Daire, GEREKÇE VE KARAR bölümünde şu değerlendirmeyi yapmıştır: muhatap adresinde bulunmazsa tebliğin kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılması TK m.16'ya dayanır, ancak Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik m.25 uyarınca muhatabın tebliğ anında adresinde bulunmadığı hususunun mazbataya yazılması gerekir. Bu husus mazbatada yoksa, evrakın muhatabın eşine teslim edilmiş olması tebliği usûle uygun hâle getirmez ve TK m.32 uyarınca öğrenme üzerine yapılan temyiz istemi süresinde sayılır.
TK Madde 32 Usulüne aykırı tebliğin hükmü
TK 32, usulüne aykırı yapılan tebliğin muhatabın tebliğe muttali olması halinde muteber sayılacağını ve muhatabın beyan ettiği tarihin tebliğ tarihi addolunacağını düzenler.
Resmi Metin
Usulüne aykırı tebliğin hükmü
(1) Madde 32 – Tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır.
(2) Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur.
↪ Bu kanunda başka maddeye git
Avukat Yorumu
Bu hüküm, usule aykırılığın tebligatı kendiliğinden yok saymadığını söyleyen bir onarım kuralıdır. Sıra şudur: önce çıkarılmış bir tebligat işlemi bulunmalı, sonra bu işlemin usule aykırılığı saptanmalı, en son muhatabın tebliğe muttali olduğu ortaya konmalıdır. Üç halka da tamamlandığında sonuç, tebligatın iptali veya yenilenmesi değil, muteber sayılmasıdır.
İki fıkra seçimlik değil, ardışıktır ve birlikte uygulanır. Birinci fıkra geçerlilik sorusunu çözer (tebligat ayakta mı), ikinci fıkra an sorusunu çözer (süre hangi günden işler). Muhatap muttali olmuşsa tebligat muteberdir ve muhatabın beyan ettiği tarih tebliğ tarihi yerine geçer. Bu yüzden salt “usulsüz tebligat” saptaması başlı başına bir kazanım değildir; kazanım, beyan edilen öğrenme tarihinin mazbatadaki tarihten sonraya düşmesiyle doğar.
Uygulamada en sık yapılan hata, dilekçede yalnız usulsüzlüğü ileri sürüp öğrenme tarihini hiç beyan etmemektir. Somut sonucu şudur: TK m.32’nin birinci fıkrası tebligatı muttali olma nedeniyle zaten muteber kılar, ikinci fıkranın esas alacağı bir beyan da bulunmadığı için sürenin başlangıcı muhatabın lehine kaymaz. Usulsüzlük iddiası ile öğrenme tarihi beyanı aynı dilekçede, birlikte kurulmalıdır.
Üç sınırı akılda tutun:
- Hüküm mevcut ama sakat bir tebliği onarır; hiç çıkarılmamış bir tebligatı geçerli kılmaz. Kanun, tevdiin tebliğ hükmünde sayıldığı hâli TK m.36’da ayrıca düzenlemiştir.
- Beyan serbest bir seçim değil, bir vakıa beyanıdır; dosya içeriğiyle, örneğin muhatabın daha önce yaptığı bir işlemle çelişen tarih beyanı tartışmasız kabul görmez.
- Kanunun tebliğ tarihini doğrudan belirlediği usullerde bu tarih, tebligat usulüne uygun yapıldığı sürece bağlayıcıdır; TK m.35’te, adresini değiştiren kimse yenisini bildirmemiş ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilememişse asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır. Usule aykırılık varsa bu usullerde de TK m.32 uygulanır ve muhatabın beyan ettiği öğrenme tarihi esas alınır.
Hangi işlemin usule aykırı olduğu ise bu maddeden değil, ilgili kuraldan okunur; örneğin TK m.11 vekille takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılmasını arar. Aynı fıkra, ceza yargılamasında kararların sanıklara tebliğine ilişkin hükümleri saklı tutar; müdafii bulunan sanıkta gerekçeli kararın sanığa tebliği bu çekince kapsamındadır ve kanun yolu süresinin başlangıcı ceza muhakemesi mevzuatından okunur. Aykırılığı o madde doğurur, sonucunu ise TK m.32 belirler.
İlgili Yargıtay Kararları - TK m.32 uygulaması
Seçilmiş Yargıtay içtihatları. Özetler ilgili kararlardan derlenmiştir; tam karar metni esas alınmalıdır.
Adresi yabancı ülkede bulunan kişiye ilan yoluyla tebliğ yapılmasını gerektiren hâllerde, TK m.28'in son fıkrası ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik m.49/2 uyarınca tebliği çıkaran merci, tebliğ olunacak evrak ile ilan suretlerini kişinin varsa bilinen en son adresine ayrıca iadeli taahhütlü mektupla göndermek ve posta makbuzunu dosyasında saklamak zorundadır. Bu yapılmadan gerçekleştirilen ilanen tebligat usulsüzdür ve TK m.32 uyarınca gerekçeli kararı öğrenme tarihi tebliğ tarihi sayılır.
Kararın genel özetini gör
Yargı görevi yapanı etkileme suçuna ilişkin dosyada Ceza Genel Kurulu, temyiz talebinin reddi kararını kaldırarak mahkûmiyet hükmünü incelemiştir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması sürecinin dava zamanaşımına etkisini değerlendiren Kurul, somut dosyada zamanaşımının dolduğunu belirlemiş; hükmü bozarak kamu davasının düşmesine karar vermiştir. Tebligata ilişkin açıklamalar, bu kanun yolu incelemesinin tarihsel usul bağlamındadır.
İlgili Bölge Adliye Mahkemesi (İstinaf) Kararları - TK m.32 uygulaması
Bölge Adliye Mahkemesi içtihatları. Özetler ilgili kararlardan derlenmiştir.
Tebligat evrakında haber verilen komşunun imzasının alındığı ile imzadan imtina ettiğine ilişkin ifadeler birlikte yer alıyor, imzadan imtina edilip edilmediği açıkça belli olmuyor ve muhatabın tevziat saatlerinden sonra adresine döneceği tevsik edilmiyorsa, tebliğ işlemi TK m.21/1 ve TK m.23/7 ile Tebligat Yönetmeliği'nin 30. ve 35. maddeleri uyarınca usulüne uygun sayılmaz. Kararda aktarılan Yargıtay 12. Hukuk Dairesi içtihadına göre böyle bir hâlde usulsüzlük şikâyetinin kabulü ile TK m.32 uyarınca tebliğ tarihinin öğrenme tarihine göre düzeltilmesi gerekir.
Kararın genel özetini gör
Uyuşmazlık, taşınmaz satışı için verilen 50.000,00 TL kaporanın satış gerçekleşmediği gerekçesiyle iadesi amacıyla başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesi davayı kabul ederek itirazın iptaline, takibin asıl alacak yönünden devamına ve 10.000,00 TL icra inkar tazminatına hükmetmiştir. Davalı, dava dilekçesinin usulüne uygun tebliğ edilmediğini ileri sürmüştür. Bölge adliye mahkemesi, tebliğ şerhinde haber verilen komşunun imzadan imtina edip etmediğinin açık olmadığını, muhatabın tevziat saatlerinden sonra adrese döneceğinin tevsik edilmediğini, tebligatın Tebligat Kanunu'nun 21/1 ve 23/7. maddelerine aykırı olduğunu ve savunma hakkı tanınmadan yargılamanın sonlandırılmasının yerinde olmadığını belirterek istinaf başvurusunun kabulüyle kararı kaldırmış, dosyayı mahkemesine göndermiştir.
Bölge adliye mahkemesi, davalıya bilirkişi raporunun mernis adresinde usulüne uygun tebliğ edildiğini, bu tebliğ sonrasında davalı tarafın herhangi bir itirazının olmadığını ve davalının davadan haberdar olduğunu saptamıştır. Kararda TK m.32 çerçevesinde tutulan nokta muhatabın davadan haberdar olmasıdır; istinafta ileri sürme sınırı ise HMK m.357/1'e dayandırılmıştır. Bu iki düzenleme birlikte değerlendirilerek, yargılama aşamasında hiç itiraz etmemiş davalı vekilinin ilk kez istinafta tebligatların usulsüzlüğünü ileri sürmesi yerinde bulunmamıştır.
Kararın genel özetini gör
Uyuşmazlık, ifraz sırasında tapuda yapılan hataya dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davacı, kendisine ait olması gereken parselin davalı adına, davalıya devredilmesi gereken parselin ise kendi adına tescil edildiğini ileri sürmüş; ilk derece mahkemesi keşif, tanık ve bilirkişi beyanları ile tapuya sunulan tescil istem belgesine dayanarak davayı kabul etmiştir. Davalı vekili, uyuşmazlığın tapu kaydının düzeltilmesi davası olduğunu, sulh hukuk mahkemesinin görevli bulunduğunu ve tebligatların usulsüz olduğunu ileri sürmüştür. Daire, davalının bir vekilinin istinaf dilekçesinde hatayı kabul ettiğini, sonraki aksi beyanların bu kabulü bertaraf etmeyeceğini, tebligat itirazının ise yargılama sırasında ileri sürülmediğinden yerinde olmadığını belirterek istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi (istinaf) kararları bölgesel niteliktedir; bağlayıcı içtihat değildir, Yargıtay denetiminde değişebilir. Tam karar metni esas alınmalıdır.