T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’ nun 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin oğlunun tefecilere olan 100.000,00 TL borcunu ödeyebilmek için kendisine ait olan Mersin ili, Tarsus ilçesi, A1 Köyü, 81, 82, 83, 736, 740, 741, 837, 738 sayılı parselleri davalılar ile anlaşarak 500.000,00 TL’ye sattığını, bir kısmını oğlunun K1’a olan borcuna mahsup edilerek geri kalanını da bir kaç ay içinde ödeyeceklerini, aksi halde tapuları iade etmek üzere anlaştıklarını, davalıların geri kalan borçlarını ödemediklerini, bu nedenle davaya konu taşınmazların davalılar adını olan tapu kayıtlarının iptali ile müvekkili adına kayıt ve tesciline, bu mümkün olmazsa taşınmaz bedelinin kendilerine ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı K1 vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davacının taşınmazları müvekkiline sattığını, tapu müdürlüğünde resmi senetler de taşınmaz bedellerinin tamamını aldığını beyan ettiğini, dava dilekçesinde iddia ettiği hususların resmi senetlerde olmadığını, bu nedenle davacının davasının haksız ve kötü niyetli olduğunu beyan ederek davanın reddinin gerektiğini savunmuştur.
Davalı K1 jandarmada alınan ifadesinde; davacının oğlu K3’nin oğlunun kirvesi olduğunu, K3’nin tefecilerden borç para aldığını, kendini vuracaklarını, babasının borçlarını ödemek için tarlayı satmaya karar verdiğini, müşteri bulmasını istediğini, davalının da diğer davalıya söylediğini, peşin para olmadığından 115 bin TL peşin, kalan 230 bin TL’yi de çekle ödeyebileceğini söylediğini, davacının K2’a güvenmediğini, tapunun davacının güvendiği K1 adına yapıldığını, daha sonra diğer davalıya en son 40.000 TL ödendikten sonra ödendiğini, K3’nin babası K4’dan çekleri alıp ciroyla başkalarına verdiğini, Tarsusta birçok kişiyi dolandırdığını, tefecilik yapmadığını, oğlunun kirvesine yardım ettiğini beyan etmiştir.
Davalı K2 vekili esasa ilişkin beyan dilekçesinde özetle: Müvekkilinin iyi niyetli 3.kişi olduğunu taşınmazların satış bedellerinin nakden ve 5 adet çekle ödendiğini belirterek tedbirlerin kaldırılmasını talep etmiştir .
Davalı jandarmada alınan beyanında K1’nin çocukluk arkadaşı olduğunu K4 ve K3’ü tanımadığını dönümü 15 bin TL den taşınmazları satın aldığını, taşınmazları taksitle aldığını mal sahiplerinin kendine güvenmedikleri K1 akrabaları olduğu için güvendikleri kendisinin de K1’ye güvendiğini tapunu önce K1’ye borçlar bikince de K1’nin kendine devrettiğini borcunun olmadığını, 115 bin TL nakit kalan 230 bin TL de 5 adet çekle (4 adedi F1bank, 1 tanesi F2 çeki) ödediğini beyan etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; taraflarca açılan davanın tapu iptali ve tescil, mümkün olmaz ise ödenmeyen bedelin tahsili isteğine ilişkin olduğunu, tarafların delillerinin toplanarak duruşmada incelenmiş olduğunu, dava konusu taşınmazların satış ve devirlerini gösterir şekilde tapu kayıtları ile dava konusu taşınmazların taraflar arasında satışını gösterir resmi senetlerin, krokilerin, Tarsus CBS’nin 2014/13348 soruşturma sayılı dosyasının celp edilmiş olduğunu, taşınmaz başında bilirkişiler refakate alınarak keşif yapılmış, bilirkişilerden rapor alınmış, taşınmazların değeri tespit edilmiş, bilirkişi raporu usulüne uygun olarak taraflara tebliği edilmiş olduğunu, rapora göre davacı tarafça eksik harcın ikmal edildiği görülmüş, mahkemece yapılan yargılama, toplanan deliller neticesince, dava konusu taşınmazların davalı K2 adına kayıtlı bulunduğu, öncesinde davacı tarafından 03/07/2014 tarihli, 12134 yevmiye no’lu tapu satış senediyle satış bedelinin ödendiği bildirilerek davalı K1’ye satılıp tapuda devrinin yapıldığı, davacının satış bedelinin ödenmediği yönündeki iddiasını, aynı kuvvette yazılı belge ile ispatlaması gerekmekte ise de, davacının şikayeti neticesi Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2014/13348 hazırlık sayılı dosyasında, davalı K1’nin 05/12/2014 tarihli ifadesinde … 115.000 TL peşin 230.000 TL de satıştan sonra ödenmek üzere anlaşma yapıldığını, yine davalı K1 vekilinin cevap dilekçesinde 115.000 TL peşin geri kalanın ise çek ile ödendiğini beyan etmesi, yine davalı vekilinin taşınmazın bir kısım bedelinin çek ile ödendiğini bildirmesinin 6100 Sayılı HMK’nun 188. maddesine göre satışın peşin yapılmadığının ikrarı sonucunu doğurduğunu, bu beyanlar doğrultusunda ispat yükü yer değiştirdiği kabul edilerek davalı vekillerinden çek bedellerinin ödendiği doğrultusunda delilleri istenmiş, fakat herhangi bir delil sunulmadığı bu sebeplerle davanın K2 yönünden kısmen kabulüne, K1 yönünden reddine karar verilmiş olduğu anlaşılmıştır.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
İstinaf yoluna başvuran davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin yaptığı yargılama sonucunda, iradesi hata ve hile ile fesada uğratılan müvekkilinin bu durumunu, göz önüne almadan tapu iptal ve tescil talebinin reddine karar verildiğini, ancak yargılamanın bütün aşamalarında ve daha sonradan dosyaya ibraz edilen hacizlerden de anlaşılacağı üzere davalıların hile ile bu taşınmazları müvekkilinden aldıktan sonra, dava açılanca taşınmazların üzerine anlaşmalı hacizler konulduğun, bu işlemin hileli bir işlem olduğunun en büyük göstergesi olmasına rağmen, mahkemenin yargılama sırasında ve karar aşamasında bu hususu göz önüne almadan karar verdiğini ve tapu iptal tescil talebinin red etmiş olduğunu, ret kararının usul ve yasaya uygun olmadığından tapu iptali ve tescil talebinin kabulüne karar verilmesini, taşınmazın bedeli yönünden de her ne kadar resmi satış işlemi yapılmış olsa da aslında tarafların bu satış işleminin gerçek iradeleri olmadığının, dosya içerisinde ki belge ve ifadelerden anlaşılacağı üzere, mahkemece K1 yönünden davalının dosyadaki beyanları ve Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2014/13348 hazırlık sayılı dosyasında ki davalı K1’ın 05/12/2014 tarihli ifadesinde de; “115.000,00 TL peşin 230.000,00 TL de satıştan sonra ödenmek üzere anlaşma yapıldığını…”, yine davalı K1 vekilinin cevap dilekçesinde 115.000,00 TL peşin geri kalanının ise çek ile ödendiği beyanında bulunmuş olmasına rağmen, zaten davaya sebebiyet veren bir kişi de davalı K1 olmakla davalı K1’ın dava konusu işlemin içerisinde olduğunun ve müşterek müteselsil sorumluluğu bulunduğunundan, bu davalı yönünden davanın reddine karar vermesinin hatalı bir karar olduğunu, bu sebeplerle Tarsus 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 08/09/2017 tarih, 2015/365 Esas ve 2017/260 Karar sayılı kararının İstinaf incelemesi neticesinde kaldırılması ve yeniden yargılama yapılmasını, talepleri doğrultusunda incelemelerde bulunarak taleplerinin ve davalarının kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Davada 6100 Sayılı HMK’nun 355. maddesi uyarınca inceleme; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış ancak, Bölge Adliye Mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bu husularda resen inceleme yapılmış olup, HMK’nun 357. maddesi uyarınca da “İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz.” hükmü uyarınca istinaf talepleri sınırlı olarak incelenmiştir.
Dosya içerisindeki delil ve belgelerden, davacının oğlu K3’nin tefecilere olan borcunu ödeyebilmek için davacının kendisine ait olan Mersin ili, Tarsus ilçesi, A1 Köyü, 81, 82, 83, 736, 740, 741, 837, 738 sayılı parselleri satarak borcunu ödemesi hususunda oğlu ile birlikte karar verdiği, oğlu K3’nin, oğluna kirve olduğu emlakçılık yapan davalı K1’ye tarlaları kendisinin satın alması ya da müşteri bulmasını söylediği, K1’nin de diğer davalıyı bulduğu, peşin parası olmadığı için 115.000,00 TL peşin verebileceği, kalan 230.000,00 TL yi de satıştan sonra çeklerle ödenmek üzere anlaşma yapıldığı, davacının davalı K2’ı tanımadığı ve güvenmediği için oğlu K3’nin K1’nin oğluna kirve olması ve oğlunun arkadaşı olması nedeniyle tapunun davalı K1 adına yapıldığı, daha sonra diğer davalı K2’a K1 tarafından 30/09/2014 tarihinde taşınmazların tapuda devredildiği, bunun üzerine davacının davalı tarafın kalan satış bedelini ödemediğini ve kendilerinin hileli davranışlarla dolandırdıklarını, davalıların danışıklı olarak borçlandıklarını, taşınmazlar üzerine hacizler konulduğunu, tapu iptali tescil olamazsa bedelin ödenmesine ilişkin eldeki davayı açtığı anlaşılmıştır.
Dilekçe ve iddianın içeriği ve ileri sürülen biçimine göre davada dayanılan sebebin hile olduğu anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; hile, genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevketmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma, hilede yanıltma söz konusudur. T.B.K’nun 36/1 maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse hata esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Anılan husus resmi belgeler yönünden de Türk Medeni Kanunu’nun 7/2 maddesinde dile getirilmiştir. Hilenin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, def’i yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Sözleşme iptal edilmekle yapıldığı andan itibaren ortadan kalkacağı için yerine getirilen edim, ayni bir istihkak davası (tapulu taşınmazlarda iptal ve tescil davası), bunun mümkün olmadığı hallerde de sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak davası yoluyla geri istenebilir.
Hemen belirtilmelidir ki, satış bedeli (semen) satışın asli unsurlarından birisidir. Semen ödeneceği düşüncesi uyandırılarak taşınmazın mülkiyetinin naklinin sağlanması ve ondan sonra semenin ödenmemiş olması yukarıda değinilen ilkeler gözetildiğinde iradeyi fesada uğratan sebeplerin gerçekleştiğinin kabulünü gerektirir.
Bir başka ifade ile, elbette ki taraflarca bedelin yani semenin sonra ödeneceği kararlaştırılabilir. Böylesi bir durumda Türk Medeni Kanunu’nun 893. maddesi hükmü uyarınca satış bedeli üzerinden ipotek yaptırılması mümkün bulunduğu gibi, Borçlar Kanunu’nun (246) 217. maddesi delaletiyle (234-235) 211. maddesi hükmü gereğince bedel ödenmediği takdirde taşınmazın mülkiyetinin iade edileceğine dair ihtirazi kayıt konulabilir.
Bu açıklamalardan sonra; dava dilekçesi ve bunu doğrulayan davalıların Jandarmada alınan beyanlarına göre, davacının oğlu K3’nin, K1’nin oğlunun kirvesi olduğu, K3’nin tefecilerden borç para aldığı, babasının K3’nin borçlarını ödemek için tarlaları satmaya karar verdiği, K3’ye müşteri bulmasını söylediği, davalı K1’nin de arkadaşı olan diğer davalıya söylediği, peşin parası olmadığından 115 bin peşin kalanda 230 bin TL bedelli 5 adet çekle ödeyebileceğini söylediği, davacının K2’a güvenmediği, tanımadığı için tapunun davacının güvendiği K1 adına yapıldığı, daha sonra diğer davalıya 30/09/2014 tarihinde devredildiği mahkemece 30/09/2014 tarihli resmi senet içeriğine göre 230,000 TL lik bedelin 5 adet çekle ödendiği iddiasının davalı tarafça ispatı için 2 haftalık kesin süre verildiği aynı celsede, davalı K2 vekilinin vekillikten çekildiği halde asile tebligat yapılmadığı, bir sonraki celsede ödeme hususunda taraflara delillerin sorulmadığı, sözlü yargılamaya geçildiği, 30/09/2014 tarihinde yapılan satışın davalılar arasında olduğu, davacı tarafından davalı K1’ye yapılan satışla ilgili resmi senedin dosyaya celp edilmediği, tapu kaydının tedavülleri ile birlikte celbi ile ilk satıştaki sözleşmeye göre inceleme yapılarak, taraflarca taksitli satışın resmi senedin aksine anlaşma ve beyanlarına göre kabul edildiğinden, bu hususta tarafların delillerinin toplanması yine ödemeyle ilgili 4 tanesi Denizbank, 1 tanesi F2’e ait çeklerle ilgili gerekirse tarafların dinlenilmesi, çeklerle ilgili bilgi alınması, bankalardan sorulması, ödenmişse örnekleri istenerek K3’nin çekleri babasından alıp ciro ettiği belirtilmekle bu iddianın araştırılması, çeklerde davacı ya da oğlu K3’nin cirosu olup olmadığı, çeklerin kime ödendiği, yine bu çeklerin haciz konulan icra dosyaları ile ilgisinin olup olmadığının gerekirse icra dosyaları getirtilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiğinden eksik inceleme ve araştırmaya göre karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğu anlaşılmıştır.
Dosya içeriğine göre; Tarsus 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2015/365 Esas 2017/260 Karar sayılı kararına karşı, davacı tarafça verilen istinaf başvurusunun, kararın usul ve yasaya uygun olmadığından, 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca kabulü ile mahkeme kararının ortadan kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesi gerektiğine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Tarsus 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 08/09/2017 tarih ve 2015/365 Esas, 2017/260 Karar sayılı kararına karşı, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK’nın 353/1-a-6 bendi uyarınca KABULÜNE,
2-İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
3-Davanın yeniden görülmesi için DOSYANIN MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,
4-Davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının talebi halinde iadesine,
5-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece Mahkemesince yeniden verilecek kararda değerlendirilmesine,
6-Dairemizce celse açılmadan gerekli inceleme yapıldığından taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
7-Kararın yerel Mahkemece taraflara tebliğine,
Dair; dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde oybirliği ile ve HMK’nun 353/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi. 06/02/2018
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe