MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/705 E., 2023/511 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 18.01.2022 tarihli ve 2020/1350 Esas, 2022/371 Karar sayılı BOZMA kararı
1. Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali ve tescil, tenkis davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bodrum 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen tapu iptali ve tescil talebinin kabulüne, tenkis talebinin kısmen kabulüne ilişkin karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
ASIL DAVADA
Davacı İstemi
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; mirasbırakan anneleri …’nın dava konusu 1 28… parsel sayılı taşınmazın intifa hakkını üzerinde bırakarak çıplak mülkiyetini 1/2’şer paylarla ölünceye kadar bakma akti ile erkek çocukları … … ve davalı … …’ya temlik ettiğini, bu işlemin kız çocuklarından mal kaçırma amacıyla ve muvazaalı olarak gerçekleştirildiğini; daha sonra …’nin de taşınmazdaki 1/2 payını satış yoluyla durumu bilen davalı yeğenleri … ve …’ya satış yoluyla devrettiğini, ayrıca, mirasbırakanın intifa hakkını üzerinde bırakmasına rağmen taşınmazın tasarrufunu davalılar … ve … …’ya bıraktığını, onların da taşınmazdan büyük gelir elde ettiklerini ileri sürerek tapu kaydının iptali ile miras payı oranında adlarına tesciline, mümkün olmadığı taktirde tasarrufun tenkisine; ayrıca davalılar … ve … … yönünden taşınmazdan elde ettikleri gelir nedeniyle tenkise karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı 5. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; mirasbırakanın bakıma ihtiyacının olması nedeniyle temlikte bulunduğunu, bakım borcunun yerine getirildiğini, … … tarafından yapılan satışın muvazaalı olmadığını, taşınmaz bedelinin ödendiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
BİRLEŞTİRİLEN DAVADA
Davacı İstemi
6. Davacılar vekili dava dilekçesinde; asıl dava dilekçesinde yer alan sebeplerle dava konusu 1 28… parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile miras payı oranında adlarına tesciline, mümkün olmadığı taktirde tenkisine; ayrıca, davalılar … ve … … yönünden taşınmazdan elde ettikleri gelir nedeniyle tenkise karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı: 7. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; asıl dava ile aynı doğrultuda yer alan nedenlerle davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı
8. Bodrum 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.01.2007 tarihli ve 2006/344 Esas, 2007/37 Karar sayılı kararıyla her iki dava dosyasının birleştirilmesine yargılamanın 2006/337 Esas sayılı dosya üzerinden devamına karar verilmiş, 2006/337 Esas sayılı dosya üzerinden yapılan yargılamada ise 05.02.2010 tarihli celsede birleştirilen dosyanın tefriki ile ayrı bir esasa kaydedilmesine karar verilmiş, tefrik edilen dosya Mahkemenin 2010/49 Esas sayısına kaydedilmiştir.
9. Bodrum 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 02.04.2010 tarihli ve 2010/49 Esas, 2010/172 Karar sayılı kararıyla davanın sürüncemede kalmasına neden olduğundan dosyanın tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedildiği, davacının verilen kesin sürelere rağmen bu dosyada davalı vekili tarafından itiraz edilen bedel üzerinden hesaplanan yargılama harcını tamamlamadığı gerekçesiyle dava dilekçesinin reddine karar verilmiş, davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 07.06.2012 tarihli ve 2012/2797 Esas, 2012/6752 Karar sayılı kararıyla “…davacıya çekişme konusu taşınmazda miras payına karşılık gelen değer üzerinden harcın tamamlanması için önel verilmesi, tamamlanmadığı ve davalı tarafından da davanın takip edilmediği bildirildiği takdirde işlemden kaldırılması, koşulları oluştuğunda açılmamış sayılmasına karar verilmesi, davalının davayı takibi halinde ise harcın kendisine tamamlattırılması ve masrafları karşılamasının istenmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir…” gerekçesiyle karar bozulmuş, bozmadan sonra dosya 2013/1 Esas numarasını almıştır. Davacı vekilince 04.04.2013 tarihli makbuz ile eksik harç tamamlanmış olup, Mahkemece, bu arada kararı verilen Bodrum 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/337 Esas sayılı dosyası bekletici mesele yapılmıştır.
10. Bodrum 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.12.2012 tarihli ve 2006/337 Esas, 2012/626 Karar sayılı kararıyla; temliklerin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile dava konusu 1 28… parsel sayılı taşınmazın davacının miras hissesi olan 3/12 oranında iptali ile davacı adına kayıt ve tesciline karar verilmiştir.
Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı 11. Mahkemenin yukarıda belirtilen 2006/337 Esas sayılı dosyada verilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
12. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 16.12.2014 tarihli ve 2014/10881 Esas, 2014/19655 Karar sayılı kararı ile;
“…mahkemece yapılan incelemenin ve araştırmanın yukarıda değinilen ilkeler ve olgular gözetildiğinde, hükme yeterli ve elverişli olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur. Mahkemenin de kabulünde olduğu gibi, tanık anlatımlarına ve dosya kapsamına göre, mirasbırakanın yaşı ve sağlık durumu nedeniyle bakıma ihtiyacının bulunduğu, dava konusu taşınmazın temlikinden önce ve sonra bakımının çocukları … ve … tarafından sağlandığı tartışmasızdır.
Ancak, davaya konu taşınmazın çıplak mülkiyeti 07.12.1989 tarihinde ölünceye kadar bakma akti ile temlik edildiğine göre, öncelikle 07.12.1989 tarihi itibariyle dava konusu taşınmazın çıplak mülkiyet değerinin belirlenmesi, bu tarihte mirasbırakan adına kayıtlı taşınmaz kaydının bulunup bulunmadığının araştırılması, varsa temlik edilen taşınmazın çıplak mülkiyet değerinin tüm malvarlığına oranının saptanması, makul sınırda kalıp kalmadığının buna göre değerlendirilmesi gerekirken, yanılgılı olarak dava tarihi itibariyle değerlendirme yapılarak yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.
Öte yandan, davacının, ayrıca, davaya konu taşınmazın intifa hakkının mirasbırakana ait olmasına rağmen tasarrufunu davalılar … ve …’e bıraktığını, taşınmazı bir süre kendileri işletmek daha sonrada kiraya vermek suretiyle davalılar … ve …’in yüksek miktarda gelir elde ettiklerini ileri sürerek intifa hakkı yönünden tenkis isteğinde bulunduğu hâlde, bu yönde olumlu olumsuz bir karar verilmemiş olması da isabetsizdir…” gerekçesi ile karar oy çokluğuyla bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı 13. Bodrum 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 12.09.2019 tarihli ve 2015/681 Esas, 2019/291 Karar sayılı kararıyla bozma kararına uyularak yargılamaya devam olunmuş, Mahkemenin 2013/1 Esas sayılı dosyası da 02.02.2016 tarihli ve 2013/1 Esas, 2016/55 Karar sayılı kararı ile işbu dosya ile yeniden birleştirilmiştir.
14. İlk Derece Mahkemesince bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda; bakım alacaklısı olan murisin, yaşı ve sağlık durumu dolayısıyla bakıma ihtiyacının olduğu, dava konusu taşınmazın temlikinden önce ve sonra bakımının çocukları … ve … … tarafından yapıldığının sabit olduğu, temlikin bakım ihtiyacı nedeniyle gerçekleştirildiği, mal kaçırma amacı ile hareket edilmediği ve bu hâli ile dava konusu taşınmazın çıplak mülkiyetine yönelik yapılan temlikin elde edilen bakım ve gözetim değerinden aleni bir şekilde aşırı miktarda fazla olmadığından muvazaaya dayalı tapu iptali ve tescili istemlerinin reddine karar verilmesi gerektiği, ayrıca temlik işleminin ivazlı tasarruf olduğu kanaatine varıldığından tasarrufun bu yönü ile tenkise de konu olamayacağı; ancak somut olayda her ne kadar mirasbırakan taşınmazın intifa hakkını kendisinde bıraktığından davacıların tenkis taleplerinin bu yönü ile değerlendirilmesinin gerektiği, mirasbırakanın yaptığı intifa kazandırmasının tasarruf edebileceği kısmı aşması durumunda, saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçıların intifa hakkının tenkisini talep edebilecekleri, 15.04.2019 havale tarihli bilirkişi ek raporunun hüküm kurmaya yeterli olduğu gerekçesiyle; asıl ve birleşen dosya yönünden tapu iptali ve tescil isteminin reddine, davacı …’nın tenkis isteminin intifa yönünden kısmen kabulü ile 327.750,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tapu kaydındaki mevcut hisseleri oranında davalılardan alınarak davacı …’ya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, davacı … …’nın tenkis isteminin de intifa yönünden kabulü ile 50.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tapu kaydındaki mevcut hisseleri oranında davalılardan alınarak davacı … …’ya verilmesine karar verilmiştir.
Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı
15. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
16. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
“…Getirtilen kayıt ve belgelerden; tarafların kök murisi 1911 doğumlu …’nın 25.07.2005 tarihinde öldüğü, geriye mirasçıları olarak davacı kızları … ve …, davalı oğlu … ve 18.03.2001 tarihinde ölen oğlu …’den olma dava dışı torunları …, … ve …’in kaldığı; davalılar … ve … ‘in mirasbırakanın oğlu …’nin çocukları olup, …’nin yargılama sırasında 24.09.2006 tarihinde ölümü ile tüm mirasçıları olan eşi … ile çocukları …, … ve …′in davada yeraldıkları; mirasbırakan …’nin dava konusu 1 28… parsel sayılı taşınmazın intifa hakkını üzerinde bırakarak kuru mülkiyetini 1/2’şer oranda oğulları … ve … ‘ye 07.12.1989 tarihinde ölünceye kadar bakma akti ile devrettiği, daha sonra …’nin 1/2 payını 23.01.1992 tarihinde eşit biçimde yeğenleri olan davalılar … ve …’e satış yoluyla temlik ettiği, dava tarihi itibariyle mirasbırakan adına kayıtlı başka taşınmaz bulunmadığı görülmektedir.
Yukarıda değinilen olgular keşif, bilirkişi raporları, tanık anlatımları ve bozmaya uyularak yapılan araştırma ile birlikte mirasbırakanın aile koşulları ve ilişkileri, yüksek değeri olan dava konusu taşınmazın tamamının temliki gibi hususlar değerlendirildiğinde, mirasbırakanın davaya konu taşınmazı temlikinde kendisine baktırma amacından ziyade mirastan mal kaçırma amacı ile hareket ettiği, bunun yanında, intifa-ı kendisine ait olan taşınmazı aynı amaçla davalılara kullandırarak karşılıksız kazandırma sağladığı sonuç ve kanaatine varılmaktadır.
Hal böyle olunca:
.3.1. Asıl ve birleştirilen davada tapu iptali-tescil isteğinin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile anılan isteğin reddedilmesi doğru değildir.
3.3.2. Tapu iptali-tescil isteğinin kabul edilmesi nedeniyle intifadan kaynaklanan tenkis isteği bakımından yeniden bilirkişi raporu alınması ve davacıların saklı paylarının zedelenip zedelenmediği tespit edilerek sonucuna göre hüküm kurulmalıdır.
Kabule göre de:
3.3. Birleştirilen davanın davacısı …′nin dava değeri üzerinden eksik harcı tamamladığı gözetilerek intifadan kaynaklanan tenkis isteğinin tümden kabulüne karar verilmelidir.
3.3.4. Her iki davada intifadan kaynaklanan tenkis isteği bakımından, mirasbırakanın ölümüyle intifa sona ereceğinden, hesaplama ölüm tarihine kadar olan dönem için yapılmalıdır…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı 17. Bodrum 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 12.09.2023 tarihli ve 2022/705 Esas, 2023/511 Karar sayılı kararıyla; intifadan kaynaklanan tenkis isteği bakımından bozma kararına uyulmuş, muris muvazaasına ilişkin bozma kararına karşı ise önceki karar gerekçesi genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi
18. Direnme kararı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
19. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mirasbırakanın dava konusu 1 28… parsel sayılı taşınmazın intifa hakkını üzerinde bırakarak kuru mülkiyetini 1/2’şer oranda oğulları … ve … …’ya 07.12.1989 tarihinde ölünceye kadar bakma aktiyle, daha sonra …’nin 1/2 payını 23.01.1992 tarihinde eşit biçimde yeğenleri olan davalılar … ve … …’ya satış yoluyla yaptığı temlik işlemlerinin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu iddiasının davacı tarafça ispat edilip edilemediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
20. Asıl ve birleştirilen dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tenkis ile intifadan kaynaklanan tenkis istemlerine ilişkin olup, intifadan kaynaklanan tenkis istemi bakımından bozma kararına uyulduğundan uyuşmazlık sadece muris muvazaasında toplanmaktadır.
21. Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 19. ( 818 sayılı BK md 18) maddesinin 1. fıkrası;
“Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır” şeklindedir.
22. Muvazaa kavramı, Türk Hukuk Lûgatında; ‘‘Anlaşmalı saptırma gerçek dışı durumlara gerçekmiş niteliğini kazandırma işlemi. Hukuksal bir işlem konusunda gerçek duruma aykırılıkta birleşilerek yapılan ortak açıklama (beyan) ya da ortaya konulan belgedir. Danışıklı işlem’’ şeklinde ifade edilmiştir (Türk Hukuk Kurumu, Türk Hukuk Lûgatı, Cilt I, Ankara, 2021, s. 819).
23. Muvazaa; tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmaları, şeklinde tanımlanabilir.
24. Muvazaa daha çok sözleşmenin yorumuyla ilgili olduğundan, öğreti ve uygulamada kapsamlı olarak incelenmiş ve belirli kurallara bağlanmıştır. Gerek öğretide ve gerekse uygulamada muvazaa, mutlak ve nispi muvazaa olarak iki gruba ayrılmaktadır; mutlak muvazaada taraflar herhangi bir hukuki işlem yapmayı (oluşturmayı) istemezler, yalnız görünüşte bir hukuki işlem için gerekli irade açıklamasında bulunurlar; nispi muvazaada ise taraflar gerçekten belli bir hukuki işlem yapmak isterler, ancak onu saklamak amacıyla, bir başka hukuki işlemin kurulduğu görüşünü yaratmak üzere irade açıklamasında bulunurlar.
25. Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar, görünüşteki (zahiri) işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından, ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. Muvazaada görünüşteki işlemin her türlü hukuki sonuçtan yoksun olması, tarafların ortak iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklanmaktadır.
26. Eldeki davanın konusunu oluşturan ve muris muvazaası olarak isimlendirilen muvazaa türünün ise Türk Hukukunda büyük bir yeri ve önemi vardır.
27. İlgili hukuk kısmına yer verilen TBK’nın genel hükmü dışında muris muvazaasına ilişkin bir düzenleme kanunlarımızda yer almamaktadır. Muris muvazaası kaynağını daha çok Yargıtay içtihatlarından ve bilimsel görüşlerden almakta ise de esas kaynağını Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı kararı oluşturmaktadır.
28. Anılan İçtihadı Birleştirme Kararında sonuç olarak; “Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması hâlinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu’nun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanunun 5 07… . maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağına” hükmedilmiştir.
29. 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, mirasbırakanın tapulu taşınmazlarının temliklerinde yaptığı muvazaalı işlemlere ilişkindir.
30. Muris muvazaasında, mirasbırakan ile sözleşmenin karşı tarafı, aralarında yaptıkları bağış sözleşmesini genellikle satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile gizlemektedirler. Başka bir anlatımla, mirasbırakan ile karşı taraf malın gerçekten temliki hususunda anlaşmışlardır. Görünüşteki ve gizlenen sözleşmelerin her ikisinde de samimi olarak temlik istenmektedir. Ne var ki, görünüşteki satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesinin vasfı (niteliği) muvazaalı sözleşme ile değiştirilmekte, ayrıca gizli bir bağış sözleşmesi düzenlenmektedir. Görünüşteki sözleşmenin vasfı (niteliği) tamamen değiştirildiğinden, muris muvazaası aynı zamanda tam muvazaa özelliği de taşınmaktadır.
31. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi ise TBK’nın 611. (BK’nın 511.) maddesinde düzenlenmiş ve bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir mal varlığını veya bazı mal varlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği sözleşme şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere ölünceye kadar bakma sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir sözleşmedir. Diğer bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusu da almış olduğu malların değerine ve bakım alacaklısının daha önce sahip olduğu sosyal durumuna göre hakkaniyetin gerektirdiği edimleri, bakım alacaklısına ifa etmekle yükümlüdür. Bakım borçlusu, bakım alacaklısına özellikle uygun gıda ve konut sağlamak, hastalığında gerekli özenle bakmak ve onu tedavi ettirmek zorundadır.
32. Diğer yandan ölünceye kadar bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz.
33. Ne var ki, muris muvazaasını öteki nispi muvazaalardan ayıran unsur mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla yapılmasıdır. Daha açık anlatımla, 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği üzere bu muvazaa türünde mirasbırakan, mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapuda kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu memuru önünde iradesini satış veya ölünceye kadar bakma akdi şeklinde açıklamaktadır. Bu nedenle bu tür uyuşmazlıkların çözümünde bakım borçlusuna yapılan temlikin gerçek yönünün, bir başka anlatımla mirasbırakanın gerçek irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılması önemlidir. Bunun için de mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul nedeninin bulunup bulunmadığı, bakım borçlusu ve diğer mirasçılarla ilişkileri, murisin yaşı, sağlık durumu, temlik edilen malın tüm mamelekine oranı gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
34. Muris muvazaasına dayalı bir davanın kabul ile sonuçlanabilmesi için mirasbırakanın muvazaalı işlemi yaparken gerçek irade ve amacı mirasçılarından mal kaçırmak olmalıdır. Murisin mirasçılarından mal kaçırma amacının bulunmaması hâlinde 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararını uygulama olanağı bulunmamaktadır.
35. Bu tür davalarda ispat yükü ise muvazaanın varlığını iddia eden tarafa aittir. Gerek 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesindeki “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmü ve gerekse 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190/1. maddesindeki “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir” hükmü uyarınca, mirasbırakanın yaptığı temlikteki gerçek irade ve amacının mirasçıdan mal kaçırmak olduğunu, bu hususu ileri süren davacı taraf kanıtlamalıdır.
36. Dava açan mirasçılar, mirasbırakan ile davalı arasındaki sözleşmenin dışında olduklarından üçüncü kişi konumundadırlar. Bu nedenle iddialarını tanık dâhil olmak üzere her türlü delille kanıtlamaları mümkündür. Kanunen kendilerine intikal etmesi gereken miras haklarına, mirasbırakan tarafından muvazaalı olarak yapılan sözleşme ile engel olunduğundan bu sözleşmenin muvazaalı olduğunu ileri sürerek iptalini istemekte hukuki yararlarının bulunduğu açıktır.
37. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; tarafların kök murisi 1911 doğumlu … 25.07.2005 tarihinde ölmüş, mirasçı olarak geriye (yargılama sırasında ölen) davacı kızları …, … … (…), (yargılama sırasında ölen) davalı oğlu … … ile murisin kendisinden önce 18.03.2001 tarihinde ölen oğlu … …’nın çocukları dava dışı … …, … … (…) ile … … kalmıştır. Davalılar … ve … … ise mirasbırakanın oğlu … …’nın çocukları olup, … …’nın yargılama sırasında ölümü ile diğer tüm mirasçıları davada yer almıştır.
38. Celbedilen kayıtlardan mirasbırakan …’nın dava konusu 1 28… parsel sayılı taşınmazın intifa hakkını üzerinde bırakarak kuru mülkiyetini 1/2’şer payla oğulları … ve … …’ya 07.12.1989 tarihinde ölünceye kadar bakma akti ile devrettiği, daha sonra … …’nın da 1/2 payını 23.01.1992 tarihinde eşit biçimde yeğenleri olan davalılar … ve … …’ya satış yoluyla temlik ettiği, dava tarihi itibariyle mirasbırakan adına kayıtlı başka taşınmaz bulunmadığı sabittir.
39. Yine … …’nın çocukları olan dava dışı … …, … … (…) ile … …’nın 31.03.2004 tarihinde …, … ve …’ya yönelik olarak mirasbırakan (babaları) … …’nın annelerinden boşandığı, bu nedenle kendileri ile de ilişkisinin iyi olmadığı, davaya konu 1 28… parsel sayılı taşınmazın 1/2 payını mirasbırakanları …’nin annesinden ölünceye kadar bakma akti karşılığında edindiği, ancak 23.01.1992 tarihinde annesi ile birlikte hareket ederek taşınmazdaki payını kardeşinin çocukları olan davalı yeğenlerine 1/2’şer paylarla ve satış suretiyle temlik ettiği, muris tarafından yapılan işlemin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu iddiasıyla miras payları oranında tapu iptali ve tescil isteklerinde bulundukları, birleştirilerek görülen bu davada Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.06.2012 tarihli ve 2004/252 Esas, 2012/657 Karar sayılı kararı ile; davacıların babaanneleri sağ iken açtıkları davada aktif husumetleri olmadığı gibi murisleri … lehine yapılan işlemlerin muvazaalı olduğunu ileri sürmekte hukuki yararlarının da bulunmadığı, davacılar murisinin yaptığı satış işleminin de mirasçı davacılardan mal kaçırmak amacıyla yapıldığının ispatlanamadığı gibi satışın gerçek satış olduğu yönünde tam bir kanaat oluştuğu gerekçesiyle asıl ve birleştirilen davanın reddine karar verildiği, davacılar vekilince temyiz edilen bu kararın Yargıtay 1. Hukuk Dairesince onandığı, dosyanın karar düzeltme talebinin reddine karar verilmek suretiyle kesinleştiği görülmüştür.
40. Aşamalarda açıklandığı üzere, ivazlı sözleşme türlerinden olan ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesinin muvazaalı olduğu ileri sürüldüğünde aslolan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanması olduğundan, dosya kapsamından temlik işleminde bakım alacaklısının iradesinin bakıp gözetilme koşulunu değil de mirasçıdan mal kaçırma gibi başka başka bir amacı gerçekleştirmeye yönelik olduğu ispat edilirse aktin ivazlı olduğundan söz edilemeyeceğinden akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır ve dolayısıyla bu durumda Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı olayda uygulama yeri bulur.
41. Mirasbırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi içinde, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutularak akitteki gerçek iradesinin belirlenmesi gerekmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki, tarafları farklı olan Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen ve ispatlanamadığından reddine karar verilen davanın bu dava için HMK’nın 303. maddesi anlamında kesin hüküm oluşturmayacağı açık olup, bu hususta Özel Daire ile Mahkeme arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
42. Eldeki davada mirasbırakan … ile oğulları … ve …’nin ölünceye kadar aynı evde kaldıkları, murisin ölmeden önceki son zamanlarında yatalak kaldığı ve tekerlikli sandalye ile yaşamını idame ettirebildiği, bakım ihtiyaçlarının birlikte yaşadığı çocukları tarafından karşılandığı anlaşılmaktadır. Sözleşmeye konu taşınmaz murisin tek malvarlığı olup hükme esas alınan bilirkişi raporlarına göre dava konusu Muğla ili, Bodrum ilçesi, … mahallesi 1 28… parselde (yeni 7 50… parsel) bulunan 172.10 m² yüzölçümlü 3 katlı kargir bina niteliğindeki taşınmazın dava ve devir tarihlerindeki tam mülkiyet ve çıplak mülkiyet değerleri göz önüne alındığında oldukça değerli olduğu anlaşılmaktadır. Yapılan keşif, alınan bilirkişi raporları, tanık anlatımları, bozmaya uyularak yapılan araştırma ile birlikte mirasbırakanın aile koşulları ve ilişkileri, yüksek değeri olan dava konusu taşınmazın tamamının temliki gibi hususlar değerlendirildiğinde, mirasbırakanın bakım ihtiyacını çok değerli olan tüm mal varlığını devretmeden karşılayabileceği, temlik edilen taşınmazın çıplak mülkiyet değeri tüm mal varlığına oranlandığında makul sınırın büyük ölçüde aşıldığı, temlikte bakım amacından ziyade bağış iradesinin üstün tutulduğu ve temlikin kız çocuklar olan davacılardan mal kaçırma iradesiyle yapıldığı, sonradan …’nin hissesi yeğenleri olan davalılar tarafından alınmış olsa da bu işlemin başlangıçtaki hukuki olguyu değiştirmeyeceği, dolayısıyla mirasçılardan …’ye ait yerin daha sonra diğer davalılar tarafından satın alınmasının davacının miras hakkını bertaraf etmeyeceği gibi muvazaa olgusunu da ortadan kaldırmayacağı, diğer mirasçıların da tapuya … ilkesine dayanamayacakları, davacıların iddialarını ispatladıkları ve dolayısıyla mahkemece asıl ve birleştirilen davada davacıların tapu iptali ve tescil isteklerinin kabulüne karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
43. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
44. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
45. Ne var ki direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık muris muvazaasına ilişkin olup mahkemece tapu iptali ve tescil isteklerinin kabulüne karar verilmesi gerektiği yönünden direnme, diğer yönlerden bozma kararına uyulmasına karar verilerek hüküm kurulmuş olduğundan uyulan ve direnme kapsamı dışında kalan hususlara yönelik temyiz itirazlarının Özel Dairece incelenmesi gerektiğinden, açıklanan yönlere ilişkin inceleme yapılması için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
IV. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacılar vekilinin itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine,
Taraf vekillerinin uyulan kısım yönünden kurulan hüküm ile direnme kararı kapsamı dışında kalan hususlara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Yargıtay 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
10.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe