TBB Disiplin Kurulu Kararı – E. 2024/703 K. 2024/730

Kaynak: Türkiye Barolar Birliği. Bu karar metni TBB tarafından yayımlanan kaynak metinden aktarılmıştır: barobirlik.org.tr/DisiplinKararlariDetay/1908

Güncel metin için TBB’deki kaynak sayfa esas alınmalıdır. Bu karar idari niteliktedir; yargı kararı değildir ve mahkemeler açısından bağlayıcı içtihat oluşturmaz.

İlgili AVK madde: AVK Madde 139
[ÖZET] Her ne kadar şikâyetli avukat yetkili Baro’nun … Barosu olduğundan bahisle karara itiraz etmişse de Avukatlık Kanunu’nun 139/1 maddesinin; “Kovuşturmanın dayandığı şikâyet veya ihbarın vaki olduğu yahut Cumhuriyet savcısının kovuşturma isteğinde bulunduğu veya kovuşturmaya esas teşkil eden eylem veya davranışın re’sen haber alındığı tarihte avukat hangi baronun levhasında yazılı ise, disiplin kovuşturmasına karar verme ve kovuşturmayı yürütme yetkisi o baroya aittir.” hükmü gereğince, şikâyet tarihi itibariyle, şikâyetli avukatın … Barosuna üye olduğu, bu nedenle yetkili Baro’nun … Barosu olduğu anlaşılmakla, yetki itirazı yerinde görülmemiştir.
(Av. Yas. m. 139/1 )

[KARAR METNİ] Şikâyetli avukat hakkında; Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 19.09.2018 günlü “Olur”u ile; “Davacı … Belediye Başkanlığı vekili sıfatıyla, davalı Adalet Bakanlığı aleyhinde, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2017/6 esasına kayden görülen bidayet davası nedeniyle, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi Başkanlığına sunduğu 20.03.2018 tarihli dilekçede, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi Başkanı ve üyelerini kastederek ‘Öteki taraftan da kalkıp sen asiline sorup da mı bu davayı açtın meyanında maalesef meslek mensuplarımız adına son derece çirkin bir ifadeye meyyal bir tensip ara kararı tayin etmiştir… Müvekkil idarenin tamamen haklı olduğu bir olayda ve davada bakınız birtakım yargı mercileri bırakın hukukçusunu, mukukçusunu sokaktaki vatandaşın bile inanmakta güçlük çekeceği rezaletle kepazelikle ancak tanıma muhtaç kararlara imza atmışlar… Aksi hâlde kusura bakılmasın ama bu yapılacak olana kargaların kendisi bile gülmekten abes eder… Yani şu rezalete, şu kepazeliğe bir bakın, bakın ya defaatle ve defalarca bakıp, bakıp durun, inanın şahsımla birlikte sayın Yargıtay 4. Hukuk Dairesi üyeleri gerçekten çok şanslıdırlar, zira böylesi bibloluk, abideveri tabloluk bir kararla mümzileşmek her zaman her hukukçuya nasip olmaz, ne diyelim yani akıl alır gibi değil… Bu nedenle de ben kararımı bu keyfiyet içerisinde tayin ediyorum anlayışına bir bakın hele… Hepimiz biliyoruz ki uydurma ve atmasyonla hakikatin önüne çekeceğiniz perde, sizi böyle rezil rüsvay eder, onun için kendinizi kandırmaktan başka hiçbir işe yaramayacak, böylesi hukuk dışı yollara tevessül etmek, böyle saçma sapan gerçeklerle karar tertiplemek doğru da değildir, şık da değildir… Ha bu noktada İstanbul 9. İdare Mahkemesinin verdiği kararlardan ötürü başka, başka beklentiler mi var acaba vardır!!! Dolayısıyla da bakınız ortaya koymaya çalıştığımız şu rezillik ve kepazelikler karşısında, 3. Hukuk Dairesine ait şu karar elimize geçtiğinde inanın yani inanın kasıla kasıla gülmekten kendimizi alamadık… Koca Yargıtay Dairesinin şu içine düştüğü trajı komik duruma bir bakın, tabi komik olmasından daha da ötesi ve daha da üzücü olanı, açınılası bir vaziyetle karşı karşıyayız…’ şeklindeki ifadelere yer verdiği” iddiası bakımından soruşturma izni verilmesi ve 22.05.2018 tarihli şikâyet dilekçesi üzerine başlatılan disiplin davasında, eylem sabit görülerek ceza tayin edilmiştir.
Şikâyetli avukat savunmalarında özetle; hasım taraflar arasında eleştirel söylem ve ifadelerle mukabelede bulunmanın, hasımlığın ve düşmanlığın tabiatının gereği olduğunu ve mevzuu çekişmenin de ayrılmaz bir parçası olduğunu, Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin işbu şikâyetinin, aynı zamanda müvekkili kurumlarına da iletildiğini, şahsının kurum vekilliği yapan bir avukat olduğunu, müvekkili kurumun ise hukuken hiyerarşik silsile itibariyle T.C. İçişleri Bakanlığı’na bağlı olduğunu ve hakkındaki şikâyetin iletilip, ele alınacağı ve karara bağlanacağı mercii olduğunu, ancak şikâyetçi Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin şikâyetini, 4483 sayılı Kanun gereğin yetkili olan makama yapmadığını, yapılan şikâyetin yasal usulü dairesinde yetkili makam ve merciye yapılmamış olmasının çirkin bir emrivakinin varlığına delalet ettiğini beyan etmiştir.
İncelenen dosya kapsamında; Baro Yönetim Kurulu’nun 27.08.2020 günlü toplantısında şikâyetli avukat hakkında disiplin kovuşturması açılmasına karar verildiği,
Şikâyetli avukatın disiplin kovuşturmasına konu eylemi nedeniyle, “Kurul Halinde Çalışan Kamu Görevlilerine Görevlerinden Dolayı Hakaret” suçundan cezalandırılması istemiyle … 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/138 esasına kayden açılan kamu davasında, Mahkemenin 26.06.2019 gün ve 2019/271 karar sayılı ilamı ile; sanık şikâyetli avukatın eylemine uyan TCK’nın 125/1-3-a, 43/1 ve 62. maddesi gereğince neticeten 1 Yıl 8 Ay Hapis Cezası ile Cezalandırılmasına ve CMK’nın 231/5 maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın itirazın reddi üzerine 19.07.2019 günü kesinleştiği,
Mahkemenin; “…Sanığın … Belediye Başkanlığı vekili sıfatıyla davaya konu dilekçeyi düzenlediği konusunda herhangi bir itiraz ve tereddüt mevcut değildi. Bu dilekçesini Yargıtay 4. Hukuk Dairesi Başkanlığına, bu dairede davacı … Belediye Başkanlığı tarafından davalı Adalet Bakanlığı aleyhinde 2017/6 esasına kayden görülen bidayet davası nedeniyle vekil sıfatıyla sunduğu ve dilekçesinde, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi başkan ve üyelerini kast ederek, ‘Öteki taraftan da kalkıp sen asiline sorupda mı bu davayı açtın meyanında maalesef meslek mensuplarımız adına son derece çirkin bir ifadeye meyyal bir tensip ara kararı tayin etmiştir… Müvekkil idarenin tamamen haklı olduğu bir olayda ve davada bakınız birtakım yargı mercileri bırakın hukukçusunu, mukukçusunu sokaktaki vatandaşın bile inanmakta güçlük çekeceği rezaletle kepazelikle ancak tanıma muhtaç kararlara imza atmışlar… Aksi hâlde kusura bakılmasın ama bu yapılacak olana kargaların kendisi bile gülmekten abes eder… Yani şu rezalete, şu kepazeliğe bir bakın, bakın ya defaatle ve defalarca bakıp, bakıp durun, inanın şahsımla birlikte sayın Yargıtay 4. Hukuk Dairesi üyeleri gerçekten çok şanslıdırlar, zira böylesi bibloluk, abideveri tabloluk bir kararla mümzileşmek her zaman her hukukçuya nasip olmaz, ne diyelim yani akıl alır gibi değil… Bu nedenle de ben kararımı bu keyfiyet içerisinde tayin ediyorum anlayışına bir bakın hele… Hepimiz biliyoruz ki uydurma ve atmasyonla hakikatin önüne çekeceğiniz perde, sizi böyle rezil rüsvay eder, onun için kendinizi kandırmaktan başka hiçbir işe yaramayacak, böylesi hukuk dışı yollara tevessül etmek, böyle saçma sapan gerçeklerle karar tertiplemek doğru da değildir, şık da değildir… Ha bu noktada İstanbul 9. İdare Mahkemesinin verdiği kararlardan ötürü başka, başka beklentiler mi var acaba vardır!!! Dolayısıyla da bakınız ortaya koymaya çalıştığımız şu rezillik ve kepazelikler karşısında, 3. Hukuk Dairesine ait şu karar elimize geçtiğinde inanın yani inanın kasıla kasıla gülmekten kendimizi alamadık… Koca Yargıtay Dairesinin şu içine düştüğü trajı komik duruma bir bakın, tabi komik olmasından daha da ötesi ve daha da üzücü olanı, açınılası bir vaziyetle karşı karşıyayız…’ şeklinde ifadeler kullandığı, söz konusu ifadelerin heyet halinde yargı görevi yapan ve kurul halinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı kullanıldığı, ifadelerin bütünü itibari ile hak arama hürriyetini ve eleştiri sınırlarını aşan mahiyet arz ettiği, söz konusu kamu görevlilerinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte bulunduğu, onun, şeref ve saygınlıklarına saldırı mahiyeti taşıdığı mahkememizce kabul edilmiş, eylemin bu hali ile hakaret suçunu oluşturduğu, kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlendiği ayrıca kurul halinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmiş olması nedeniyle ayrıca TCK’nın 43.maddesinde yazılı zincirleme suç hükümlerinin de uygulanması gerektiği anlaşıldığından, sanığın son soruşturmanın açılması kararında bulunan TCK’nın 125/l-3-a,5 maddeleri gereğince cezalandırılması cihetine gidilmiştir.” gerekçesiyle karar verdiği,
Baro Disiplin Kurulu’nca “Dosyadaki tüm belge ve deliller birlikte değerlendirildiğinde, şikâyetli avukatın eyleminin Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın 4.maddesinde düzenlenen ‘Avukat, mesleğin itibarını zedeleyecek her türlü tutum ve davranıştan kaçınmak zorundadır’ kuralı ile Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın 5.maddesinde düzenlenen ‘Avukat yazarken de konuşurken de düşüncelerini olgun ve objektif bir biçimde açıklamalıdır. Mesleki çalışmasında avukat hukukla ve yasalarla ilgisiz açıklamalardan kaçınmalıdır’ kurallarını ihlal ettiği görülmekle, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 135/2.maddesine göre, şikâyetli Avukatın KINAMA CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA…”  gerekçesiyle karar verildiği,
Şikâyetlinin disiplin sicil özetinde tekerrüre esas ceza olmadığı,
Şikâyetli avukatın 21.11.2022 kayıt tarihli itiraz dilekçesinde özetle, esasa ilişkin önceki savunmasını aynen tekrarla, yetkili Baro’nun … Barosunu olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep ettiği,
Usulüne uygun tebligata rağmen itiraza cevap verilmediği görülmektedir.
Şikâyetli avukatın itirazı ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;
Her ne kadar şikâyetli avukat yetkili Baro’nun … Barosu olduğundan bahisle karara itiraz etmişse de Avukatlık Kanunu’nun 139/1 maddesinin; “Kovuşturmanın dayandığı şikâyet veya ihbarın vaki olduğu yahut Cumhuriyet savcısının kovuşturma isteğinde bulunduğu veya kovuşturmaya esas teşkil eden eylem veya davranışın re’sen haber alındığı tarihte avukat hangi baronun levhasında yazılı ise, disiplin kovuşturmasına karar verme ve kovuşturmayı yürütme yetkisi o baroya aittir.” hükmü gereğince, şikâyet tarihi itibariyle, şikâyetli avukatın … Barosuna üye olduğu, bu nedenle yetkili Baro’nun … Barosu olduğu anlaşılmakla, yetki itirazı yerinde görülmemiştir.
Uyuşmazlık konusu, şikâyetli Avukatın kullandığı ifadelerin yasaya ve meslek kurallarına aykırı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Avukatlık Kanunu’nun 34.maddesinde, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler.”
Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın 5. maddesinde, “Avukat, yazarken de, konuşurken de düşüncelerini olgun ve objektif bir biçimde açıklamalıdır. Mesleki çalışmasında avukat, hukukla ve yasalarla ilgisiz açıklamalardan kaçınmalıdır.”
Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın 6. maddesinde, “Avukat, iddia ve savunmanın hukuki yönü ile ilgilidir. Taraflar arasında anlaşmazlığın doğurduğu düşmanlıkların dışında kalmalıdır.”
Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın 17. maddesinde, “Hakim ve savcılarla ilişkilerinde, avukat, hizmetin özelliklerinden gelen ölçülere uygun davranmak zorundadır. Bu ilişkilerde karşılıklı saygı esastır.” denmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 20.10.1998 tarih, Esas 1998/225, Karar 1998/316 sayılı kararında “…Anayasanın kabul ettiği esasa göre, iddia ve savunma hakkının kullanılması ancak meşru vasıta ve yollardan yararlanmak suretiyle olmalıdır. İddia ve savunma hakkının her türlü etkiden uzak olarak kullanılması esastır. Bir davada tarafların yargı mercileri önünde iddia ve savunmalarını hiçbir endişeye kapılmadan serbestçe yapmaları gerekir. Ancak bu serbesti, dava konusu olayın aydınlığa kavuşması, bir başka anlatımla hakkın meydana çıkarılmasına vesile olması amacına hizmet etmelidir. Böyle olduğu takdirde Anayasanın öngördüğü meşru vasıta ve yollara başvurulmuş olur. Ancak o dava sebebiyle söylenmesinde ve yazılmasında yarar bulunmayan, diğer bir deyişle davanın aydınlığa kavuşmasında ve hakkının meydana çıkarılmasında hiçbir olumlu etkisi olmayan, hakareti oluşturan yazı ve sözlerin kullanılmasında meşruiyet vardır denilemez. Bu gibi durumlarda iddia ve savunma sınırı aşılmış ve dolayısıyla haysiyetler korunmamış olur.”
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 02.05.1975 tarih, Esas1974/1160, Karar 1975/5782 sayılı kararında da, “Avukat, müvekkillerinin çıkarlarını hasmının zararlarını gözetmeden, sert bir biçimde savunmak zorundadır. Çünkü meslek ödevi bunu gerektirir. Ancak karşılık avukatın, temsil ettiği tarafın çıkarlarını korumasının gerektirdiği ölçüyü ve objektif tartışma sınırını aşan, yersiz ve icapsız olarak karşı tarafın kişiliğini hedef tutan, O’nu küçük düşürmeye ve dürüst olmayan bir kişi olarak göstermeye yönelik saldırılar hukuka aykırıdır ve avukatın sorumluluğunu gerektirir. Başka bir deyişle karşı tarafın kişisel ilişkilerini rencide edebilecek savunmasını, davanın amacı haklı gösterdiği, savunma gerçekten esasa yararlı ve etkili olduğu, hatta zaruri bulunduğu takdirde hukuka aykırılıktan söz edilmesi olanaksızdır.” denilmektedir.
AİHM içtihatlarına göre, avukatlar da gerek kamuoyunun önünde gerekse yargılama faaliyetleri esnasında adaletin işleyişine dair yorum yapma hakkına sahiptirler. Ancak bu husustaki eleştiriler belirli sınırları aşmamalıdır. “Nitekim AİHM, göre ancak çok istisnai hallerde savunma avukatının ifade özgürlüğüne getirilen bir sınırlama kabul edilebilecektir (Nikula/Finlandiya, 31611/96, 21.03.2002)” (ANKARA Bölge Adliye Mahkemesi 6.Ceza Dairesi 05.07.2017 gün ve 2017/559 esas, 2017/2179 karar)
Her özgürlüğün sınırları olduğu gibi savunma özgürlüğünü sınırları da “hakkın ortaya çıkarılmasına yararlı, etkili ve hatta zaruri açıklama” olması, “objektiflik uyuşmazlıkla bağlantılı” olması ve “hukuki bir açıklama” niteliği taşımasıdır.
Kurulumuzun 13.03.2009 gün ve 2008/534 esas, 2009/138 karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, “Avukatlık Türkçenin kullanılması bakımından sanatçı duyarlılığı gerektirir. Bir avukatın kullandığı dilin zenginliğinin farkında olması, ifade gücüne hâkim olması, gramer inceliklerini bilmesi, kendisini bu alanda yetiştirmesi gerekir. Avukattan, tartışmaya yol açmayacak ifadeler kullanılmasını beklemek düzeyli ve olgun kişiliğin doğal sonucudur.”
Somut olaydaki ifadelerin, iddia ve savunma sınırları içerisinde olmadığı, olay ve olguların ifade edilişinde gerekli titizliğin ve özenin gösterilmediği, beyanların, yargılamanın hukuksal yönü ile ilgili olarak, “hakkın ortaya çıkarılmasına yararlı, etkili ve hatta zaruri açıklama”, “objektiflik, gerçek ve somut vakıalara dayanma”, “uyuşmazlıkla bağlantılılık” ve “Hukuki açıklama” ilkelerine uygun bulunmadığı, kullanılan sözlerin ve yaratılmaya çalışılan intibanın Avukatlık Kanunu’na ve Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’na aykırılık oluşturduğu değerlendirilmiş, bu yönüyle eylemin disiplin suçu oluşturduğuna ilişkin Baro Disiplin Kurulu’nun oluşa uygun gerekçeli kararı hukuken isabetli olmakla itirazın reddi ile kararın onanması gerekmiştir.
Gereği düşünüldü:
1-Şikâyetli avukatın itirazının reddine, … Barosu Disiplin Kurulu’nun Şikâyetlinin
“Kınama Cezası ile Cezalandırılmasına”
ilişkin 17.10.2022 gün ve 2020/D.630 Esas, 2022/802 Karar sayılı kararının
ONANMASINA,
2-Kurulumuz kararının tebliğini izleyen günden itibaren 60 gün içerisinde Ankara İdare Mahkemesinde dava yolu açık olmak üzere,
Oybirliği ile karar verildi.

  • İlk yayınlanma tarihi: 27 Eylül 2024
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!