Madde, yurt dışına çıkan değil, yurt dışından Türkiye’ye gelen tebligat evrakının izleyeceği yolu kurar. Muhatabın uyruğu belirleyici değildir; ölçüt Türkiye’de mukim olmaktır, bu nedenle aynı yolla Türk vatandaşına da tebligat çıkarılabilir.
Girişte iki alternatif vardır: evrakı elçilik veriyorsa doğrudan Dışişleri Bakanlığına, konsolosluk veriyorsa havzasında bulunduğu valilik kanalıyla Dışişleri Bakanlığına tevdi edilir. Hangi girişin işleyeceğini evrakı tevdi eden temsilcilik belirler; gönderenin serbest seçimi yoktur. Bundan sonrası tek ve kümülatif bir zincirdir: Dışişleri Bakanlığı, evrakı ilgili vekalet (bugünkü karşılığıyla ilgili bakanlık) kanalıyla salahiyetli mercie gönderir, tebliğ muamelesini de bu merci yapar.
Uygulamada en sık yapılan hata, tebliği elçiliğin ya da konsolosluğun kendisinin yaptığını varsaymaktır. Madde yalnız evrakın dolaşım yolunu kurar; muhataba fiilen tebliğ, Türkiye’deki salahiyetli merci eliyle ve Tebligat Kanunu’nun kendi usul hükümlerine göre yapılır. Somut sonucu şudur: tebliğin nasıl yapıldığını gösteren kayıt temsilcilikte değil o mercide oluşur, usulsüzlüğü tartışacak vekil dosyayı orada aramak zorundadır. Tebliğ Türkiye’de ve Kanun’un kendi usulüyle yapıldığından sonucu da TK m.32 belirler: usulüne aykırı tebliğ, muhatabı tebliğe muttali olmuşsa muteber sayılır ve muhatabın beyan ettiği tarih tebliğ tarihi addolunur. Bu hüküm mevcut ama sakat bir tebliği onarır, hiç yapılmamış tebligatı geçerli kılmaz.
İkinci hata dönüş ayağını unutmaktır: evrak, tebliğden sonra tasdikli olarak aynı yollardan iade edilir; yabancı makama gidecek belge ayrı bir talebe değil bu maddenin kendi işleyişine bağlıdır. Son olarak, madde ikincildir: anlaşma hükümleri ve mütekabiliyet esasları mahfuz tutulmuştur, başka bir kanal öngören anlaşma varsa önce o işler.