacıların dava dilekçeleri içeriğindeki talepleri itibariyle diğer mirasçıların davaya katılmalarına veya muris K2’ın terekesine temsilci atanmasına ihtiyaç yoktur. Dava dilekçesi içeriği itibariyle davanın reddi gerekir ancak davacı taraf 06/11/2017 tarihinde vermiş oldukları ıslah dilekçesiyle dava dilekçesindeki taleplerini ıslah ederek tapu iptal ve tescil taleplerini tüm mirasçılar yönünden genişletmişlerdir. Davacılar dışındaki diğer mirasçılar mahkemeye sunmuş oldukları dilekçelerde dava dosyasına katılmak istedikleri yönünde beyanda bulundukları dosyada mevcut dilekçelerinden anlaşılmaktadır. Davacı tarafça ıslah dilekçesinde dava konusu edilen taşınmazla ilgili herhangi bir değişiklik yapılmamış, davacı mirasçılar tarafından diğer mirasçılar adına da tescil talebinde bulunularak talepleri genişletilmiştir. Davacıların talep konusu tapu iptali ve tescile yönelik bir taleptir. Islah dilekçesi içeriği ve dava usul ve ekonomisi dikkate alınarak davacı tarafa diğer mirasçıların davaya muvafakatlerinin sağlaması için süre verilmesi, bu mümkün olmadığı takdirde muris K2’ın terekesine temsilci atanması için davacı tarafa süre verilmesi gerekirken bu yola başvurulmadan dava dilekçesi içeriği dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Mahkemece yapılması gereken iş, ıslah dilekçesi içeriği dikkate alınarak muris K2’ın diğer mirasçılarının davaya muvafakatlerinin olup olmadığı hususunun tespit edilmesi, muvafakatlerinin olmaması halinde davacı tarafa muris K2’ın terekesine temsilci atanması için dava açmak üzere süre verilmesi, dava açılıp temsilci atanması halinde temsilci tarafından davanın takibinin sağlanarak işin esasına girip karar vermekten ibarettir.

Bu nedenlerle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun, 6100 sayılı HMK. nun 353/1-a-4, 6 bendi uyarınca, kabul edilerek kararın kaldırılması gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M :

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-
Tarsus 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 25/10/2018 tarih ve 2016/19 Esas, 2018/278 Karar sayılı kararına karşı davacılar vekilinin istinaf başvurusunun,
6100 Sayılı HMK’nun
353/1-a-4 ve 6 bentleri uyarınca KABULÜNE,

2-
İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının
ORTADAN KALDIRILMASINA,

3-
Davanın yeniden görülmesi için
DOSYANIN MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,

4-
Davacılar tarafındanyatırılan istinaf peşin karar harcının talebi halinde iadesine,

5-
Davacılar tarafındanyapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda değerlendirilmesine,

6-
Kararın, yerel mahkemece taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, HMK’nun 353/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olmak üzere, oybirliği ile karar verildi.17/01/2019

  • İlk yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!