TBK m.55, bedensel zarar ve destekten yoksun kalma tazminatının hesabını sıkı kurallara bağlar. Pratikte en kritik etkisi denkleştirme kaleminde görülür: kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacı taşımayan ödemeler (yardım, bağış, hatır niteliğindeki ödemeler) bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarardan veya tazminattan indirilemez. Karşı taraf bu kalemleri mahsup ettirmeye çalışır; davacı vekilinin görevi, ödemenin niteliğini ortaya koyup indirim talebine itiraz etmektir. İkinci kural, hesaplanan tazminatın miktar esas alınarak hakkaniyetle artırılıp azaltılamamasıdır; yani sonuç rakamı “çok yüksek/düşük” denilerek törpülenemez. Hakkaniyet, kusur paylaşımı veya müterafik kusur (TBK m.52) gibi yerlerde devreye girer, nihai miktarın üzerinde değil.
Zarar gören, TBK m.50 uyarınca zararını ve zarar verenin kusurunu, genel ispat kuralı gereğince de (HMK m.190) fiil ile zarar arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür; kusursuz sorumluluğun söz konusu olduğu hâllerde kusur ispatı aranmaz. Hesap çoğunlukla aktüer bilirkişiyle yapılır. Maddenin ikinci fıkrası uyarınca bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlem ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır.
7589 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle eklenen üçüncü fıkra (yürürlük 31 Temmuz 2026), çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin kayıplarında kanuni faizin başlangıcını böler: kazancın bilindiği döneme ilişkin tazminat toplamına haksız fiil veya zarar doğuran olayın meydana geldiği tarihten, bilinemediği döneme ilişkin toplama ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilir. Değişikliğin gerekçesi, henüz elde edilme zamanı gelmemiş ve varsayıma dayalı olarak belirlenen tazminat toplamına olay tarihinden faiz işletilmesinin tazminat yükünü ciddi oranda ağırlaştırmasıdır. Kanun lafzı ölçütü “zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancı” biçiminde ayrımsız kurar; gerekçenin hesap esasını anlattığı bölümden çıkan eşleme şudur: çalışma gücü kaybında zarar görenin, destekten yoksun kalmada ise olayın mağduru olan, destekte bulunan kişinin (ölenin) kazancı esas alınır. Destekten yoksun kalma dosyasında davacının kendi kazancı üzerinden dönem kurgusu yapılması bu sebeple hatalı olur. Gerekçe kavramları da tanımlar: bilinen dönem, hesaplamanın yapıldığı tarih itibarıyla kazancın belirlenmesine esas alınan verilerin açıkça bilindiği dönemdir; bilinemeyen dönem ise bu verilerin bilinememesi nedeniyle bilinen son ücretten hareketle hesaplanan dönemdir. Gerekçe, uygulamada bilinemeyen dönemin geleceğe yönelik kazanç hesabına karşılık geldiğini de belirtir; buna karşılık tanımın ölçütü takvim değil verinin bilinirliği olduğundan, kazancın belgelenemediği hâllerde ayrımın nasıl kurulacağı uygulamaya kalmaktadır. Bu ayrımın pratik sonucu doğrudandır: bir dönemin bilinemeyen sayılması, o kısma ilişkin faizi olay tarihinden karar tarihine taşır. Fıkradaki “karar tarihi” ile hangi kararın kastedildiği kanunda ve gerekçede belirtilmemiştir.
Dördüncü fıkra, aynı kayıplara bağlı tazminatlarda tahkikat başlayıncaya kadar ifa amacıyla ödenen bedelin, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsubunu öngörür. Bu kural, birinci fıkradaki denkleştirme yasağının karşı kutbudur: ifa amacı taşımayan ödeme hiç indirilemezken, ifa amacıyla yapılan ödeme bu fıkraya göre mahsup edilir; dolayısıyla dosyadaki her ödemenin önce niteliği belirlenmelidir. Gerekçe, uygulamadaki iki yöntemden ikincisinin tercih edildiğini belirtir: oran, ödemenin yapıldığı tarih itibarıyla davacının zararına göre bulunur; indirim ise hükme esas alınan hesap raporunun düzenlendiği tarih itibarıyla belirlenen toplam tazminata bu oranda uygulanır. Gerekçe tercih sebebini taraflar arasındaki menfaat dengesinin sağlanması, kanuni düzenlemeyle uygulama birliğinin sağlanması ve zararın bir an önce karşılanması olarak açıklar. Kanun lafzındaki “ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından” ifadesi, mahsubun uygulanacağı taban olarak da oranın hesaplanacağı taban olarak da okunabilir; fark içtihatla netleşecektir. Eşiğin tahkikatla çizilme sebebi, sürekli yeni bilirkişi raporu alınmasının yargılamayı uzatmasını önlemek ve zararın bir an önce giderilmesidir; tahkikat ön inceleme tamamlanmadan başlamayacağından (HMK m.137/2), dava açılmadan yapılan ve ön inceleme aşamasındaki ödemeler bu eşiğin içinde kalır. Eşiğin tam anı kanunda tanımlanmamıştır. Gerekçeye göre tahkikat başladıktan sonra yapılan ödemelerde oransal hesap yapılmaz; ödeme, işlemiş kanuni faiziyle birlikte toplam tazminattan mahsup edilir. Gerekçe ayrıca mahsubun tabiatı gereği öncelikle bilinen dönem için hesaplanan tazminattan yapılacağını söyler; faiz başlangıcı iki kola bölündüğü için bu sıra sonucu doğrudan etkiler. Ödenen kısım için ödeme tarihine kadar işlemiş faizin ayrıca istenip istenemeyeceği fıkrada düzenlenmemiştir; talep dilekçesinde bu kalem gözden kaçırılmamalıdır. Rücu edilebilen sosyal güvenlik ödemelerinin “ifa amacıyla ödenen bedel” sayılıp sayılmayacağı da fıkranın lafzından doğrudan çıkmamaktadır.
Zaman bakımından uygulama. 7589 sayılı Kanunun Geçici 1 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca bu iki fıkra, yalnız 31 Temmuz 2026 tarihinden sonra meydana gelen haksız fiiller veya zarar doğuran olaylar hakkında uygulanır; ölçüt dava ya da karar tarihi değil, olayın meydana geldiği tarihtir. Kanun “sonra” ve “önce” dediğinden, tam 31 Temmuz 2026 günü meydana gelen olayın hangi rejime gireceği açık bırakılmıştır. Bu tarihten önce meydana gelen olaylarda maddenin değişiklikten önceki hükümleri uygulanmaya devam olunur; maddenin o hâlinde faize ilişkin özel bir düzenleme bulunmadığından temerrüt ve faiz genel hükümlere (TBK m.117 vd.) göre çözülür. Kapsam dardır. Yeni fıkralar yalnız çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar (TBK m.53’ün ikinci bendinin ikinci kısmı ile m.54’ün üçüncü bendi) ve ölenin desteğinden yoksun kalma kayıpları (TBK m.53’ün üçüncü bendi) içindir. Ölüm hâlinde cenaze giderleri ile ölüm hemen gerçekleşmemişse yapılan tedavi giderleri, bedensel zarar hâlinde ise tedavi giderleri, kazanç kaybı ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar, ayrıca manevi tazminat (TBK m.56) kapsam dışındadır. Bu kalemlerde üçüncü fıkradaki faiz başlangıcı ayrımı uygulanmaz ve faiz başlangıcı genel hükümlere göre belirlenir. Çok kalemli dosyalarda bilirkişiden hesabın bu ayrıma göre yapılması istenmelidir. Maddenin ikinci fıkrasındaki yollama nedeniyle yeni fıkraların idari yargıdaki tam yargı davalarında da uygulanıp uygulanmayacağı ayrıca değerlendirilmelidir. Üçüncü fıkra işletilecek faizi kanuni faiz olarak belirler; uygulanacak oran, 7589 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiyle değiştirilen 3095 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre belirlenir. 7589 sayılı Kanunun usule ilişkin değişiklikleri de ayrıca değerlendirilmelidir.